Bölüm 4 / 12
KONAK
ROZERİN
"Rozerin! Kız Rozerin, hangi cehennemdesin?!"
Tencerenin içinde pişen domatesleri karıştırırken gözlerimi devirdim.
"Mutfaktayım!"
Sanki bilmiyordu işim olduğunu!
Rewşan hanım nihayet mutfak kapısında göründüğünde soluk bile almadan konuşmaya girişti.
"Kız, çabuk bırak onları!"
Eliyle kış kış yapar gibi kapıyı gösterdi.
"Konağa gidiyorsun hemen!"
Şaşkınlıkla yüzüne baktım.
"Ne konağı ya bu saatte?"
"Kız acele diyorum sana, ne duruyorsun hala daha?"
Yanıma gelip kolumdan çekiştirmeye başlayınca ocağın altını zor kapattım.
"Ya domatesleri pişiriyorum, ne yapıyorsun?"
Beni mutfaktan çıkarınca kolumu bıraktı.
"Şerko ağanın bugün çok önemli misafirleri varmış. Konağa yardım gerek!"
Ellerimi belime koyup konuştum.
"Koskoca Şerko ağanın konağında hizmetçi mi kalmamış da acil yardım gerekiyormuş?"
"Levin hastalanmış, kusuyormuş sabahtan beri. Sen de onun yerine gideceksin işte."
Merakla sordum.
"Kaç kişilermiş bu misafirler?"
"İki."
Gözlerimi devirdim.
"İki kişi geliyor diye mi çağırdılar yani beni?"
Duyduğum şüphe ile konuşmaya devam ettim.
"Sen bir işler mi çeviriyorsun yoksa Rewşan hanım?"
Hızla karşı çıktı.
"Ne diyorsun kız sen?! İş miş çevirdiğim yok, yardım lazımmış işte! Hem ben koca konağa rapor gönderin mi diyeceğim? Neyini sorguluyorsun sen, gideceksin o kadar!"
Hırkamı elime aldım.
"Yani iki kişi geliyor diye koca konak da bu saatte beni çağırmaz ya... neyse!"
Yanından sinirle geçip evin kapısına ilerlerken Rewşan hanım seslendi.
"Dur kız, dur!"
Oflayarak ona doğru baktım.
"Ne var yine?"
"Şu üzerine başına düzgün bir şeyler giy."
Hızla kendi odasına girdi.
"O niyeymiş ya? İş yapmaya gitmiyor muyum ben?"
Çeyiz sandığını açıp içinden bir elbise çıkardı. Şu an gözlerim doğru mu görüyor diye bi ovuşturmadan edemedim.
"Hah, şunu giy üzerine. Çok yakışır sana bu."
Gösterdiği elbiseye acayip bir şeye bakar gibi bakarken cevap verdim.
"Ne oluyor ya? Nereden çıktı şimdi bu?"
Rewşan hanım çıkarı olmadan kimseye bir yudum su dahi vermezdi.
Ayrıca ben konağa iş yapmaya gidiyordum, neden beni güzel göstermeye çalışıyordu ki? Kesin yine bir işler peşindeydi!
"Kız koskoca Şerko ağanın konağında bu pespaye elbiseyle mi dolaşacaksın. İnsan içine çıkıyorsun, doğru düzgün giyin az."
Yok, bu kadın kesin bir işler peşindeydi. Bunun başka bir açıklaması olamazdı.
"Bana bak Rewşan hanım, sen beni birine mi beğendirmeye çalışıyorsun?"
Gözlerimi belerterek devam ettim.
"Eğer öyle bir şey varsa yemin olsun babamı falan dinlemem, kimse alamaz seni elimden!"
Her türlü zulmüne sırf gidecek bir yerim yok diye katlanıyordum ama konu namusumsa babamı bile tanımazdım.
Rewşan hanımın daha önce de böyle bir iki girişimi olmuştu. Aklı sıra beni zengin bir adamla baş göz edip parayı bulacaktı.
Ama o daha çok beklerdi! Kimseye kendimi para için satacak değildim!
"Ne biçim konuşuyorsun sen kız?! Şimdi seni bi ayağımın altına alırsam görürsün! Dua et de konakta iş var, yoksa yemiştin dayağı!"
Burnumdan sinirli bir şekilde nefesimi verip tekrar kapıya döndüm ama Rewşan hanım gitmeme izin vermedi.
"Şunu giy dedim ya sana kız! Bu halinle hiçbir yere gidemezsin!"
Bir kez daha karşı geldim.
