MyStoryBölüm 5 / 11

Bölüm 5 / 11

TELKARİ

"Sayın savcım, isterseniz aynı arabayla gidelim." Sorgu odasından çıktıktan sonra olay yerine gitmek için hazır bekleyen ekibin yanına gelmişlerdi. Komiserin önerisi ile ekip arabalarına binen sivillerden gözünü alıp ona döndü. "Kendi arabamla gelsem daha iyi olacak. Sonrasında adliyeye uğramam gerekiyor, zaman kaybetmek istemem." Terörle mücadele komiseri onu başıyla oyalayıp öndeki arabanın yolcu koltuğuna oturdu. Ömer ise kendi arabasına doğru ilerlerken cebinden çıkardığı telefonla uzun zamandır konuşmadığı birini aramakla meşguldü.

"Sen beni arar mıydın Savcım? Bu sürprizi neye borçluyuz?" Uzun uzun çalan telefonu tam kapatmak üzereyken yanıt almıştı. Ona bu konuda serzenişte bulunacağını biliyordu ama durup onu aramayışının sebeplerini sıralayacak ya da kusurunu affetmesini isteyecek kadar geniş zamanı yoktu.

"Erkenden emekli olanlarla işim olmuyor biliyorsun. Ben henüz mesleğimin başındayım ve işim başımdan aşkın. Terörle mücadeleyi bilirsin." Karşısındaki adam, bundan iki yıl önce henüz yeni savcıyken birlikte çalıştığı Terörle mücadele komiseriydi. Sınır ötesi operasyonda ekibinden iki kişiyi kaybetmiş, kendisi de yaralandığı için malulen emkli olmak zorunda kalmıştı. Oysa yaşı henüz 40 bile değildi.

"Damarıma basmak için mi aradın savcı? Eğer öyleyse daha önemli işlerim var, kapatıyorum." Ömer kontağı çevirip emniyet yerleşkesinin çıkışına doğru manevra yaparken derin bir nefes aldı. "Çukurambar'daki olay kulağına gelmiştir. Silahlar Farzin'e ait. Numaraları silinmiş fakat bir önceki operasyonda kaybolan silahlar olduğuna adım kadar eminim." Şimdi derin nefes alıp düşünme sırası Fethi'ye geçmişti. Bir süre telefondan ses gelmeyince; Ömer telefonun kapanmadığından emin olmak için seslendi.

"Orada mısın?" Büyük ihtimalle Fethi bulunduğu ortamda rahat değildi ve uzaklaşmak için uğraş veriyordu. Kısa süren sessizliğin ardından gelen konuşma sesleri bu düşüncesini haklı çıkarır gibiydi. "Tamam abicim tamam. Bir dahakine seni de çağıracağım balığa. Hadi tutma beni bak yengen arıyor, konuşturmuyorsun iki saattir." Ömer, bu adama sinir oluyordu ancak şu durumda ondan başka da güvenecek kimsesi yoktu.

"Hay amına koyayım, salmadı bir türlü adam beni. Ne diyordun savcı, hah; silahlar. Şarjör yuvalarındaki numaralar da mı silinmiş?" Aslında cevabını bildiği bir soruydu bu Fethi'nin. Her şeye rağmen yine de emin olmak istedi.

"Hepsi. Silahları eşleştirebileceğimiz hiçbir iz bırakmamışlar." Bir araba kapısının açılıp kapanma sesi geldi, ardından kontak çalıştı. Ömer, Fethi'nin de artık seyir halinde olduğunu anlamıştı. "Kim bakıyor davaya?" Aklında elbette bir isim vardı. Ancak bunu teyyid edebilmek için Ömer'e sorması gerekmişti. "Şu yeni komiser. Senin yerine gelen, Rıfat. Nasıl birisi olduğunu henüz çözemedim." Fethi Rıfat ile yüz yüze belki hiç gelmemişti fakat hem akademide hem de sonrasında amiri olduğu ekipte hakkında yapılan konuşmalara çokça şahit olmuştu.

