MyStoryMyStory
Yasak Aşk

Yasak Aşk

Mafya Romance

2 okunma1 bölüm · ~12 dk💕 Tatlı

Yetiştirme Yurdunda bana kızar depoda uyuya kalırdın küçük serçe dedi gülerek . Dudakları yukarı kıvrıldı gözlerine daldı gözlerim ateşti ateşten de beterdi sanki .

Elbette. Orijinal anlatımını bozmadan, sadece akıcılığı ve dilini güçlendirdim: Hayat her zaman adil değildi. Daha küçücük yaşta anne ve babasını kaybetmenin acısını yaşayan bir kızdı Zeynep. Teyzesi, ona bakabilmek için yanına almıştı. Ama henüz o yaşta, üvey kuzeninin yaptığı zorbalıklar yüzünden kendini bir yetimhanede bulmuştu. Yıllar geçse de içindeki acı hiç dinmedi. Ona bunca kötülüğü yapan o karanlık adam, ateşten ne kadar uzak durmaya çalışsa da kader ikisini yeniden aynı yola çıkaracaktı. Ve o ateş, ikisini de yasak bir aşkın içinde yavaş yavaş kavuracaktı.

#yasakYasakaşkTutkuMafya

İlk 1 bölüm web'de ücretsiz · toplam 1 bölüm

1. Bölüm

Kimsesizliğin İlk Günü

Hayal mayal hatırladığım günleri, o vakitlerde günlük tutmasam hatırımda kalmazdı belki de. En çok da bana yapılanları unutmamak, bir bir hesap sormak için oturup ağlaya ağlaya da olsa yazdım.

Sizlere bir soru sormak istiyorum: Annesi olmayanın babası olur mu? Ben söyleyeyim; annesi olmayanın bırak babayı, içecek suyu, yatacak yeri, yiyecek ekmeği dahi olmaz. Annesizlik öyle bir yaradır ki zamanla iyileşmek yerine her zorlukta kanar. Bazen durmak bilmez, bazen de hiç kanamamış gibi olur.

İstanbul’un en güzel semtlerinden birinde dünyaya gelmişim. Annem öğretmen, babam ise bankacıydı. Çok şanslı olduğumu hissederdim. Maddi durumumuz iyiydi. Annemle babam her hafta sonu bizi pikniğe götürür, en sevdiğimiz şeyleri yapmamızı planlardı.

Annem, kardeşim Cihan’a daha da düşkündü. Beni de severdi elbet ama Cihan hafif rahatsızdı. Bebekken havale geçirmişti. Benden iki yaş küçüktü. Bize genelde annemin çalıştığı dönemlerde ananem bakardı ama annem o kadar sorumluluk sahibiydi ki erkek kardeşime de bana da elinden geldiğince sahip çıkardı.

Babaannemler, babama zamanında kuzenini almak istemişler ama babam kabul etmeyip annemle evlenmiş. Bu yüzden ne bizi ne de annemi severlerdi. Özellikle de kendi yörelerinden bir kadın olmadığı için hep dışlanırdı.

Annem çok gururlu bir kadındı ama pamuk gibi bir kalbi vardı. Büyüklere hürmet konusunda örnek alınıp hayran olunası bir karaktere sahipti. Babaannem ona ne derse desin, kulağına birilerinden gelirdi ama annem sanki ondan daha olgunca davranır, umursamazdı hatta. Babam duymasın diye de saklamak için canını dişine katardı.

Bayramdan bayrama giderdik babamın köyüne. Her gitmemizde bir an önce dönmek isterdim. Çünkü babam ne zaman yanımızdan ayrılsa,

— “Başı yenesice gelin, oğlumu aldı da gitti gurbet ele.” derdi babaannem.

Yetmişli yaşlarda bir kadın diye galeye almaz, umursamazdık onu. Annem kırılırdı elbette. Bizden gizli saklı ağlar, ben kalkınca da her şey yolundaymış gibi davranırdı. Ah, melek annem…

Babam ise hep arada kalırdı. Annemi çok sevdiği için evliliğinden pişman değildi. Annem de onu üzmek istemediği için olanları söylemezdi babama. Babam evet, çok iyi kalpliydi ancak annem söz konusu olunca asla onu ezdirmezdi.

