MyStoryBölüm 3 / 30

Bölüm 3 / 30

3

Feraye Hanım sabah uykusuz halde eve geldiğinde iki kez kilitlenmiş kapıyı sessizce açıp içeri girdi. Gelirken aldığı sıcak simitleri mutfağa bıraktı. İki kafadar evi çok dağıtmamışlardı ama yedikleri abur cuburların paketleri salonda koltuğun üzerindeydi. Hepsini alıp mutfaktaki çöpe attı.

Kızının odasının kapısını aralayıp baktı. Fidan ile kolları, bacakları birbirine girmiş halde uyuyorlardı. “Temiz yatak hazırlamıştım ama gerek duyan kim?” dedi gülerek. Açılmış üstlerini örterek odadan çıkıp kendi odasına geçti.

Üzerini çıkarıp pijamalarını giydiğinde odanın siyah perdesini çekip içeriyi karanlığa boğdu. Dinlenmek için yatağa girip gözlerini kapattı.

Duru gözlerini açtığında öğlen olmak üzereydi. “Uyan aşko geç kaldık.” Yataktan çıkmaya çalışırken yere düştü.

Fidan gürültüye uyanmıştı. “Sana dedim o son bölümü izlemeyelim diye.”

“İzlediğime pişman değilim. Kalk hadi.” Duru koştur koştur tuvalete gitti. Uyurken sıkışmıştı.

Fidan kalktığında dağınık yatağı toplamaya çalıştı sonra vazgeçti fazla karışmıştı.

Duru’nun ardından gidip kapıyı tıklattı. “Gireyim mi aşko?”

“Gir!” dedi Duru. İşini bitirmişti yüzünü yıkıyordu.

Yan yana yüzlerini yıkayıp, dişlerini fırçaladılar. Birbirlerinin saçlarını yapıp kıyafetlerini değiştiler.

Annesi uyumaya devam ediyordu. Buzdolabının üzerine not bıraktı.

‘Fidan ile biraz gezeceğiz. Geç kalmadan dönerim. Ödevlerimin hepsini yaptım.’

Simitleri görünce birini eline aldı birini Fidan’a verdi. Yiye yiye evden çıktılar.

Otobüs durağına geldiklerinde sahil tarafına giden sefere bindiler.

Hafta sonu herkes gezme telaşındaydı otobüs tıklım tıklımdı. Ayakta durmaya çalışırken bir yanda da simitlerini yiyorlardı.

Otobüsten inince saate bakıp koştur koştur Yıldız kafeye doğru ilerlediler. Tam zamanında gelmişlerdi. Boş buldukları masaya oturup menüyle yüzlerini gizleyerek etrafı incelediler.

“Aşko arkanda kalan adam olabilir.” dedi Fidan.

Duru oturduğu sandalyeden kalkıp arkadaşının yanındaki sandalyeye oturdu.

Adamı görmüştü. Tarif ettiği gibi giyinmişti. “Sen burada bekle bizi izle bana zarar vermeye çalışırsa imdat diye bağır.” dedikten sonra diğer masaya doğru ilerledi.

Adamın karşısına geçtiğinde, “Barış Şimşek!” dedi.

“Benim güzel çocuk, sen kimsin?”

Duru, adamı dikkatlice süzdü. Kırmızı bandanayla bağlanmış saçları omuzlarına kadar iniyordu ve ince ince hepsi örülüydü.

Bir de uzun sakalı vardı ama tipi yakışıklıydı.

“Fer Feraye.” Annesine yazdığı kullanıcı adını söyleyip karşısındaki sandalyeyi çekerek oturdu.

Barış örgülü saçlarını geriye attı. “Sen daha çocuksun. Kendinden büyüklerle bu şekilde konuşmamalısın çocuk bu yanlış, başına bela alırsın.”

“Kendime sevgili aramıyorum sakin ol.” Duru konuya nasıl gireceğini bilmediğinden bir süre düşündü. ‘’Anneme sevgili arıyorum.’’ dedi en sonunda.

Barış iki elini birbirine birleştirdi. ‘’Tabiat ana bu bir işaret mi?’’ Bakışları gökyüzünü görür gibi kafenin tavanına çevrildi sonra Duru’ya. ‘’Annenin haberi var mı güzel çocuk?’’