"Giymeyeceğim! Ben oraya iş yapmaya gidiyorum, podyuma değil!"
Aklıma gelenle işaret parmağımı göstererek konuştum.
"O Mirza şerefsizi mi dedi sana bunu yoksa? Onunla mı konuştun sen?!"
Rewşan hanım bir adım geriye çekildi.
"Tövbe! Ben ne diye konuşacakmışım Mirza beyle? Hem ağa oğlu o kızım, alır mı senin gibi maraba kızını?"
Kulağını çekip yumruğunu iki kere kapının pervazına vurdu.
"Allah muhafaza, kullanıp atıverir seni bir kenara! Ay evlerden ırak!"
Yeniden bana yaklaşıp nasihat eder gibi konuştu.
"Aman diyim, uzak dur ondan. Bizim başımızı belaya sokma!"
Mirza bey, Şerko ağanın küçük oğluydu. Aynı zamanda da bu şehrin en şeref yoksunu erkeğiydi. Uçkuruna olan düşkünlüğünü bilmeyen yoktu.
Ağa oğluydu, kimsenin ona hesap sorduğu ya da işine karıştığı yoktu ama en azından masum kızlara bulaşmasaydı! Mirza beyin ağına takılan kızların sonu hep perme perişandı.
Kimisini evlilik vaadiyle, kimisini tehditle yatağına alıyor işi bitince de bir çöp gibi fırlatıp atıveriyordu. Yani, en azından bizim duyduğumuz dedikodular hep bu şekildeydi. Açıkçası bu dedikoduların yalan olduğunu da hiç düşünmüyordum.
Ben Şerko ağanın konağına uzun zamandır yardıma gidiyordum. Onların hizmetçisi çoktu ama gelen kalabalık misafirleri olunca veya mevsimlik büyük temizlik zamanlarında bizim gibi kızları da yardıma alıyorlardı.
Eh, büyük konağın da işi çok oluyordu tabii. Evde altı kadın çalışmasına rağmen çoğu zaman yetişemiyorlardı. Evin hanımı da bu konuda titiz olduğundan kendi çalışanları dışında kimseyi yatılıya almak istemiyordu.
Yoksa Rewşan hanım beni de bu evde yatılı çalıştırmak için çok dil dökmüştü. Nudem hanım ise kesinlikle kabul etmiyordu.
Benim de zaten böyle bir isteğim yoktu.
Ne zaman çağırsalar gidiyordum çünkü paraya ihtiyacımız vardı. Sadece oraya değil, zamanı geldiğinde tarlalarına da gidiyordum.
Kısacası Rewşan hanım beni her işe gönderiyordu.
Derin bir nefes alıp sakin kalmaya çalışarak evden çıktım.
Konağa otobüse binip gitmem en az bir saati bulacağı için beni almaya yine bir araba gelmişti.
Aslında köyümüz merkezden çok da uzakta değildi ama tek bir otobüs hepimizi toplaya toplaya gittiği için bir saat sürüyordu.
Arabaya bindikten yaklaşık on beş dakika sonra Şerko ağanın konağındaydım. İner inmez beni eve yardıma gelen kızlardan sorumlu olan Hevin karşıladı. Kendisi aynı zamanda Rewşan hanımın hastalandı dediği Levin'in ablasıydı.
"Levin hastalanmış Hevin abla, hayırdır neyi var?"
Hevin abla beni mutfağa doğru götürürken cevap verdi.
"Üşütmüş işte biraz. Seni de böyle apar topar çağırdık ama kusura bakma."
"Estağfurullah abla. Şaşırdım ama bak, hepi topu iki misafire ne diye yardımcı alıyorlar diye."
Hevin abla hızlıca konuştu.
"Demiş ya Rewşan abla işte, bizim Levin hastalanınca mecbur kaldık."
Kaşlarımı çattım.
"Diğer kızlara ne oldu?"
Hevin abla bıkkınlıkla çıkıştı.
"Sen bana ahiret soruları sormaya mı geldin kız?! Öyle gerekti diyorum işte! Bu kadar gelmek istemediğini bilseydim çağırmazdım!"
"Yok, gelmek istemiyorum diye değil de..."
Hevin abla lafı ağzıma tıktı.
"E o zaman ne diye konuşuyorsun car car? Al şu bezi, ağzın değil elin çalışsın."
Hiçbir şey söylemeden bezi alıp yıkanmış tencereleri kurulamaya başladım.
Aslında diğer kızların hepsi de buradaydı, bir Levin yoktu. Bu kadar kızın arasında ise bana düşen hepi topu bir bulaşık kurulamak olmuştu.
