MyStoryBölüm 4 / 47

Bölüm 4 / 47

4. Varoş, Tutucu

Genç adam yaşadığı git gellerle iyice yorulan zihnini biraz olsun dinlendirmek için gözlerini kapadı, çok geçmeden daldığı uykudan doktorun seslenmesiyle uyandı. Durumunu kontrol etmek için gelen doktor önce tahlil ve MR sonuçlarına baktı sonra da fiziksel muayenelerini tamamladı.

Bu esnada genç adamın anne babası hastaneye dönmüş normal odaya alınmasına da pek sevinmişlerdi.

Neredeyse üç gündür hastaneden ayrılmayan gelinin kıpkırmızı gözleri, moralsiz halleri ikisinin de dikkatinden kaçmamıştı.

Keriman hanım oğlunu kendilerinden koparan bu kadını bir evlat gibi bağrına basmaya hala oldukça uzak hissetse de haline üzülmüştü elbette.

Kadın servet avcısı değildi, oğluna iki evlat vermişti ve dört yıldır hiçbir taşkınlığını görmemişlerdi. Bu hastalık döneminde canla başla kocasının yanında olmuş sağlığına kavuşması için elinden geleni yapmıştı üstelik.

İçten içe bir minnettarlık hissettiğini fark etti. Oğlu biliyordu ki emin ellerdeydi. Bu sebeple kendilerini ayakta karşılayıp "hoş geldiniz efendim" diyen kadına ilk kez cevap vermek istedi.

"Hoş bulduk Esma. Tarık nasıl oldu, sen sabah görüşebildin mi?"

Esma kulaklarına inanamıyordu. Dört yıldır bir şeyler için ikaz etmek dışında kendisiyle muhatap olmayan kadın onunla konuşuyor, oğlunun sıhhatinden sual ediyordu. Yüzüne teklifsizce yayılan gülümsemeyi zapt edecek fırsat bulamamıştı. Heyecandan titreyen sesini düz tutmaya çalışarak cevap verdi

"Odaya alındığında görüşme fırsatı buldum, ağrısı yoktu. Konuşmasında bir sıkıntı da yoktu. Kendi kendine yatağında oturabildi yani denge problemi de çekmeyecek diye umuyorum. Hala hafızasında kopukluklar var ama inşallah o da en yakın zamanda düzelecektir."

Gelinlerini Yahya bey cevapladı.

"İnşaallah kızım, biz de öyle umuyoruz. Bu gün çocukları getirirsin artık, babalarını özlemişlerdir. Ben de özledim kerataları."

" Doktorun izin vermesini bekliyorum efendim. Kafası hala karışık, bu durumda çocuklar kötü etkilenebilir mi bilemiyorum, Tarık için de zorlayıcı olabilir bu karşılaşma. Moral kaybı yaşayacağı konulardan uzak tutulması gerekiyor."

"Ne demek moral kaybı, benim torunlarım mı moral kaybettirecek. İhtimal yok, olsa olsa yaşama sevinci aşılar onlar."

"İnşaallah efendim, söylediğiniz gibi olmasını ben de yürekten istiyorum. Yine de öncelikle doktora sorup öyle hareket edeceğim."

Keriman hanım başını sallayarak onayladı gelinini. Oğlunu her şeyin önüne koyan tavrı takdire şayandı. Şu tutucu halleri olmasa fena bir kadın değildi aslında. Kılık kıyafetine çekidüzen verip cemiyet hayatına katılsa kimseyi mahcup etmezdi. Saygılıydı, ölçülüydü en önemlisi de oğluna sonsuz değer veriyordu.

Yahya bey karısının gelini ile muhatap oluşuna hem şaşırdı hem sevindi. Demek ki karısı da önyargıların yıkmaya karar veriyordu. Kim bilir belki tekrar eski mutlu günlerine geri dönebilirlerdi. Kızları Funda da bu tabloya eşlik ederse ölse de gam yemezdi artık.

Kendi içinde düşüncelere dalan aile doktorun kapıda gözükmesiyle dikkat kesildi. Doktor iyi haberler verecek gibi gülümsüyordu.

