MyStoryMyStory
MARDİN'Lİ GÜZEL YÂRİM

MARDİN'Lİ GÜZEL YÂRİM

Mafya Romance

5.0 (4) 161 okunma1 bölüm · ~12 dk🔥 Ateşli

Kocamın Başka Bir Hayatı Varmış

Nefes alıp verdim. Yandığım kadar yakmadan durmayacaktım. Silahı alıp kasayı kapattım. Tabloyu yerine taktım. Salona geri döndüm. Duvara nişan aldım. Nefes al Deren. Sakinleş. Tetiği çektim. Rastgele duvara ateş ettim. Barut kokusu genzimi yaktı. Silahı kendime doğrulttum bu kez. Tetiği çektim. Omzuma hedef alıp biraz mesafe bıraktım. Derin nefes al. Geri ver. Sakinleş. Tetiğe bastım. Omzuma saplanan dehşet verici acıyla silah elimden yere düştü. Acıdan nefesim kesilmiş, aldığım soluk ciğerlerime batıyordu. Nefes al Deren. Nefes al. "Nefes alamıyorum..." acıyla inledim. Yere diz çöktüm. Omzumdan akan kanı gördükçe başım dönüyordu. Kan kokusu midemi bulandırırken zorla koltuktaki telefonuma uzandım. Bayılmamak için kendimi zor tutuyordum. Başım dönüyor, her şey sallanıyordu. Annem, Hazel'den ve Civan'dan cevapsız aramalar ve sesli mesajlar vardı. Hepsini es geçtim. Numarayı tuşlayıp telefonu kulağıma dayadım. "Alo." Sesim titriyor zor duyuluyordu. "Alo 112 buyurun, sesiniz net gelmiyor hanımefendi." Yutkundum. Boğazım kurumuştu. "Ben." diyerek duraksadım. Konuşabilmek için dudaklarımı ıslattım. "Civan Hancıoğlu tarafından saldırıya uğradım yaralıyım." Adresi mırıldanırken sona doğru sesim iyice gitmiş, gözlerim kapanmıştı.

İkinci şansTöreAğaMardinZorla evlilikBerdelKaranlık romantizm

İlk 1 bölüm web'de ücretsiz · toplam 1 bölüm

1. Bölüm

Her Bitiş Bir Başlangıç

İstanbul, 13.02.2006

"Civan, niye gülüyorsun? Ne var yani mantı açamıyorsam!" diye hayıflandım. Baştan aşağıya una bulanmıştım. Kabuksuz yumurta kıramayan benim neyimeydi mantı? Yanaklarımı şişirip, hala sırıtan Civan'a tersçe baktım. Ben o seviyor diye elimi hamura bulamış mantı açmaya çalışıyordum. O ise dalga geçiyordu!

"Hamura atıcaktın unu kendine değil güzel gözlüm." dedi kinayeyle, gülmeden hemen önce. Aklıma gelen fikirle sinsice sırıttım. Elimdeki unu pişmiş kelle gibi sırıtan Civan'ın yanağına sürdüm. İşte şimdi keyfim yerine gelmeye başlamıştı. Şirketten geldiğinden beri benimle alay ediyordu ve haksız sayılmazdı. Saatlerdir mantı açmaya çalıyordum ama sanırım hamuru yoğururken bir yerde hata yapmıştım çünkü bu hamur taş gibiydi ve açılmıyordu!

Civan, sakinleşmek için gözlerini kapattıp açtı. Kaçmak için geriye adım atacağım sırada kolumu tutup beni yakaladı. Yanağıma değen yumuşaklıkla gözlerimi yumdum sıkıca. Yüzümün un olmayan tek yerini de sevgili kocam una bulamıştı. Ben söylenirken, Civan gülüyordu. Kocam diye diyorum, çok güzel gülüyordu insafsız. Herkese karşı sert ve soğuk olan adam bana karşı lokum gibiydi. Yanaklarını ısırma isteğimi erteleyip, bende gülmeye başladım.

Hamur açmaya devam etmeden önce, Civan'ın bakışlarının gülüşüme kaydığını görmüştüm. İtina ile açılmayan hamuru açmaya çalışmaya devam ettim. Bu hamurdan bir halt olmazdı. Sırf inattan bırakmıyordum. "Keçi. Aç kalacağız, inat etme dışarda yiyelim." Haklıydı ama haklı olduğunu demek yerine aç kalırdım. "Civan'ım az kaldı, sen git televizyon falan izle." dedim, elimi savuşturarak. Aklımdaki planı devreye sokabilmem için önce onu mutfaktan kovmam gerekiyordu.

