MyStoryBölüm 4 / 5

Bölüm 4 / 5

AYNI ÇATI ALTINDA

Akşam güneş dağların ardında turuncu bir alev gibi erirken, bizim avluya çöküveren o tatlı serinlik bile içimdeki harareti söndürmeye yetmiyordu. Anamla birlikte mutfakta tam bir seferberlik ilan etmiştik. Tandırda pişen katmerler, dumanı tüten ezogelin çorbası, güveçte pişen taze fasulye... Masayı donatırken elime ne alsam titriyordu.

"Kız Mihra! Nereye daldın yine?" dedi anam, tahta kaşıkla tencereyi karıştırırken. "Zeytinyağlıyı götür sofraya. Ama dikkat et, gözünü seveyim adamın kucağına dökme fasulyeyi! Zaten gündüz adamı fistanınla avladın!"

"Aşk olsun ana ya!" diye mırıldandım yanaklarım alev alev yanarak. "Bilinçli mi yaptım sanki? Taş basamak bana kumpas kurdu diyorum sana!"

Tahta tepsiyi sıkı sıkı kavrayıp çardağa doğru adımladım. Babam, ağabeyim ve Miran çardaktaki tahta sedirde oturmuş sohbet ediyorlardı. Miran üzerindeki o şık gömleği değiştirmiş, siyah bir tişört giymişti ama o 'ben buraya ait değilim' diyen karizmasından hiçbir şey kaybetmemişti. Beni görünce konuşmasını yarıda kesip gözlerini üzerime dikti.

Tepsiyi masaya bırakırken bakışlarını üzerimde hissettikçe ayaklarım birbirine dolanmasın diye dua ediyordum. Aferin Mihra, dedim içimden. Düz yolda yürümeyi becer de şu adama bir kere daha şov yapma.

"Eee Miran oğlum," dedi babam, çorbayı kasesine koyarken. "Bizim Mahir dedi ki şehirde galerilerin, işlerin varmış. Köye yatırım yapacağım dersin, bizim buralarda araba tarladan çok, senin ne işi olur köy yerinde?"

Miran ayran bardağını elinde hafifçe çevirdi. Koyu renk gözleri bir an bana, sonra ağabeyime kaydı. Yüzünde son derece ciddi, ikna edici bir ifade belirdi.

"Salih amca," dedi tok sesiyle. "Şehir artık beni sıkıyor. Kasabayla köyün tam birleştiği o ana yol üstünde büyük bir oto galeri ve yedek parça plaza projem var. Buralar gelişiyor, yakında çevre yolu da buradan geçecek. Yani anlayacağın, ticaretin kalbini buraya taşımak istiyorum."

Ağabeyimin gözleri parladı. "Vay be... Valla kardeşim müthiş fikir! O yol üstündeki arazi hareketlenirse buraların çehresi değişir."

Miran hafifçe gülümsedi. "Yalnız yapamam Mahir. Bana buraları bilen, güvendiğim, gözüm kapalı işi teslim edeceğim bir ortak, bir sağ kol lazım. Şehirdeki işleri yürütürken buradaki galerinin başında duracak biri..."

O an soframıza derin bir sessizlik çöktü. Ağabeyim çatalını elinden bırakıp Miran’a baktı. Dört gündür çaresizce kapı kapı gezip iş arayan ağabeyimin yüzündeki o umut ışığı, karanlıkta yakılan bir meşale gibi büyüdü.

"Miran... Sen ciddi misin?" dedi sesi titreyerek.

"Hiç olmadığım kadar ciddiyim," dedi Miran, bakışlarını ağabeyimin üzerinden çekip çay bardağını toplayan bana kaydırarak. "Benim patrona değil, kardeşe ihtiyacım var. Ne dersin, birlikte kuralım mı şu galeriyi?"

Ağabeyim öyle bir heyecanla doğruldu ki masadan, neredeyse çay bardağını devirecekti. Babamın gözleri gururla doldu, anam elini göğsüne bastırıp "Bin şükür Allah'ım..." diye mırıldandı.

Ben ise elimde boş çay tepsisiyle öylece kalakalmış, Miran'a bakıyordum. İç sesim yine durur mu, başladı kudurmaya Kız Mihra! Adama bak hele... İş bahanesiyle geldi bizim ağabeyi kaptı! Yatırım diyor, galeri diyor da o gözler niye sana kayıp duruyor bre mübarek? Şehirli züppe dedik, adam resmen piyango gibi düştü bizim avluya!

Miran masanın altından derin bir nefes alıp çayından bir yudum daha içti. Bakışlarımız tam o an kesişti. Dudaklarının kenarında yine o tek taraflı, gizemli gülümseme vardı. Ağabeyime iş veriyordu evet, ama o bakışlar bana bambaşka bir şey söylüyordu..

Artık sürekli gözünün önünde olacağım küçük sakar...

Yanaklarımın yandığını hissedip alelacele boşları toplayıp mutfağa kaçtım.

Sofra kaldırıldıktan sonra ortalığı bir güzel topladım. Bulaşıkları yıkayıp tezgâhı sildim, avludaki masayı toparladım. Anamın "Mihra kızım, misafirin odasını hazır et," demesiyle içeri geçip yüklükten en temiz yün yorganları, lavanta kokan mis gibi çarşafları çıkardım. Evin ön tarafına bakan küçük ama ferah misafir odasının yatağını serdim, yastığı kabarttım.

Her şey hazır olunca içeriye, sohbet eden erkeklerin yanına döndüm.

"Miran Bey... Yani Miran," dedim sesimi toparlamaya çalışarak. "Odanız hazır, ne zaman isterseniz dinlenebilirsiniz."

Miran oturduğu yerden kalktı. "Sağ olasın Mihra," dedi o tok sesiyle.

Öne düşüp ona odasını göstermek için koridorda yürümeye başladım. Kapının önüne geldiğimizde durup içeriyi işaret ettim. "Burası odanız. Bir ihtiyacınız olursa..."

Lafımı tam bitirip kapıdan dışarı adımı atacaktım ki, o beklenen mucize gerçekleşti! Sağ ayağımın başparmağı kapının tahta pervazına öyle şiddetle küt diye çarptı ki, kemiğimin sesi koridorda yankılandı sanki.

"Ahhh!" diye inledim acıyla.

Gözlerimden anında iki damla yaş fırlayacak gibi oldu. Bağırmamak için dudaklarımı birbirine kenetledim, dişlerimi sıktım. Yüzüm acıdan büzüşürken kendimi tutmaya çalışarak hafiften sektire sektire koridorda uzaklaşmaya başladım. İçimden sövme seanslarım hemen devreye girdi..

Allah belanı versin senin tahta pervaz! Yıllardır buradasın, tuttun yine tam adamın önünde ayağımı buldun! Ula pervaz gibi geldin ömrüme kuruldun ya, senin de tahtana tüküreyim ben... Dişini sık Mihra, sektirme fazla, adama rezilliğin binincisini yaşatma!

Kendi kendime sessiz sessiz söylenip ayağımı sürüye sürüye odama doğru ilerlerken, Miran arkamda kapı eşiğinde dikilmiş kalmıştı.

Giden o ufak tefek, hafifçe sekerek kendine söven kızı izlerken bıyık altından hafifçe gülümsedi. Adama gene rezil olduğumla kalmıştım iyimi..

Uygulamada reklamsız oku