Bölüm 5 / 12
MİSAFİR ODASI
ROZERİN
Nudem hanım odada ikimizi baş başa görmeyi beklemediğinden şaşırarak yabancı adamın yüzüne baktı.
Sonra yabancı bir adamın yüzüne uzun süre bakmasının yakışık almayacağını fark etmiş olacak ki hızla bana döndü.
"Rozerin, sen ne yapıyorsun burada?"
Sesi sertti. Misafirle bir odanın içinde neden baş başa olduğumun hesabını soruyordu. Ama ne yazık ki benim verebilecek bir cevabım yoktu.
Hepsi bu arsız yabancının yüzündendi!
"Çarşafları değiştiriyordum Nudem hanım."
Adamı görünce yere düşürdüğüm yastığı alıp sakin olmaya çalışarak yatağın üzerine koydum.
"Tamam, hadi çık dışarı. Daha fazla rahatsız etme misafirimizi."
Ben de bu yabancı adamla aynı odada kalmaktan hoşlanmadığım için lafını ikiletmeden hemen dışarı çıktım.
"Bir ihtiyacınız olursa seslenirsiniz."
Yabancı adamın vereceği cevabı beklemeden o da dışarıya çıkıp kapıyı kapattı. Sonrasında beni kolumdan tuttuğu gibi ütü odasına soktu.
"Ne yapıyorsun kız sen el alemin adamlarıyla odada?!"
"Ben çarşafları değiştirirken geldi, zaten hemen arkasından da siz geldiniz Nudem hanım."
Nudem hanım sinirle koluma bir çimdik attı.
"Ne anlatıyorsun kız sen? Biri sizi öyle görse, tövbe tövbe... o zaman kime ne anlatacaksın?!"
Haklıydı. Bizi aynı odanın içinde kim görse dedikodumuzu çıkarırdı. Zaten ben de adamı görür görmez oradan çıkmak istemiştim ama izin vermemişti.
Neymiş, biz biri görürse sıkıntı olacak bir şey yapmıyormuşuz!
Daha ne olmasını bekliyordu acaba?!
Gerçi suç bendeydi! Daha başkalarının yanında soyunmaması gerektiğini bilmeyen adama bir de laf anlatmaya çalışıyordum!
Edepsizin tekiydi bu adam!
"Bir şey yapmadım ki ben Nudem ha-"
"Sus, cevap verme! Çabuk git mutfağa, bulaşıklara yardım et."
İşaret parmağını yüzüme doğru kaldırdı.
"Sakın misafirler evdeyken de mutfaktan çıkma!"
Gözlerim istemsizce dolmuştu. Hiç suçum olmamasına rağmen yine azarı ben yiyordum. O yabancı adam içinse hava hoştu tabii, kimsenin ona hesap sorduğu yoktu! Beyimiz canı ne isterse onu yapıyordu!
"Ben direkt gideyim mi Nudem hanım? Zaten misafiriniz de iki kişilermiş, bana pek gerek yok bence."
Nudem hanım sinirle cevap verdi.
"Gerek olmasa ne diye çağıralım kızım seni? Yarın Diyarbakır'dan misafirlerimiz geliyor, bir ton iş var!"
Suratını buruşturarak söylendi.
"Onca işin üzerine Şerko ağa bir de bu şehirlileri getirdi zaten! Çabuk gitseler bari."
Başımı salladım.
"O zaman ben mutfağa ineyim."
"İn. Yalnız gece de burada kalacaksın haberin olsun."
Kaşlarımı çattım. Daha önce hiç burada kalmamıştım.
"Neden gece de kalıyorum? Yatsıya kadar kalırım, sonra giderim evime."
Nudem hanım bana gözlerini devirerek karşılık verdi.
"Kızım sen beni duymuyor musun? Dünya kadar iş var diyorum sana. Gece kızlarla birlikte camlara girişin. Daha odalar bile hazır değil."
Dudaklarımı kararsız bir şekilde birbirine bastırdım.
"Yarın sabah erkenden kalkıp gelsem olmaz mı? Gece burada kalmam yakışık almaz."