“Evet artık ciddi anlamda geçmiş olsun diyebiliriz. Tarık beyin durumu gayet iyi, fiziksel bulgularında hiç bir problem yok. MR sonuçları da temiz. Şu an kaybettiği son beş yılı haricinde hiçbir problem gözükmüyor. En geç hafta sonuna kadar taburcu olacağını tahmin ediyorum. Her türlü ihtimale açık olmakla beraber bu saatten sonra ameliyat ile ilgili bir problem olacağını zannetmiyorum. Hafıza kaybının fiziksel değil psikolojik olduğunu tahmin ediyorum. 12 Kasım 2014 ün oğlunuz için özel bir anlamı olmalı. Belki çok mutlu oldu yada çok arzu ettiği bir şeye kavuştu. Belki hayatının gerçekten mutlu geçen son günü o gündü ve orada takılıp kaldı bilemiyoruz. Hafıza kaybı psikolojik sebeplerle meydana geldiyse hastanın hatırlamayı reddettiği gerçeklerle yüzleşmesi için daima zaman tanırız. Sizlerden ricam bu süreçte üzerine gitmemeniz. Hatırladığı kadarı ile mutlu olmasına fırsat verin.”

“ Hocam çocuklarımızın babalarını ziyaret etmesinde bir sakınca var mı?”

“ Hayır elbette yok. Ani hareketlerden ve kendini fiziksel olarak zorlamaktan kaçındığı sürece normal hayatına dönebilir Tarık bey. Durumunda farklı bir gelişme yaşanmazsa hafta sonundan önce taburcu olabileceksiniz zaten. Keyfinize bakın. “

“Çok teşekkür ederiz.”

Aldıkları güzel haberler herkesin yüzünü güldürürken Esmanın aklına kocası ile konuşması gereken önemli ayrıntılar geldi. “ Müsaade ederseniz ben Tarığın giyinmesine yardımcı olayım” diyerek ortaya konuştu. Tabi ki hiç kimse buna itiraz edecek değildi.

Genç kadın tıklayarak odaya süzüldüğünde kocası ayaklarını yataktan sarkıtmış oturuyordu. Kapıda beliren karısını gördüğünde oturuşu dikleşti. Esma sabahki konuşmayı yapmamışlar gibi normal davranmaya çalışıyor bir yandan da küçük valizden kıyafetleri çıkarıyordu.

“ Nasıl gidiyor? “

“ iyi. Doktor hızla iyileştiğimi söylüyor. “

“Evet, çok şükür.”

İşi bittiğinde iç çamaşırını yatağın kenarına koyup arkasını döndü. “Bu ney şimdi” “Çamaşır. Sen onu giy, diğerlerine ben yardım edeceğim.” “Buna neden etmiyorsun?”

Esma kulaklarına varıncaya kadar kızardı. Birbirlerinin yanında kıyafet değiştirecek kadar rahat kimseler değildi ikisi de.

“Yardım mı istiyorsun?” Bu ölümüne şaşkın ve utanmış halleri Tarık'ın içini gıcıklandırıyordu. Hız kesmeden daha da üzerine gitmek istedi. “ Yoo belki sen yardım etmek istersin diye düşündüm.” “İstemem!. Acele et biraz konuşmamız gereken şeyler var. “ Kadının utangaçlığı öfkeli bir hal aldığında geri vites yapma zamanının geldiğini düşündü. “ Acaba sen benden utanmış olabilir misin, evliliğimizi unutan benim ama sen tersi gibi davranıyorsun.” “ Hayır değil. Sen bilmediğin için böyle konuşuyorsun. Normalde olsa birbirimize tanıdığımız mahremiyet alanını ihlal etmeye kalkmazsın.” Kadın yine tuhaf tuhaf konuşmaya başladığında sormadan edemedi. “Bu ne demek, bizim çocuklarımız var. Normal bir çift gibi olmamız gerekmez mi?” “Normal çiftler nasıl olur bilmiyorum, ama biz birbirimizin yanında don değiştirmiyoruz.” Tarık bu saçmalığa inanacak değildi. “Benimle dalga geçiyorsun, nasıl olsa aksini ispat edemem öyle değil mi.” “ Geçmiyorum. İstersen yemin edeyim.” Kadının ısrarı Tarık’ın sabrının sonunu getirmişti. “ Esma beni delirtme, iki çocuğu nasıl yaptık öyleyse!” “ Onlar tüp bebek .” İşte bu şakaydı, ama aklı karışık kocası şu an şaka ve ciddiyi ayıracak melekelere sahip değildi.

“Giyindiysen dönüyorum.”

“Giydim, dön.”

Baksırını giymiş olan kocası hala fazlasıyla çıplak sayılırdı, fakat Esma zaten kulaklarına kadar kızardığı için buna ayrıca utanamıyordu. Gözlerini vücudundan uzak tutarak V yakalı tişörtün kolundan önce serum torbasını geçirdi, sonra da kolundan ve başından geçirmesine yardım etti.

