Bölüm 2 / 13
☘️2. BÖLÜM -DENGE MUHAFIZI VE DÖRT YARATIKTAN OLUŞAN EKİBİ ☘️ (5 BÖLÜM 1 ARADA)
☘️6.BÖLÜM☘️RUHLAR ARAMIZDA MI? BİR GİZEMİN PERDESİ
☘️ İNSAN DÜŞERKEN TUTACAK DOST EL ARAR. ONU BEKLEYENSE SIRTINDAN İTENLER OLUR. ☘️
Evinde geçirdiği ilk gece beklentisinin aksine onda korku krizine neden olmuştu. Gördüğü rüya ve akabinde evde duyduğu çıtırtılar, battaniyesinin altında nefes darlığı çekerek geçirdiği birkaç saat bütün gecesini mahvetmişti. Öylesine zor uyumuştu ki şimdi ağrılar içinde olan vücudu yüzünden yatağından bile çıkmak istemiyordu. Gece ne yaşamıştı öyle, korkuları neden onunla seyahat ediyordu? Hayat ona yeni bir başlangıç şansı vermeyecek miydi? İstemsizce düğümlenen boğazını öksürerek açtı. Yorgunluğu ve tükenmişliği üzerinden atması için bu yataktan bir an önce çıkmalıydı.
Esneme hareketleri yaparak doğrulduğu yatağından çıkarak arınma seansı için soluğu banyosunda aldı. El ve yüzünü güzelce yıkamış, dişlerini de fırçalamıştı. Bu esnada terlemiş olan kıyafetlerinden kurtulup duşa girerek arınmasını tamamladı. Sonra üzerinde bornozu başında sarılı havlusuyla alt kattaki mutfağına geçti. Her şey yerli yerinde olduğu için aradığını bulmakta zorlanmıyordu. Kahve makinası hep olduğu yerde ocağının hemen yanındaydı. Kahvesi için gereken malzemeleri de tam beklediği yerde bulmuştu. Ancak gerekli kahve karışımını hazırlayıp makinanın başla tuşuna bastıktan sonra çevreyi incelemeye başladı. Mutfağı en az kırk metre kadar genişti. İçerisi oldukça şık döşenmişti. Yemek için oldukça gösterişli bir masa takımı da unutulmamıştı. Geri kalan her şey modernizmin acınası gösterişinden ibaretti. Sena hiçbir zaman eşya ve ayrıntıya önem vermezdi. Onun için asıl olan hayatını pratik kılmaktı. Asıl modernlik ve şıklık pratiklikten ibaretti.
Kahve hazırlanırken üst kata geçip üzerine salaş uzun kollu bir sweat tişört ve altına da bir kot pantolon geçirip mutfağa döndü. Bu süre zarfında hazır olan kahvesinden oldukça büyük bir kupa alarak salona geçti. Evdeki asıl ilgi çekici yer burasıydı. Muhteşem kitaplarla dolu büyük bir kütüphane gözlerinin önünde duruyordu Hayret verici olansa bu güzelliklerin tamamen ona ait olmasıydı. Büyük bir heyecanla tek elinde tuttuğu kupasından kahvesini yudumlarken, diğer eliyle de kitapları seçerek çalışma masasının üzerine indiriyordu. Bunları önce inceleyecek sonra da özenli bir sıralamayla okumaya başlayacaktı. Onu en çok heyecanlandıran kitapsa oldukça eski, cildi dökülmeye yüz tutmuş olandı. Bu kitabı gördüğünde diğer kitaplara olan ilgisi tamamen dağılmıştı. Önce bunu okuyacaktı. Kitabın ön kapağını incelediğinde yazarını görememişti. Merakla iç kısımlarını da incelemeye başladı. Ne yani bu yazarı olmayan bir kitap mıydı? Ne yazan ne basımevi ne de bir editör ismi hiçbiri yoktu. En azından kitabın bir adı vardı.
"Korumalar Tılsımı"
Kitabın ilk bölümünü büyük bir heyecanla okumaya başlamıştı. Bir yandan kahvesinden yudumluyor diğer yandan da elindeki kitaba iyice gömülüyordu. Dakikalar süren okumasının ardından karşılaştığı şu satırlarda istemsizce duraksadı.
"ve kadın açar Korumalar Tılsımını. Şayet keşfederse sihrin kilidini açmayı, gözlerinin önüne açılır gizli bir oda. Orada görür gerçekliğin küçültülmüş halini ve ekler ona, onda eksik olan bir parçayı. Sonra da koruma bu tılsımla giyinir gerçek kimliğini ve hikaye tekrar eder kendini."
Sena okuduklarının etkisiyle ürpermişti. Elindeki bu kitap sanki onunla konuşuyordu. Okuduğu sözler rastgele yazılmış olamazdı. Tılsımın kilidini düşünmeye başladı. Böyle bir kilit gerçekten olabilir miydi? Varsa onu nasıl bulurdu? Kafasından yüzlerce soru geçerken aklına evin eski sahibinin verdiği anahtarlık geldi. O anahtarlığın üzerinde atmayı düşündüğü saçma sapan şekillerde çok sayıda anahtar vardı. Eğer gizli bir şey varsa anahtarı kesinlikle onların içindeydi. Kapının üzerinde olan anahtarlığı almak için hızlıca yerinden kalktı. Büyük bir heyecanla anahtarlığı ellerine alarak incelemeye başladı. Çalışma masasına geri döndüğünde kitabı yeniden inceliyordu. Bahsedilen kilit kitabın üzerinde olabilir miydi? Kitabı incelemiş ama aradığını onda bulamamıştı. Daha sonra kütüphanede anahtar deliğine benzeyen bir şey aramaya başladı. Aradığı kilidi bir türlü bulamıyordu. Hatta merdivene de çıkarak kütüphanenin en üst noktalarına kadar bakmış ama bir şey bulamamıştı.
Her şeyi yerine koyacak ve arayışına son verecekti. Merdiveni katlayıp götürürken anahtarlık elinden kayıp düştü. Kendi kendine söylenerek malzeme odasına gitti. Anahtarı bile elinde tutamayan biri varsa gizli bir odayı nasıl bulacaktı? Büyük bir hayal kırıklığıyla döndüğü kütüphanesinde yere düşen anahtarlığı almak için eğildi. Tam o anda küçük bir parıltı gözüne ilişti. Kitaplığın altından gelen gizemli bir ışık vardı başkaca bir şey görmüyordu. Aradığı yer burası olabilir miydi? Büyük bir heyecanla elindeki anahtarlardı sırayla ışıltı gelen noktaya doğru yerleştirmeye çalıştı. Anahtarları sokmaya çalıştığı ışıklı alan tamamen boşluktan ibaretti. Bir anahtar deliği hissedilmiyordu. Ama denemekten vazgeçmeyecekti. Kitapta bahsedilen tılsımın kilidi belki de gözle görülmeyen türdendi. Tüm çabasından sonra elinde tek bir anahtar kalmıştı. Bir tırnak boyu olan boynuza benzeyen bu anahtar onun içine hiç sinmemiş olsa da denemekten zarar gelmezdi. Işıltılı boşluğa yerleştirdiği bu garip anahtarı çevirmeye çalıştı. Anahtar bir deliğe girmişti ama garip bir şekilde takılıp kalmıştı. Elinden kaymakta inan eden bu anahtarı bir türlü çeviremiyordu. Tüm umutlarının tükendiği bir noktada duyduğu üç tık seni onu çılgına çevirdi. Bulmuştu! Kitapta bahsedilen kilidi, anahtarı bulmuş ve gizemin kilidini açmıştı.
