Bölüm 4 / 30
4
‘’Oo Feraye!’’ dedi İlknur çiçekleri işaret ederek. ‘’Kantine kiminle buluşmaya gittin?’’
‘’Aman yok sabah peşime takıldı dediğim adam servisten bir çıktım beni bekliyor. Kantinden döndüğümde de elinde çiçekler almazsan gitmem dedi mecbur aldım.’’ Feraye çiçekleri çöp kutusuna attı. ‘’Boşver psikiyatri servisinden kaçmış belli. Sünnete gönderdiğimiz adam geldi mi?’’
İlknur gülmemek için dudaklarını ısırdı. ‘’Sisteme elli yaşında hasta için sünnet yazmak garip geliyor.’’
Feraye’nin yüzünde gülmesini saklayan bir ifade belirdi. ‘’Adama da yazık. Sen kalk tatil için Türkiye’ye gel sonra sünnet olup ülkene geri dön. Neyse sağlık sorunu böyle çözülecekse yapacak bir şey yok mecbur olacak.’’
‘’Ailesi geri döndüğünde tatile gidip müslüman mı oldun diye sorar mı sence?’’
Feraye cevap veremeden servisin diğer kapısından getirilen sedyeyle ayağa kalktı. Sünnet olan hasta gelmişti. Geçici süre kalacağı odaya alınıp dinlenmesi için yatağına yatırdılar. Vital bulgularını aldıktan sonra dosyasına kaydedip odadan çıktı. Neyseki hasta çat pat Türkçe biliyordu da anlaşabiliyorlardı.
Akşam olduğunda birkaç kez Duru’yu arayıp her şeyin yolunda olup olmadığını sordu. Sabah nöbetini yeni gelen nöbet ekibine teslim ettiğinde hastaneden çıkmıştı ki aynı adam yine karşısında belirdi. ‘’Bela mısın be adam?’’ dedi sitemle.
‘’Bütün gece uykusuz kaldığı için şişmiş o tatlı gözlerinin masum bakışı kurtardığı canlardan dolayı oldukça mutlu.’’
‘’Beyefendi hastanemizde çok iyi psikiyatri doktorlarımız var isterseniz bir muayene olun.’’
‘’Ben deli değilim ama sen benimle arkadaş olmazsan divane olabilirim. Adım Barış biz de barış yapalım.’’ diyen Barış elini uzatıp bekledi. ‘’Tanımadan nasıl biri olduğumu bilemezsin ve geri çevirirsen belki de hayatının aşkını geri çevirmiş olacaksın.’’
Feraye’in yüzünde bir tebessüm belirdi. ‘’On altı yaşında bir çocuk annesiyim hangi hayatın aşkından bahsediyorsun?’’
‘’Kocan varsa hemen giderim ama kocan olsaydı yüzün böyle kırışıksız bir güzellikte olmazdı. Beni al hayatına tek eksiğin olan kırışıklıkları sana hediye edeyim.’’
‘’Bu sözlerle bir kadını asla tavlayamazsın.’’ Feraye gülerek yürümeye devam ettiğinde Barış koşarak yetişti.
‘’Güldün ama gördüm. Amacım kızgınlığını yok etmekti başardım. Tanışmayı kabul et beni seninle beraber hastanede nöbet tutmaktan kurtar.’’
‘’Sen neden taktın bana kafayı?’’ Feraye yürümeyi bırakmış Barış’ın yüzüne bütün ciddiyetiyle bakıyordu.
‘’Güzelliğine vuruldum izin verirsen kalbine de vurulurum. Gitmeden kantinde oturalım simit yiyip, çay içelim tanışalım sonra olmaz dersen bir daha karşına çıkmam. Tabiat ana yollarımızı birleştirdi bunu geri çeviremezsin.’’
Feraye karşısındaki adama dikkatle baktı. Üzerinde renkli desenlerden oluşan bir şalvar vardı. Ayağında ise sandalet. Giydiği gömleğin üst düğmeleri tamamen açıktı ve boynunda çok sayıda kolye vardı. Uzun saçları boncuklarla örülmüştü. Kulağından sarkan küpe kuş tüyü şeklindeydi. Tipi oldukça dikkat çekiciydi. Yaşları da muhtemelen aynıydı.