‘’Hayır. Annem sadece işiyle ve benimle ilgilenir ama ben onun yalnız olmasını istemiyorum tabi öyle lay lay lom ilişki de olmaz. Ciddi düşünüyorsan sana anneme ulaşma yollarını söylerim.’’

Barış yine avuç içlerini birleştirip dua eder gibi tavana doğru baktı. ‘’Tabiat anadan hayatım için bir değişiklik istedim bana bu güzel çocuğu gönderdi. Teklifi nasıl geri çevirebilirim? Annene nasıl ulaşabileceğimi söyle bana çocuğum o kutsal güzellikle tanışayım ama babanın nerede olduğunu da söyle kendimi koruyayım.’’

‘’Babam yok ben doğmadan öldü ama önce sen kimsin onu öğreneyim?’’ Duru, karşısındakinin davranışları karşısında tuhaf tuhaf bakıyordu.

‘’Ben küçük kız, spiritüel danışmanım. İstersen seninde çakralarını açıp enerjilerini temizleyelim okulda derslerinde faydası olur.’’

‘’İstemem yok.’’ dedi Duru.

Barış, garsona eliyle işaret verdi. ‘’Bana bir papatya çayı, küçük hanıma da sade türk kahvesi getir.’’

‘’Kolayı tercih ederdim.’’

‘’Kahveni iç falına bakacağım cesur yürek.’’

Duru istemsizce gülümsedi. ‘’Küçük çocuktan cesur yürekliğe mi yükseldim?’’

‘’Annen için yaptığın seni cesur yapar.’’

Kahve ve papatya çayı geldiğinde birer yudum aldılar. ‘’Sen de kabul ettin!’’

Barış söylenenle ellerini hep yaptığı gibi önünde birleştirdi. ‘’Annen için açtığın profili görmeden hemen önce içsel yolculuğa çıktım ve tabiat anaya bana bu dünyadaki yalnızlığımı bitirecek bir yol oluşturması için dilek diledim hemen sonrasında annenin profilini görüp mesaj attım sen de buraya çağırdın. Bu benim dileğimin karşılığı, açılan yeni bir yol geri çeviremem. Bu yolu yürüyüp beni nereye götüreceğini görmem lazım cesur yürek.’’

‘’Nereye giderse gitsin ama anneme sakın bu yaptığımı söyleme. Gizli bilgi, aramızda anlaştık mı?’’

‘’Anlaştık çocuğum.’’ Barış, Duru’nun biten kahvesini işaret etti. ‘’Dileğini tut ters çevir.’’

Duru gözlerini kapattı. ‘’Bu saçmalık gerçekse annem mutlu olacağı bir koca bulsun.’’ Gözlerini açıp fincanı çevirdi.

Fincan soğuyunca Barış alıp tabaktan kaldırdı. ‘’Ah çocuğum!’’ dedi dolu dolu. ‘’Senin kaderinde mutluluk var ama mutlulukla beraber gözyaşı da var.’’

‘’Gerçekten mi?’’ Duru görebilecekmiş gibi Barış’ın elini çekip fincanın içine baktı. ‘’Hani nerede?’’

‘’Bak burada görüyorum.’’ Barış fincanın içindeki kahve telvesini gösterdi. ‘’Sen güzel bir okulda okuyorsun.’’

‘’Nasıl bildin?’’ ‘’Üçüncü gözüm açık anlarım.’’ Barış fincana bakmaya devam etti. ‘’Senin hayatında büyük bir dönüm noktası olacak ama bu dönüm noktası sadece seni değil anneni de etkiliyor.’’

‘’Kötü mü?’’ diye sordu Duru.

‘’Kötü de olabilir iyi de olabilir bu senin tercihlerinle yön bulacak.’’

‘’Acaba neyi tercih edeceğim?’’

‘’Yeter bu kadar.’’ Barış fincanı bıraktı. ‘’Şimdi söyle bakalım annene nasıl ulaşacağım? Benim kaderimdeki kadın kim?’’

‘’Sağlık hastanesinde hemşire. İki gün sonra nöbeti var sabah mesaiye başlamadan önce gidersen hastaneye gireceğinde görürsün, gördüğünde de benim orta yaşlı halimi hayal edersen tanırsın.’’

‘’Mutlaka gideceğim çocuğum.’’

‘’Anlaştık. Hadi ben kaçtım.’’