Şimdi gözleri açılması gereken o gizli odayı arıyordu. Merak içindeki bekleyişi ayaklarının altında hissettiği sarsıntıyla son buldu. Geçirdiği korkunç gecenin ardından şimdi de deprem mi oluyordu? Korkuyla çalışma masasının altına sığındı. Sarsıntı devam ettikçe evin zemininde garip bir hareketlilik olmaya başladı. Sarsıntıların şiddeti artarken en son duyduğu şey evin zemininden yükselen bir kırılma sesiydi. Bu kırılma ona sanki ölüm vaktinin geldiğini söylüyordu. Az sonra ev yıkılacak ve o enkazın altında kalacaktı. Korkuyla kapatmıştı gözlerini ve Ayetel Kürsi okuyor, Kelime-i Şehadet getiriyordu. En azından Müslüman olarak öleyim diye içinden dualar ediyordu. O korkuyla titrerken sarsıntı hiçbir şey olmamış gibi bir anda durdu.
Korkuyla açtığı titreyen gözleri salonunda bir yıkıntı aradı. Gördükleriyse bundan daha da fazlasıydı. Salonun tam ortasında açık bir kapak belirmişti. Masanın altından koşar adım çıkarak açılan kapağın önünde durdu. Kapak dışı evin ahşap döşemesinden yapılmıştı. Bu nedenle dışarıdan bakıldığında fark edilmesi imkansızdı. Nasılda iyi ve sinsice gizlenmişti. Kapaktan gözlerini ayırıp aşağı baktığında aşağı inen merdivenler onu selamlıyordu. Bu merdivenlerin dibiyse zifiri karanlıktı. Açılacak bir ışık da göremiyordu. O nedenle malzeme odasına koşarak bir fener aldı. Açtığı fenerle hiç düşünmeden merdivenlerden inmeye başladı. İndiği yer tamamen betondu ve içerisi rutubet kokuyordu. Odanın duvarlarında gezdirdiği feneriyle bir ışık kaynağı aramaya başladı. Sonunda bir elektrik düğmesi görüp heyecanla basarak ışıkları açtı.
Oda aydınlanınca gördükleriyse hayret vericiydi. Duvarlar oldukça eski ahşaptan yapılma raflarla doluydu. Odanın tam köşesindeyse oyuncak bir ev vardı. Koskoca odada başka hiçbir şey yoktu. Merakla oyuncak evin önüne gelmiş gördükleri karşısında dehşete kapılmıştı. Bu ev yaşadığı evinin küçük bir kopyasıydı. Merdivenleri, terası, araba garajı, kütüphanesi, salonu, açılan gizli odası ve diğer odaları.
Sena gördüklerinden ürkmüştü. Bu minyatür ev onun eviydi. Minyatür bu eve şu an ki eşyaları bile eklenmişti. Kahve makinasının karşısında kahve alan minyatür Sena 'yı görünce istemsizce çığlık attı. Şimdi Euzu Besmele çekiyor, Felak ve Nas surelerini okuyordu. Çok sonra bir şey dikkatini çekti. Minyatür evde gizli odaya açılan kapağın hemen önünden sökülmüş bir parça olmalıydı. Burada olup da düşmüş eksik olan parça her neyse onu bulduğunda kitabın dediği koruma tılsımını çözecekti.
Önce minyatür evin içini aradı. Yerinde olmayan fazla bir parça aradı gözleri. Evinde her şey olması gereken yerdeydi. Sonra odanın yerlerini ve raflarını aramaya başladı. Kapı girişine yakın olan bir rafta bulmuştu aradığı eksik parçayı. Elinde tuttuğu bu parça korkutmuştu onu. Minyatür bir adamdı bu. Şimdi onu evin içine yerleştirirse o da eve mi gelecekti? Dualarını arttırmıştı hem korkuyor hem de deli gibi merak ediyordu. Bu tılsımı çözmesi için eksik olan bu parçayı yerine koyması gerektiğini biliyordu. Deli gibi korksa da önce yaptığı dualarla tüm çevresini ve kendini ilahi bir koruma içine aldı. Ardından artık ne olacaksa olsun diyerek minyatür evde eksik olan parçayı yerine yerleştirdi.
İşte tam da o an olanlar oldu. Yeni bir sarsıntı başlamış Sena yere kapaklanmıştı. Korku içinde doğrulup bulunduğu odadan kaçmak istediği zamansa birden elektrikler kesildi. Çığlıklar içinde düşe kalka ulaştığı merdivenlerden dizleri yara bere içinde çıkmaya çalışırken elektrikler bir geri geldi. Korku içinde emekleyerek tırmandığı merdivenlerin son basamağa ulaştığında ona uzanan bir çift eli görmesiyle de algılarını tamamen kaybetti.
Son hissettiği şey merdivenden geriye doğru düşen bedenini sıkıca kavrayan ve onu yukarı doğru çeken güçlü kolların varlığıydı. Ardından ruhunu huzur dolu karanlık bir boşluğa teslim etti.
☘️☘️☘️
☘️7.BÖLÜM☘️BÜYÜK KARŞILAŞMA GÖREVE GELEN RUH KORUMA
☘️ YENİ TANIŞMALAR KAYGILARA GEBEDİR. KAYGILARSA UMUTLARI TAŞIYAN DALGALI DENİZLERE. DALGAYI GÖZE ALAMAYAN UMUTLARINDAN VAZGEÇMİŞTİR☘️
Dakikalar önce bilinci tamamen kapanan Sena duyduğu nefis kahve kokuları eşliğinde kendine geliyordu. Filtre kahvenin o eşsiz kokusu ve aromasını sanki damağında hissediyordu. Algıları karışmış ve afallamış bir halde bulunduğu yumuşak zeminden doğrulmaya çalışırken bir yandan da az önce yaşadıklarını düşünüyordu. Korumalar Tılsımı kitabının bahsettiği tılsımın adımlarını itinayla takip etmiş ve yaptığı son işlemle sanırım onu tamamlamıştı. Peki ya evin gizli odasından kaçarken onu tutmak için uzanan eller kimindi? Üstelik o elin sahibi onu düşerken belinden tutarak kurtarmıştı. Aklındaki olasılığın düşüncesi bile tüylerini diken diken ediyordu. Minyatür eve yerleştirdiği o erkek biblo beden giyinip evin içinde belirmiş ve onu kurtarmış olamazdı değil mi? Korkuyla karışık küçük bir kahkaha atmıştı. Sanırım çıldırmak böyle bir şeydi.
Gözlerini açtığında kendini salondaki büyük koltuğun üzerinde bulmuştu. Onu kurtaran her kimse, koltuğun üzerine kadar taşımış ve üzerini bir pikeyle örtmüştü. Hemen arka taraftaki mutfaktan anlam veremediği tıkırtılar duyunca gerildi. Evin içindeyse ona ait olmayan çiçek bahçesindeymiş gibi hissettiren değişik bir koku vardı. Sena tüm bunların korkusuyla titrer bir haldeyken duyduğu sesle kalbi duracak gibi oldu.