"Sağlam adamdır, yine dört ayak üzerine düşmüşsün. Tabii benim yerimi tutamaz ama neyse." Ömer emin olmak zorundaydı. Bu yüzden "Ne kadar iyi tanıyorsun?" diye yineledi sorusunu. Kendisi sakin bir şekilde şeridinde ilerleyip, öndeki ekip arabalarını takip ederken; Fethi trafiğe ana avrat söver vaziyetteydi. Onu tanıdı tanıyalı ne kadar tez canlı bir adam olduğunu bilirdi. Tıpkı memleketi gibi hırçın ve dalgalıydı.

"Memlekete dönmekle büyük hata yaptın Fethi. Karadeniz seni iyice çekilmez bir adam yapmış." Fethi, sakinleşmiş olmalıydı ki; sesi bu kez daha durgun geliyordu. "Uğraşma benimle savcı. Zaten anam başımda sürekli ekşiyor. Beni yeniden evlendirme derdinde. Bu yaştan sonra ikinci bir evlilik telaşesine gelemem. Bu işlerde ne kadar kötü olduğumu anlatamadım bir türlü. Her neyse, ne diyorduk; Rıfat iyidir. Hem akademiden hem de emniyetten çok methini duydum. Bu güne kadar kulağıma bir falsosu gelmedi. Hoş sen de kulağımın ne kadar delik olduğunu iyi bilirsin."

Öyleydi. Fethi, emniyetin kara kutusu gibiydi. Herkes hakkında her şeyi bilir ve zamanı geldiğinde kullanmaktan çekinmezdi. Ama elbette kendi menfaatine değil, devletin yararına kullanırdı. Ömer, varmak istedikleri hedefe yaklaştığını anladığında konuşmayı bitirmesi gerektiğini de fark etti. "Sana burada ihtiyacım olabilir. Her an hazır ol. Şimdi kapatmak zorundayım. Sonra yeniden konuşuruz."

Fethi, her ne kadar malulen emekli olsa da emniyetin sıklıkla kullandığı güvenilir adamlardan biriydi. Bir nevi fahri istihbarat subayı gibi hareket eder, prosedürlerin ağır aksak işlediği durumlarda gördüğü ilk çatlaktan sızmayı beceriridi. Haliyle bu da işlerin biraz daha hızlı ilerlemesine sebep oluyordu. Ömer'in Farzin dosyasında birden fazla güvenilir adama ihtiyacı vardı ve bunlardan en önemlisi de Trabzon'un deli fişeği Fethi Sarsılmaz'dı."

Aracını emniyet şeridinin yakınlarına park edip meraklı gözlerin arasında Rıfat komiserin yanına doğru yürüdü. Komiser o sırada bölgedeki ekip liderinden bilgi alıyordu. Ömer'in geldiğini görünce az önce öğrendiklerinin üzerinden bir de onun için geçti.

"Gece boyunca dikkat çeken bir şey olmamış. Sokağı gören kameralara takılan sıra dışı bir hareketlilik de yok. Emniyet şeridini meraktan geçip çemberin içinde top oynayan çocuklardan başka desek daha doğru olur tabii. Burası Erdem Mutlu'nun işlerini yürüttüğü sözde ofis. İşlerinden kastımız elbette para satmak, tefecilik. Boyalı ile aralarında çıkan husumet de bu tür bir alışverişten kaynaklı gibi görünüyor. Birbirlerinin mıntıkalarında koruma adı altında esnaflardan haraç almaları ile başlamış. İş, bir kaç defa polise intikal etmiş ama şikayetçileri öyle güzel sindirmişler ki, hepsi sonrasında şikayetini geri almış."

Komiser olayın ayrıntılarını anlatırken Ömer de; mekanın dış cephesindeki kurşun izlerini inceliyordu. Hepsi de bir önceki davanın olay yeri ile örtüşen izlerdi. 7.62'lik izli fişekler Farzin'in silahlarının imzası gibiydi.