Yaşadığı şok yüzünden iyice şapşallaşan kocasına daha fazla kıyamayıp gerçeği açıklarken eline biriktirdiği eşofman paçasını bir ayağından geçirmekle meşguldü.

“Çocuklar tüp falan değil. Sen öyle konuşunca şaka yaptım. Diğer söylediklerim ciddiydi.”

“ Bizim normal bir ilişkimiz vardı yani?”

“Senin normal derken neyi kastettiğini bilmiyorum ama beraber çocuk sahibi olacak kadar yakın bir ilişkimiz vardı diyebilirim.” derken diğer paça ile de işini bitirip eğildiği yerden ayaklandı.

‘O zaman neden bu kadar utanıyorsun Esma, şu hale bak kıpkırmızı oldun.”

“ Çünkü ben açık saçık şeyler konuşmazdım seninle. Hem beni tanımadığını, başkasını sevdiğini söylüyorsun hem de benimle ayıp ayıp konuşmaya çalışıyorsun. Ne yapayım, ben de mi sana eşlik edeyim.”

“ Sen benim karımsın Esma, tanımaya çalışıyorum.”

“Sabah öyle demiyordun ama. Yardımlarım için teşekkür edip başından savmaya kalktın.”

Genç adam bu sabah merak ettiği nazlanmak haline canlı canlı tanık oluyordu şimdi. Karısı minik pembe dudaklarını bir araya büzmüş Çakır gözlerini süze süze kendinden kaçırıp etrafa bakıyordu. Bu manzarayı saatlerce izlese sıkılır mıydı acaba?

“Özür dilerim, kafam çok karışık Esma. Yarın ne oluruz bilemiyorum. Bu yarım halimle sana yetebilir miyim, yada seninle tekrar mutlu olabilir miyim hiç bilmiyorum. Ama senden nefret etmiyorum. Benim için henüz tanıdığım birisin ve şimdiden alışmış gibiyim sana. Seni tanımıyorum, ama yabancı da hissetmiyorum. Kırdıysam affet, lütfen kendini benden uzaklaştırma.”

Genç kadın dolu dolu gözlerini kocasına çevirdi.

“Sen de uzaklaştırma o zaman. Git deme bana, benim senden başka gidecek yerim yok.”

İki kocaman damla yanaklarından süzülürken tekrar yere eğdi başını.

Tarık bu kadını bir daha ağlarken görmek istemediğine karar verdi.

Gülen Esma güzeldi, nazlı Esma eğlenceliydi, kızan Esma nefes kesiciydi, öpüşen Esma baş döndürücüydü. Fakat ağlayan Esma intihar sebebiydi.

Yataktan doğrularak ayağa kalktı. Omuzlarından tuttuğu kadını kendine çekerek göğsüne yasladı. Bir eli başında bir eli sırtında kendine bastırarak beklerken kelimeleri de toparlamaya çalışıyordu.

“ Geleceğe dair sözler veremem, tutabilir miyim bilmiyorum çünkü. Ama sana git demeyeceğim. Çocuklarımın annesi olarak kendin istediğin sürece yerin benim yanım olacak daima. Kaderde yollarımızı ayırmak varsa da bu değişmeyecek. Biz seninle düşman olmayacağız. Beni anlıyor musun?”

Esma duyduklarının acısını içine gömerek başını sallayıp kocasını onayladı. Burnunu çekerek bir adım uzaklaştı ve gözlerinin içine baktı.

“Benim seninle konuşmak istediğim bir şey var. Birazdan dayım ve yengem buraya gelecek. Mahir'in anne babası yani. Onlar seni kendi evlatları gibi seviyorlar. Ve bu akşam köye geri dönecekler. Senden ricam lütfen onlara durumumuzu belli etme. Gönülleri kırılsın istemiyorum Hayattaki tek akrabam onlar benim. Lütfen üzülmesinler.”

“Esma aşkolsun hafızamı kaybettim insanlığımı değil. Hasta ziyaretime gelmiş insanların gönlünü nasıl kırabilirim ki?”

“Köyden geldiler Tarık, konuşmaları giyimleri köy usulü. Beni gördüğünde senin gibi biri ile nasıl evlendim dedin. Şimdi onlara da sizin gibi aileden nasıl kız aldım demenden korkuyorum. Dün Keriman hanım yeterince böcek muamelesi yaptı, ona alışıklar. Ama seni seviyorlar, çok emekleri var bizde. Bir daha yüzlerine bakamam gücendirirsen.”

Kadının haklı serzenişi taş gibi oturdu midesine. Bilmeden çok ağır kırmıştı bu fedakar kadını.

