MyStoryBölüm 2 / 5

Bölüm 2 / 5

EVE DÖNEN ASKER

Sabahın ilk ışıklarıyla kurduğumuz o bereketli sofrada babamla anamın yüzündeki huzuru izlemek bile içimi ısıtmaya yetmişti. Çaylar içilip babam ahırdaki işlerin başına döndüğünde, anamla ikimize kollarımızı sıvamak kaldı. Ağabeyim akşama doğru gelecekti otobüsü ancak o zaman köyün sapğına varırdı. Zaman geçmek bilmiordu ama durmaya da niyetimiz yoktu.

İlk iş yatakları toparlamaya giriştim. Yorganları katlayıp yüklüğe tıkıştırmaya çalışırken ayağım yere seren kilimin kenarına takıldı. "Aman!" demeye kalmadan kucağımdaki kocaman yün yastıkla birlikte pat diye tahtaların üzerine serildim. Yastık yüzüme patlayıp burnuma yün kokusu dolunca anam kapının aralığından başını uzattı.

"Kız Mihra! Yine neyi devirdin nazarımın boncuğu?"

Yerden doğrulup saçımı başımı düzelttim, kendi sakarlığıma gülmeden edemedim. "Yok bir şey ana! Yastıkla helalleşiyorduk, birden fazla samimi olduk!"

Anam cık cık ederek başını salladı ama gözlerinin içi güldü. "Ula senin bu sakarlığın ne olacak bilmem ki... Ağabeyin gelince de böyle ayağının üstüne düşme vallahi dilinden kurtulamazsın çapmışın nesin gızım gı düşüp duruyon.." Anamın söylediğine gülmeden edemedim " Nebilim ana ya çocukken kalça çıkıklığı neyimmi vardı bakmadınızmı gız bana diye bir espiri patlattım" ama espiriden çok boş laf oldu herhalde ki anam gözlerini devirip gitti. Bende ayağımın sızısına aldırmadan işime baktım.. Yatakları toplayıp avluya çıktım. Çalı süpürgesini alıp taşları bir güzel süpürdüm. Sıra sütsüz kalan bızdık kuzumuza gelmişti. Biberona ılık sütü doldurup kasaya yanaştım. Kuzu beni görünce cik cik sesler çıkarıp neşeyle zıplamaya başladı. Biberonun ucunu yakaladığı gibi öyle bir hırsla emmeye başladı ki kuyruğu pervane gibi dönüyordu.

"Yavaş ol be mübarek, sanki kış ortasında aç kaldın!" diye takıldım ona. Anam yanıma oturup kuzunun sırtını okşadı. Birlikte gülüştük, ağabeyimin çocukken yaptığı şakaları, askerlikte çekilen hasreti konuşup içimizi döktük. Anamın o şefkatli sesi, içimdeki kıpırtıları iyice güzelleştiriyordu.

Öğlene doğru anama "Ben bahçeden akşam yemeği için birkaç bir şey toplayayım," deyip sepete sarıldım. Bizim tarlanın yokuşunu tırmanırken gözüm domateslerdeydi. Kıpkırmızı, mis kokulu domatesleri, taze biberleri sepete doldurdum. Tam bir çilek çalısının yanından geçerken "Aman şunlardan da birkaç tane alayım" diye uzandım ki, ayağım çalıya takıldı. Sepet bir tarafa, ben bir tarafa! Toprağın üstüne kapaklandığımda üzerim başım çamur oldu.

"Aferin Mihra," dedim kendi kendime içimden. "Dağ gibi kızı bir çilek çalısı devirdi ya, helal olsun sana. Kesin ağabeyim gelse bu hâlimi görse 'Kız seni askere ben yollasaydım daha çok işe yarardın' diye dalga geçerdi." " Allahtan biri görmüyorduda bi kendime rezil oluyordum vallahi götüm başım morardı artık ya insan düşmekten yorulurmu ben yoruldum arkadaş.."

Toparlanıp üstümü silkeledim, dökülenleri toplayıp eve döndüm. Üstümü değiştirip akşam yemeği hazırlığına giriştiğimizde vakit artık daralmıştı. Güneş dağların arkasında kızıllığını bırakırken köyün tozlu yolundan bir otobüsün klakson sesi yükseldi.

Sürahideki suyu masaya koyduğum gibi koşarak avluya çıktım. Babam çoktan kapıya varmıştı. Ve işte oradaydı Mahir Ağabeyim!

Sırtında askeri çantası, yüzünde o çok özlediğim gülüşüyle kapıdan içeri girdi. Anam bir çığlık atıp boynuna sarıldı, babam gözyaşlarını saklamaya çalışarak sırtını tapışladı. Sıra bana geldiğinde ağabeyim beni kucakladığı gibi havada döndürdü.

"Kız Mihra! Hiç değişmemişsin, hâlâ boyun kısacıkya!" dedi boynuma sarılarak. Geldiği ilk dakikadan bulaşmasa olmazdı zaten hiçmi gelmeseydi acaba kendi ayağımamı sıkmıştım ki yok yav şaka şaka canım abim benim..

"Aşk olsun abi, boyum uzadı bir kere!" diye karşılık verdim, gözlerimden sevinç yaşları süzülürken.

O akşam soframız bayram yeri gibiydi. Tandır ekmeğinin sıcaklığı, çorbanın dumanı ve ağabeyimin askerlik anıları taş duvarları şenlendirdi. Ağabeyim laf arasında arkadaş grubundan bahsetmeye başladı.

"Bir Miran vardı orada," dedi çayından bir yudum alırken. "Miran Ateşoğlu. Şehirli, durumu vaktinde bir uşak ama hiç kibiri yoktu. Askerde can yoldaşım oldu benim. Kaç kere birbirimizin sırtını kolladık. Şimdi Mardin’de, şehirde yaşıyor. Galerisi falan var, köklü bir ailenin oğlu."

Anam gözleri parlayarak araya girdi "E oğlum, madem o kadar ekmeğini yediniz, can yoldaşın oldu. Bir gün davet et de gelsin köyümüze! Bir sıcak çorbamızı içsin, misafirimiz olsun. Hak geçer sonra."

Ağabeyim gülümsedi. "Söyledim zaten ana. 'Yolun düşerse değil, düşmese de gel' dedim. Gelecek inşallah, bir ara ziyaret ederiz dedi."

Ağabeyimin dediklerini dinlerken içimden, "Şehirli zengin adamın bu tozlu köyde ne işi olur ki?" diye geçirdim kendi kendime. İşi gücü yok bizim boklu köyemi gelecekti.. Abimin esnemesiyle anam yatakları yaptırmıştı vallahi bende yorulmuşumtum bulaşığı mutfağa fırlattığım gibi yatağa koştum hiç uğraşamayacaktım şimdi sabah yıkardım...

Uygulamada reklamsız oku