‘’Tamam ama sonra istemiyorum dediğimde peşimi bırakacaksın.’’
‘’Kabul.’’
Beraber kantine gittiler. Simit ve çay aldıklarında yavaşça yiyip içmeye başladılar. ‘’Kimsin sen Barış Efendi?’’ diye sordu Feraye.
‘’Spiritüel danışmanım. Hayattaki her şeyin mükemmel bir uyum içinde olduğuna inanırım ve yolları kesişen insanların o yolları bir amaç için kesişmiştir. Bizimde seninle yollarımız kesişti. Tabiat ana bu birleşmeyi istemeseydi bu şekilde karşılaşamazdık.’’
‘’Her gün sokaklarda onlarca kadının yanından geçiyorsundur?’’ diye üsteledi Feraye.
‘’Öyle değil işte. Neyse bu enerji işleri çok karışık ilk konuşmamızda seni yormayayım ama sen benim hayatımın yeni yolusun. Tanışıp, arkadaş olmalıyız.’’
‘’On altı yaşında bir çocuğum var, bütün hayatımı ona adadım hayatımda birini istemiyorum.’’
Barış anlayışla başını salladı. ‘’Peki çocuğun bunu biliyor mu? Ya annesinin mutlu olacağı bir aşk yaşamasını istiyorsa?’’
‘’Hiçbir çocuk babasının yerinde başkasını görmek istemez.’’ Feraye çayının son yudumunu içti. ‘’Tekrar karşıma çıkma kendime arkadaş aramıyorum.’’ Gitmek için kalktığında Barış da kalktı.
‘’Çocuğunla konuş belki istiyordur. Seni burada beklemeye devam edeceğim son sözünü o zaman söyle.’’
Feraye cevap vermeden kantinden çıkıp otobüs durağına ilerledi.
Eve döndüğünde kızı okula gideli çok olmuştu. Dinlenebilmek için yatağına uzandı ama aklı Barış’taydı. Bunca yıl kendini aşka öyle bir kapamıştı ki kimseyle arkadaşlık kurmamıştı. Kalbi hâlâ kızının babasına aitti. Ayrılıkları on yedi yılı tamamlamak üzereydi. Kalbindeki acıyla geçirdiği tam on yedi yıl! Gözünden akan yaşı sildi.
~~~~
Duru okuldan çıktığında yanında Karan ve Fidan ile beraber yürüyerek zenginlerin vakit geçirdiği kafelerin olduğu yere geldiler. Buradaki kafelerde yiyip içmeye harçlıkları yetmiyordu ama sahil yolu temiz olduğu için arada sadece yürüyüş yapmaya geliyorlardı.
Yürürken Duru ile Karan el ele tutuşmuştu. Fidan ise Duru’nun yanında yürüyordu. ‘’Kendimi fazlalık hissediyorum.’’ dedi Fidan. ‘’Beni niye yanınızda getiriyorsunuz ki siz baş başa gelsenize?’’
‘’Sen benim aşkomsun.’’ Duru, sevgilisinin elini bırakıp Fidan’a sarılarak yanağından öptü. ‘’Senden ayrı gelir miyim hiç buraya?’’
‘’Beni hiç böyle öpmedi mesela!’’ diye küçük bir sitem gönderdi Karan.
‘’Sen erkeksin öpmem.’’ dedi Duru gülerek.
‘’Aynı zamanda sevgilinim.’’
‘’Elini sevgilim olduğun için tutuyorum.’’ Duru gülmeye devam ederken hem sevgilisinin elini tuttu hem de arkadaşının koluna girdi.
Yürümeye devam ederlerken bir yandan da zenginlerin giydikleri kıyafetleri kendilerince eleştiriyorlardı. Biraz daha yürüdüklerinde Karan, ‘’Off arabaya bak!’’ dedi.