"Kahveni nasıl içtiğini bilmiyorum. Ben sert severim umarım bu senin için sorun olmaz?"
Kendisine doğru uzanan bir kupa ve onu tutan adamı görünce yaşadığı korkuyla koltuktan can havliyle kaçarak kapıya ulaştı. Ondan izin almadan evinde olan bu adamın niyeti iyi olamazdı. Ulaştığı kapıyı açmaya çalıştığında kilitli olduğunu fark edince telaşa kapıldı. Eli anahtarlığına uzanmıştı ama yerinde yoktu. Küfürler savurarak söyleniyordu. Anahtarlığı az önce gizli odayı bulmak için kullanmıştı. Kahrolası şey kütüphane masasının üzerindeydi. Kaçacak yeri kalmadığını fark eden kadının korkularıyla yüzleşmekten başka çaresi yoktu. Arkasını dönüp baktığında gördükleri korkutucu ve bir o kadar da sinir bozucuydu.
"Ah sanırım bunu arıyorsun?" diyen adam, yüzünde büyük bir gülümsemeyle evin anahtarlığını sallıyordu.
Ona doğru yürümeye başlayan adamın devasa vücudu karşısında korkudan titremeye başlayan kadın istemsizce dövüş pozisyonu aldı. Karşısındaki şey en az iki metre boylarında ve yüz kilo kadardı. Elleri, ayakları ve tüm vücudu Yunan heykeli o kusursuz estetiğe sahipti. Ve kabul etmek lazımdı bu kahrolası adam oldukça yakışıklıydı. Gel gelelim ne ve kim olduğu tartışmalı olan bu adam karşısında, yapacağı en akıllıca seçim onu sağlam pataklamaktı. Sena ne de olsa siyah kuşaktı. Kendisine yüzündeki arsız gülümsemeyle yaklaşan adamın karnına zıplayarak ters bir tekme attı. Şimdi yerde kıvranıyor halde olması gereken adam, bu darbe karşısında yerinden dahi kıpırdamamış kahkahalar içinde kalmıştı.
"Ciddi misin? Koruma tılsımıyla serbest bıraktığın birini uçan tekmeyle devre dışı bırakacağını düşünüyor olamazsın?" diyen adam sinir bozucu bir şekilde gülmeye başlamıştı.
Karşısındaki gizemli ve bir o kadar da pervasız olan adam Sena ‘nın darbesine gülmeye devam ederken, kadın da ondan duyduğu sözlerin tesiriyle hem çaresiz kalmış hem de korkuya kapılmıştı.
"Koruma tılsımıyla serbest bıraktığım biri mi?"
İçten içe kendine küfürler savuruyordu. Neden bu kadar çok meraklıydı ki? O tılsımlı kitaba neden bulaşmıştı? Şimdi evinde serbest bıraktığı bu şeyden nasıl kurtulacaktı? Karışında duran bu adam neyin nesiydi? Şeytan ya da cin olabilir miydi?
"Kahretsin!"
Korkuyla titrek bir halde Felâk, Nas ve Ayetel Kürsi okumaya başlamıştı. Sena korkudan titrerken karşısındaki adam ona okuduğu surelerde Türkçe çeviri yaparak eşlik ediyordu.
"Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Allah kendisinden başka hiçbir ilah olmayandır. Diridir, kayyumdur. Onu ne bir uyuklama tutabilir ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey onundur. İzni olmaksızın onun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, kulların önlerindeki ve arkalarındakileri bilir. Onlar onun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. Onun kürsüsü bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. Gökleri ve yeri koruyup gözetmek ona güç gelmez. O, yücedir, büyüktür."
Azim olan Allah doğru söyledi”
Sena surelerde kendine eşlik eden adamın cin ya da şeytan olmadığını düşünüyordu. Bu adam Sena’nın Arapça okuduğu sureleri Türkçe ‘ye tercüme edecek kadar iyi biliyordu. Çeviri yaparken bu gizemli adamın gözleri buğulanıyor, garip bir heyecana kapılıyordu. Bu da onun Müslüman olabileceğinin göstergesiydi. Ama Müslüman cinlerde vardı değil mi? Yine tüyleri diken diken olmuştu. Sena bu ve bunun gibi bir sürü düşünceyle boğuşurken evindeki yabancı gülümseyerek ona,
"Evet ben de Müslümanım. Ayrıca benden korkmana gerek yok. Cin ya da şeytan değilim. Seni korumak için görevlendirildim. İstesen de istemesen de bu görev bitene kadar yanında olacağım."
Az önceki gülümsemesi biraz buruklaşan adam garip bir bakış atarak isteksiz bir tavırla,
"Bu arada ismim Kerem. Tanıştığıma memnun oldum." diyerek o kocaman ellerini Sena 'ya uzattı.
Hala korku içinde olan ve yaşadıklarına anlam veremeyen kadın ürkek bakışlarla onu selamladı. Kerem ' in tanışmak için uzanan eli askıda kalmış bu da adamın yüzünün düşmesine neden olmuştu. Huzursuzluğu biraz azalan Sena,
"Sanırım az önce uzattığın kahveye şu an çok ihtiyacım var." diyerek Kerem 'in sehpanın üzerine bıraktığı kupayı hiç düşünmeden almış ve bir yudum içerken koltuğa oturmuştu. Bakışlarıyla karşısındaki koltuğa oturmasını işaret ettiği Kerem 'i incelemek ve ona aklındaki tüm soruları sormak istiyordu.
Morali bozulan adamsa kısa sürede toparlanmış ve yeniden gülümsemeye başlamıştı. Sena 'nın talebine itiraz etmeden tam karşısındaki koltuğa burası benden sorulur dercesine rahat bir tavırla oturmuştu. Oturuşuyla kadına tam anlamıyla meydan okuyordu. Sena ise yaşadığı bunca garip şeyden sonra hiçbir meydan okumaya takılacak durumda değildi.
"Evet Kerem. Nesin sen? Seni kim görevlendirdi? Benim sana ihtiyacım olduğunu kim söyledi? Tılsımlı kitapla nasıl bir ilgin var? Ve lütfen bana o biblo olmadığını söyle! " demişti.
Soruları o kadar ardı ardına sıralamıştı ki, Kerem eliyle işaret ederek onu susturmak zorunda kaldı. Gerginlikten elleri titreyen Sena kahvesini yudumlarken cevap bekleyen bakışlarını Kerem 'e kilitledi.
Meraklı bakışlarla kendisinden cevap bekleyen kadına gülümseyen adam,
"Öncelikle ben bir Ruhum. Ama senin bildiğin gibi bir insan ruhu değil. Senin gerçekliğine ait olmayan bir yerden geldim. Gördüğün beden bana ait. Yani biz de insan bedenine sahibiz. Şimdilik bu soruna verebileceğim cevap bu kadar. Görevlendirmeler çok üst bir yetkiliden gelir. Bu yetkilinin ne olduğu ve bu buna benzer tüm soruları cevaplamak yetkim dışı. İstesem de cevap veremem bu ikimizi de öldürür. Bir korumaya özellikle de bana ihtiyacın olduğun bu yetkili tarafından bana bildirildi ve görevlendirmem yapıldı. Korumalar tılsımı kitabı görevlendirmelerde geçiş kapısıdır. O biblo simgesi ya da onun gibi başka simgeler de bizim bedensel aktarım simgelerimizdir. İlk tanışma için bundan fazla şey anlatmam yasak. İleride oluşacak mecburi durumlarda bana açılacak yetkilere göre sana belki ek bilgiler verebilirim. Senden tek isteğim beni garip ve korkutucu biri olarak görmemen. Parayla tuttuğum bir koruma olduğumu düşün ya da seni koruyan bir dostun olduğumu. Böylece bu görev süresinden ikimiz de keyif alabiliriz."