Nudem hanım nefesini sıkıntıyla verip konuştu.
"Kızım koskoca Şerko ağanın konağı burası, niye yakışık almayacakmış? Kimse bir şey diyemez sen merak etme. Hem ben ararım Rewşan'ı, derim Rozerin gelmeyecek diye."
"İyi madem. Ama tek bu gece kalırım o kadar."
Gündüzleri gerekince yardıma gidiyordum tamam ama gece işi hiç içime sinmiyordu. Yine de karşımdaki Nudem hanım olduğundan daha fazla karşı çıkamadım.
El mecbur kabullenip doğruca mutfağa gittim.
Mutfağa girdiğimde kızlar kendi aralarında konuşuyorlardı.
"Off, o neydi öyle ya? Boyuna posuna maşallah!"
"Cidden kız Zeryan abla, manken mi o adam?"
Dilan, Avin'i iterek elindeki bezi aldı.
"Mankenin burada ne işi var kız?"
Avin hülyalı bir şekilde karşılık verdi.
"Ay o zaman melek falan mı ki abla?"
Dilan, Avin'e bir çimdik attı.
"Ne biçim konuşuyorsun sen kız? Tövbe tövbe! Zeryan, sen de önüne bak hadi!"
Zeryan omzunu silkti.
"Güzele güzel demeyelim de ne diyelim?"
Dilan sebzeleri sudan çıkarırken söylendi.
"Allah sahibine bağışlasın diyelim."
Zeryan saçlarını omzundan geriye doğru iterek karşılık verdi.
"Ne biliyorsun ki sahibinin ben olmadığımı?"
Tek kaşını havaya kaldırdı.
"Nasip kısmet sonuçta bu işler."
Ağzım açık dinlemeye devam ettim. Bunlar o yabancı adamdan mı bahsediyorlardı?
"Yalnız yanındaki adam da çok yakışıklı değil mi? Duyduğuma göre yabancıymış... adı da Ulat mı neydi, tam anlayamadım."
Zeryan keyifli bir kahkaha patlattı.
"Kız sen merak etme, şimdi ben enişteni bir alayım... sonra seni de yanındaki Ulat'a alırız."
Avin'in gözleri parladı.
"Sahi mi diyorsun abla?"
Zeryan saçlarını bir kez daha savururken göz süzerek cevapladı.
"Tabii sahi diyorum canım! Eniştenin beni kıracak hali yok ya!"
İki kere öksürerek yalandan boğazımı temizledim. Maksadım geldiğimi anlayıp şu konuşmalarına bir çeki düzen vermeleriydi ama bu cadalozlar utanmaktan ne anlarlardı?!
Sanki normal bir şey konuşuyorlarmış gibi hiç çekinmeden sohbetlerine devam ettiler.
"Ay abla, yalnız enişte duvara bir vursa kırar geçer benden söylemesi. O nasıl koldu öyle, bacağım kadar!"
Sohbeti dinledikçe şok olma seviyem de artıyordu. Ne utanmaz şeylerdi bunlar?! Eminim o arsız yabancıyla tanışsalar çok iyi anlaşırlardı!
Bir an için yabancının bu kızların önünde soyunduğu görüntüler gözümün önünde canlandı. Hızla başımı iki yana doğru sallayıp bu görüntülerden zihnimi arındırmaya çalıştım.
Tövbe tövbeydi, evlerden ıraktı valla. Bir gelmiş, herkesi de kendi gibi arsız etmişti.
Gerçi şimdi adamın yoktan yere günahını almanın da bir alemi yoktu. Bu cadalozlar zaten daha dünden razıydılar onu çıplak görmeye!
"Off, tam yeme de yanında yat denilen tiplerden!"
Zeryan erimeye devam ederken Dilan önüme kesme tahtasıyla sebzeleri koydu.
"Sen bunları doğramaya başla da yarına hazır olsun."
Başımı salladım.
Bu evde işler tabii ki de yetişmezdi. Bunların eli işte gözü oynaştaydı!
