Bölüm 3 / 12
ÇAMAŞIR MAKİNESİ
ROZERİN
Elimdeki boş leğeni bıkkınlıkla banyoya bırakıp mutfağa doğru ilerledim.
"Kız, yıkadın mı çamaşırları?"
Gözlerimi devirdim.
"Yok, çamaşırları gezdirip geldim!"
Rewşan hanımın yüzü daha da sinirli bir hal aldı.
"Dalga mı geçiyorsun kız sen benimle?"
Nefesimi seslice verip sakin kalmaya çalıştım.
"Yıkadım Rewşan hanım, yıkadım. Bahçeye astım işte, kuruyorlar şu an."
"İyi. Ben Ayşelere gidiyorum, akşama yemek yapmayı unutma."
Domateslerin başına geçerken duyduğum şeyle yeniden Rewşan hanıma döndüm.
"Domatesleri pişireceğim, ne ara yemek de yapayım ben?"
Rewşan hanım her zamanki gibi formundaydı.
"Sus kız, bir işe yara!"
Kapıdan çıkıp gittiğinde bir süre arkasından baktım. Ne biçim bir kadındı bu böyle? İnsanda biraz vicdan olmaz mıydı?
Tüm evin işini bana yıktığı yetmiyormuş gibi bir de dünyanın lafını ediyordu!
Başa gelen çekilirdi. Gidecek başka bir yerim olmadığı sürece bu zulme katlanmak zorundaydım.
İşe domatesleri soyarak başladım. Aklıma ise anında o yabancı adam geldi.
Ne utanmaz bir adamdı o öyle?! Tak diye çıkarıvermişti gömleğini yanımda. İnsanda biraz ar, namus olurdu.
Demek ki dizilerde, filmlerde gördüğümüz şehirli zibidiler gerçekten de böyle oluyordu.
Peki bana ne demeliydi?
Hadi o, utanmaz adamın tekiydi de yanımda soyunmuştu. Bana ne oluyordu da gözümü dikip ona bakıyordum?
Üstüne üstlük baktığım yetmezmiş gibi bir de yakalanmıştım!
Nasıl da alaya almıştı o şehirli adam beni....
Bugün olanları, o yabancıyı aklımdan bir türlü çıkaramazken bütün hıncımı domateslerden almıştım.
Ne kadar zaman geçtiğinin farkında bile değilken önümde dağ gibi biriken doğranmış domateslere baktım. Hepsi soyulmuş ve doğranmıştı.
Bense farkında değilim desem yalan olmazdı.
Başımı iki yana sallayarak zihnimi yiyen düşüncelerden kurtulmaya çalıştım.
Doğranmış domatesleri büyük kazana atarken de yapmaya çalıştığım tek şey yabancı adamı daha fazla düşünmemekti.
MEHMET
"Yüzünü böyle asmaya devam edersen adamlar üzerine alınır abi."
Arabayı geldiğimiz konağın önüne park eden Vlad'a ters bir bakış attım.
"Alınsınlar a..na koyayım, bana ne?!"
Zaten onlarla iş yapmak için buraya gelmiştim, üstüne üstlük bir de kendi konağımızda misafir edelim sizi diye tutturmuşlardı.
Ah, ah... Andrei abi zorlamasa gider bir otelde kalırdım ya... bu iş için epeyce üzerime geliyordu.
Neymiş, biraz da Güney'e açılmalıymışız!
Kuzey'de elimiz fazlasıyla güçlüydü. Rusya ve çevresindeki ülkelerde herkes adımı korkuyla anıyordu.
Seneler süren bir çabanın ardından nihayet Rusya'nın en büyük yeraltı güçlerinden biri olmuştum.
Tabii bunda Andrei abinin de, Vlad'ın da emeği büyüktü. İkisi de senelerdir benim için ellerinden geleni yapıyorlardı.
Bu süreçte hep adım adım ilerlemiş, yaş tahtaya basmamak için fazlasıyla dikkatli davranmıştık.