Sözlerini büyük bir ciddiyetle tamamlayan adam susmuş karşısında korkak kuş bir gibi titreyen kadını görünce işinin ne kadar zor olacağını anlamıştı. Bu kadının ona alışıp güvenmesi çok zordu. Korku içinde titreyen kadının ayağa kalktığını görünce o da ayağa kalmış ve ondan gelecek hamleye odaklanmıştı. Garip bir şekilde titremesi azalan kadın ürkek bir gülümsemeyle şunları söylüyordu.
"Seninle tanıştığıma memnun oldum diyemem. Bu yalan olur çünkü senden ödüm kopuyor. Ama aynı evde yaşamak zorundaysak adımı bilmelisin. Ayrıca benim belirleyeceğim sınır ve kurallara uymalısın. Öncelikle adım Sena."
☘️☘️☘️
☘️8.BÖLÜM☘️ RUHLARIN İZİNDE: TILSIMIN KAPISI AÇIK
☘️ KARIŞMAK İSTİYORSAN DAHİL OLMAYI BİL. IRMAKLAR SAYISIZ DAMLANIN VARLIĞIYLA OKYANUSA EKLENİR. ☘️
Kerem kendisine uzanan kadının titreyen ellleri karşısında gülümsemişti. Bu başlangıç olarak iyi bir gelişme sayılırdı. O da ellerini uzatarak kadının elini iki avucunun içine almış hafif bir şekilde sıkmıştı.
"Memnun oldum Sena, ben de Kerem." dedi.
En az bir dakika bırakmamıştı kadının ellerini. Bu davranışı Kerem’e göre güven telkin edici bir hamleydi. Kadına göreyse bu uzun tokalaşma huzursuz edici ve bir o kadar da güvenlik ihlaliydi. Sena bu gerginlik hissiyle elini yavaşça adamın iri avuçlarından kurtardı.
Tokalaşmanın ardından herkes tekrar koltuklarına oturmuştu. Sena garip tavırlar eşliğinde kahvesini yudumluyor Kerem ise biraz gergin bir halde bacaklarını sağa sola doğru sallıyordu. Kahveler bitene kadar bu sinir harbi devam etmişti. Kerem ilk hamleyi kadının yapmasını bekliyordu. Kahvesini bitirince beklemenin anlamsızlığına karar veren Sena gergin bir şekilde,
"Evet şimdi ne yapıyoruz?" diye sordu.
Adam kadının bu hızına şaşırmış olsa da beklediği tepkiyi aldığı için sakin bir gülümseme ile
"Önce görev kabul yapmamız gerekiyor değil mi?" dedi.
Kurduğu tek cümlenin ardından susan adam karşısında sinirlenen kadın,
"Her şeyi tek tek sormalı mıyım yoksa bir soru sorduğumda cevabı baştan sona verebilir misin?" dedi.
Kadın haklıydı Kerem çok yavaş davrandığını, diyaloglarının sinir bozucu film sahnelerine benzediğini fark etti. Bundan Kendisi de hoşlanmazdı o nedenle konuya hızlıca girecekti.
"Önce görev kabul yapmamız gerekiyor bunun için de “Korumalar Tılsımı" kitabı ile anahtarına ihtiyacımız var!" diyerek ayağa kalktı.
Aldığın net cevap karşısında memnun olan Sena da hızlıca ayağa kalkmış ve kütüphanedeki masaya doğru gitmişti. Anahtarlar ve kitap masanın üzerindeydi. Kendini takip eden adamsa hemen yanında duruyor kadının gözlerinin içine bakıyordu.
"Şimdi senden ricam hiçbir şeyden korkmaman ve her türlü garipliğe hazır olman bunu yapabilecek misin?"
Duyduğu garip ve ürkütücü cümle karşısında düşünceye dalan kadın istemsiz bir korkuya kapılmıştı. Ama içinde bulunduğu hayat düşünülürse neden olmasındı. Hem karşısına mevcut hayatından daha korkunç ne çıkabilirdi ki, kaybedecek birşeyi de yoktu. Tek problemi bir ay içinde teslim etmesi gereken tamamlanmayı bekleyen kitabıydı.
" Tabii ki evet! Sen benim için buradaysan anlamadığım bir şekilde benim güvenliğimden sorumluysan, ben de sana güvenmeliyim öyle değil mi?" demiş korumasının yapacaklarına odaklanmıştı.
Kısa süre içinde yaşanan bu güven ortamı Kerem 'i ferahlatmış rahat bir nefes alarak yapacaklarına odaklanmasını sağlamıştı.
Korumalar tılsımı ve anahtarını eline alan adam eski bir lisandan konuşmaya başladı. Ezberinden okuduğu cümleler kutsal bir metinden alıntıydı. Okudukları o kadar huzur vericiydi ki insan saatlerce dinleyebilirdi. Sena böyle düşünürken adamın elindeki kitap kelimelerle birlikte ışıldamaya başladı. Ardından kitabın içinden silgi ve kalem sesine benzer sesler yükselmeye başladı. Duydukları karşısında biraz gerilen kadın uzaklaştı. Ne olacağını bilmiyordu biraz mesafenin mahsuru olmazdı. Adamın sözleri sonunda bitmişti. En son sözleriyse Türkçe’ydi.
"Levh-i Mahfûz'u veren rabbime hamd olsun!"
Duydukları karşısında kilitlenip kalan kadın merak içinde kıvransa da dilinde kelimeleri toparlayıp soru soramıyordu. Kerem ise suspus olmuş hiçbir açıklama yapmıyordu. Tek kudretli olanın yarattığı bu kitap hakkında soru sormak ya da cevap vermek ikisinin de haddi değildi. Büyük bir sessizliğe gömülüp olacakları bekliyorlardı.
Kerem 'in elindeki kitap ses ve ışıltılar içinde bir süre kaldıktan sonra eski haline dönmüştü. Sürecin bittiğini gören adam, Fatiha suresini okumaya başladı. Arapça okunan sureyi Sena Türkçeymiş gibi duyuyor ve anlıyordu.
"1- Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
2- Hamd; Âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.
3- O Rahmân ve Rahîm’dir.
4- Din gününün sahibidir.
5- Yalnız sana ibadet eder ve yalnız Sen’den yardım dileriz.
6- Bizi dosdoğru yola ilet.
7- Kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna, gazaba uğrayanların ve sapıkların yoluna değil.
Yüce rabbim doğru söyledi."
Yaşanan anın etkisiyle ürperen Sena istemsizce Kerem 'in koluna yapışmış titrer bir şekilde ondan medet umuyordu.
Okuduğu surenin ardından kitapta bir anahtar girişi belirmişti. Kadın şaşkınlıkla kitaba bakarken Kerem şükür ve dualar eşliğinde anahtarı yerine özenle yerleştirmiş ve besmele eşliğinde saatin tersi yönünde 3 kere çevirmişti. Anahtarın çevrilmesiyle çok büyük bir kapı aralanmış gibi yüksek gıcırtılı bir ses evin her yerinde duyulmuştu.