Hiçbir şey söylemeden sebzeleri doğramaya başladım.
"Kız Rozerin, sen ne yapıyorsun? Nasılsın, iyi misin?"
Zeryan sonunda hayal dünyasından çıkabilmiş olacak ki bana halimi hatırımı soruyordu.
"İyiyim Zeryan."
"Sağ ol canım, ben de iyiyim."
Yanındakilere dönerek devam etti.
"Aman bu da çok yabani bir şey ya... evde kalmasına şaşmamalı yani."
Dilan lafa girdi.
"Ne diyorsun Zeryan? Evde falan kaldığı yok kızın!"
Gözlerimi devirdim. Zaten Zeryan'ı da hiç sevmezdim. Sırf zengin koca bulurum umuduyla ağa konağında çalışan bir yellozdu. Evin küçük oğlu Mirza'ya kendini yamamak için çok uğraşmıştı ama anlaşılan hala daha bir sonuç alamamıştı.
Eh, şimdi sehirliyi görünce de rotasını yeniden oluşturuyordu!
Bir an durup düşündüm. O şehirli yabancı acaba Zeryan'ı alır mıydı?
Yok canım, almazdı.
Hem zaten öyle adamlar köy kızlarıyla olsa olsa gönül eğlendirirlerdi. Zeryan çok yanaşırsa adam onu kağıt mendil gibi kirletip bir kenara atardı!
Bugün odada baş başa kaldığımızda nasıl da rahat davrandığını hatırlıyordum. Öyleleri için bizim namusumuzun ne kıymeti olacaktı ki? Hak etmiyordu ama hissettiğim endişeyle kendimi tutamayıp Zeryan'ı uyarmaya çalıştım.
"Aman diyim Zeryan, uzak dur o adamdan. Başına iş alırsın bak."
Zeryan'ın yüzündeki o eğlenen ifade silinirken yerini büyük bir sinir aldı.
"Ne diyorsun kız sen? Gözün mü var yoksa benim müstakbel kocamda, doğruyu söyle!"
Üzerime yürümeye başladığında şaşkınlıkla geriye çekildim.
"Gözüm falan yok! Tehlikeli diyorum sadece, seni uyarmaya çalışıyorum!"
Zeryan geri adım atmadı.
"Sen kim olarak uyaracaksın beni be sümüklü böcek?! Bana bak, bir daha benim olana yan gözle baktığını görürsem seni öyle bir alırım ki ayağımın altına, bak yemin veriyorum spatulayla zor kazırlar seni geri yerden!"
Kaşlarımı daha fazla çatarak karşılık verdim.
"Sana insanlık yapanda kabahat zaten! Sen git, o şehirlinin artığı ol da o zaman gel konuş bakalım böyle karşımda!"
Zeryan bir kez daha bana saldırdı ama Dilan ve Avin araya girerek ona engel olmaya çalıştıkları için bana ulaşamadı.
"Bırakın ya, bırakın! Bırakın beni de bu o...puya gününü göstereyim!"
"Kız gözünü seveyim sus! Biri duyacak şimdi ne yapıyorsun?!"
Dilan mantıklı bir söz etmiş olsa da gerizekalı Zeryan'ın bunu anlayacak kadar sayıda beyin hücresi yoktu. Valla kendi bilirdi, ben uyarımı yapmıştım. Açıkçası Zeryan'a ne olduğu falan da zerre umurumda değildi.
Zaten şu hareketinden sonra sürünsündü, yağmurlu günde bir yudum su vermezdim daha ona!
"Şuna bak ya! Görüyor musun, g.tünün b.kuyla kendini kimlere yamamaya çalışıyor?!"
Bana dönerek devam etti.
"Sen kendini ne sanıyorsun kızım?! O şehirli bakar mı senin gibi paspal pespaye ucubeye?!"
Gözlerimi devirdim. Sanki çok da umurumdaydı!
"Kendini yamamaya çalışan sensin! Mirza bey olmadı tabii, hemen bulmuşsun yenisini maşallah Zeryan. Bakıyorum da o küçük aklın hiç boş durmuyor!"