Annem, yatma vakti bütün misafirin bulaşığını yıkar; babam ise balkonda sigara içer, onu beklerdi. Kıyamazdı karısının ellerine. Sahi, babam gibi adam bir daha dünyaya gelir miydi? Öyle tatlı dilliydi ki “Karım…” dedi mi herkes hayran kalır, babaannem ortadan ikiye ayrılırdı.

Annem gibisi de gelmezdi elbet. Annem zengin bir ailenin kızıydı. Babam için köy hayatına razı gelirdi. “Kal.” dese, babamla ömrünün sonuna dek kalırdı, bilirim. Ama sevmezlerdi bizi. Babaannem, babamı çok severdi ama ondan ayrılmanın faturasını bize kesmişti. Annemi de bizleri de sevmezdi. Babam evin en büyük oğluydu. Diğer kardeşleri babam kadar iyi değildi annesine.

Babam çok saygılı bir evlattı. Biz onu örnek alır, büyüklerimize saygısızlık etmezdik.

İstanbul’da ananemlerin güzel bir evi vardı; iki katlı, kocaman bahçeli. Teyzem annemden üç dört yaş büyüktü. İyi kadındı, severdi bizleri. İzmir’de evlenmişti. Yazları gelirdi oğlu… Demir, kızı Firuze ile… Demir benden üç yaş büyük, Firuze ise iki yaş büyüktü. Bir araya gelemezdik hiç çünkü babaları izin vermezdi. Çok otoriter, ciddi bir adamdı. Makam mevki sahibi olduğundan herkes onu anlayışla karşılardı. Ananem, babamı seviyor, övüyor diye ona da düşman olurdu. Koskoca müteahhitti aslında. Teyzem de bu yüzden evlenmiş, zengin diye ama hep üzülür, bazen kavga ederdi. Ben duyardım bunları. O yaşta anlamazdım. “Boşanamam, ayrılamam.” derdi anneme hep.

Annem öyle miydi? Çok karşıydı böyle şeylere. Babam ile de severek evlenmiş.

— Ben Seyfi’nin kalbine vuruldum, merhametine… derdi.

Ah, güzeller güzeli annem… Çiçek annem… Adı gibi Gül annem… Ne zaman düşsem dizlerimi öperdi. Hatırlayacak ne az anımız vardı…

Sekiz yaşındaydım. Aklı erer dediler ama vallahi de ermiyordu, billahi de. Ölümü bilmediğimden miydi, ağlayamadım annemin cenazesinde? Sokakta oyun mu oynuyordum?

Annem sabah erkenden kalkmıştı. Kardeşim Cihan’ı öptü, benim de omzumdan dürttü.

— Zeynep, hadi anneciğim. Kahvaltınızı edin, sizi ananene götüreceğim.

Tek katlı, bahçeli evimiz vardı. Çok severdim evimizi. Bizim değildi ama burada doğup büyümüştük. Ananeme de yakındı hem.

Babam ekmeği alıp gelmiş olacak ki seslendi.

— Fırından simit de aldım çocuklar, hadi bakalım.

Normal sanırdım ben. Her aile böyle yaşıyor sanırdım. Çocuk aklı ya… Anneler babalar hiç gitmez sanırdım.

Cihan ile aşağı inip, son kez olduğunu bilmeden annemin yaptığı sahanda yumurtadan, babamın alıp geldiği ekmekten yedik. Sofrayı topladık. Annem mantosunu giyinirken babam seslendi.

— Atkını unutma güzel karım.

— Tamam canım, dedi gülümseyip.

Bizi de giydirdi annem, arabaya bindik. Nelerimi vermezdim o gün onlarla gitmek için…

Şubat ayıydı. Lapa lapa kar yağıyordu. Beni okula, Cihan’ı da ananeme bırakacaklardı. Sonra babam, annemi bizden otuz kilometre uzaklıktaki ilçeye okuluna bırakacak, ardından da bankaya geçecekti.

Araba buz gibiydi ama babam hâlâ müzik açmaya çalışıyordu. Annem sitemle babama döndü.

— Seyfi, çocuklar dondu, hadi.