Sena duyduklarının etkisiyle korkudan titriyor ve dualar okuyordu. Büyük bir bilinmezin kapısı az önce aralanmıştı ve sanki onu içine çekip yutacaktı. Ömründe ilk kez bu kadar aciz ve küçük olduğunu hissetmişti. Yaratıcısı karşısında ne yapacağını ona nasıl şükredeceğini hataları için nasıl tövbe edeceğini hiçbir zaman bilemezdi. Kurmaya çalıştığı sözleri hep diline dolanır kilitlenip kalırdı. Beni en iyi bilen sensin der ona cümlelerle değil kalbini teslim ederek cevap verirdi. Çünkü yapacağı en iyi şey buydu. Şu an içinde bulunduğu durumda ne yapması gerektiğini bilmiyordu. En iyisini Rabbim bilir dedi ve olanları beklemeye başladı.
Korumalar tılsımı kitabını Kerem sonunda açmıştı. Kitabın içi bomboştu. Sabah gördüğü okuduğu her şey silinmişti.
Kadın "Nasıl olur?" diyerek adamın elinden aldığı kitabı sayfa sayfa çevirip sabah okuduklarını aramaya başladı. Gitmişti okuduğu her şey silinip gitmişti. Kitap sanki hiç yazılmamış gibi bomboştu. Bakışlarını Kerem 'e çevirmiş bir cevap bekliyordu. Sorusunu anlaması için lisana gerek yoktu.
Gülümseyerek ona bakan Kerem kitabı elinden almış ve
" Bu Korumalar Tılsımı kitabı tamamen sana ait. O nedenle yeniden yazılmak üzere silindi. Birazdan Tılsım cümlelerini yazmaya başlayacak ve bize ilk talimatını verecek. Tek eksik olan mürekkebi." demişti.
Ardından da karşısında gözleri yaşlar içinde olan kadının gözlerindeki damlalara parmaklarını dokundurmuş ve birkaç damlayı parmak uçlarıyla almıştı.
" ve bunlar da mürekkebimiz." diyerek kitabın boş olan ilk sayfasına sürdü. Görünmez bir el, görünmez bir kalemle tılsımlı kitabı yazmaya başladı. O an ikisi de pür dikkat kitapta gerçekleşen bu mucizevi ana tanık oluyordu. Kısa süre içinde ilk talimat yazılmıştı.
" Tılsımlar Kütüphanesinde kitabını mühürle ve ilk görevini Mühürcü ‘den teslim al. "
Tılsımın ilk sözlerini İkisi de okumuştu. Ardından Kerem Sena 'ya dönerek elini uzatmış,
"Haydi!" Diyerek Korumalar tılsımı kitabını masanın üstüne bırakmış ve derin bir nefes eşliğinde besmelesini çekmişti. Ardından da ikna edici bakışlarla, " Başlıyoruz" dedi.
Kitap evrildi, eğilip büküldü, sünüp uzadı ve dikdörtgen bir kapı şeklini alana dek şekilden şekle girdi. Sonunda karşılarında açılmayı bekleyen muhteşem bir kapı duruyordu. Kerem kapının kolunu tuttuğunda kadın da Besmele eşliğinde derin bir nefes almış ve gözlerini sımsıkı kapatmıştı.
☘️9.BÖLÜM☘️TILSIMLAR KÜTÜPHANESİ /DEVASA YARATIK VARA
☘️ KANATLARIN YOKSA UÇMAYI DENEME. KENDİNE AMELİNDEN FAZLASINI YÜKLERSEN KANADINI DEĞİL ÜMİDİNİ KAYBEDERSİN. ☘️
Sihirli kapıdan geçiş yapmışlardı. Şimdi gizemin ta kendisi olan uzayın boşluğunda bir bilinmeze gidiyorlardı. Kerem kadının elini sıkıca tutmuş ve onu kendine yaklaştırmıştı. Kadınsa korkudan buz kesmiş şok geçiriyordu. Kadının bu hali Kerem 'i korkutsa da yapacağı bir şey yoktu. Az sonra olması gerekenler olacaktı.
Korkudan bilincini neredeyse kaybeden kadın, kapının açtığı sonsuz karanlıkta büyük bir bilinmeze savruluyordu. Bedeniyle birlikte bu yolculuk sanki ruhunu da donduruyordu. Hiç böylesi yalnız ve çaresiz olmamıştı. Hiç bu denli küçük olduğunu hissetmemişti. Savruldukları zifiri boşluk bir süre sonra yıldızların ışıltılarıyla aydınlanmaya başlamış olsa da Sena için her şey hala karanlıktı.
Kadını biraz rahatlatmak için -kendine verilen sınırlar dahilinde- Kerem konuşmaya başlamıştı.
"Bak Sena!" diyerek ışıltılar saçan yıldızları gösteriyordu.
"Bu gördüklerin Tılsımlar Kütüphanesi. Işıltıları buraya kadar geliyor. Sınırları nerede başlar nerede biter kimse bilemez. Görevlileri bile sadece kendi kapsüllerini bilir. Her kapsül de en az yüzlerce kilometrekarelik bir genişliğe sahiptir. Bu kapsüllerin okyanus damlaları ve çöl kumlarından daha çok olduğu söylenir. Kim bilir..." diyerek susmuştu.
Kadından bir cevap beklemiyordu. Ondaki gerginliği azaltmayı ve onun da bu işe dahil olmasını istiyordu. Aksi halde durum giderek zorlaştıracaktı. Daha bunlarla baş edemiyorsa az sonra olacaklara nasıl dayanırdı.
Söylediklerinin tesiriyle gözleri korkudan pörtlemiş bir halde Kerem 'e bakan kadın onu iyice korkutmuştu. Adam kadını tuttu ve sıkıca salladı.
"Kendine gel Sena! Cesur olacağına ve bana güveneceğine söz vermiştin. Senin sözün bu kadar mıydı?!"
Adamın sert kolları değil dilinden dökülen zehir zemberek sözleri Sena 'yı kendine getirmişti. Sözler ağır olsa da ona kızamıyordu. Çünkü o, kendisini korumak için buradaydı ve bundan fazlasını hak ediyordu.
"Haklısın özür dilerim. Bir anlığına olayın gizem ve ürkütücülüğü beni iliklerime kadar ele geçirdi. Sanki elimde değildi büyük bir karanlığa çekildim ve ruhum orada kayboldu. " kadın ağzından dökülen sözlerin etkisiyle duraksamış ve çaresiz bakışlarını Kerem’e odaklamıştı.
"Kadın haklı!" diyerek adam içinden söyleniyordu. Kendisi de bu gerçekliğe zor alışmıştı. Biraz zaman ve destek kadını ayakları üzerinde tutacaktı. Yalnız olmadığını bilir ve korktuğunda uzanıp tutacağı bir el olursa, bu yolculuk onun için kolaylaşırdı. Sakin ve güven telkin eden bir gülümsemeyle yüzünü kadına çevirdi.
"Merak etme ben buradayım, tam yanında! Korktuğunda elini uzat yeter, ellerim yarım metre uzağında."
Adamın güven veren sözleri, huzur veren varlığı kadına yetmişti. Üzerindeki korkudan biraz sıyrılmış, gülümsüyor ve büyük bir heyecanla çevreyi inceliyordu. Böylesi bir manzarayı belki bir daha göremezdi.