Normalde etliye sütlüye karışmaz, sessiz sedasız işimiz yapar giderdim... ama bugün nedense bu Zeryan'a lafını vermek istiyordum.
Hayır ayrıca o şehirli bana bakmayacaktı da ona bakacaktı sanki!
Ayrıca o şehirli adam kim oluyordu da bana bakıyordu ya?! Asıl ben istemezdim onun bana bakmasını!
Sinirli bir şekilde tekrar sebzeleri doğramaya başladım.
"Yolacağım ben bu kızı, bırakın!"
Zeryan, Dilan ve Avin'i itip bana ulaşmaya çalışırken mutfağa Hevin abla girdi.
"Ne oluyor kız burada?! Bu gürültünüz ne?!"
Mutfakta göz gezdirip devam etti.
"Sesiniz koridorlara taşıyor resmen!"
Zeryan hemen lafa atladı.
"Hevin abla, bu küçük o...pu şehirli misafire göz koymuş!"
Ağzım açık donakaldım. Ben mi koymuştum gözü?!
"Kim kime göz koymuş? Ne diyorsun sen ya?"
Zeryan, ona sorulan soruya iştahla cevap verdi.
"Aha bu Rozerin denen o...pu abla, gitmiş o misafir şehirliye kendini yamamaya çalışmış!"
Ben kendimi savunmak için ağzımı açmıştım ki Hevin abla benden önce konuştu.
"Kız Rozerin, doğru mu diyor Zeryan? Sizin o oğlanla aranızda bir şey mi oldu?"
Hızla başımı iki yana salladım.
"Abla ne diyorsun sen ya?! İftira atıyor bana bu yelloz!"
Zeryan bir kez daha atıldı.
"Ne iftirası be, ne iftirası?! Doğru söylüyorum Hevin abla. Ha... ama aralarında bir şey olmuş mu diye sorarsan onun imkanı yok."
Bana iğrenen gözlerle baktı.
"Yeter! Tamam susun artık, rezil rüsva etmeyin bizi!"
Hevin abla yanıma geldi.
"Hadi Rozerin, sen çık buradan. Git, odaları hazırla."
Sinirli bir nefes aldım.
"Ben bir şey yapmadım ki Hevin abla!"
Niye bu Zeryan yellozu yüzünden yine azarı ben yiyordum?!
"Tamam kızım, tamam! Hadi, yeter kavganız!"
Elimdeki biberi tezgaha bırakıp Zeryan'a kötü kötü bakarak mutfaktan çıktım.
Hızlı adımlarla merdivenleri de aşıp misafir katına geldiğimde yabancının odasının önünden ışık hızında geçtim.
Onu bir daha ne görmek ne de duymak istiyordum.
Koridorun diğer başına ulaştığımda boş misafir odasına girip dolabı açtım. Temiz bir takım nevresim çıkarıp yatağın üzerine koyduktan sonra adımlarımı pencereye çevirdim.
Sonuçta kapalı duran bir odaydı, ben nevresimleri değiştirene kadar havalansa fena olmazdı.
Tam pencerenin önüne gelmişken arkamdan açıldığını duyduğum kapıyla gözlerimi devirdim. Kesin o Zeryan benimle kavga etmeye gelmişti!
Gardımı alıp arkamı döndüm ama karşımdaki kişi Zeryan değildi, evin küçük oğlu Mirza beydi. Ve kendisi elinden geçirdiği kızlarla ünlüydü.
Aynı günün içinde daha iki saat dolmadan ikinci kez bir erkekle kapalı bir odada baş başa kalıyordum. Kalbim küt küt ayarken aklımdan Mirza beyin bu odaya neden geldiği, hadi bir sebepten geldi diyelim... neden beni görür görmez çıkmadığı düşünceleri geçiyordu.
Şehirli buranın örfünü adetini bilmezdi hadi ama Mirza bey de mi bilmezdi?
"Bir şey mi oldu Mirza bey?"
Sert sesimle ikaz etmeye çalışarak sorduğum soruya karşılık Mirza bey kapıyı kapatınca gözlerim kocaman açıldı.