İki kız gösterilen arabaya baktı. Duru arabanın arka kapısını açan adamı gördü. Güzel giyinimli bir kadın arabaya oturduğunda adam yüzünde gülümsemeyle yanına otururken olduğu yerde kalakalmıştı. Adamı tanıyordu. Fotoğrafta gördüğüyle aynıydı ama değildi. Biraz daha yaşlanmış haliydi bir de o serseri görünümünün aksine bu defa şık bir takım elbise içindeydi.
‘’Baba!’’ dediğinde koşmaya başladı.
‘’Duru!’’ Aynı anda hem Karan hem de Fidan arkasından koştu.
‘’Baba!’’ Duru bağırmaya devam ederken arabanın arkasından yola atlamış koşuyordu. Arabalar çarpmamak için ani fren yaparken üst üste kornaya basmaya başlamışlardı.
‘’Baba!’’ Duru arabaların kornalarını umursamadan koşmaya devam etti.
‘’Ne oluyor?’’ diyen Jale ile Burak oturduğu yerde arkasına dönüp dışarı baktı.
Duru’yu koşarken görünce ne yapacağını bilemez halde şoföre, ‘’Hızlı git!’’ dedi.
Duru ne kadar koşarsa koşsun arabanın hızına yetişememişti. Karan kolundan tutup yoldan kaldırıma çekti.
‘’Delirdin mi?’’ dedi Fidan nefes nefese. ‘’Yolun ortasında koşulur mu?’’
Duru cevap vermeden sadece gözden kaybolan arabaya bakıyordu.
‘’Nereye bakıyorsun?’’ diye sordu Karan.
‘’Onu gördüm.’’ dedi gözleri dolu dolu.
‘’Kimi gördün?’’ Karan etrafına bakınıp duruyordu ama tanıdık kimse yoktu.
‘’Babamı gördüm.’’ Duru ağlayarak Karan’ın boynuna sarıldı.
Hepsi babasının öldüğünü biliyordu. ‘’Aşko benzeyen birini görmüşsündür.’’ Fidan teselli vermek için sırtını okşadı.
‘’Oydu.’’ Karan’a sarılmayı bırakıp geri çekildi. ‘’Benzetmedim oydu, bilmiyorum belki de benzettim.’’ Kaldırım kenarına oturup ağlamaya devam etti.
Burak vakit kaybetmeden Feraye’yi aradı.
‘’Efendim.’’ dedi Feraye uykulu sesiyle.
‘’Duru beni gördü.’’
‘’Ne!’’ yataktan fırlayarak kalktı. ‘’Ne demek beni gördü? Neredesiniz? Konuştunuz mu?’’
‘’Hayır.’’ Burak sıkıntıyla saçlarını karıştırdı. İş yemeğinden çıktım arabaya bindim bir baktım arabanın arkasından koşuyor ama yetişemedi hızımıza.’’
‘’Tamam ülkeden ne zaman gideceksin? Kalıcıysan başka şehre tayinimi isteyeyim.’’ Feraye ne yapacağını bilemez haldeydi. Kızına Burak’ı gösteremezdi. Bunca yıl öldü bildiğin baban bak hayatta diyemezdi. Bu yükü Burak’a da yükleyemezdi.
‘’Gece uçağım kalkıyor. Özür dilerim sizi zor durumda bırakmak istemezdim ama işler için gelmek zorundaydım.’’
‘’Saçmalama Burak hayatını bize göre yaşayamazsın. Aynı şehirde olmayalım yeter sen hangi şehre yerleşirsen ben kızımla başka şehre giderim.’’
Feraye telefonu kapatıp ne yapacağını düşünmeye başladı. Kızı söylemedikçe kendisi konusunu açamazdı ama söylerse ne diyecekti?
Duru oturduğu yerde ağlarken Karan bir yanına oturmuştu Fidan diğer yanına. Destek olmak için ellerinden geleni yapıyorlardı.
Genç kız uzun uzun ağladıktan sonra sevgilisinin uzattığı peçeteyle burnunu silip ayağa kalktı. ‘’Eve gideceğim.’’ dedi.