Uzakta bir yıldızmış gibi parlayan Tılsımlar Kütüphanesinin kapsüllerine giderek yaklaşmak, bulundukları bu bilinmez boşluğu daha anlamlı kılıyordu. Bilmedikleri bir gerçekliğe savrulan bedenleri çok geçmeden yeni anlamlarla dolu bir var oluşa merhaba diyecekti. Sena yeniden heyecanlanmış ve tüm vücudu titremeye başlamıştı. Bu defa başkaydı bu titreyiş, bilinmezliğin cazibesini arzulamaktı.
Işıltılarla parıldayan boşlukta savrulan bedenleri, sanki koordinatı belirlenmiş bir kapsüle doğru giderek hızlanıyordu. Hiçbir teknolojik ibarenin gözükmediği bu konumlandırma Sena’yı büyülemişti. Navigasyon güdüsüyle hareket eden vücutları, boyutlar arası bir tecrübeyi yaşıyordu. Uzakta olan kapsüllerse giderek yaklaşıyor, gözle görülür bir hal alıyordu. İşin daha garibiyse bu koskoca uzay boşluğunda nasıl oluyor da hala nefes alabiliyordu?
Giderek yaklaştıkları kütüphane kapsülü, büyük harelerle kuşatılmış, atmosfere benzeyen bir katmanla çevreliydi. Burası saçtığı ışıklarla göz kamaştıran bir yerdi. Giderek seçilmeye başlanan bu yer, istinat duvarlarına benzeyen sayısız duvarla çevriliydi. Bu duvarların arkasındaysa sanki boşluğa yerleştirilmiş gibi görünen sonsuz sayıda rengarenk kitap vardı ve kapsül tüm cazibesiyle sanki onlara merhaba diyordu. Allah’ım bu görüntü muazzam güzellikteydi. Sena gördüklerinin ışıltısıyla büyülenmişti, Kerem ise,
“Varmak üzereyiz. Hazır olduğunu ve göreceğin her şeye açık olacağını söyle!” demişti.
Sena gözlerini büyüleyici görüntüden bir anlığına ayırıp baktığında kaygılı adamın sözlerinden korkmuş olsa da az sonra olacaklardan kaçmak istemiyordu. Evet der gibi başını salladı ve yüzüne zoraki bir gülümseme yerleştirdi.
Kerem karşısında korku içinde kaybolan ama bunu kendine bile itiraf etmeyen kadına tebessüm ederek, yeniden görevine odaklanmıştı. Elini tuttuğu kadını kendine doğru çekerek ona sıkıca sarıldı ve tılsımlı sözleri okumaya başladı.
“El hakursed handuyked vahduko haznu aht!” ve bu sözlerin ardından ikisi de eş zamanlı olarak ışıltılar içinde gözden kayboldular.
Gözlerini açtığında bedensel olarak kapsülde olduğunu anlayan Sena hala adamın ağzından dökülen lisana anlam vermeye çalışıyordu. Sonra fark etti ki anlam vermesi gereken daha görkemli ve tehlikeli şey tam karşılarına doğru geliyordu.
Bulundukları sert katmanlı taşa benzer zeminde on metre kadar ileride kendilerine doğru gelen, az önce metrelerce büyük kanatlarını kapatarak yere inmiş olan ve şimdiyse devasa pençelerinin üzerinde yürüyen yırtıcı kuşlara benzer büyük bir yaratık, giderek değişen bedeniyle yanlarına geliyordu. Attığı her adımda daha insanımsı olan bu canlı en son vahşi gözleri hariç tam bir insan olarak karşılarında durdu.
Sena korkudan titriyordu. Bu da neydi böyle? Bu korkunç yaratığa yemek olmak için mi gelmişlerdi? Korkulu bakışlarla izlediği bu canlı Kerem’ i selamlıyordu.
“Selam sana emektar dost Kerem! Görüşmeyeli ne kadar oldu? Bin kapsül zaman mı? “Yaratık vahşi gözleriyle onlara bakıp gülümsüyordu.
Kerem ise gülümseyen gözlerle yaratığa bakıyor ve heyecanını gizlemiyordu.
“Kadim dost Vara! Seni özlemişim.” Diyerek kocaman bir sarılma ile yaratığı kucaklamıştı.
Yaratıksa anın verdiği mutlulukla karşılık vermiş ve devasa kanatlarını açarak kadını da içine alan bir kucaklama ile Kerem’ e sarılmıştı.
Büyük yumuşak kanatlar bedenleri sardığında az önceki korku ve kaygı anlamını yitirmişti. Bu yaratık sarılmasıyla tüm samimiyet, iyilik ve güzelliği sanki onlara aktarmıştı. Kadının az önce korktuğu yaratık şimdi en güvendiği ve sevdiği canlıya dönmüştü. Bu yaratık melek olabilir miydi?
Sarılma seansı bittiğinde herkes mutlu bir haldeyken Kerem yaratığı Sena’ya tanıştırması gerektiğini hatırlamıştı,
“Ah özür dilerim Sena. Bu dostum Vara. Tılsımlar Kütüphanesi’nde beni görevlendirmekle sorumlu olan kütüphaneci. Müdürüm de diyebilirsin. Vara, bu da Sena yeni görevimdeki yoldaşım.” Dedi.
Ardından kadının zihnini okumuş gibi kulağına eğilerek,
“Bu arada Vara melek değil. O sadece bir kütüphaneci. “Demiş başkaca bir açıklama yapmamıştı.
Korkusu iyice azalan kadın şimdi meraklı bakışlarla ikiliyi izliyordu. Anlamadığı bir lisanla konuşuyorlardı ama kadın bundan hiç de rahatsız değildi. Aksine mutlak bir huzur hissediyordu. Bu duruma hayret eden kadın birden,
“Kendine gel Sena yine güveniyorsun yapma bunu!” diyerek söylendi.
Daha önce yaşadığı tüm acılar, ondaki bu güvenme mekanizması yüzünden değil miydi? Bu salak mekanizmanın düğmesi neredeydi acaba, bulursa onu kesinlikle kapatacaktı. Yüzündeki huzur düşündükleri nedeniyle bulanmış ve çamurumsu bir kaygıya dönmüştü. Cevap bekliyordu, neler olduğunu biri ona izah etmeliydi. Daha fazla beklemeyecekti.
“Sohbetinizi bölüyorum ama benimle ilgilenmeyi düşünüyor musunuz? “Hani benim için buradayız ve ben hala hiçbir şey bilmiyorum?”
Kadının sözleri ortamı öylesine germişti ki yaratık bile şaşırdı. Sanırım ondan bu çıkışı kimse beklemiyordu.
Vara kadına bakarak,
“Uçuşa geçelim o zaman” dedi.”
Ardından da katmanlar halinde açılmaya başlayan kanatları, kristal değerli taşlardan oluşan derisiyle, devasa yırtıcı kuş bedenini giyinmeye başladı. Saniyeler sonra yaratık tam önlerinde durup eğilmiş ve sırtını işaret ederek binmelerini istemişti.
Tüylerine tutunarak sırtına çıktıkları gibi ona sıkıca sarıldılar. Hızlı bir kalkış ve ardından da hareler içindeki boşlukta göz kamaştıran bir süzülüşle yeni bir bilinmeze doğru gidiyorlardı.