“Tamam Esma, sözlerime dikkat ederim. Seni mahcup etmem akrabalarına. İsimleri ne, dayının ve yengenin yani.”

Esma kocasının ilgili tavrından memnun olarak konuştu

“Dayım Osman, yengem Zeliha. Ama sen onlara sadece dayı ve yenge diyorsun. Bir daha bu durumda kalmayacaksın merak etme. Hastasın diye geldiler yoksa kimse ayıramaz köylerinden. Anlaştıysak kapıyı açıyorum, bizi bekliyorlar.”

Genç adam kendine teessüfle oturdu yatağına. Terliklerini çıkarıp usulca uzandı. Anne babasını ayakta karşılayacak dermanı kalmamıştı. Kendi ağzından çıkan sözlerin ağırlığı çığ gibi omuzlarına binmişti şimdi.

Esmanın aralayıp müsait olduğunu söylediği kapıdan sırayla anne babası, Mahir, dayı, yenge içeri girdi. Tarık bu kalabalığı beklemiyordu ve yavaşça toparlanıp yatağında oturdu.

Her biri iyileşmesine duydukları memnuniyeti ifade ederken iyi dileklerini de esirgememiştiler.

Genç adam odadaki insanların birbirine tezat görüntülerine takılmadan edemedi. Anne ve babası ne kadar Avrupai gözüküyorsa dayı ve yenge de o kadar Anadolu'ya ait gözüküyordu.

Dayı ve yenge hiç oturmadan yola çıkacakları için müsaade istemişlerdi. Bu kadar acele etmelerinde elbette rahatsızlık vermeme kaygısı da seziliyordu.

Osman dayı Tarık’ın omzunu babacan bir tavırla patpatlayıp en kısa zamanda köye beklediğini, beraber balık tutmayı özlediğini söyledi. Zeliha yenge de sevdiği köy mahsullerinden bolca getirip dolaba koyduğunu, hepsinden yiyip bir an önce iyileşmesini istedi.

Tarık onları uğurlarken yatağından doğruldu, ellerini öperek sıcak kucaklamalarına karşılık verdi. Karısı üzülmesin diye kibarlık etmek istemişse de içine dolan aile sıcaklığı kendini de memnun etmişti.

Mahir ailesini otogara götürürken Esma kocasının anne babası ile konuşacakları şeyler olduğunu biliyordu.

“Yahya bey siz burada iken müsaade ederseniz ben de bir eve gideyim. Çocukları alır öyle gelirim. Olur mu?”

“Tabi gidebilirsin. Üç gündür perişan oldun sen de. Dönmek için acele etme. Çocuklara da yedek kıyafet hazırla, buradan yalıya geçeriz, bizde kalırlar.”

Esma minnet duyarak gülümsedi. Dört yıldır göremediği alakayı görüyordu ilk defa. Çantaların içinden kapalı halde duran kocasının telefonunu açıp uçak moduna aldı.

Bu telefonda kendisine bir şey olursa çocuklar onu unutmasın diye çektiği videolar da vardı. Şimdi o videolara çocukların değil kocasının muhtaç oluşu içini burksa da ifadesini düz tutmayı başardı. Kocasının yatağına yaklaşarak telefonu uzattı.

“ Uçak moduna aldım. Şimdilik sağlığın için böyle gerekiyor. Galeride videolar var. Çocuklar hakkında fikir edinmek istersen göz atarsın. Kızın albümü Balköpüğüm, oğlanınki Aslanparçası. İsimlerinden çok böyle hitap ediyordun onlara. Ben ameliyat yüzünden bazı şeyleri unutabileceğini söylerim gelmeden. Sen de anlattıklarını dinleyip onaylasan yeterli olur. “

Tarık elindeki telefonu evirip çevirerek beş yıl önceki telefonlarla olan farkını inceledi. Yandaki tuşu bulup dokunduğunda bakışlarını şifre isteyen telefondan karısına çevirdi.

Ne demek istediğini anlayan eşi sağ elinin işaret parmağını yakalayıp telefonun arkasındaki ufak panele dokundurduğunda açılan ekran kilidi ile kendisi karısı ve iki küçük güzel çocuk resmi ana ekranda gözüktü.

Hayretle gözleri irileşen adam bir karısına bir ekrana bakıyordu.

Fotoğrafta bir dizine oğlunu, bir dizine kızını oturtmuştu karısı da arkasından kollarını boynuna dolamış yanağı yanağına yaslı halde kocaman gülüyordu. Aynı kareye sığmak için çabaladıkları dengesiz pozisyonlarından anlaşılıyordu ve resim çekildikten sonra muhtemelen beraberce devrilmişlerdi.