Andrei abi bir süredir gücümün artık Türkiye'ye dönmek için yeterli olduğunu söylüyordu.
Tabii bu, benim için çok da kolay değildi.
Artık tamamen bu ülkede yaşayacak olmak demek kaçtığım her şeyle yeniden yüzleşmek demekti.
Sırf bu yüzleşmeyi yaşamamak için direniyordum yıllardır ama artık kaçacak bir yerim yoktu.
Buradaki elimin güçlenmesi içinse bu aşiretle büyük bir sevkiyat yapacaktım.
Sevkiyat yapmakta sıkıntı yoktu ama bunu birebir benim yapmam çok büyük sıkıntıydı. Neden sadece adamlarımı gönderip kendim buraya gelmeden bu işi halletmiyorduk anlayamıyordum.
Andrei abiye de çok yakınmıştım bu konuda ama resmen Nuh demiş, Peygamber dememişti.
Kendin gitmezsen o adamlar sana güvenmez; işin başında kendin durmazsan sevkiyatta sıkıntı çıkar diyip durmuştu.
Neyse, birkaç gün daha sıkacaktım şu dişimi. Bir daha da hiçbir güç beni bu dağ başına getiremezdi!
Arabadan inip konağa doğru ilerledik. Adamlar zaten bizi bekledikleri için kapıyı açıp geçmemize izin verdiler.
"Hoş gelmişsiniz Mehmet ağa."
Adamın uzattığı ele karşılık vererek konuştum.
"Hoş bulduk."
"Siz de hoş gelmişsiniz."
İsmini hiç hatırlamadığım adam Vlad'a da selam verirken iki oğlu da hemen arkasındaydı.
"Hoş bulduk Şerko ağa."
Neyse ki zeki sağ kolum adamın adını hatırlıyordu.
"Buyurun, içeri geçelim."
Ben başka bir şey konuşma gereği duymadan adamları takip ederken geveze Vlad başlamıştı yine. Adama konağı ne kadar beğendiğini, işlerimiz ilerlerse bizim de burada buna benzer bir konak açabileceğimizi söylüyordu.
Ben burada konak falan açmazdım! Sokakları b.k kokan bu şehirde duracağıma Sibirya soğuğunda donmayı tercih ederdim!
Büyükçe bir salona geçtiğimizde yere dizilmiş minderlerin üzerine oturduk.
Çok güzel, burada koltuk da yoktu!
Adamlar şehre ne koltuk ne de çamaşır makinesi sokuyorlardı anasını satayım! Ama iş kaçakçılığa geldiğinde bir numaraydılar. Oradan buradan uyuşturucu kaçıracaklarına çamaşır, bulaşık makinesi getirselerdi evlerine önce!
Aklıma çeşmede çamaşır yıkayan kız geldiğinde zaten olmayan keyfim hepten kaçtı.
Buz gibi suda dünya kadar çamaşır yıkamıştı garibim. Bir de daha küçücük bir şeydi. Haline bakılacak olursa da bu, muhtemelen hep yaptığı bir işti.
İçimde İstanbul'dan çamaşır makinesi getirmeye yönelik delice bir istek vardı.
Ne konuştuklarını hiç umursamadan lafa girdim.
"İstanbul'dan buraya çamaşır makinesi ticareti mi yapsak?"
Söylediğim şey aşırı derecede saçma olduğundan hepsi suspus olup bana baktılar. Yine de hiç geri vites yapmadan devam ettim.
"Burada eksik var gibi, bence getirsek hiç fena olmaz."
Şerko ağa şaşkınlıkla sordu.
"Makine derken... bildiğimiz çamaşır makinesinden mi bahsedersin Mehmet ağa?"
Hay ağasını da s.kecektim şimdi! Nerem ağaydı lan benim?! Karadenizli ağa mı olurdu?
"Evet, normal çamaşır makinesinden bahsediyorum. Hani şu çamaşırları yıkayan.."
