
Bana Ait Olduğun Gece
Mafya Romance
Gece yarısı çalan kapı tüm hayatını alt üst edebilir!
Eylül'ün hayatı sıradandı. Ta ki abisinin borcu gecenin bir yarısı kapısını çalana kadar. Onu siyah camlı bir arabayla şehrin dışına, yüksek duvarların ardındaki bir eve götürdüler. Orada Kuzey Demirhan'la tanıştı. Soğuk, tehlikeli, gülümsemenin ne olduğunu unutmuş bir adam. Borcun karşılığında para istemedi, mülk istemedi. Sadece onu istedi. "Seni ben seçtim," dedi. Ve Eylül'ün adını, o söylemeden çok önce biliyordu. Bu evin kuralları Kuzey'in kurallarıydı. Ama Eylül'ün tek bir sorusu vardı, geceyi delip geçen tek bir soru: Neden ben? Cevabı aramaya başladığında, kendi geçmişinde hatırlamadığı bir gecenin, unutmaya zorlandığı bir yüzün ve verilmiş bir sözün izine düştü. Tehlikeli bir adamın gölgesinde, güvenle ihanetin, arzuyla korkunun arasındaki ince çizgide yürüyecek. Kime inanacağına, hangi kapıyı açacağına, kalbini kime teslim edeceğine karar verecek. Ama bu sefer kararlar yalnızca Eylül'ün değil. Hikayenin gidişatını sen seçeceksin. Her seçim onu gerçeğe bir adım daha yaklaştıracak. Peki gerçeği öğrendiğinde, en çok kimden korkman gerektiğini anlamaya hazır mısın?
İlk 5 bölüm web'de ücretsiz · toplam 5 bölüm
1. Bölüm
Borç Kapıyı Çaldığında
Borç dediğin şey kapını hep gece yarısı çalar.
Saat ikiyi geçiyordu. Cenk üç gündür eve gelmemişti, telefonu üç gündür kapalıydı ve ben üç gündür uyumadan tavana bakıyordum. Kapı çaldığında ilk düşüncem onun olduğuydu. Abimin. Sarhoş, suçlu, her zamanki gibi bir bahaneyle gelen abimin.
Kapıyı açtım.
Eşikte üç adam duruyordu. Hiçbiri Cenk değildi. Önde duranın takım elbisesi gecenin karanlığından bile daha koyuydu, yüzünde tek bir ifade yoktu. Arkamdaki dairenin loş ışığı yüzlerine vurmuyordu, sanki ışık onlardan kaçıyordu.
"Eylül Hanım," dedi öndeki. Soru değildi. Adımı zaten biliyordu.
Kapıyı kapatmaya çalıştım. Adamın eli kapının kenarına yapıştı, hiç zorlanmadan, sanki kapı değil de bir kâğıt parçasıymış gibi.
"Abinizin bir borcu var," dedi aynı düz sesle. "Bu gece sizinle konuşmak isteyen biri var. Reddetmek gibi bir seçeneğiniz olduğunu düşünmeyin."
Boğazımda bir şey düğümlendi. Cenk'in kumar masalarından, yanlış insanlardan, ödeyemeyeceği paralardan bahsettiğini biliyordum. Ama bunu hep uzakta bir hikâye sanmıştım. Şimdi o hikâye kapımın eşiğinde duruyor, üzerime gecenin soğuğunu üflüyordu.
"Abim nerede?" diye sordum. Sesim istediğim kadar sert çıkmadı.
"Güvende," dedi adam. "Şimdilik."
O "şimdilik" kelimesi tüm vücudumu dolaştı.
Beni siyah bir arabaya bindirdiler. Camlar koyu renkliydi, dışarıyı zar zor görüyordum. Şehir akıp gidiyor, ben içimde abime küfrediyor, aynı anda da onun bir yerde nefes alıp almadığını merak ediyordum. Araba şehrin dışına, ışıkların seyrekleştiği bir yere doğru ilerledi.
Vardığımız yer bir ev değildi, bir kaleydi sanki. Yüksek duvarlar, sessiz bahçe, kapıda bekleyen daha fazla adam. Beni geniş bir salona aldılar. Şömine yanıyordu ama oda yine de soğuktu. Soğukluğu ısı değil, oranın sahibi belirliyordu.
Ve oranın sahibi pencerenin önünde, sırtı bana dönük duruyordu.
"Otur, Eylül."
Adımı söyleyişinde bir tuhaflık vardı. Sanki o ismi daha önce çok kez söylemiş, çok kez içinden geçirmiş gibi. Oturmadım.
Döndü.
Onu daha önce hiç görmemiştim, bundan emindim. Böyle bir yüzü unutamazdım. Otuzlu yaşlarının başında, keskin hatlı, gözlerinde gülümsemenin ne olduğunu unutmuş bir adam. Ama o bana baktığında, beni tanıyan biri gibi baktı.
"Kuzey Demirhan," dedi kendini tanıtırken. "Abinin kime borçlandığını merak ediyordun. İşte bana."
"Ne kadar?" diye sordum. "Ne kadarsa hallederim. Ödeme planı yaparım, çalışırım, ne gerekiyorsa."
Bana yaklaştı. Her adımında salonun ortasındaki mesafe biraz daha eridi.
"Ödeyeceğin para değil," dedi.
"O zaman ne?"
Önümde durdu. O kadar yakındı ki parfümünün altındaki barut ve soğuk metal kokusunu aldım.
"Borcun karşılığını ben seçtim," dedi. "Para istemedim. Mülk istemedim. Cenk'in elinde değerli olan tek bir şey vardı."
Kanım çekildi. "Beni mi istedin?"
"Seni," dedi. Sesi alçaktı, neredeyse yumuşaktı, ve bu onu daha da korkutucu yapıyordu. "Bir süre bu evde kalacaksın. Bana ait olacaksın, en azından kâğıt üstünde. Karşılığında abin nefes almaya devam edecek."
Aklımdan binlerce şey geçti. Kaçmak. Bağırmak. Ona abimle birlikte cehenneme gitmesini söylemek. Ama hepsinin altında tek bir soru yanıyordu, diğerlerini bastıracak kadar yüksek sesle.
Çünkü adımı söyleyiş şekli, bana bakışı, "ben seçtim" deyişi... Bunların hiçbiri parayla ilgili bir adamın tavrı değildi.
"Neden ben?" diye fısıldadım. "Beni tanımıyorsun bile."
Bir an, sadece bir an, gözlerinde bir şey kıpırdandı. Sonra kapandı, demir bir kapı gibi.
"Sandığından çok daha iyi tanıyorum," dedi.
İşte tam o noktada karar vermem gerekti. Çünkü cebinden katlanmış bir kâğıt çıkardı, masaya bıraktı ve "İmzala" dedi. Borcun karşılığında ona ait olacağımı söyleyen kâğıt, önümde duruyordu.





