MyStoryBölüm 5 / 5

Bölüm 5 / 5

MAHKEME

Evlilik haberini annem beklediğimden de büyük bir sevinçle karşıladı. Sanki evlenecek olan ben değil de kendisiydi.

Hatta sevgilisi bundan hoşnut olmayıp;

"Doğa daha küçük değil mi evlenmek için?" diye sordu.

Annem ilk kez onu sert bir bakışla susturdu.

"Sen karışma."

Bunu benim için söylemediğini biliyordum. Beni korumak için hiç söylemedi. Aklındaki tek şey, Demir' le birlikte hayatımıza gireceğini düşündüğü servetti.

"Ailesinin bütün serveti Demir'e kaldı." dedi bana. "Çok şanslısın."

Şans... İnsan istenmediği bir evliliğe sürüklenirken buna şans diyen tek kişi annem olabilirdi. Kimse bana dönüp, "Bu adam seni gerçekten istiyor mu?" diye sormadı. Çünkü kimsenin umurunda değildi. Evde günlerce aynı konu konuşuldu. Demir 'in ne kadar parası olduğu... Evlendikten sonra ondan neler istenebileceği... Annem daha düğün bile olmadan harcayacağı paraların hesabını yapıyordu. Ama ortada tek bir sorun vardı. Demir ortalarda yoktu. Mahkeme sonuçlanmadan evlenmeye yanaşmıyordu.

Annemin sevgilisi ilk tadıma bakan olmak istediği için bu evlilikten önceleri memnun olmasa da sonra para konusu onu da cezbetti.

O gün yaşananların gerçeğini ise daha sonra öğrendim. Tetiği çeken kişi aslında Demir' di. Abim onun yanındaydı. Karşı taraftan birileri silahını çekince abim de ateş etmişti. Bu yüzden ikisinin de ellerinde barut izi vardı. Normal şartlarda bu olay hiç mahkemeye bile taşınmazdı. Polise ulaşmadan kapatılırdı. Ama o gece şanssızdılar. Mekândan birlikte çıkarken onları gören tanıklar vardı. İşte bütün plan bu yüzden kurulmuştu. Demir 'in ceza almaması karşılığında... Abim suçu üstlenecekti. Demir de bunun karşılığında benimle evlenecekti. Bu yüzden mahkeme kesinleşmeden nikâh masasına oturmayı kabul etmiyordu. Son anda fikir değiştirip sözünden dönebileceğini düşünüyordu. Ona güvenmiyordu. Bende olsam güvenmezdim. Biz evlendikten sonra Demir' i hapse gönderse paranın yönetimi bende kalırdı. Abim bunu yapabilecek biriydi.

Aslında Demir' in düşündükleri de anlaşılmaz değildi. O yıllarda bugünkü kadar güçlü değildi. Ailesi bir gecede katledildikten sonra aylarca gözlerden uzak yaşamak zorunda kalmıştı. Babasının kurduğu düzen çökmüş... Yılların gücü tek gecede dağılmıştı. Ortaya çıkması, kendini hedef haline getirmek demekti. Bu yüzden önce saklandı.

Sonra sessizce yeniden güç toplamaya başladı. Amacı belliydi. Ailesinin intikamını almak... Ve babasının yıkılan imparatorluğunu yeniden kurmak. Ama henüz yolun başındaydı. Dokunulmaz değildi. İşte abim de bunu kullanmıştı. Eğer mahkemede tetiği çekenin Demir olduğunu söyleseydi, Demir yıllarca hapse girecekti. Belki de hiç çıkamayacaktı. Çünkü onu içeride yaşatmazlardı. Babasını öldüren insanlar, oğlunun günün birinde karşılarına daha güçlü çıkmasına asla izin vermezdi.

Demir 'in özgürlüğü... Benim evliliğim karşılığında satın alınmıştı.

...

Mahkeme tam iki ay sonra görüldü. Abim suçunu baştan kabul ettiği için duruşmalar uzun sürmedi. Karar açıklandığında salonda derin bir sessizlik oldu. On yıl hapis cezası.

Kendini savunmak amacıyla ateş ettiğine hükmedildiği için cezası daha da ağır olmadı. İyi hal indirimi, şartlı tahliye ya da ileride çıkabilecek bir af... Daha erken çıkma ihtimali vardı.

Kararı duyduğumda dönüp ilk anneme baktım. Gülümsüyordu. Kendi oğlunun, üstelik işlemediği bir cinayet yüzünden on yıl hapse gönderildiği gün gülümseyebilen başka bir anne var mıdır, bilmiyorum. Ama benim annem gülümsüyordu. Çünkü onun için mahkemenin sonucu değil... Mahkemeden sonra olacaklar önemliydi.

O gün abimin son görüşmede neden bana durmadan aynı cümleyi söylediğini de daha iyi anladım.

"Elini çabuk tut. Hemen çocuk doğur."

İlk duyduğumda bunu sadece saçma bir istek sanmıştım. Değilmiş. Benim anneliğim bile onun kurduğu planın bir parçasıydı. Abim hiçbir zaman iyi bir abi olmadı. İyi bir dost da değildi. Her şeyi çıkar üzerinden hesaplayan biriydi. Bir erkek çocuk... Karahanlı soyunun yeni varisi demekti.

Demir, babasının yıkılan imparatorluğunu yeniden kuracaktı. Abim de tam olarak bunu istiyordu. Çünkü yıllar sonra dışarı çıktığında, eğer Demir' in başına bir şey gelirse... Varis henüz çocuk olacaktı. Ben ise bu dünyanın nasıl işlediğini bilmeyecektim. İşte o zaman yönetimi ele geçirebileceğini düşünüyordu. Bu planı bana hiç anlatmamıştı. Ama parçaları birleştirince başka bir ihtimal kalmıyordu. Demir' in de bunu tahmin etmediğini sanmıyordum. O, insanlara güvenerek bu kadar uzun süre hayatta kalabilecek biri değildi.

Mahkeme biter bitmez annem, Demir' i eve çağırdı.

Nişanı... Düğünü konuşmak istiyordu.

Demir, her zamanki gibi ifadesiz bir yüzle dinledi. Sonra kısa ve net konuştu.

"Nişana da düğüne de gerek yok."

Sesinde en ufak bir tereddüt yoktu.

"Sadece nikah yaparız."

Bir an durdu.

"Zaten düşmanım çok. Kimseye hedef olmak gibi bir niyetim yok."

Annem, beklediğim gibi hiç itiraz etmedi. Gösterişli bir düğünden vazgeçmek zorunda kalmasına rağmen bunu bile sorun etmedi. Çünkü onun gözünde önemli olan düğün değildi. O evliliğin sağlayacağı paraydı. Ben ise odadaydım. Konuşulan kişi bendim. Hayatı planlanan bendim. Ama yine de kimse dönüp bana tek bir soru sormadı. İsteyip istemediğimi... Hazır olup olmadığımı... Hiç kimse merak etmedi. Çünkü o evde benim fikrim hiçbir zaman karar sayılmamıştı.

Uygulamada reklamsız oku