Bölüm 2 / 11
Sessiz Bir Tehdit
Onun silueti karanlıkta bir adım öne geldi; arkanı dönmek artık kolay değildi. Çantanın kayışı omzunda sıkıştı, ayak tabanların zemini yokladı. Toplantı salonunun kapısı arkasında duruyordu, gölgesi masanın kenarında çizgi gibi uzanıyordu.
"Çantayı bırak," dedi, sesinde emirle örülmüş bir nezaket. İçinden bin türlü mantıklı cümle geçti, hangisini seçsen ölüm ya da ihanet kelimesine yaklaşacaktı. Bıçağın sapını hâlâ peçeteyle ovalıyordu; kan kurumuştu ama hareketleri dikkatli ve hesaplıydı.
"Ne yapıyorsun?" diye sordun. Sesin odada yankılandı; korunmuyordun, sadece gerçeklik bildiriliyordu. Gözleri seni taradı, sonra yüzünde anlaşma teklifinin ilk cümlesi gibi bir ifade belirdi.
"Seninle konuşacağım. Kısa ve net. Önce bir isim söyleme. Sonra kimseye gitme." Toplantı masasının üzerindeki telefonu işaret etti. Unutulmuş telefonun ekranı hafifçe parlıyordu, seninki cebinde titriyordu.
Polisi aramak, binadan kaçmak, bağırmak—her seçenek planları çökertiyordu. Mert'in yüzü hızla geçti aklından; onun ne yapacağını düşündün ama o düşünce seni görünür kılıyordu.
"Neden beni seçtin?" Soru basitti ama çok şey saklıyordu. O durdu, gözleri masadaki cesede kaydı, parmak ucu kenara değdi. Telefon aniden çaldı, sonra sustu.
"Çünkü gördün," dedi kısa. "Bunu bilen biri olamaz. Bildiğin an risk olursun. Anladın mı?" Ağzının kenarı kıvrıldı, gülümsemesi isteksiz bir ödündü.
Elini çantana soktun, telefonuna dokundun sonra çekildin. Kapı arkanda duruyordu; açık olsa bile koridor karanlıktı. Onun varlığı ofisin ışıklarını kesmiş gibiydi.
Tam o anda O adını söylemek istedin, ama kısık bir panikle sustun. O başını hafifçe kaldırdı. "Bunu kimseye söylemezsen, sustuğunda her şey kolay olur," dedi. "Bir kelime söylersen önce seni yakarlar, sonra beni." Bir an yüzündeki sert çizgiler gevşedi, sonra tekrar katılaştı.
Koridorun köşesinden telefonun titreşimi yankılandı. Odanın dış kapısı hafifçe vuruldu; bir gölge koridora sapladı ve telefonun sesi kesildi. Senin elin hâlâ çantanın fermuarındaydı.
Kapı kenarında bir el belirdi, sessiz ama belirgindi. O kulağına eğildi, sesi neredeyse fısıldadı: "Eğer konuşursan önce seni yakarlar, sonra beni."