Bulaşık kurulamak da artık ne kadar mühim bir işse, taa köyümden beni kaldırıp getirmişlerdi.
Yaklaşık on beş dakika mutfaktaki kızların dedikodularını dinleye dinleye bulaşıkları kurulamaya devam ettim. Sonrasında ise Hevin abla yine tepemde bitti.
"Hadi, sen git artık buradan da misafir odasının çarşaflarını hazırla."
Otomatik bir şekilde elimdeki bezi bıraktığımda evdeki çalışan kızlardan biri atıldı.
"Ben çarşafları değiştirdim abla."
"Ne zaman değiştirdin? Bana neden haber vermedin?"
Hevin ablanın kızı çarşafları ona söylemeden değiştirdiği için azarlamasını dinlerken bir yandan da burada ne yaptığımı düşünüyordum. Hayır, bence iş miş de yoktu yani. Yemekler falan da hep hazırdı.
Her şeyin hazır olduğu mutfakta ben şu an sadece fazlalık ediyordum.
"Özel bu misafirler, özel! Sen öyle kafana göre çarşaf seremezsin, benim özel hazırlattıklarım olacak!"
Bana dönerek devam etti.
"Rozerin, ütü odasında hazır çarşaflar. Hadi git de misafir odasına ser."
Az önce azarlayarak yerine sindirdiği kıza bakıp konuştum.
"Abla zaten sermiş yeni çarşafları... niye değiştiriyorum ki boş yere?"
Hevin ablanın yüzü yine sinirle kasıldı.
"Sen niye benim lafımı ikiletiyorsun? Değişecek diyorsam değişecek işte!"
Bir şey diyemediğim için sinirle yumruklarımı sıktım.
"Tamam, değişirim."
Mutfaktan çıkıp merdivene doğru ilerledim. Bir yandan da acaba Hevin ablayla Rewşan hanım birlikte mi bir halt karıştırıyorlar diye düşünüyordum. Bugün ikisi de bir garip davranıyordu.
Sözde özel olan ama aslında diğerlerinden bir farkını göremediğim nevresimleri ütü odasından alıp misafir odasına götürdüm.
İşe çarşafları sökerek başladıktan sonra yerine yeni ve özel (!) olanı sermeye başladım.
İşime dalmış bir halde yastık kılıflarını geçirirken açılan kapıyla hızla arkamı döndüm.
Gördüğüm suratla birlikte elimdeki yastık yere düşerken ağzımdan bir şaşkınlık nidası döküldü.
"Hi!"
Gözlerimi kırpıştırarak devam ettim.
"Se...senin ne işin var burada?"
Sabah çeşmede gördüğüm ahlaksız yabancıyı şimdi Şerko ağanın konağında, hatta misafir odasında görüyordum.
Birdenbire odanın içinde baş başa olduğumuzu fark edince hızla kapıya doğru atıldım ama ismini bilmediğim yabancı, tam önünde durduğu için ulaşamadım.
"Çekil önümden, çıkacağım!"
Kaşlarını çatarak olduğu yerde kalmaya devam etti.
"Asıl sen ne yapıyorsun burada?"
Arkamdaki yatağa kısa bir bakış atıp bana geri döndü.
"Burada mı çalışıyorsun sen?"
Sinirli bir şekilde cevap verdim.
"Sana ne?! Çekil çabuk önümden!"
Nasıl bir adamdı bu böyle?! Hiç mi biri görür eder diye korkmuyordu? Şahsen ben her an biri gelecek korkusuyla karşısında üç buçuk atıyordum şu an!
"Niye sinirlendin ki yine? Bir şey mi dedim ben?"
Nefesimi burnumdan seslice verdim.
"Bir gören olur diye bir şey duydun mu sen hiç hayatında?"
Anlamamış gibi kaşlarını çattı.
"İnsanların görmesinden çekineceğimiz bir şey mi yapıyoruz ki? Ne görecekler?"
Sakin kalmak için yumruklarımı sıktım.
"Odada yalnızız, görmüyor musun?"
Benim aksime sakin bir şekilde elini cebine soktu.
"Ee, ne olmuş yalnızsak?"
Omzunu silkti.
"Bir şey yapmıyoruz ki."
Bir şey yapmıyoruz ne demekti ya?! Tabii ki bir şey yapmayacaktık!
Sinirle dudaklarımı aralamış ağzıma geleni saymaya hazırlanıyordum ki kapının açılma sesiyle öylece donup kaldım.