Esma ne düşündüğünü anlamak istercesine kocasının gözlerine baktı derin derin.

“ Vay be, gerçekten evliymişiz.” Kocasının şakayla karışık verdiği tepki ne kadar acınacak halde olduklarını tekrar yüzüne vurdu. Kocasını kulağına eğilerek fısıldadı.

“Aslında o fotoğraf fotomontaj, çocuklar tüp, ben de organ mafyasıyım.”

Boynuna değen sıcacık nefes genç adamın için gıcıkladı. Şeftali dudakların bir karış uzakta olması da işini daha kolay kılmıyordu, özellikle anne babası ile aynı odada iken. Karısı gibi fısıldayarak cevap verdi.

“Şu an uzaylıyım desen ona da inanırım, şakalarını bunu göz önünde bulundurarak yap lütfen. “

Genç kadın boğazını temizleyerek eğildiği yerden doğruldu. Dolabın içinden çantasını ve kirlilerin olduğu çantayı alıp kendi telefonunu kontrol etti. Hazır hissettiğinde Kayınvalidesi ve kayınpederine bakarak “Müsaadenizle dedi” dedi. Kayınpederi gelinine ilgiyle sordu. “Esma araban burada mı, yoksa şoför ile git.” “Arabamı çocuklarla ilgilenen komşuya verdim. Sabah çocukları bırakınca eve dönmedi. Dışarıda bekliyor beni, beraber gideceğiz.”

“İyi, güzel, zahmet oldu komşuna da. İlk fırsatta bir hediye alıp teşekkür edelim.”

“İnce düşünceleriniz için teşekkür ederim. Elif'in süt annesi olan komşum. Teşekkür beklediği için yapmıyor. Fakat içinizden geliyorsa siz bilirsiniz tabi. Ben daha fazla bekletmeyeyim. Tarık evden istediğin yada ihtiyaç duyduğun bir şey var mı?”

“Hayır, geç kalma yeter.”

Genç adam ağzından gayrı ihtiyari dökülen sözlere hayret etti. Esma da durumun garipliğini fark etmişti fakat bilmezden gelmeyi tercih etti.

“Yani çocukları merak ediyorum. Bir an önce gelsinler de tanışalım diye söyledim.”

Esma tebessüm ederek herkesi başıyla selamlayıp ayrıldı hastaneden. Kocasının her zaman yaptığı gibi geç kalma deyişi zihninde dönüp duruyordu. İçini tatlı bir umut kaplamıştı.

Genç kadının çıkmasıyla baş başa kalan aile ne konuşacağını bilmez halde sessiz kaldı bir süre. Tarık elindeki telefonun ana ekranına bakıyor fakat videolara girecek cesareti henüz bulamıyordu. Derince bir nefes alarak bakışlarını anne babasına çevirdiğinde Yahya bey yüzünde şakacı bir ifade ile konuştu.

“ İki gündür tanıdığın kadına bayağı alışmış gibisin. Bizi mi kandırıyorsun yoksa?”

“Karıma dair hiçbir şey hatırlamıyorum ama bir şekilde tanıdık da geliyor.”

Telefonu kaldırıp ekranını ailesine tuttu

“Bu çocuklar mesela, ancak bu kadar benim çocuğum olabilirdi, oğlanın suratına bak söyleyen olmasa kendi bebekliğim sanırdım. Kız da aynı annem. Çenesini kaldırışı bile aynı. Bir arada çok mu vakit geçiriyorlar?”

Keriman hanım bu sorunun karşısında biraz ezildi. Torunlarına yakın olmayı bir turlu becerememişti. Elif'in oturup kalkmasından konuşma şekline, yürüyüşüne kadar kendi kopyası olduğunu fark etmemek imkansızdı. Kaçamak bir cevapla geçiştirdi

“Genlerim baskınmış, ne yapabilirim.” deyip yine çenesini kaldırdı.

“Esma başlangıçta evliliğimizi onaylamadığınızı söyledi, ama şimdi her şey yolunda gibi. Size anne baba neden demiyor?” Keriman hanımın kaşları hızla çatıldı.

“Hah, uyanır uyanmaz seni bize karşı doldurmaya mı çalıştı? Ben de daha bu sabah ona haksızlık ediyorum diye düşünmüştüm, çok yazık.” Tarık istemeden laf yaşımış gibi olduğunu fark ettiğinde hızla açıklamaya çalıştı.