— Hayatım bir dakika, bak şimdi bulacağım.

Babam radyoyu kurcalıyordu. Annem babamın elini direksiyona koydu.

— Oğlum hasta olacak. Ben bulurum radyoyu. Hadi, hadi Seyfi.

— Tamam güzel karım, kızma, dedi yanağını sıkıp.

Arabayı çalıştırdı ama araba tekledi. Yine de çalıştı. Önce Cihan’ı, sonra da beni okula bıraktılar. Annemin arabadayken babama söylediği sözü hâlâ unutmuyorum.

— Seyfi, ben minibüsle gideyim. Sen geç kalırsın, bak yollar karlı.

— Olsun karıcığım. Minibüse bu havada güven olmaz.

Beni okula son kez öpüp koklayarak bıraktılar.

Okuldan o gün erken çıktım. Beden dersimiz vardı ama hava soğuk diye yapılmadı. Biz de mahalleden arkadaşlarla yürüye yürüye evin yolunu tuttuk. Ananemlerin evi ile bizim ev aynı mahallede olduğundan okul da yakındı.

Eve geldim gelmesine ama çantamı kapıya koyup kardan adam yapmaya devam ettik. Eve girmedim. Cihan duysa kızardı, onu almadığım için. Ama annem izin vermezdi ki. Hasta olursa bana kızardı.

O bembeyaz karla kaplı sokakta arkadaşlarımla kardan adam yaptık, oynadık.

Hiç unutmuyorum o sesleri… O telaşı…

Ananemin eski bir ev telefonu vardı. Haber onunla gelmişti. Hiç unutmam, ananem bu olaydan sonra o telefonu söküp atmıştı.

Sokakta duyduğum o feryat, annemin ve babamın feryadıydı.

Ben bilmiyordum.

Duyduğum sesleri anlamaya… Çalışıyorum… Çocuktum. “Anlar.” dediler ama anlamadım. Yemin ederim bilemedim annemin öldüğünü. Oyun oynamaya devam etmek geldi içimden. Annemle babam gelecek sandım. Nereden bilecektim ki bir daha hiç gelmeyeceklerini…

“Zeynep! Zeynep!” seslerinin üzerine eve doğru döndüm. Ananemin evinin önü gitgide kalabalıklaşıyordu. Kapının önüne doğru arkadaşlarımla gittiğimde Cihan, ananemin bacağına korkuyla yapışmış ağlıyordu. Ananem ise bas bas bağırıyor, dedem için için ağlıyordu.

Avluya girdiğimde kadınlar,

— Aman vay canım kuzum… diyerek beni sevmek için yanlarına aldılar.

O sırada kapının önüne duran arabalara doluştular. Beni de o komşumuz aldı. Ben hâlâ anlamıyordum ne olduğunu.

Kardan adam yaparken duyduğum o acı çığlık, benim için kimsesizlikti. Yetimlikti, öksüzlüktü. Komşu arabasında hastaneye gitmekti benim için.

Hastaneye vardığımızda apar topar alt kata indik. Hava soğuktu ama orası daha da soğuktu.

Çocuktum. Daha çok küçüktüm. Hatırlamıyordum. Bilmiyordum ki…

Şimdiki gibi telefonlar, televizyonlar bu kadar yaygın değildi ki. Ölümü ancak bir yakınımız ölürse öğrenirdik biz çocuklar. Arkadaşımız hırsızlık yaparsa, hırsızlığın ne olduğunu; düşünce dizlerimizin acıyacağını, düşünce anlardık.

“Morg” yazısını kolayca okudum, annemin öğrettiği alfabeyle.

Dedem içeri girdi. Ananem dayanamıyor, ayılıp bayılıyordu. Cihan ile bir sandalyeye ikimiz oturmuştuk. Okula başladığımda severek aldığım çantamdaydı aklım. Mahallede kalmıştı.

Cihan’ın gözlerinden yaşlar akıyor, elimi sımsıkı tutuyordu.

Ah benim yaralı kuşum… Ah benim güçsüzüm…

Ananem bas bas,

— Gülüm! Canım kızım! diye bağırıyordu.

Ne olmuştu yahu anneme?

Babam neredeydi?

Yaşıyor muydu?

Bölümler