Ne yapıyordu bu?
"Mirza bey, ne oluyor?"
Sesim bu sefer sert değil endişeliydi. Cidden ne yapıyordu bu adam?!
"Nihayet baş başa kalabildik Rozerin hanım."
Pis pis gülümseyerek bana doğru gelmeye başlayınca istemsizce geriye gitmeye çalıştım ama ardım pencereydi.
"Nicedir seni izliyorum, ne diye pas vermiyorsun kız? Naz mı yapıyorsun sen yoksa?"
Gözlerim kocaman açıldı.
"Ne diyorsunuz siz Mirza bey? Ben niye naz yapayım size? Ne olur çıkın odadan!"
Yaklaşmaya devam etti.
"Yok, kafama koydum ben. Seni tek yakalamışken hayatta bırakmam."
Yutkundum. Niyeti mi bozmuştu bu adam?!
"Bağırırım! Uzak dur benden!"
Gülmeye devam etti.
"Herkes aşağıda güzellik, sesini kimsecikler duyamaz."
Midemi bulandıran bir ses tonuyla ekledi.
"Ha, tabii sen yine de bağırabilirsin. Öyle daha çok severim."
Şok üzerine şok yaşarken bir sapıkla aynı odada olmanın getirdiği can havliyle pencereye yapıştım. Amacım açıp avazım çıktığı kadar bağırmaktı ama Mirza denen şerefsiz daha ben pencereyi açamadan yakaladı.
"Dur kız, nereye gidiyorsun?!"
"Bırak! Bırak beni sapık herif!"
Beni yatağa doğru savurdu.
"Kime direniyorsun lan sen?! Ben koskoca Şerko ağanın oğluyum! Kimi istersem alırım!"
Yatakta geriye doğru ilerledim. Kapıya kaçmaktı niyetim.
Ben kalktığım an o da atak yapıp beni bir kez daha yakaladı.
Elleri doğrudan elbisemin yakasına giderken çekiştirerek iki yana ayırdı.
Ağlamam hıçkırıklara dönüştü, kendimi tutamıyordum artık. Dirensem de o, benden çok daha güçlüydü.
"Bırak! Yalvarırım yapma!"
İkimiz birden yere düştüğümüzde ırz düşmanının durmaya niyeti yoktu. Üzerime çullandığında öleceğim sandım.
Hayatım boyunca hep erkeklerden uzak durmuş, namusuma zeval gelmesin diye elimden geleni yapmıştım. Şimdi ise hiç suçum günahım yokken mahvoluyordum.
Bu utançla yaşamam mümkün değildi.
O şerefsiz, benim üzerimi parçalamakla meşgulken gözüme az önceki boğuşmamız yüzünden yere düşen vazo takıldı. Cam olmadığı için kırılmamıştı. Hızla uzanıp onu elime aldım.
Kendi kemerini çözmeye çalıştığı için beni görmeyen Mirza'nın kafasına vazoyu var gücümle indirdim.
Çok ağır bir şey değildi, kalıcı ya da uzun süreli zarar vermezdi ama en azından bana altından kaçacak kadar zaman kazandırmıştı.
Tüm gücümle yerden kalkıp kendimi dışarıya attım. Ama işin kötüsü o da hemen kalkmıştı, arkamdaydı.
Koştum ama sesim bile çıkmıyordu titremekten.
Merdivenlere giderken beni bir kez daha yakalayıp sendeletti ama elbisem zaten yer yer yırtıldığı için tuttuğu parça elinde kaldı.
Çok yakınımda olması kanımı dondururken onun odasının önüne kadar gelmiştim.
Üzerine düşünmedim, tereddüt etmedim.
Çeşmenin başında kimse yokken, bana zarar vermek için fazlaca fırsatı varken parmağının ucunu bile sürmeyen yabancının odasına girdim.
Kapıyı kapatıp arkasına yaslandığım anda göz göze geldiğimizde ise içimi sebebini anlayamadığım kadar büyük bir güven duygusu kapladı.