Civan homurdanarak mutfaktan çıkmıştı. Açlığa hiç dayanamıyordu. O gidince derin bir nefes aldım. "Şükürler olsun Allah'ım." Kendi kendime konuşarak elimdeki oklavayı bıraktım. Hızlıca elimi yüzümü temizledim. Her yerim un içindeydi. Telefondan yüksek puanlı bir işletmeden mantı sipariş verip, tezgahtaki dağınıklığı topladım.

Bulaşık makinesini çalıştırıp, salata için malzemeleri tezgaha bıraktım. Civan duymadan kapıyı açmam gerekiyordu. Ses çıkartmadan merdivenleri çıkıp giyinme odasına girdim. Üzerimi değiştirip, cüzdanımı ve çöpü alıp evden çıktım.

Çok geçmeden gelen siparişlerimi alıp, mutfağa geri dönmüştüm. Mantıyı ve yanında gelenleri tabaklara koydum. Poşetleri imha edeceğim esnada kulaklarımı dolduran kırılma sesiyle yerimden sıçradım.

Elim kalbimi bulurken, ayaklarım benden habersiz çoktan salona yönelmişti. "Civan!" Korkudan kalbim göğüs kafesimde kuş gibi çırpınıyordu. Eli kanlar içinde koltukta oturan Civan'a korkuyla baktım. Salon dağılmıştı. Bir kaç biblo kırılmış, ortadaki cam dikdörtgen sehpa ise parçalara ayrılmıştı. Cam parçalarının üstü kanlıydı. Civan'ın kanı. Elini sehpaya vurmuştu. Benim tutmaya kıyamadığım elini acımadan cama vurmuştu.

"Civan'ım?" Sesimi duymasını umdum ama ben bile zor duymuştum. Sesim içime kaçmıştı sanki. Gözleri kızarmıştı, elinde çok kan vardı. Kanı gördükçe başım dönüyordu. Kan beni tutardı. Ne olmuştu bir anda? Bakışlarını takip ettim. Duvarın dibine fırlattığı kırık telefonuna bakıyordu. Soruları ve sorunları bir kenara ittim. Önce yarasını saracaktım sonra soracaktım ne olduğunu. İyi görünmüyordu.

Banyoya gidip ilk yardım çantasını aldım. Civan kilitlenmiş gibiydi. Burada olduğumu bile farketmemişti. Bana bakmıyor, görmüyordu. Ne geçiyordu kafasının içinden? Cam kırıklarına dikkat ederek, koltuğa Civan'ın yanına oturdum. Eline yavaşça dokunduğumda irkilerek bana dönmüştü. Dolan gözlerime lanet okumadan önce Civan'ın elini avcumun içine koydum.

Çantayı açıp, pamukla bastırmadan fazla kanı aldım. Neyse ki cam kalıntısı yoktu elinde ama yine de hastaneye gitmemiz gerekiyordu. Belki içinde cam kalmış olabilirdi. Yarası derindi, dikiş atılması gerekiyordu. Acıtmamaya çalışarak yarasını temizledim ve sardım. "Civan hastaneye gitmemiz gerek. Yaran derin." Konuşuyordum ama beni dinlemiyor gibiydi. Sadece bakıyordu. Beni izliyordu ama dalgınca.

Yaralarını sardığım adam, neden bende kor bir yara açacak gibi bakıyordu?

İlk defa yanılmayı diledim. Sol gözümden bir damla yaş süzüldü yanağıma. Sol göğsüm sızlıyordu.

Civan, yanağıma süzülen yaşı baş parmağıyla sildi. "Ağlama yağmur gözlüm." değince istemsizce gözlerimdaha çok doldu. "Ağlatma sende." Burnumu çekip, gözlerimi kaçırdım. "Anlatmam gerekenler var." Elini avcumdan çekti. Boş kalan avcumu yumruk yaptım. "Anlat." dedim yanaklarımı silerken. Ağlamak yok Deren. Ağlamak yok.