Duru ayağa kalkarken Barış, ‘’Tabiat ana seni güzel enerjisiyle donatsın cesur yürek.’’ dedi.

‘’Amin.’’ Duru gülerek Fidan’ın yanına gitti ve beraber kafeden çıktılar.

‘’Ne konuştunuz?’’ Fidan merak içindeydi.

‘’Adam çakra, üçüncü göz, enerji falan uğraşanlar var ya işte onlardan. Annem onun kaderiymiş öyle dedi. Tanışmak için gidecek.’’

‘’Sevdin adamı o zaman.’’

‘’Falıma baktı biliyor bence gerçekten.’’

‘’Tanışsınlar annen beğenmezse basar tekmeyi zaten.’’ Fidan, arkadaşının koluna girdi. ‘’Aşko benim artık eve dönmem lazım.’’

‘’Tamam sen git ben de Karan ile buluşayım. Dünden sonra kaç tane mesaj attı.’’

Fidan evine gitmek için otobüse bindiğinde Duru sahil kenarındaki boş bulduğu banka oturup kulaklığını takıp müzik açtı. Karan’a olduğu yerin konumunu attı.

Karan bir saate gelmişti. ‘’Selam bebeğim.’’

‘’Selam.’’ Kulaklığını çıkarıp yanına oturan erkek arkadaşına baktı. ‘’Dışarıda çok kalamam. Fidan ile çıkmıştık birkaç saat geçti annem uyanmıştır artık merak eder.’’

‘’Biraz yürüyelim sonra seni eve bırakayım.’’ diye teklifte bulundu Karan.

‘’Olur.’’

Sahil yolunda yan yana yürürken kulaklığın bir ucu Duru’nun kulağındaydı diğer ucu Karan’ın.

‘’Sana bir müzik dinleteceğim.’’ Karan kulaklığı, Duru’nun telefonundan çıkarıp kendi telefonuna taktı. ‘’Söyleyen şarkıcı dün yayınladı dinlerken aklıma sen geldin. Sen de dinle.’’

Duru kulağında çalmaya başlayan müziği dikkatlice dinledi. Yumuşak bir melodisi vardı. Sözleri aşk sözleriydi. Yüzünde tatlı bir tebessüm belirdi. ‘’Güzelmiş, sevdim.’’

‘’Ben de seni sevdim.’’ Karan elini uzattı. ‘’Tutayım mı?’’

Duru bir süre düşündü sonra uzanan eli tuttu. El ele kulaklarındaki müzikle yürümeye devam ettiler.

Otobüs durağına geldiklerinde gelen ilk otobüse bindiler ama dolu olduğu için ayakta kalmışlardı. Karan bir eliyle yukarıdan asılan tutacağı tutarken diğer kolunu sevgilisinin beline sarıp düşmemesi için tutuyordu.

Duru ilgiden memnun, otobüsün kalabalığını umursamadı. İnecekleri durağa kadar bu şekilde geldiler. Duru’nun yaşadığı apartmanın önüne kadar yine el ele yürüdüler. ‘’Sen dön artık.’’ dedi genç kız.

‘’Yarın görüşürüz ama akşam mesaj at.’’

‘’Atarım.’’

‘’Fidan ile izlediğiniz dizilere de çok takılmayın sonra oradaki erkekleri övüp duruyorsunuz kıskanıyorum.’’

‘’Onlarla aynı ülkede olmadığımız için bence sorun yok.’’ Duru gülerek el sallayıp apartmana girdi.

Eve girdiğinde annesini ev temizlerken buldu.

‘’Geç kaldın kızım!’’ dedi Feraye Hanım.

‘’Fidan ile sohbete daldık bir de Karan ile buluştuk.’’

‘’Karan ile nerede buluştunuz?’’ diye sordu annesi.

‘’Sahil yolunda yürüyerek müzik dinledik sonra otobüsle buraya geldik. Apartmanın önünde bırakıp geri döndü.’’

‘’Benden habersiz evine gitme tamam mı?’’

