MyStoryBölüm 3 / 4

Bölüm 3 / 4

3.bölüm

Cenaze töreni sona ermiş, mezarlığın üzerine çöken kalabalık yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı. Yağmur hâlâ ince ince yağıyor, mezar taşlarının üzerinde biriken damlalar titrek ışıkların altında parlıyordu. Kral, dul markizin yanına yaklaşarak alçak bir sesle, “Sen hâlâ benim kanımdansın. Sakın kendini değersiz ya da güçsüz hissetme,” dedi. Helois, dudaklarının arasında belli belirsiz bir gülümsemeyle başını salladı. Teyze oğlu olmasına rağmen ona her zaman bir ağabey şefkatiyle yaklaşan kralın bu samimiyetini takdir ederdi. Ne var ki Helois, kralın sözlerinin ardındaki gerçeği de görebiliyordu. Böylesine çalkantılı bir dönemde, kralın gücü bile onu sonsuza dek korumaya yetmeyebilirdi. Parlamento üyelerinin neredeyse yarısı cenazeye dahi gelmemişti. Helois ise gelmeyenlere takılmıyordu. Gözleri, mezarlığın kenarında sessizce duran birkaç soylunun üzerinde geziniyordu. Kocasının ölümüyle birlikte bazı şeyleri kaybetmişti. Fakat aynı ölüm, önünde daha önce sahip olmadığı bir hayatın kapısını da aralamıştı. Ve Helois, bir sonraki hamlesini çoktan düşünmeye başlamıştı. Gaspard’ın bedeni, tabutun içinde soğuk bir sessizliğe gömülmüştü. Helois mezarın başında tek başına kaldığında dizlerinin üzerine çöktü. Yağmur yüzüne düşen birkaç damlayla birlikte gözyaşlarına karışıyordu. Başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Kara bulutların arasından dolunayın solgun ışığı sızıyordu. O geceyi hatırladı. O dileği. Gaspard’ın ölmesini dilediği o lanetli geceyi… Helois gözlerini kapatıp ellerini birbirine kenetledi. “Tanrım… Beni affet. O dolunay gecesi onun ölmesini dilememeliydim.” Sesi titredi. “Bu benim günahımdan başka ne olabilir? Bana doğru yolu göster. İçimdeki pişmanlıkla nasıl yaşayacağımı bilmiyorum. Eğer bu benim günahımsa, kefaretimi nasıl ödeyeceğimi de bilmiyorum.” Sözleri mezarlığın sessizliğinde kayboldu. Birkaç saniye boyunca yalnızca yağmurun ince sesi duyuldu. Sonra önündeki mezar taşlarının üzerine başka bir gölge düştü. Helois sustu. Başını kaldırmadı. Gölge kıpırdamadan önünde duruyordu. Kim olduğunu bilmiyordu fakat gitmediğini de hissediyordu. Ardından omzunun üzerinde sıcak bir el hissetti. Helois’in bütün bedeni bir anda gerildi. Yavaşça arkasına döndü. Kim bir dul markize izinsiz dokunabilirdi ki? Hem de çıplak eliyle… Başını biraz daha kaldırdığında önce koyu renkli cübbeyi, ardından başındaki parlak mitreyi gördü. Karşısındaki adamı tanımaması mümkün değildi. Yeni piskopos Lucien’di. Meydanları dolduran binlerce insanın hayranlıkla baktığı, daha birkaç saat önce Tanrı’nın hizmetkârı ilan edilen genç adam, şimdi mezarlığın sessizliğinde yalnızca ona bakıyordu. Yüzünde ne şaşkınlık ne de merak vardı. Yalnızca sakin, neredeyse ürkütücü bir merhamet… Lucien hafifçe eğildi. “Kefareti ödemenin en iyi yolu,” dedi. Sesi yağmurun arasından neredeyse bir fısıltı gibi yükseliyordu. “Günah çıkarmaktır.”

Uygulamada reklamsız oku