☘️10.BÖLÜM☘️AÇILAN MİZAN DÖNÜŞÜ OLMAYAN ASTRAL YOLCULUK
☘️BAŞLANGIÇLAR UMUTLAR GİYİNMEKTİR. BUNLARDAN KAÇMAKSA KENDİNE YAPACAĞIN EN BÜYÜK İHANET ☘️
Sena çığlıklar içinde kahkahalar atıyordu. Yaşadıkları anın verdiği hazla kendini kaybetmişti. Yaratığın üzerinde ışıltılı gökyüzünde bir süredir uçuyorlardı. Bu an hayatındaki hiçbir şey ile kıyaslanamazdı. En az bir kuş kadar özgür, bir çocuk kadar mutluydu. Ona kalsa uzunca bir süre bu halde kalabilirdi. Çok geçmeden zamansal sıçrama denen büyük bir ışık parlamasıyla yepyeni bir yere gelmişlerdi. Sena hala kahkahalar eşliğinde gülüyordu. Kerem ise ondaki bu çocuksu mutluluğu hayranlıkla ve gülümseyerek seyrediyordu. Ona göre bu kadın hayran olunası ve sevilesi biriydi. Nasıl bu kadar mutsuz bir hayatın içine saplanıp kalmıştı. Kadın giderek artan bir heyecanla kendini kaybetmişken adamsa onu dürtüyor, inişe az kaldığını, sıkıca tutunması gerektiğini söylüyordu. Son bir sarsıntı eşliğinde geldikleri yeni mekânsa binlerce yıl öncesinden kalma yerleşim yerlerine benzeyen kerpiçten yapılma yıkık dökük binalarla doluydu. Her binanın geniş bir avlusu vardı. Burası sanki asırlar önce terk edilmişti. Geride sadece yaşayanların küçük izleri ve anıları kalmıştı.
Vara devasa kanatlarını açarak büyük pençeleriyle sert bir iniş yaptı. İndikleri yeri bakışlarıyla inceledikten sonra onlara ortamın güvenli olduğunu söyledi. Ardından ikili yaratığın sırtından kayarak zaten oldukça sert olan zemine tam anlamıyla çakıldılar.
Elli küsür kilo olan kadın birden kendini yüzlerce kilo ağırlığında bulmuştu. Keşke önceden bu durumu bilseydim diye söyleniyor, bir yandan da hantal vücuduyla adım atmaya çalışıyordu. Burada yer çekimi dünyadakinden katbekat fazlaydı. Kadının yaşadığı sıkıntıyı diğer ikisi de yaşıyordu. Vara duruma daha fazla katlanamamış insan halini almıştı. En zor durumda olansa Kerem’di. Zaten yüz kilo kadar olan adam buradaki ağırlığıyla iyice eziliyor homurtular eşliğinde yürümeye çalışıyordu.
Kırık dökük taşlarla dolu sokaklardan oluşan bu ıssız yerde, yüzlerce metredir kan ter içinde yürüyorlardı. Bu yürüyüş en az yaşadıkları hayat kadar ağırdı. Sanki burada işledikleri günahların ağırlığı altında eziliyorlardı. Kıyamet kopmuş, mahşer kurulmuş ve onlar kendi ameliyle yüzleşiyordu. Kadın bu kahrolası yer de neresi, neden bu çileyi çekiyoruz diye söylenirken öndeki ikili birden durdu. Karşılarında yüzlerce basamağı olan bir merdiven vardı. Merdivenin bittiği yerdeyse yüksek bir dağa oyulmuş mağara görünüyordu. Kadın bu merdivenleri çıkmıyoruz değil mi diye soracakken tam önünde duran ikili çoktan ilk basamağa adım atmışlardı. Kadın da homurtulu bir şekilde onların arkasına takıldı.
Çileli tırmanış bedenlerine acı verdikçe, ter yüzlerinden yere doğru akmaya başladı. Bitmek bilmeyen bu tırmanış, bedensel ağırlık, ruhsal çöküş ve kaybolmuşluk hissi veriyordu. Sanki yaratılmış olan bütün kötülükler burada üzerlerine geliyordu. Birden anıları zihinlerine hücum etmeye başladı. Bu bir kimlik savaşıydı, insan kendi gerçekliğiyle nasıl baş ederdi? Gerçeklik ve acılar karşısında çaresizce başlarını tutmuş kıvranıyor ve ayakta durmaya çalışıyorlardı. Kadın çok geçmeden anılarının verdiği acıyla ağlamaya başladı. Anıların saldırısı altında başına saplanan ağrıya tahammül edemiyordu. Ağrı yüzünden giderek gözleri kararıyor, önünü göremiyordu. Başından aşağıya inen bir sıcaklıkla bedenini hissetmemeye başladı ve tüm kontrolünü kaybederek geriye doğru savruldu. Olanları zaten göz ucuyla takip eden Kerem ise savrulan kadını belinden kavrayıp tuttu ve kucakladı. Kadın adamı görünce güven içinde olduğunu anlamıştı ve artık kendini bırakabilirdi. Bilinci kapanmadan önce en on adamın birkaç sözünü duymuştu.
“Korkma Sena az kaldı. Birazdan hepsi bitecek Üzerindeki tüm kaygı ve acı gidecek. “
Kadın gözlerini açtığında kendini mağaranın içinde buldu. Kerem onu buraya kadar taşımış ve bir sunağın üzerine yatırmıştı. Şimdi izlediği ikili hemen sunağın yanında olan ışıklar saçan bir havuzdan aldıkları suyla onu yıkıyordu. Dediklerine göre bu su görev kabulde bedeni ve ameli arıtacak ilahi bir suydu. Hazmunse adı verilen bu su, insana tam bir arınma ve özgüven sağlıyordu.
Kadının uyanmasıyla birlikte temizleme işini bitirmişlerdi. Kerem kadını kucakladığı gibi havuzun içine bırakmıştı. Yüzmesini ve kendini huzura teslim etmesini söylüyordu. Kadın bir metre kadar derinliği olan bu suda birkaç dakika kadar yüzdü. İçine girdiği su anne kucağı gibi huzurlu ve sıcaktı. Kendini inanılmaz iyi hissediyordu. Bıraksalar suyun içinden hiç çıkmayacaktı. Kadın böyle rahatlamış bir haldeyken ufak bir sarsıntı hissedildi. Ardından suyun içinden yükselen bir ışık artan bir parlamayla mağaranın duvarlarına kadar ulaştı. Her yer ve her şey göz kamaştırır bir şekilde aydınlandı. Işıltılar minik hareler şeklini almış mağara duvarlarında hızla dönüyordu. Her dönüşte parlama giderek artıyor ortam bunun etkisiyle ısınıyordu. Parlamalar şiddetlenince yaydıkları ısının etkisiyle sonunda büyük akışkan bir ivmeye kavuşmuş herkesi ayrı bir köşeye savurmuştu. Savrulmanın şiddetiyle üçünün de bilinci kapanmıştı.
Gözlerini açtıklarında kendilerini devasa büyüklükte olan, değerli taşlardan işlenmiş bir kitabın önünde buldular. Kitap açık bir halde tam önlerinde duruyor sanki onları bekliyordu. Kitap çevresine saçtığı enerjiyle ilahi bir kaynaktan geldiğini hissettiriyordu. Üçü de hayranlıkla kitaba bakıyor ve oldukları yerde sessizce bekliyordu.
