Bölüm 1 / 25
Ölülerin Kaydı Tutulmaz
Ölüm tarihimden sekiz yıl sonra kendi adıma düzenlenmiş bir dosya buldum.
Dosyanın üzerinde tarih, mühür ve imza vardı. Her şey olması gerektiği gibiydi. Bir tek ben, o kayıtlarda çoktan ölmüş olduğumu bilmiyordum.
Bunu öğrendiğimde saat gece yarısını geçmişti.
Dışarıda yağmur yağıyor, deniz otelin kıyısına öfkeyle vuruyordu. Önümdeki sararmış kâğıtları tekrar tekrar inceliyor, bir yerlerde hata bulmaya çalışıyordum. Yanlış bir tarih, başka bir isim, bana ait olmayan bir imza…
Hiçbiri yoktu.
Dosyanın kapağında adım yazıyordu.
Lalin Aras.
Altında ise sekiz yıl öncesine ait bir tarih vardı.
17 Ekim.
Parmaklarımı kâğıdın kenarına bastırdım. Bu tarihin benim için ne ifade ettiğini hatırlamaya çalıştım. Çocukluğumdan, okulumdan, eski evimizden görüntüler geçti zihnimden. Ama o güne ait hiçbir şey bulamadım. Sanki hayatımın o bölümü, birisi tarafından dikkatlice kesilip çıkarılmıştı.
Otelin arşivinde çalışmaya başlayalı henüz üç gün olmuştu.
İş ilanında yalnızca eski kayıtların düzenlenmesi ve dijital ortama aktarılması gerektiği yazıyordu. Sessiz bir iş arıyordum. İnsanların fazla soru sormadığı, geçmişimle ilgilenmediği bir yer. Bu otelin neden bu kadar uzun süredir çalışan aradığını sorgulamamıştım.
Şimdi bunun bir hata olduğunu düşünüyordum.
Dosyanın içinden küçük bir fotoğraf çıktı.
Fotoğraftaki kadın denize dönük duruyordu. Yüzü görünmüyordu; saçları omuzlarına dökülmüş, üzerinde açık renkli bir elbise vardı. Arka planda otelin eski iskelesi seçiliyordu.
Fotoğrafı çevirdim.
Arkasına siyah mürekkeple tek bir cümle yazılmıştı.
Lalin gerçeği hatırlarsa, hepimiz mahvolacağız.
Yazıyı tanımıyordum.
Ama nedense, cümleyi okuduğum anda içimde tuhaf bir his uyandı. Korkudan çok, uzun zamandır kapalı duran bir kapının ardında bir şeyin kıpırdaması gibiydi.
Koridordan bir ses geldi.
Başımı kaldırdım.
Birinin yürüdüğünü duydum. Ağır, ölçülü adımlar. Arşivin önünde durdu. Kapının altından koridor ışığı kesildi.
Dosyayı kapatmaya fırsat bulamadan kapı açıldı.
Karşımda otelin sahibi Demir duruyordu.
Onu daha önce iki kez görmüştüm. İlkinde lobiden geçerken telefonla konuşuyordu. İkincisinde resepsiyondaki Nermin Hanım ona bir şey anlatırken yüzünü buruşturmuş, ardından hiçbir şey söylemeden uzaklaşmıştı. İnsanlarla arasında görünmez bir mesafe vardı. Kimse ona gereğinden fazla yaklaşmıyordu.
Şimdi bakışları doğrudan önümdeki dosyaya çevrildi.
Yüzündeki ifade değişti.
Çok kısa bir an için, gözlerinde öfke değil, korku gördüm.
“Onu nereden buldunuz?” diye sordu.
Sesindeki sakinlik, sorunun kendisinden daha ürkütücüydü.
“Arşivdeydi.”
“Bu dosyayı açtınız mı?”
Cevap vermek yerine fotoğrafı ona doğru çevirdim.
“Bu kadın kim?”
Demir içeri girdi ve kapıyı arkasından kapattı.
“Fotoğrafı bana verin.”
“Önce soruma cevap verin.”
Gözlerini kaldırıp yüzüme baktı. O an, beni ilk kez gerçekten gördüğünü hissettim. Bakışlarında tanıdık bir şey arıyordu; bulmaktan korktuğu bir şeyi.
Sonra gözleri dosyanın üzerindeki ismimde durdu.
“Lalin Aras,” dedi yavaşça.
“Evet?”
Bir süre konuşmadı.
Ardından dosyayı elimden aldı. İtiraz etmeme fırsat bırakmadan kapattı ve kolunun altına sıkıştırdı.
“Bu gece burada gördüklerinizi unutun.”
Ayağa kalktım.
“Bana ne olduğunu açıklamadan hiçbir yere gitmiyorum.”
Demir kapıya yöneldi. Elini kapının koluna koyduğunda durdu.
“Bazen bilmemek, hatırlamaktan daha güvenlidir.”
“Ben neyi hatırlamıyorum?”
Bu kez bana döndü.
Yüzündeki ifade değişmişti. Sanki vereceği cevap, sekiz yıldır kaçtığı bir şeyin kapısını açacaktı.
“Bunu gerçekten bilmek istiyor musunuz?”
“Evet.”
Demir'in bakışları gözlerime sabitlendi.
“Öyleyse önce şunu öğrenin, Lalin. Bu otelde kaybolan herkes bulunmadı. Ama bulunan herkes de geri dönmedi.”
Kapıyı açtı ve çıktı.
Ardından koridorun sonuna kadar yürüdüğünü duydum. Sonra sessizlik çöktü.
Birkaç saniye öylece kaldım. Sonra masanın üzerindeki evrakları toplamaya başladım. Demir'in dosyayı götürdüğünü sanıyordum. Fakat kâğıtların arasında küçük, katlanmış bir sayfa buldum.
Dosyanın içinden düşmüş olmalıydı.
Açtım.
Üstünde bir ölüm kaydının fotokopisi vardı. İsim kısmı silinmişti. Tarih ise netti.
17 Ekim.
Sayfanın altına kırmızı kalemle bir not düşülmüştü:
“İlk kayıt yanlıştı. İkinci kayıt da olmayacak.”
Kâğıdı elimde tutarken arkamdan bir ses geldi.
“Onu da bulmuşsunuz.”
Bu kez kapıda Demir yoktu.
Koridorun karanlığında, fotoğraftaki kadına benzeyen bir kadın duruyordu.
Yüzü bembeyazdı.
Bana bakarak fısıldadı:
“Şimdi sıra sende.”