Bedenini hafifçe doğrultup etraftaki evlerin pencerelerinde tek tek göz gezdirdi. Sonra da komisere dönüp; "Burayı gören bütün evlerin sakinleri ile konuşmak istiyorum. Bir takvim oluşturun ve çapraz sorgular için hazırlıklı olun. Özellikle genç erkek grupla konuşacağım. Böyleleri kendilerine adam devşirmek için ellerinin altındaki gençleri kullanmaktan çekinmez."

Komiser de benzer düşüncelere sahipti. Her ne kadar savcıya sinir olsa da olaylara bakış açısında knedisininkiyle örtüşür noktalar bulmak hoşuna gitmişti. Bu durum çalışma koşullarının pürüssüz olmasını sağlayan önemli etmenlerden biriydi.

.....

"Gecen nasıl geçti Darya, teyzemle iyi anlaşabildiniz mi?" Selman, elbette teyzesinin ne kadar misafirperver olduğunu biliyordu. Ancak Darya'nın yaşadığı koşullarla bu Allah'ın izbesindeki evin koşulları bir değildi. Her ne kadar geçici bir süre konaklayacak da olsa memnun olmasını isterdi. "Selman biliyor musun, ben dün gece hayatımın en güzel, en rahat uykusunu uyudum. Hem teyzenin eli de çok lezzetli. Yemeklerine de sohbetine de bayıldım."

Darya'nın memnuniyeti sahiciydi. Selman derin bir nefes alıp, geldiklerinden beri Darya'yı inceleyen Sevim'e döndü. Her genç kadın gibi Sevim de biraz kıskançtı. Selman, Darya'nın bu kadar güzel olduğunu söylememişti mesela. Onun hakkında dinledikleri yüreğine otursa da; nişanlısının dün saatlerce onunla yolculuk yaptığını bilmek canını sıkmıştı.

Sevim'in ifadesindeki değişimden ne düşündüğünü anlayan genç adam, ağır havayı dağıtmak için beklemeden konuşmaya başladı. "Biz Sevim'le buraya gelmeden önce ilçe merkezine uğradık ve ihtiyacın olabileceğini düşündüğümüz bir şeyler aldık. Sen bir bak, aklına başka bir şey gelirse bir dahaki gelişimde getiririm." Darya oturduğu yerden kalkıp, dakikalardır yapmak istediği şeyi yapmak için Sevim'in hemen yanıbaşına geçti. Beklemeden kollarını Sevim'in boynuna sardığında genç kız öyle şaşırmıştı ki; bir müddet ne yapacağını bilemedi.

"Sevim Allah razı olsun senden. Selman bana kardeşten öte oldu. Sen eğer böylesine anlayışlı olmasaydın benim için bu kadar şey yapamazdı. Selman senin gibi bir sevdası olduğu için çok şanslı." Geldiğinden beri üzerinde olan bütün gerginlik, Darya'nın bu samimi hareketi ile buhar olup uçtu. Kollarını çeken kızın ellerini tutup, mütebessim bir ifade ile konuşmaya başladı.

"Selman seni çok anlattı. Bir kız kardeşi olmasını çok istediğini söylemişti bana daha önce. Biliyorum ki seni kardeşi yerine koydu. Eğer o öyle düşünüyorsa benim için de kardeşsin bundan sonra." Darya'nın gözleri buraya geldiğinden beri ilk kez dolmuştu. Kardeş, aile, anne ya da baba kavramlarını bilmeden 23 yıl yaşamıştı. Şimdi o kavramlarla birer birer karşılaştıkça hayatı boyunca yaşadığı boşluğun ne kadar büyük olduğunu görüyordu.

Selman, teyzesinin odunlarını kırmak ve biraz da Sevim ile Darya'yı baş başa bırakmak için dışarı çıktı. Teyzesinin de ardından geleceğini, ona sorular soracağını biliyordu. Zaten bir zaman sonra arkasından yaklaşan ayak seslerini duydu.

"Selman oğul. Sana biçare birini getirecem, ona bizden başka yardım edecek kimse yoktur dedin, ardını arkasını sormadım, başımla bir dedim. Ama bilmek isterim oğul. Başın belada mıdır, bu kızın dertleri sana da sıçrar mı bilmek isterim."