“Hayır anne kendisi anlatmadı, onun gibi biri ile evlenmeme ailemin nasıl razı geldiğini merak ettim. Hamile kalıp beni evlenmeye mi zorladı diye sorunca anlatmak zorunda kaldı. Kendi arzumla evlenmişim, hem de pek çok şeyden fedakarlık ederek. “ Bu kez hayal kırıklığı kaplamıştı kadının suratını.

“ Evet doğru söylemiş, her şeyi feda ettin onun için. Kariyerini, aileni, çevreni, yaşam şeklini. Bununla gurur duyuyor olmalı.”

“Neden anne baba demediğini anladım, sen hala tepkilisin anlaşılan. “

“Oğlumu çaldı bizden. Kendini sana layık gördü. Zayıf anından yararlanıp ince ince işlemiş kendini sana. Biz anlayamadık. Hemşire hasta ilişkisinin dışına çıkmak haddi değildi.” Yahya ben bu konuşmanın oğluna zarar vereceğini düşünerek müdahale etti.

“ Keriman hanım, gelini az önce suçladığı şeyi şimdi kendin yapıyorsun. Bu konuları daha önce koşup aştığımızı zannediyordum. Çocuğun kafasını bulandıracak şeyleri konuşmayalım lütfen. “

Orta yaşlı kadın mahcubiyet duyarak başını eğdi. Yıllardır içinde tuttuğu şeyleri bir anda ortalığa sermenin ne yeri ne zamanıydı. Yahya bey bu kez oğluna dönerek konuştu. “ Biz Esmanın ne sana ne ailemize uygun olmadığını düşündük. Sen de fark etmişsin olmadığını ki o soruyu sormuşsun. Sevdadan sonra düştüğün boşlukta bir şekilde karına tutundun sanırım. Gözün dönmüş gibiydi. Haliyle biz de bir hata yapmandan korktuk.” Tarık merakla yaslandığı yerden doğruldu.

“ Sevdadan sonra ne demek baba, ben Sevdayı Esma için terk etmedim mi? İçim içimi yiyordu onu aldattığım için. “

“Hayır, Sevda ile nişanı sen yaralanmadan birkaç gün önce bozdunuz. Biz nasıl olsa barışacağınıza inandığımız için araya girmedik, sorgulamadık da. Birkaç gün sonra da sen ağır yaralanınca kendi derdimize düştük. Sevda seni hiç ziyaret etmedi, vicdan yapıyor dedik. Fakat sen komadan henüz çıkmış ağır yaralı yatarken düğün haberini aldık. Nişanı atalı bir ay ancak oluyordu, ama hiç şaşırmadın. Sadece iyileşmek istemiyordun, seni zorla tedavi ediyorlardı. Bu süreçte Esma hep yanındaydı. Biz de ona minnet duyuyorduk. Sonra evleneceğinizi söyleyince onaylamadık işte. Uygun değildi biz aile olamazdık. Olamadık da. Bana baba demesine müsaade etmedim. Keriman hanım beş yıldır belki de ilk kez bu sabah halini hatırını sormuştur. Torunların hatırına bir araya geliyoruz. “ Bu uzun açıklama beraberinde başka soruları getirmişti Tarık için. “Baba karım kötü bir eş mi, buradaki ilgili halleri ile gözümü boyamaya çalışıyorsa lütfen söyle, bilmeliyim bunu. Ben onunla devam edeceğimizi sanmıyorum. Bir kadın için ailemi terk etmek çılgınca geliyor. Ameliyat oluyorum ama ablam yok yanımda. Kaan yok, ben kendime bunu nasıl yaptım aklım almıyor.”