Zaman çok yavaş akıyordu. Akrep ve yelkovan durmuş, zaman akmıyordu. "Ailemle tanışma zamanın geldi." Duraksadı. Kafasında bir şeyleri ölçüyordu hala.

Civan zorlukla yutkundu ve başladı kömürden kara tarafını anlatmaya.

"Ben aslında İstanbul'lu değilim. Mardin'liyim. Midyat'ın ileri gelen aşiretlerinden, Hancıoğlu aşiretinin ağası Âzam Hancıoğlu'nun tek oğluyum. Bir de kız kardeşim var, Zerrin. Hani sürekli seyehate gidiyordum ya iş için. İş için değildi onlar. Midyat'a gidiyordum ailemin yanına. Seni tanısalar eminim severlerdi ama kabul etmezlerdi. Öyle de oldu." Kirpiklerimi kırpıştırdım şaşkınlıkla. Aklım almıyordu dediklerini. Yalanlar üstüne bir evlilik mi kurmuştu benimle?

"Öyle de oldu, dedin?" diye sordum. Kaşlarım çatılmıştı, anlamaya çalışıyordum olup biteni.

"Ailemle konuştum sana evlenme teklifi ettikten sonra. Kabul etmediler bende çektim kapıyı sana geldim. Ailem seni biliyor ama onlardan sana bahsedemezdim çünkü seni alıp o törelerin içine atamazdım, sensiz de yaşayamazdım o yüzden en doğrusu yalan söylemek gibi geldi." Yutkundum sertçe. Duyduklarımı sindirmek zordu. Daha beteri olamaz diyordum ama dediklerini duyunca anladım ki beterin beteri varmış hayatta.

"Biraz önce annem aradı, Zerrin düşman aşiretin oğlu ile kaçmış ama yakalanmışlar. Töre hükmünce bu işin iki yolu var. Ya ikisini de öldürecekler." Civan'ın sol gözünden bir damla yaş düştü.

"Ya da?" dedim devam etmesi için.

"Berdel. Kanlar birleşecek ve kan akıtmayacak iki tarafta." Yok daha ebesinin bir tarafları!

"Hangi devirde yaşıyoruz, ne berdeli Civan?"

"Zerrin daha çok küçük. On sekiz yaşında." Sesi çaresiz çıkıyordu. Kaşlarım çatıldı belli belirsiz. Donuk gözlerle, ağlayan Civan'a baktım.

"Tamam ama sen zaten evlisin. Benimle evlisin. Berdel nasıl olacak?" Zar zor toparladım kelimeleri, boğazım acıyordu.

"Kan parasına ikna etmeye çalışacağım iki aşireti ama kabul edilmezse berdel diye zorlarlarsa. Berdel olacak. Göstermelik olacak her şey. Ben bir yol bulana kadar." diyerek kaçırdı gözlerini benden. Olanları idrak etmekte zorluk çekiyordum. Tüm bunlar da neydi? Evlendiğim, sevdiğim adam mıydı bu sözleri söyleyen?

"Yalan söylüyorsun." dedim düz bir ifadeyle. Elime uzandı ama geri çekildim. Ayağa kalkıp karşısında durdum. Ona tepeden bir bakış attım. "Başka biri mi var? O yüzden mi yalan söylüyorsun?" İnanmıyordum. Dediği hiç bir şeye inanmıyordum! Ayağa kalkıp karşıma geçti. "Nasıl düşünürsün başka biri olduğunu!" Soru sormuyordu isyan ediyordu bana. Başımı dikleştirdim.

"Yalan üstüne kurmuşsun hayatımızı. Şimdi yalancı dedim diye mi bu öfken?"

"Seni aldattığımı düşünüyorsun diye bu öfkem!"

Üzerine yürüdüm. Omzuna vurdum sertçe. "Karına gelmiş başkasıyla göstermelik evleneceğim diyorsun. Tüküreyim senin adamlığına!" Ayağından dibine tükürdüm. Aklımı kaçıracaktım. Bu yaşananlar gerçek miydi? Sanki kötü bir rüyaydı. Kabus görüyordum ve acilen uyanmam gerekiyordu yoksa elimden bir kaza çıkacaktı.