Selman, aslında ne kadar büyük bir işe kalkıştığının bilincindeydi. Bu sabah Tahran'da tanıdığı birkaç kişi arayıp Darya'nın kaçtığından ve kendisinden haber alınamadığından bahsetmişti. Söylediklerine göre Berşan Tanzer, ülkenin dört bir yanına haber salmış ve Darya'yı aramaya koyulmuştu.

Sınırda da adamları vardı. Sorunsuz geçtiklerini düşünüyordu ama ya bir yerde hata yaptıysa diye de endişelenmeden edemiyordu. Evvela Darya için, sonra da kendi ailesi için. Yine de teyzesini rahatlatmak için tebessüm etmek zorunda hissetti kendini. "Korkma eze." dedi. "Biz şu an büyük bir sevabın içindeyiz. İnanırım ki Allah da bizimle beraberdir. Hem zaten Darya çok kalmayacak burada. Bir haftaya kalmaz İstanbul'a gidecek. Sen sakın tasalanma."

Selman dışarıda teyzesini teskin ederken, içeride de Darya ve Sevim sıkı bir dostluğun temellerini atmakla meşguldü. Darya için aldıklarını tek tek poşetlerden çıkarıp hevesle gösteriyor, bir yandan da aldıklarının ona ne kadar yakışacağını söylüyordu. Darya Sevim'e minnetle bakarken, aynı zamanda Selman'ın bütün bunlar için maddi bir karşılık beklemediğini bildiğinden sıkıntılı bir hal içindeydi.

Şimdi kalkıp elindeki paradan bu aldıklarının karşılığını ödemek isetese, biliyordu ki gönül koyardı. Ancak aklına gelen şeyle hızla ayaklandı. Buraya geldiğinde ufak çantasını bıraktığı odaya girip kesesini çıkardı. İçerisinde kendisine ait ve annesinden kalma olan mücehverler vardı. Ayrıca hayatın ona ne getireceğini bilmediğinden Düğünlerine katılabileceğinden de emin değildi. İçlerinden en güzelini seçip avcuna sakladı. Bir çift altın telkari küpe, hem el işçiliği bakımından hem de üzerindeki değerli taşlar bakımından oldukça kıymetliydi.

Odaya geri döndüğünde Selman'ın ve Meryem Hanım'ın da içeride olduğunu gördü. Yeterince hızlı olamadığı için biraz mahcup hissetse de bu hediyeyi yüreğinden kopararak verdiği için rahattı. Sevim'in hemen yanı başına çöküp avcunu dizlerinin üzerine bıraktı ve parmaklarını yavaşça açtı. Genç kız, gördüğü küpelere elinde olmadan büyük hayranlıkla bakakalmıştı.

"Sevim, canım, cananım, kardeşim. Bak bunlar bana annemden yadigardır. Ben ne Selman'ın, ne senin ne de Meryem teyzenin hakkını ömür billah ödeyemem. Ama bil ki bunu da bir karşılık olsun diye değil, yüreğimden geldiği için veririm. Durumumu biliyorsun. İzlerimi silmem, belki de uzun bir süre hiç var olmamış gibi saklanmam gerekir. Bu sebeple ne kadar istesem de düğününüze gelemem. Bunları benden bir düğün hediyesi olarak kabul et. Kabul et ki bu virane gönlüm daha fazla üzülmesin."

Sevim, küpeleri elbette beğenmişti. Böyle bir hediye alacağını da tahmin etmiyordu ama yine de rızasını almak için Selman'a baktı. Selman ise Darya'nın başka türlü rahat etmeyeceğini bildiğinden usulca yumdu gözlerini. Sevim bu onayla Darya'ya büyük bir tebessüm bahşetti.

"Allah önünde ne kadar taş varsa bir bir temizlesin Darya. Allah seni her daim muhafaza eylesin." dedi. Uzun, kuzguni saçlarını kulaklarının ardına alıp boş kulaklarına küpeleri teker teker taktı. Henüz yeni tanıdığı ve hiç kopmamayı düşündüğü arkadaşından ömürlük bir hediye almıştı.

Uygulamada reklamsız oku