Kaan ismi ile yaşlı çiftin yüzü tiksinir bir ifade alsa da çabuk toparladılar. İkisi de oğlu bu konuyu irdelemesin diye dua etti. “Ablan Esmanın servet avcısı olduğunu düşündü, biz de öyle düşündük gerçi. Çalıştığı hastaneye gidip biraz hırpalanmış. Fundayı bilirsin, sen söz konusu olunca dünyayı görmez gözü. Biraz ileri gitmiş sanırım, konu hastane yönetiminden bize yansıdı. Kamera kayıtlarının hasta yakını şiddeti olarak basına yansımasını zor engelledik. Sen de bunun hesabını sorunca feci şekilde kavga ettiniz. Öyle davranmasını hiçbirimiz onaylamamıştık. Bize de kızdı. Yüksek lisans için Amerika'daki üniversiteye başvurmuştu, hatırlarsın. Evi terk edip gitmiş. Bir müddet bizimle de kesti ilişiğini. Karınla görüşmemizi kabullenemiyor.” Tarık hayatı boyunca ailesinden fazla hiç bir şeye kıymet vermemişti. Yaptıklarını duyduğunda hüzünle çöktü omuzları. “Bir kadın için hepinizi mahvetmişim. Bunu telafi nasıl ederim bilmiyorum. Çok üzgünüm gerçekten.” Yahya bey, şu anda en çok morale ihtiyaç duyan oğlunun üzülmesine mani olmak istedi. “Sen de zor günler geçirdin, kendini suçlama. Geçmiş geçmişte kalsın. Karın kötü biri değil, anneliğine de diyecek sözüm yok. Bize bir saygısızlığı olmadı şimdiye kadar. Torunlarımızı bizden esirgemedi. Senle aramıza girmeye çalıştığını da sanmıyorum. Söylediyse bilirsin maddi desteğimizden mahrum bıraktık seni, servet avcısı ise terk eder diye. Etmedi, yanında oldu. İş sahibi etti. Seviyor belli. Bize uygun değil, biz de ona uygun değiliz. Birbirimizi torunlar hatırına idare ediyoruz. Yarın öbür gün çocuklarına müdahale etmeye kalksak tırnaklarını çıkarır, eminim. Öyle bir tarafı da var çünkü. Ama dürüst, özü süzü bir. Saygı duyuyorum ona. Biraz gayretle .” Tarık babasının sözleriyle bir nebze rahatladı da kafası fazlasıyla karışıktı “Ben de uygun değildim, dua öğrenmişim namaz kılmışım. Alışkanlıklarımı, arkadaşlarımı terk etmişim. Ben o söylediği kişi değilim ki, nasıl devam edebiliriz. O beni böyle istemez, ben de onun çizdiği kalıba sığmam. Çocuklar için elimden geleni her zaman yaparım, ama onun istediği koca olmaz benden.”

Konuşulanları ağırlığı üçünün de omuzlarına çökünce sessizliğe gömüldüler.

Keriman hanım gelinini sevmiyor, istemiyordu. Boşansalar üzülmezdi. Oğlu kendi hayatına geri dönse, eskisi gibi olsalar memnun olurdu. Ama işte çocuklar çok küçüktü. Onların vebaline girmeyecek, fikirlerini kendine saklayacaktı.

Yahya bey bu evlilik olmasın diye oğlunu evlatlıktan reddetmiş, bütün imkanlarını üzerinden çekmiş üstelik vasiyetinden bile çıkarmıştı. Oğlu pes etmemiş çalışıp kendi hayatını inşa etmiş, ailesine de kin bağlamadan görüşmeye çabalamıştı.

Şu an geldikleri nokta herkes için kabul edilebilir bir seviyedeydi. Oğulları eski Avrupai hayatını terk edip mütedeyyinliği benimsemişti. Bu da gerçek bir aile olmalarının önündeki en büyük engeldi. Örneğin yalıya geldikleri akşamlar adetleri olan yemeğin yanında içtikleri birer kadeh şarap masaya gelmiyordu. Alkollü içeceklerin bulunduğu vitrinin cam kapakları ahşap ile değiştirilmiş, çocukların görmesi engellenmişti.

Arkadaş çevresinin ziyaretleri bu akşamlarda kabul edilmiyordu zira gelini yabancı erkeklerin olduğu yerde oturmuyordu.

Yine de bir şekilde dört yıldır idare etmişlerdi. Oğullarının mutluluğunu görüyor bu nedenle fedakarlıktan çekinmiyorlardı. Bu kadının evlerine gelin statüsünde girebilmesi en büyük fedakarlıktı. Fazlasını ne Esma istemişti ne de istese karşılığını verecek kimse vardı.

Yahya bey oğlu boşansın istemezdi elbette. Çocukların bir aileye ihtiyacı vardı. Fakat oğulları eğer eski Tarık olacaksa biliyordu ki en başta gelini bu evliliği sonlandırırdı. Olmamasını diledi içten içe, oğlu kendi aile hayatına dönsün, gelin de buna göz yumsun hatta belki eşlik etsin. İşte o zaman gerçek bir aile olabilirlerdi. Oğlunun hafızasını kaybetmesi belki de bir işaretti.

Tarık elinde telefonun ekranı karardıkça tekrar açıyor fakat galeriye de parmağı uzanmıyordu. Beyni birbirine giren düşünceleri yüzünden hata veriyordu sanki, neyi nereye koyacağını bilemez haldeydi.

Bir anda kendisi gibi susup kalmış ailesine döndü.

