Bölüm 3 / 10
Oyunun Kuralları
Penthouse, bir evden çok bir kasaya benziyordu. Camlar zeminden tavana uzanıyor, şehir ayaklarının altında bir mücevher tepsisi gibi yanıyordu, ama hiçbir pencere açılmıyordu. Defne bunu ilk gece fark etti. Hava, birinin izin verdiği kadar giriyordu içeri.
Karan, mutfak adasının üstüne küçük bir kadife kutu bıraktı. "Kuralları bir kez söyleyeceğim."
"Dinliyorum."
"Bir. Beni asla adımla çağırmayacaksınız, başkalarının önünde 'Karan' diyeceksiniz, ama burada, kapılar kapalıyken, ne derseniz deyin." Kutuyu açtı. İçinde bir yüzük vardı, tek taş, soğuk ışıkta bile kor gibi yanan. "İki. Bunu hiç çıkarmayacaksınız. Banyoda bile."
Defne yüzüğe baktı, almadı. "Üç?"
"Üç." Karan kutuyu ona doğru itti. "Bana yalan söylemeyeceksiniz. Herkese söyleyin, basına, aileme, aynaya. Ama bana değil. Yalanı kokusundan tanırım, Bayan Yılmaz, ve affetmem."
"İlginç," dedi Defne, yüzüğü sonunda alıp parmağına geçirirken. Tam oturdu, sanki ölçüsü çoktan alınmıştı, ve bu düşünce ürkütücüydü. "Çünkü tüm bu nişan bir yalan. Siz yalanın kralısınız."
"Tam da bu yüzden." Karan yaklaştı. Çok yaklaştı. Defne geri çekilmedi, gururu buna izin vermezdi, ama nabzı bileğinde çarpmaya başladı. "Çünkü bir yalanı en iyi, başka bir yalancı görür."
Aralarındaki mesafe bir karıştan azdı. Defne onun tıraş losyonunu, altında daha karanlık bir şeyi, sıcak teni kokladı. Adamın gözleri bir an dudaklarına indi, sonra geri çıktı.
"Korktunuz mu?" diye sordu Karan, alçak sesle.
"Hayır." Yalandı, ve ikisi de biliyordu, ama bu sefer Karan bir şey demedi. Belki de kural sadece kelimelere işliyordu, beden hiç sayılmıyordu.
"Güzel." Geri çekildi, ve oda yeniden nefes aldı. "Yarın akşam holdingin yıldönümü yemeği var. Beş yüz kişi. Hepsi sizi süzecek. Âşık görüneceksiniz."
"Âşık nasıl görünür?"
Karan ceketini koltuğa attı, kravatını gevşetti. İlk kez biraz daha az bir heykel, biraz daha çok bir insan gibi göründü. "Bilmiyorsunuz, değil mi?"
Defne cevap vermedi. Çünkü bilmiyordu, ve bunu bu adama itiraf etmek, attığı tüm imzalardan daha tehlikeli geliyordu.
"O zaman yarın öğreniriz," dedi Karan, yatak odasına yürürken. Kapıda durdu. "İyi geceler, Bayan Yılmaz. Yüzüğü çıkarmayın."
Kapı kapandı. Defne yalnız kaldı, parmağındaki yabancı ağırlıkla, açılmayan camların ardındaki şehirle. Yüzüğü ışığa tuttu. İçinde, taşın derininde, kendi yüzünü gördü: küçük, çarpık, tutsak.
Ve nedense, o görüntü ona hiç de korkunç gelmedi. İşte asıl korkutucu olan buydu.