MyStoryBölüm 3 / 5

Bölüm 3 / 5

Küllerin Altındaki Söz

O gece bana verilen odada hiç uyuyamadım.

Kuzey'in son sözleri kafamın içinde bir zil gibi çalıyordu. "Hatırlamaman için her şeyi ben yaptım." Bir insan, başka birinin hafızasını nasıl siler? Ve daha kötüsü, neden siler?

Yatağın kenarında oturup pencereden bahçeye baktım. Yağmur durmuştu. Her şey ıslak ve sessizdi. Sekiz yaşımdan bana kalan tek şey o rüyaydı. Yanan bir araba. Üzerime eğilen bir yüz. Duman ve tanımadığım bir parfüm kokusu. Yıllardır bunun bir kâbus olduğunu sanmıştım. Meğer bir anıymış.

Daha fazla bekleyemezdim.

Kapıyı açtım, karanlık koridorda ilerledim. Konak gece bambaşka bir yerdi. Gündüz görkemli görünen ne varsa şimdi karanlıkta nefes alıyordu. Merdivenin altından ince bir ışık sızıyordu. Çalışma odası.

Kapıyı çalmadım. İçeri girdim.

Kuzey masasının başındaydı. Önünde dolu ama el sürülmemiş bir kadeh, parmaklarının arasında eski, parlak bir şey vardı. Beni görür görmez onu avucuna sakladı. Ama yeterince hızlı değildi. İnce bir zincir görmüştüm, ucunda küçük bir madalyon.

"Uyumalısın," dedi.

"Sen benim yerimde olsan uyur muydun?" Masaya yaklaştım. "Bir adam çıkıp annemi tanıdığını söylüyor. Sen on beş yıl önce bana söz verdiğini söylüyorsun. Hafızamla oynadığını itiraf ediyorsun. Ve benden gidip uslu uslu uyumamı bekliyorsun, öyle mi?"

Bir şey demedi.

"Avucunda ne var?" diye sordum.

"Eylül."

"Avucunda ne var, Kuzey?"

Çenesi gerildi. Uzun bir an boyunca ikimiz de kıpırdamadık. Sonra elini açtı ve madalyonu masanın üstüne bıraktı. Tahtaya değdiğinde çıkardığı küçük ses, odadaki tek sesti.

"Bu annenindi," dedi.

Nefesim kesildi. Madalyona dokunmak istedim ama elim havada kaldı. Sanki dokunursam o gece üstüme çökecekti.

"Onu nereden buldun?"

"O geceden beri bende." Sesi alçaldı, kelimeleri çok uzaktan getiriyormuş gibi konuşuyordu. "On beş yıl önce ben on yedi yaşındaydım. Bir gece babam beni bir adrese yolladı. Sıradan bir iş sanıyordum. Orada bir kadın vardı, yanında küçük bir kız çocuğu. O kadın babamın koruması altındaydı. Ama o gece koruma yetmedi."

Avucumu ağzıma götürdüm.

"Geç kalmıştım," diye devam etti. "Vardığımda araba çoktan alev almıştı. Sen arka koltuktaydın, kapı sıkışmıştı. Camı kırıp seni çıkardım." Bana bakmıyordu, masanın üstünde tek bir noktaya kilitlenmişti gözleri. "Annene ulaşamadım."

Gözlerim doldu. Ama bu yaşların kime ait olduğunu bile bilmiyordum. Hatırlamadığım bir kadına mı, yoksa o kadının benim annem olduğunu yeni öğrenen şu anki bana mı?

"Neden hatırlamıyorum?" diye fısıldadım. "İnsan annesinin öldüğü geceyi nasıl unutur?"

"Çünkü unutmasaydın yaşayamazdın." Kuzey ilk kez gözlerini bana çevirdi. "Sekiz yaşında bir çocuk o geceyi taşıyamazdı. Ve taşırsan, anneni öldürenler senin de hâlâ yaşadığını anlardı. Babam bu işleri halledebilen birini tanıyordu. Hatırlamaman bir kayıp değildi, Eylül. Hatırlamaman, seni hayatta tutan şeydi."

Kelimeler beynimde yankılandı. Anneni öldürenler. Demek bir kaza değildi.

"Ya söz?" dedim. Sesim titriyordu. "Bana ne söz verdin?"

Kuzey ayağa kalktı, pencereye yürüdü. Sırtı bana dönüktü, tıpkı bu sabah Sami içeri girdiğindeki gibi.

"Seni o arabadan çıkardığımda küçücüktün," dedi. "Yüzün kurumdan kapkaraydı, ağlamıyordun bile. Sadece bana baktın ve elimi tuttun. Hiçbir şey söylemedin. O küçük el benimkini öyle bir sıktı ki..." Durdu, bir nefes aldı. "O gece, o yangının önünde sana söz verdim. Bir gün gelip seni bu dünyanın içinden tamamen çıkaracağıma. Güvende olacağın bir yere koyacağıma. On beş yıl bekledim çünkü daha erken yapsaydım, seni saklandığın yerden çıkarmış, doğrudan tehlikeye atmış olurdum."

"Ya Cenk'in borcu?" diye sordum. "O da mı yalandı?"

Bir an tereddüt etti. Bu tereddüt, sözlerinden daha çok şey anlatıyordu.

"Borç gerçek," dedi sonunda. "Cenk gerçekten battı, gerçekten benim adamlarıma borçlandı. Ama o borcu senin için kullanmamın sebebi para değildi. Seni buraya, yanıma, koruyabileceğim tek yere getirmenin başka bir yolu yoktu. Kapına gelip 'seni on beş yıldır koruyorum' deseydim bana inanır mıydın?"

Hayır. İnanmazdım. Bir kelimesine bile.

Madalyona baktım. Sonra ona. Bu adam beni kandırmış, eve kapatmış, hafızamla oynamıştı. Ama gözlerindeki o şey yalan söyleyen bir adamın gözlerindeki şey değildi.

Madalyona uzandım.

Tam o anda Kuzey de uzandı. Parmaklarımız zincirin üstünde buluştu, değdi. İçimden bir akım geçti, sıcak ve tehlikeli. Elimi çekmedim. O da çekmedi. Aramızdaki mesafe bir anda yok oldu, sadece o madalyon ve iki elimiz kaldı ortada.

İşte o an, ne yapacağıma karar vermem gerekti.

Şimdi sıra sende

Ne yapacaksın?

Uygulamada reklamsız oku