“Baba, ben ablamı aramak istiyorum. Onunla konuşmam gerek. Ameliyat olduğumu, hafızamı kaybettiğimi biliyor mu?”

“Akşam annenle konuşmuştu. Durumdan haberdar. “

“Anne arayabilir misin tekrar, ben konuşacağım.”

Keriman hanım oğlunun sözünü ikiletmeden telefonu çıkarıp arama tuşuna basarak uzattı. İki evladının eski günlere dönmesi için canını bile verirdi. Genç adam uzun uzun çaldığı halde cevaplanmayan çağrısı ile hüzne büründü. Ablasıyla konuşabilmeyi canı gönülden istiyordu. Askerdeyken fazlasıyla özlediği ablasını, bir de beş yıldır görmediğini duymak özlemini iyice arttırmıştı.

Saat farkı olduğu için belki uyuyabileceğini düşündü. Tekrar arayıp aramamak arası da gidip gelirken bu kez ekrana ablasının çağrısı düşünce çocuk gibi sevinerek anne babasına baktı.

“Arıyor!”

“ Aç oğlum hadi.”

Keriman hanım oğlunun haline burukça tebessüm etti.

Yeşil ikona dokunduğunda bir an için konuşamadı Tarık, karşıdan gelecek sesi bekledi derin nefesler alarak sakinleşmeye çalışıyordu bir yandan.

“Alo anne, bu saatte neden aradın, kötü bir şey yok değil mi, Tarık iyi?”

“İyiyim abla, sesini duyunca daha iyi oldum.”

Genç adamın gözleri dolu dolu olmuştu.

“T.. Tarık sen misin, sen mi aradın beni?”

“Benim abla, seni çok özledim. Yanımda yoksun.”

“Sen beni yanında ister miydin ki ufaklık?”

Titreyen sesinden onun da ağladığı belli oluyordu. Tarık iç çekerek konuştu.

“ Ben ufaklık değilim, evlenmişim, çocuklarım bile var. Otuz olacağım neredeyse. “

“Doktor geçici olduğunu söylemişti, hala bir şey hatırlamıyor musun?”

“Sen doktorumla mı konuştun?’

“Sedat Michigan'dan arkadaşım. Seninki gibi ameliyatları kapalı yapabilen ender doktorlardan.”

Tarık bu doktora ulaşmalarına ablasının parmağı olduğunu hissetti.

“ Bizimle olduğu için çok şanslıyız o halde.”

“Evet öyle olmalısınız. “

“Abla ben çok kötüyüm. Dün askerdeydim, nişanlıydım, mutluydum. Bu gün nişanlım beni terk etmiş, saçma sapan bir evlilik yapmışım ve iki çocuğum var ama ablam yanımda değil.”

“Tarık evliliğinin saçma sapan olduğunu anlayamadığınız için karına saldırdım. Doktorum ben, sağlık personeline şiddet uygulamaktan hapse girecektim az kalsın. Karın görümcesini şikayet etmedi de kurtuldum. Daha ne yapsaydım söylesene.”

“Bu olanlara, hele yaptığımı duyduğum şeylere inanamıyorum. Üstelik iki çocuk var ortada, geri de dönemiyorum. Ne olur gel. Küçüklüğümdeki gibi elimi tut, bana yardım et.”

Birkaç saniye süren sessizlikten sonra Fundanın sesi duyuldu.

“Yine beni kandırdın ufaklık, geleyim de arkanı temizleyeyim madem.”

Hoparlörden yapılan konuşmaya şahit olan Keriman hanım göz yaşlarını tutamadı. Nihayet bir şeyler yoluna giriyor gibiydi. Gelini de yuvasını dağıtmak istemiyorsa biraz kendilerine ayak uyduracaktı artık.

Varoşluğunu, tutuculuğunu görmezden gelirdi kendisi de. Gül gibi geçinir giderlerdi.

Yahya bey de kızının Tarık'a kıyamamasına canı gönülden sevindi. Funda'nın fevri tavırları belki biraz ortalığı karıştırabilirdi ama ne fark ederdi ki zaten yeterince karışıktı ortalık.

Hem zora girince gelinlerinin gerçek karakteri de ortaya çıkardı. Yıllardır sergilediği saygılı, olgun, seviyeli tavırlar gerçek miydi yoksa bir tiyatro mu izlemişlerdi belli olabilirdi. Sonlanan çağrıyla elindeki telefonu annesine uzattı genç adam.

Kendini oldukça yorgun hissediyordu. Karısı ve çocuklar gelmeden biraz olsun dinlenmek için gözlerini kapadı.

Uygulamada reklamsız oku