Civan yüzümü avuçlarının arasına aldı. "Senin için ölürüm. Seni çok seviyorum." Alnını alnıma yasladı. Gözlerimi yumdum istemsizce. Burnumun direği sızlıyordu. "İspatla. Başka biri olmadığını, beni sevdiğini ve dediklerinin doğru olduğunu kanıtla bana." diye mırıldandım sessizce. Yanağımı okşadı. Burnunu burnuma sürttü hafifçe. Kokusu buram buram cigerlerim ulaşıyor ve ördüğüm savunma duvarını yıkıyordu.

"Elini tutacağım beraber evden çıkıp havaalanına gideceğiz. Mardin'e gidince gözlerinle göreceksin dediklerimin gerçek olduğunu. Elini tutacağım ve bir an olsun bırakmayacağım. Sen yeter ki tut elimi gel benimle." dedi kararlılıkla. Başımı hafifçe iki yana salladım. "Olmaz." dedim geriye çekilirken. Zorla çıktım elleri arasından. "Ne demek olmaz?" diye afalladı. "Gitmiyorum hiç bir yere." dedim üstüne basa basa. "Sende gidemezsin." Burnumu çektim. Gözlerim dolmuştu yine.

"Bana beni sevdiğini söyleyip gidemezsin!" Yanağımı sildim elimin tersiyle.

"Gitmiyorum zaten gidiyoruz Deren!"

"Gelmem! Senin gibi adi bir yalancıyla hiç bir yere gelmem Civan!" Sertçe ittim omuzlarından. Yerinden sendelemedi bile. İçimde patlamaya hazır bir volkan vardı. Öfke yoğun bir sıvı gibi İçimde kaynıyor, damarlarımda dolaşıyordu.

"Geliyor musun demedim. Geleceksin. Karımsın lan ne demek gelmem!"

"Ben seninle ölüme gelirdim ama şu andan itibaren ne ölüme ne ölüne! Defol git şimdi kiminle evleniyorsan evlen!" diyerek ona kapıyı gösterdim. "Git!" Başını iki yana salladı itiraz ederek. "Gidiyoruz!" dedi ama kabul etmeyeceğimi anladı bakışlarımdaki sertlikten. Omuzları düştü.

"Tamam bir kaç gün kafanı dinle. Gelip alacağım seni ama şimdi gitmek zorundayım. İnfazları verilmeden yetişmem gerekiyor." Alnımı öpmek için yanaştı ama başımı geri çektim.

Gitmişti.

Sinirle salondaki kırılmayan her şeyi yerle bir ettim. Sinirim belki geçer diye kırıp döktüm. Aldığımı yere diz çöküp kırık aynadan kendime bakarken farketmiştim.

Bu ilk gözyaşı değildi ve son olmayacaktı.

Dudağımı dişledim, boğazımdan kopup feryat etmek isteyen hıçkırıklarımı içime hapsettim. Kaç dakika olmuştu o gideli? Zaman algımı yitirmiştim. Kaç dakikadır oturup ağlıyordum yerde? Ya da kaç saattir? Açık perdeden görünen gökyüzüne baktım. Hava kararmıştı. Kulağıma ilişen melodik zil sesiyle beynim, telefonu açmam gerektiğinin sinyallerini gönderiyordu. Oysa ısrarla arayan her kimse habersizdi parçalara ayrılmış kalbimin acısından ve hissizleşen ruhumdan.

Bir kaç çalıştan sonra nihayet susmuştu telefon.

Alt üst olmuş salonda gezdirdim bir süre harelerimi. Ardı sıra yerdeki cam kırıklarına baktım. Parçalara ayrılmış ahşap çerçevenin altında ezilmiş düğün fotoğrafımız ilişti gözüme. O fotoğrafı duvara asarken nasıl mutluydum. Yerle bir etmem ise saliselerimi almıştı.

Bundan beş sene önce tanışmıştık onunla. Doğma büyüme İzmir'liydim. Üniversite için annemle gelmiştim İstanbul'a. Babam ben küçükken ölmüş, annemin tek varlığı bendim. Ben İstanbul Boğaziçi konservatuar kazanınca buraya taşınmıştık. Civan o dönem işletme son sınıf öğrencisiydi.