Sena içinden “Yoksa bu Lehvi Mahfuz mu?” diye geçirirken fısıltı halinde Kerem’in sesi duyuldu.
“Bu senin mizanından küçük bir kesit. Görev kabul için ikimizin de onu mühürlemesi gerekiyor. Hepsi bu kadar, daha büyük anlamlar yükleme. Bizler basit canlılarız. “Diyordu. Adam sanki kadının zihnini okuyordu. Bu Sena’yı biraz tedirgin etmişti ama şu an buna takılacak durumda değildi.
Vara ise çok geçmeden kitaptan gözlerini ayırıp onlara dönmüş ve hazır olup olmadıklarını sormuştu.
“Hazır mıydık? Peki neye? “
Kadının aklında cevap bekleyen bir sürü soru vardı. Onun meraklı kişiliğini bilen Kerem vakit kaybetmeden,
“Evet hazırız hemen başlayalım.” Demişti. Hadi ama ona fikri sorulmayacak mıydı? Biraz bilgi verseler olmaz mıydı? En azından ufak bir açıklama da olurdu.
Kadın dalgın bir halde bunları düşünürken Vara birden bedenlerini sıkıca kavradı. Sanki meyve sıkıyormuş gibi onları sıktıkça sıkıyordu. Kadının ruhu daralmış, kan basıncı tavan yapmıştı. Böyle giderse Vara onları öldürecekti. Kerem’e başını çevirerek ondan yardım istemeye çalıştı. Ama adamdaki sakinlik ve huzur karşısında çaresiz kalmıştı. Demek ki şu an kötü bir şey olmuyordu. Eğer olsaydı koruması onu korurdu değil mi? Bu güvenle dualar ederek olacakları beklemeye başladı. Kemiklerden gelen çatırtılar eşliğinde Vara onlardan “ÖZ” dediği birer damla sıvı almış ve onları rahat bırakmıştı. Sena serbest kalmanın verdiği ferahlama içindeyken Vara önlerindeki kitabın açık olan sayfasının en alt kısmında, ikisinin de isimlerinin yazılı olduğu yerlere damlaları özenle yerleştirdi. Ardından onlara dönerek,
“Mühürlemeyi tamamlayın!” dedi. Sena daha ağzını bile açmadan Kerem onun sağ elini kavrayıp, baş parmağını isminin üzerindeki damlaya bastırmıştı. Ardından aynı işlemi kendisi için de yaptı. Mühürleme tamamlandıktan sonra devasa kitap hareketlenmiş, boş sayfalar açılarak hızlı bir şekilde dönmeye başlamıştı. Bu hareketlilik kitabın ilk sayfasına gelene dek devam etmiş sonra durmuştu. Ardından büyük bir çıtırtı sesi eşliğinde görülmez bir kalem sayfaya yazmaya başladı.
“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Sena’nın mizanı açıldı ve talimat yazıldı. Ona verilen görevle birlikte yeni bir başlangıç sunuldu. Ona bir koruma atandı. Korumanın da emrine üç savaşçı verildi ve süreç başladı."
Kalem durmuş yazı tamamlanmıştı. Ardından büyük bir ışık parlaması oldu ve yer sarsılmaya başladı. Olanların etkisiyle üçü de gözlerini kapatmıştı. Her şey o kadar hızlanmıştı ki şuurları giderek kapanıyordu. En son büyük karanlığa doğru çekiliyorlardı. Sonra her şey bir anda karardı.
Kadın gözlerini açtığında kendini evinde bulmuştu. Kütüphanesinin önünde yerde öylece yatıyordu. Vücudu acılar içinde kalmış, başı migreni tutmuşlar gibi ağrıyordu. Oynatmaya çalıştığı vücudundan çıtırtılar duyuluyordu. Sanki tüm kemik ve eklemleri sökülüp yeniden takılmıştı. Modifiye mi edildim diyerek sinirden gülmeye başladı. Hareket etmek istedi ama yapamadı, her yeri karıncalanmıştı. Ancak birkaç dakika sonra ayağa kalkmış ve masadaki sandalyelerden birine oturmuştu. Kerem’se ortalıkta görünmüyordu. Kadın neredesin diye söylenirken masanın üstünde cansız bir şekilde duran Biblo Kerem’i görünce donup kaldı. En son Kerem’in elinde olan Tılsımlar kitabıysa yerde ters bir şekilde duruyordu.
Kadın büyük bir dehşete kapılmış ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Neler olmuştu böyle? Gördükleri gerçek miydi? Kerem neden tekrar biblo olmuştu? Sena elindeki biblo ve kitapla ne yapacaktı. Çok sonra masanın üzerinde duran diğer şeyleri fark etti. Tam köşede üç tane daha biblo vardı. Kahretsin diye söylenerek ayağa kalkmış onları incelemek için eline almıştı. Biblolar üçü bir arada kahve gibiydi. Böyle düşünen kadın sinirden gülmeye başladı.
Elinde duran biblolarda gözleri beyaz yaşlı bir adam, kırmızı gözlü iki yaratığı iplerle bağlamış sıkıca tutuyordu. Sena gördüklerinden korkmuş olsa da az önce kitapta yazılanları hatırladı. Korumasına yardımcı olması için üç savaşçı verilmişti. Sanırım bu biblolar onların bedensel aktarım simgeleriydi. Bedensel aktarım mı diyerek bir anda ürktü. Evine bu korkunç yaratıklar da mı gelecekti? Korkuyla dualar okumaya başladı.
Bir süre sonra sakinleşen kadın bütün bibloları aynı yere koydu. Eğilerek yerdeki Korumalar Tılsımı kitabını da alarak bibloların yanına bıraktı. Yeniden oturduğu sandalyede Kerem’i düşünüyordu. Neden kendisiyle birlikte o da gelmemişti? Acaba şimdi neredeydi? Buraya dönerken bir şeyler ters gitmiş ve Kerem ölmüş olabilir miydi? Bu düşünceler yüzünden birden telaşa kapıldı. Şimdi ne yapacaktı, Kerem olmazsa ne yapabilirdi? Korkuyla ayağa kalkmış evin geniş salonunda oradan oraya yürümeye başlamıştı. Dakikalar sonra aklına Korumalar Tılsımı kitabına bakmak geldi. Belki ondan yardım alabilirdi. Koşar adım masanın üzerindeki kitabı ellerinin arasına aldı ve büyük bir heyecanla besmele eşliğinde açtı. Kitabın içinde dakikalarca bir ipucu aramış ama hiçbir şey bulamamıştı. Şu an bulduğu tek şey çaresizlikti. Büyük bir kaygı ve üzüntüyle ağlamaya başladı. Yaşadıklarıyla hayatı değişmiş, yeniden mutlu olacağına dair umutlanmıştı. Bir anda bunlar elinden mi alınıyordu? Kaybetmeyi kabullenmiş bir halde umutsuzca ağlarken görünmez bir el görünmez bir kalemle elindeki kitaba yazmaya başladı. Heyecana kapılan kadın yazanları büyük bir merakla izliyordu. Sonunda kalem durmuş yazı bitmişti.
“Minyatür evdeki dört eksik parçayı tamamla, yolculuğu başlat.”