‘’Tamam annem.’’ Duru odasına gittiğinde yatağın üzerine uzandı.

~~~~

Feraye Hanım nöbete gitmek için sabah evden çıkıp otobüse bindi. Hastanenin önünde indiğinde içeri girmek üzereyken karşısında beliren adamla duraksadı.

‘’Günün ışıklarla dolsun güzel kadın.’’ diyen yabancı elindeki kahve bardağını uzattı. ‘’Sizi görür görmez kalbim de ışıklandı. Bana ismini söyleyerek ışıkların arasına yazmama izin verir misin?’’

‘’Deli mi ne!’’ Feraye Hanım yabancıya garip garip bakıp yoluna devam etti.

‘’Olmadı be!’’ diyen Barış arkasından koşar adım takip etti.

‘’Kahveyi al sabah enerjin olsun.’’

‘’Beyefendi sapık mısınız? Bıraksanıza peşimi!’’

‘’Bırakamam kalbimin ışığı, yeni yolum.’’

Feraye Hanım açılan asansöre binince Barış da bindi. Çalıştığı üroloji servisinde asansörden indiler. Çantasından kartını çıkarıp servisin kilitli kapısını açmak için okuttu. ‘’Hasta değilseniz ya da refakatçisi olduğunuz bir hastanız yoksa buraya giremezsin.’’ deyip peşindeki adamı kapının dışında bıraktı.

‘’Sabah sabah çattık belaya!’’ Hemşire odasına girdiğinde üzerindeki kıyafetleri çıkarmaya başladı.

‘’Hayırdır Feraye sabah sabah senin bacaksız mı sinirlendirdi?’’ dedi arkadaşı.

‘’Yok deli midir sapık mıdır anlamadım hastanenin girişinde bir adam takıldı peşime. Psikiyatri servisinden kaçmış derlerse şaşırmam.’’ Hemşire üniformasını giyip çıkardığı eşyalarını dolabının içine yerleştirdi.

Nöbeti biten arkadaşlarından serviste yatacak olan ve ameliyata gidecek olan hastaları teslim aldı. Yapılması gereken tedaviler için ilaçları hazırlarken gelen doktorlarla hastaları tek tek dolaşıp tedavilerdeki değişiklikleri öğrendiler.

Acil işler bittiğinde hemşire bankosunda oturup evrakları sisteme girerken servisin sorumlusu hemşiresi olan İlknur nöbet listesini düzenlemekle uğraşıyordu.

‘’Önümüzdeki ay bizden Sevda’yı aldılar. Sıra sana geliyor Feraye. Ben okullar tatil olana kadar diğer arkadaşlardan göndermeye çalışıyorum ama bekletmezlerse haberin olsun.’’

‘’İki ay sonra okul yaz tatiline giriyor Sevda’dan sonra diğer arkadaşlardan biri gitsin söz sonraki ay ben giderim. Duru’yu şimdi bırakırsam sabahları asla kalkıp okula yetişemez gerçi bir ay tek başına evde nasıl kalacak onu da bilmiyorum ama en azından okul derdi olmaz.’’

‘’On altı yaşına geldi artık niye kalamasın? Alışsın boş ver.’’ dedi İlknur.

‘’Tabi on altı yaşına geldi bir de sevgili yaptı. Belli etmiyorum ama huzursuz ediyor bu durum. Yanlış yapmasından korkuyorum. Babasız ne kadar büyütebildim bilmiyorum.’’

‘’Gayet güzel büyüttün.’’

İşlere geri döndüklerinde Feraye çalan telefonundaki ismi görünce bekletmeden açtı. ‘’Burak nasılsın?’’

‘’İyiyim hastanenin kantinindeyim, burada mısın?’’

‘’Geliyorum.’’ Telefonu kapatıp ayağa kalktı. ‘’İlknur, kantine ineceğim acil durum olursa ara.’’

‘’Tamamdır.’’ İlknur başını kaldırmadan nöbet listesiyle ilgilenmeye devam etti.

Feraye servisten çıktığı anda Barış ile burun buruna geldi. ‘’Sen hâlâ burada mısın?’’

‘’Seni bekliyordum.’’ Barış yaka kartını tutup baktı. ‘’Feraye, nasıl da şiir gibi bir isim.’’