Otobüse bindiklerinde yine ayakta kalmışlardı. Karan düşmesin diye kendi bedenini destek olarak kullanıyordu. ‘’Üzülme.’’ dedi ağlamaktan kızarmış ela gözlere bakarak. ‘’Ağlayınca çok çirkin oldun beğenmem seni sonra.’’
Duru istemese de güldü. ‘’Beni çirkinken de sev.’’
‘’Severim de ağlama diye yalan söylüyorum.’’
Otobüs durduğunda Duru el sallayıp indi. Eve girdiğinde annesini mutfakta papatya çayı içerken buldu. Doğrudan karşısına oturdu.
‘’Sen ağlamışsın.’’ diyen Feraye, kızının yanağını okşadı.
Duru, annesinin dokunuşuyla tekrar ağlamaya başladı. ‘’Anne, ben dışarıda birini gördüm.’’
‘’Kimi gördün?’’
‘’Babamı gördüm.’’
Feraye rahatlamak için papatya çayından bir yudum daha içti. ‘’Kızım, baban sen doğmadan biliyorsun…’’
‘’Oydu anne eminim. Belki ölmedi hastanede kimlikler karıştı ama hafızasını kaybettiği için bizi hatırlamıyor.’’
‘’Sen yine Kore dizilerini izlemeyi fazla kaçırmışsın.’’ Olanı geçiştirmeye çalışıyordu ama kızının yaşlı gözlerini gördükçe içi parçalanıyordu.
Duru başını masaya dayayıp ağlamaya devam etti. ‘’Neden benim babam yok?’’
Feraye sandalyesini kızının yanına çekip başının üzerinden öpüp, okşadı. ‘’Babanda bizimle olmayı çok isterdi.’’ Ağlamamak için kendisini tutuyordu. ‘’Ben de onu çok özlüyorum ama zamanda geriye gidemiyoruz.’’
Duru başını masadan kaldırıp annesinin kollarına sığındı. ‘’Ben babam olsun istiyorum. Sen neden hiç sevgili yapmıyorsun? Neden bana baba gibi davranacak birini bu eve getirmiyorsun? Babamın yerine geçmeyeceğini bilsem de neden bir erkekten baba sevgisi alamıyorum? Arkadaşlarımın babalarıyla neler yaptıklarını artık dinlemek istemiyorum ben de onlara üvey babamda olsa bir babayla yaptıklarımı anlatabilmek istiyorum.’’
‘’Özür dilerim.’’ Feraye kendini tutamamış ağlamaya başlamıştı. ‘’Özür dilerim annem, babanın eksikliğini sana hissettirdiğim için özür dilerim.’’
‘’Anne sen ne yaparsan yap bir baba olamazsın çünkü sen annemsin, arkadaşımsın, sırdaşımsın, her şeyimsin ama babam değilsin.’’
Anne kız birbirine sarılmış halde uzun süre ağladılar. Ağlamaktan yorulduklarında Feraye, kızının yüzündeki yaşları sildi. ‘’Akşam yemeğini dışarıda yiyelim mi, ister misin?’’
‘’Olur.’’ dedi Duru.
Beraber hazırlanıp çıktıklarında Feraye geldikleri restoranın adresini Burak’a yazarak yakınlarında olmamasını istedi. Duru ise uygulamadan Barış’a oldukları restoranın adresini yazıp fırsatı kaçırmamasını söyledi. Artık annesini mutlu edecek koca istediği kadar kendisini de sevecek bir baba istiyordu. Bunu bugün daha iyi anlamıştı.
Barış mesajı görünce anne kız yemeklerini yiyene kadar restorana gelmişti.
Feraye’yi gördüğü masaya ilerledi. ‘’Bu evrenin bir karşılaştırması.’’ diyerek gülümsedi.
Feraye, kızının yanında rahatsız olmuş halde kıpırdandı. ‘’Senin ne işin var burada?’’ dedi.