Tanışmamız pek hoş olmamış, başlarda sürekli kavga etmiştik. İlk görüşte aşk değildi ama kavga ederken bile ona karşı bir bağ vardı sanki içimde. Sürekli kavga ettiğim adamı gözüm her yerde arıyordu. Sonrasında ilişkimiz günden güne iyileşmiş ve sevgili olmuştuk. Üç sene beraberliğin ardından ben mezun olunca, yurt dışında kendi aramızda bir törenle evlenmiştik. O zamanlar neden yurt dışı anlamamıştım ama şimdi her şey netti. Fluluk yoktu. Civan önlem almıştı aşireti öğrenmesin, düğünümüze ailesi bozmak için gelmesin diye.

Civan'ın ailesinin bir çok şehirde şirketleri vardı. Mezun olur olmaz işleri uzaktan yönetmeye başlamıştı. Sık sık da iş seyehatine çıkardı. Bazen bende giderdim yanında. Bugün ise, evliliğimiz beşinci ayıydı. Üç senelik sevgilim, beş aylık kocamdan kopmam ise bir kaç saatten az sürmüştü.

Bugün sırlar kalkmıştı ortadan, açılmıştı pandoranın kutusu. Kutuyu açan anahtar ise bir telefondu.

Midyat'tan ansızın gelen bi telefon, hayatımı altüst etmişti. Peki ya hayatımın altı üstünden iyi mi yoksa kötü müydü? İşte bunu daha sonra öğrenecektim.

Ellerimle yerden destek alarak ayağa kalktım. Bu kadar basit değildi. Ben yanıyorsam benimle beraber herkesi yakacaktım. Salondan çıkıp merdivenleri çıktım. Yatak odamıza girip, yatağın karşı duvarında asılı büyük gold işlemeli çerçevedeki tabloya baktım.

Civan ve benim yağlı boyayla çizilmiş büyük potremiz vardı. Beraberdik ve mutluydum. Ben sandalyede oturuyordum, Civan yanımda ayakta duruyordu. Tabloyu iki kenarından tutup, duvardan indirdim. Duvarın içine monte edilmiş gizli küçük dikdörtgen kasanın şifresini girdim. Kasadaki ziynet eşyaları ve dolarları es geçip içindeki çekmeceyi açtım. Parlayan metal koyu gri silahı elime aldım.

Nefes alıp verdim. Yandığım kadar yakmadan durmayacaktım. Silahı alıp kasayı kapattım. Tabloyu yerine taktım. Salona geri döndüm. Duvara nişan aldım. Nefes al Deren. Sakinleş. Tetiği çektim. Rastgele duvara ateş ettim. Barut kokusu genzimi yaktı. Silahı kendime doğrulttum bu kez. Tetiği çektim. Omzuma hedef alıp biraz mesafe bıraktım.

Derin nefes al.

Geri ver.

Sakinleş.

Tetiğe bastım. Omzuma saplanan dehşet verici acıyla silah elimden yere düştü. Acıdan nefesim kesilmiş, aldığım soluk ciğerlerime batıyordu. Nefes al Deren. Nefes al. "Nefes alamıyorum..." acıyla inledim.

Yere diz çöktüm. Omzumdan akan kanı gördükçe başım dönüyordu. Kan kokusu midemi bulandırırken zorla koltuktaki telefonuma uzandım. Bayılmamak için kendimi zor tutuyordum. Başım dönüyor, her şey sallanıyordu. Annem, Hazel'den ve Civan'dan cevapsız aramalar ve sesli mesajlar vardı. Hepsini es geçtim. Numarayı tuşlayıp telefonu kulağıma dayadım.

"Alo." Sesim titriyor zor duyuluyordu.

"Alo 112 buyurun, sesiniz net gelmiyor hanımefendi." Yutkundum. Boğazım kurumuştu. "Ben." diyerek duraksadım. Konuşabilmek için dudaklarımı ıslattım. "Civan Hancıoğlu tarafından saldırıya uğradım yaralıyım." Adresi mırıldanırken sona doğru sesim iyice gitmiş, gözlerim kapanmıştı.

♣️

İnstagramdan gelen tayfa kendini belli etsin 🫶🏻

1. Bölümü nasıl buldunuz?

Yeni Bölümler haftada kaç gün gelsin? Hangi günler gelsin?

Deren'in içinden manyak çıktı... Bu ikiliyle işimiz var.

Kim haklı sizce? Bence Civan haksız sonuna kadar girl power!

Yeni bölümde görüşürüz!

Bölümler

Okur Yorumları

Misafir

30 Ağustos 2026

Bölümler ne zaman ilerlemeye başlayacak