‘’Defol git yoksa güvenlik çağıracağım.’’ Feraye öfkeyle asansörün düğmesine üst üste bastı. Kantinin olduğu kata indiğinde Burak’ı görünce yüzünde gülümsemesi belirdi. ‘’Hoş geldin.’’ diyerek sıkıca sarıldı.

‘’Hoş buldum kızıl kafa.’’ Karşılıklı oturup birer kahve aldılar. ‘’Bu ülkeye hangi rüzgar attı?’’ diye sordu Feraye.

‘’İş için birkaç toplantıya gelmem gerekti ama korkma kızım beni görmeden işlerimi halleder dönerim geri.’’

Feraye boğazını yumuşatmak için kahvesinden içti. ‘’Senin çocuklar nasıl?’’

‘’İyiler, büyüyorlar. Duru ile nasıl gidiyor? Var mı sıkıntı?’’

‘’İyi gidiyor. Seninle olan fotoğrafımız hep başucunda arkadaş gibi o fotoğraftaki seninle dertleşiyor, sırlarını anlatıyor yani kızımın bilmediğim sırlarını sen biliyorsun tabi bir de her bayram ziyaret ettiğimiz mezarın var. Hepsiyle baş ediyorum ama babalar günü odasından asla çıkmıyor. Okula gitmez, arkadaşlarıyla görüşmez öyle işte.’’

‘’Sana o gün bunun yanlış bir karar olduğunu söylemiştim. Gerçekleri bilmeliydi.’’

‘’Söyleyemezdim Burak nasıl söyleyeyim?’’ Feraye yaşla dolan gözünü sildi. ‘’Baba özlemi çektiğini biliyorum ama doğrusu buydu.’’

‘’Ailen hala küs mü?’’

‘’Onlar beni evlatlıktan bir kez reddetti bir daha geri kabul etmezler ama bu saatten sonra da ben istemem.’’

‘’Göstersene fotoğrafını bakayım kızım nasıl biri oldu?’’ Burak gülerek kahvesinden yudumladı.

Feraye cep telefonundan açtığı fotoğrafı gösterdi.

‘’Feraye, kızın senin gençliğinin aynısı. Bildiğin kendini doğurmuşsun.’’

‘’Neyseki babasına değil de bana benzedi.’’ dedi Feraye gülerek.

Burak telefonu alıp yanağına dayadı. ‘’Hiç mi benzemiyoruz? Bak benim gözüm kahverengi ya açık tonda olduğunu düşün ela göze döner bence. Gülümseyince ama böyle çok ağzımı açarak gülümseyince gamzem de çıkıyor gibi.’’

‘’Zorlama istersen kızım sana hiç benzemiyor.’’ dedi Feraye de gülerek.

‘’Doğduğundaki ağlaması hâlâ kulaklarımda. Karım iki çocuğumu dünyaya getirdi hiçbiri Duru gibi avaz avaz ağlamamıştı. Bildiğin dünyaya geldiğine isyan ediyordu.’’ Burak on altı yıl öncesini hatırladığında gülmesi genişledi. ‘’Gerçi o ağlama sesi Duru’nun muydu yoksa senin miydi ayırt etmesi zordu. İkiniz de aynı anda ağlıyordunuz hanginizi teselli edeceğimi şaşırmıştım.’’

‘’Hakkını ödeyemem.’’ dedi Feraye.

‘’Kızıma iyi bak hakkımı ödenmiş sayarım.’’

Bir süre daha sohbet edip geçmişi yad ettiler sonrasında Burak gitmişti Feraye yalnız kalmıştı. Koca şehirde sadece bir kaç gün kalacak bir adamı kızı görmezdi! Bu kadar tesadüf yaşanmazdı!

İçini rahatlatmaya çalışıp servise dönmek için asansöre bindi. Geldiği katta indiği anda önüne uzatılan çiçeklerle duraksadı. ‘’Güzel kadın çiçeklerimi kabul et rahat bırakıp gideyim yoksa senin nöbetin bitene kadar buradan gitmem. Gördüğüm an vuruldum sana benimle tanışmayı kabul edene kadar peşindeyim.’’

Feraye uğraşacak hali olmadığı için çiçeği aldı. ‘’Tamam git hadi.’’ diyerek servise girdi.

Barış arkasından bakıp iç çekti. ‘’Hayatıma açılan yeni yolum belli ki yürümesi zorlu bir yol ama Barış vazgeçer mi vazgeçmez! Tabiat ana bana verdiğin fırsatları kaçırmayacağım.’’ Boynunda asılan ağaç şeklindeki kolyeyi öpüp kapısı açılan asansöre bindi.

Uygulamada reklamsız oku