‘’Çok güçlü bir enerji beni buraya getirdi sebebi senmişsin.’’ Barış, Duru’ya döndü. ‘’Sen bu güzel kadının yavrusu olmalısın.’’
Duru söylenene gülmüştü. Barış ile tanıştığını belli etmedi. ‘’Evet ben bu güzel kadının yavrusuyum. Peki, sen kimsin?’’
‘’Bende anneni arkadaşlığa ikna etmeye çalışan bir hayat yolcusuyum. Adım Barış, adım gibi barışçıl duygularla geldim.’’
‘’Oldu iyi akşamlar.’’ diyen Feraye’ye rağmen Duru, ‘’Otur bizimle yemek ye.’’ dedi.
Barış gelen teklifle oturduğunda Duru kaş göz işareti yapan annesine ne var anlamında omuz silkti.
Barış kendisi içinde yemek sipariş verdi. ‘’Bir sonraki nöbetin ne zaman kapında beklemeye geleceğim.’’
‘’Hastane orası keyfine göre gelemezsin.’’ dedi Feraye.
‘’İki gün sonra.’’ diyerek Duru cevapladı ama anında masanın altından annesinin tekmesini yedi. Öne eğilip annesine fısıldadı. ‘’Baba istiyorum ben baba, taliplerini geri çevirme tanış beğenmezsen öyle bas tekmeyi.’’
Yemeklerini yerken sohbeti Duru ile Barış ilerletiyordu. Feraye, Barış’ı tersleyip Duru’yu masa altından tekmelemek dışında bir şey yapmıyordu.
‘’El falı bakıyor musun?’’ Duru, annesinin elini tutup Barış’a uzattı.
‘’Bakarım.’’ Barış eli tuttuğunda Feraye geri çekmek istedi ama bırakmadı. Avuç içindeki çizgileri Duru’ya gösterdi. ‘’Bak görüyor musun?’’
‘’Ne, ne gördün?’’ Duru anlayacakmış gibi annesinin avuç içine bakıyordu.
‘’İki tane boynuz var. İnatçı keçi ya onun boynuzları.’’
İkisi gülerken Feraye sertçe elini çekti. ‘’Size ne benim boynuzlarımdan!’’ dedi geçmişin acısıyla.
‘’Sakin ol güzel kadın şaka yapıyordum.’’
‘’Yeter bu kadar Duru gidiyoruz.’’ Feraye, hesabı ödemek için çantasına el attığında Barış izin vermedi.
‘’Kesinlikle olmaz. Bu akşamın güzel kadınına ve onun yavrusuna yemekler benden.’’
‘’İyi!’’ Feraye, Duru’ya baktığında, ‘’Yürü sende!’’ dedi.
Restorandan çıkıp otobüse binerek eve döndüler. ‘’Bir daha tanımadığın adamları oturduğun masaya davet ettiğini görmeyeceğim.’’ diye kızına sert çıktı. ‘’Hırlı mıdır hırsız mıdır, katil midir bilmeden masanı açamazsın.’’
‘’Ya babamı mezarından kaldır ya da bana baba sevgisi verecek bir arkadaş edin.’’ Duru odasına gittiğinde kapıyı kırarcasına çarparak kapattı.
Feraye koridorun orta yerine çökerek oturdu. Gözyaşları akmaya başlamıştı. Duru ile artık nasıl baş edeceğini bilmiyordu. Yaşı küçükken idare etmesi daha kolaydı ama büyüdükçe asileşmiş, hırçınlaşmıştı. Özellikle baba konusunda tam bir çıkmazdaydı.
Çocuklar anne babalarının yerine kimseyi koyamazken Duru tam tersi bir baba sevgisi için yoldan geçen herhangi bir adamın elini tutmaya hazırdı.
Ailesi evlatlıktan reddetmeseydi belki babası yanında olsaydı ve Duru’ya dedesi olarak bir erkek sevgisi verseydi kendisine bu şekilde baba aramazdı ama olmamıştı. Büyürken annesinin sevgisi dışında hiçbir sevgiyle tanışmamıştı şimdi hiç hissetmediği o sevgiyi istiyordu.