Sanki çamaşır makinesi biliyorlarmış gibi bir de bildiğimiz makine mi diye soruyordu g.t lalesi!
"Ben anlayamadım tam... ne diye çamaşır makinesi ticareti yapacağız ki?"
Gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum.
"Burada olmadığı için."
"Burada çamaşır makinesi olmadığını nereden çıkardın?"
Şerko ağanın oğullarından biriydi soran.
"Çeşmenin başı çamaşır yıkayan kadınlarla doluydu. Bu kadınlar keyif olsun diye ellerinde yıkamıyorlar bu çamaşırları herhalde, değil mi?"
Diğer oğlu da konuşmak için dudaklarını araladı.
"Pardon Mehmet ağa, sen hangi çeşmenin başına gittin?"
Vlad durumu kurtarmak için hızlıca lafa atladı.
"Yolu karıştırdık da gelirken... buraya yakın bir kasabaya girdik. Adı da şeydi... dilimin ucunda..."
Vlad bir türlü hatırlayamayınca konuştum.
"Dumanlıca."
"Haa, siz Dumanlıca köyünü diyorsunuz."
Adam gevşek gevşek gülerek devam etti.
"Ulan Mehmet Ağa, vallah hiç güleceğim yoktu. Orası Mardin'in en fakir köylerindendir. Hem köyde çamaşır makinesinin işi ne, kadınlar ne güne duruyor?"
Kaşlarım çatıldı.
"Anlamadım?"
Babası Şerko ağa söze girdi.
"Mehmet ağa, burada köylerin çoğunda yoktur makine, Kawa onu diyor."
"Tamam işte, ben de getirelim diyorum."
Şerko ağanın küçük oğlu tek kaşını havaya kaldırarak sordu.
"Mardin'de kalmadı da mı İstanbul'dan getiriyorsun ağa?"
Nefesimi sıkıntıyla verdim.
"Madem Mardin'de var, o zaman ne diye bu kadınlar çamaşırı ellerinde yıkıyor?"
"Diyoruz ya, köy orası köy. Orada kadınlar her şeyi ellerinde yapar!"
Tam ağzımı açmış saçma düzenlerine sövecektim ki Vlad söze atladı.
"Ee... biz iyisi mi artık odalarımıza geçelim. Yemekten önce duş alıp üzerimizi değiştirsek çok iyi olur."
Şerko ağa kapıda duran adamına seslendi.
"Berwer, ağalarına odalarını göster."
"Emredersin ağam."
İçimden küfrede küfrede ayağa kalktım.
Ulan ben nereden bunların ağası oluyordum? Ağa mağa değildim lan ben!
Vlad'la birlikte Berwer denen adamın peşine takıldık. Neyse ki şu Şerko ağa ve oğullarından kurtulmuştuk.
"Buyurun. Bir isteğiniz olursa seslenirsiniz aşağıya."
"Eyvallah."
Berwer denen adam aşağıya inerken Vlad hızla koluma vurdu.
"Abi ne yapıyorsun ya?! Nereden çıktı şimdi makine falan?!"
Kısık sesle devam etti.
"Abi, gözünü seveyim az rahat dur. İki gün ya, iki gün sık dişini!"
Ofladım.
"İyi lan, demedik bir şey! Getirdin zaten beni bu medeniyet görmemiş köylülerin yanına-"
Vlad hızla sözümü kesti.
"Abi sus, bir duyan olacak şimdi!"
"Duyarlarsa duysunlar lan, onlardan mı korkacağım?!"
Kendi odamın kapısına doğru yürümeye başladım.
"Ben gelmiyorum yemeğe falan. Bütün akşam o gudubet sıfatlılarla oturamam, sen bir şeyler uydur."
"Abi-"
Vlad tam karşı çıkmak için konuşmaya başlamıştı ki sözünü dinlemeden odanın kapısını suratına kapattım.
Sonunda yalnız kalabildiğim için içimden şükrederek odanın ortasına doğru bir adım atmıştım ki gördüğüm kızla olduğum yere çakılıp kaldım.