MyStoryBölüm 3 / 11

Bölüm 3 / 11

Berfin 3

3. Bölüm

Berfin

Adamın avucu ağzıma öyle sert kapanmıştı ki bağırmak için topladığım nefes boğazımda kaldı. Bir kolun belimi geriye doğru çektiğini ve ayaklarımın bir an için yerden kesildiğini hissettim. Sırtım yabancı bir göğüse dayandığında nefesinde eski bir tütün kokusu, ceketinde ise gece serinliği vardı.

"Bağırma, sana zarar vermeyeceğim," diye fısıldadı kulağımın dibinde. Sesi çatlaktı ve acele ediyordu. "Ev halkı uyanırsa ikimiz de zor durumda kalırız, yalnızca sesini kes."

Ona inanmadım. Bir erkeğin gece vakti ağzımı kapatıp zarar vermem demesi, bir hırsızın kapıyı çalıp ev sahibine hayırlı geceler dilemesi kadar akla yatkındı. Topuğumla bacağına var gücümle vurdum, avucuna da dişlerimi geçirdim. Adam acıyla soluk verip elini çekti ama bileğimi bırakmadı.

"Kolumu bırakın," dedim ve sesimin titrediğini fark ettim ama bağırmadım. Bağırsam önce babamın, sonra bütün mahallenin geleceğini biliyordum, ikisi de benim için aynı kapıya çıkıyordu. "Siz kimsiniz? Bu saatte bizim kapımızın önünde ne işiniz var?"

"Yoldan geçiyordum bacım," dedi adam. Söylediği yalanın yetersizliğini kendisi de bilen birinin tereddüdüyle konuşuyordu. "Kapı açılınca içeriden bir kız çıktı, ne yapacağımı şaşırdım. Sen bağırır da mahalle toplanır diye korktum, kusura bakma."

"Yoldan geçen biri kapı açılınca yoluna devam eder, bir kızın ağzını kapatmaz." Bileğimi çekmeye çalıştım ama parmakları çözülmedi. Yalnızca canımı yakmayacak kadar gevşedi. "Mahalle toplansa sizin ne korkunuz olurdu?"

Adam cevap vermedi. Ayakkabılarının yerde hafifçe kayıp yer değiştirdiğini duydum ve bu sesin, mahallenin erkeklerinin giydiği lastik ayakkabılardan çok, kalın tabanlı ve özenle bakılmış deri bir ayakkabıya ait olduğunu anladım. Bu adam bu sokağın insanı değildi. Beni neden tuttuğunu bilmiyordum ama ağzını açıp bir şey söylemediği her saniye, söyleyeceği şeyin doğru olmadığını bana daha çok kanıtlıyordu.

Tam o sırada evin içinden babamın sesi yükseldi. "Havva! Havva, avlu kapısı niye açık? Kim var orada?"

Babamın ayaklarının taş zemine inen ağır sesini duyduğumda adam bileğimi bıraktı. Kısa bir süre kıpırdamadan durduğunu, ne yapacağına karar vermeye çalıştığını hissettim. Sonra "Allah yardımcın olsun," dedi çok alçak bir sesle ve adımları hızla uzaklaşırken sokak kapısının gıcırtısı dışarıdan geldi. Avluda yapayalnız kalmıştım ama bu yalnızlık bir an sonra yerini daha beter bir şeye bıraktı.

Babam üzerime yürüdü. Önce nefesinin sesini duydum, sonra elinin koluma çarpıp parmaklarının et kemiğe geçecek kadar sıkıca kavradığını. Üzerinde sedirde yatarken giydiği ince pijama ve ayağında terlikleri vardı, uykudan kalktığı için sesi kısık ve boğuktu.

"Gecenin bu saatinde avluda ne işin var senin? Kapıyı kim açtı?" diye kükredi. "Cevap ver bana!"

"Hava almaya çıktım baba. Kapıyı da ben açmadım, zaten açıktı."

"Gecenin üçünde hava mı alınır? Elindeki ne?" Elimdeki poşeti çekiştirdiğini hissettim. Parmaklarım direnmeye çalıştı ama gücüm yetmedi ve poşet yırtılırken içindeki bozuk paraların taşa saçılan şıngırtısı bütün avluyu doldurdu. Babam bir süre hiçbir şey söylemedi, sadece taşların üzerinde yuvarlanan son madeni paranın durmasını bekledi.

"Annenin şeker kutusunu mu soydun?" dedi sonunda ve sesi çok alçaktı. Bu alçaklık, bağırışından çok daha korkutucuydu. "Beni böyle mi rezil edeceksin? Bu evden kaçıp nereye gidecektin, söyle bana?"

"Hiçbir yere gitmeyecektim. Yalnızca biraz yürümek istedim."

Tokatı yüzümün sol tarafına öyle sert indi ki bir an kulağımın içinde ince bir çınlama başladı. Yere düşmedim ama dizlerim çözüldü, avlunun taşı ellerimin altında soğuk ve pürüzlü kaldı. Boğazımdan istemeden bir ses çıktı, hıçkırıkla çığlık arası bir şeydi ve bunun için kendimi hemen sonra kınadım. O gece ağlamayacağıma söz vermiştim ve ağlamam gerektiğini bile bile direnmiştim.

Annemin ayak sesleri ardından avluya fırladı. Üzerine geçirdiği hırkanın iplerini bağlamaya çalışırken nefes nefese konuşuyordu. "Şerif, ne yapıyorsun, yeter! Komşular duyacak, kız ne yapmış ki?"

"Ne yaptığını mı soruyorsun? Kızın elinde para, kapı açık, sokakta ayak sesleri var!" Babam yanımdan hışımla çekilip kapıya doğru bir iki adım attı, sonra geri döndü. "Ben bir erkek sesi duydum. Kiminle konuşuyordun kapının önünde, söyle!"

"Beni bir adam yakaladı baba. Ağzımı kapattı, kim olduğunu bilmiyorum."

Babam bir kahkaha attı ama gülmek değildi bu. "Sen beni ahmak mı sanıyorsun? Gecenin bu saatinde kapının önünde bir erkek ve bir kız. Hacı Mahmut'un kulağına bu laf giderse bu evin altından kalkmaya hiçbirimiz yetmeyiz!"

"Kızım böyle şey yapmaz Şerif," dedi annem. Sesi titriyordu ama ilk kez onu bu kadar dik duyuyordum. "Hiç dışarı çıkmadı ki, kimseyi tanımaz. Görmüyor sen de biliyorsun."

Babam bir süre ağır ağır nefes aldı. Sonra yeniden yanıma gelip kolumdan tutarak beni ayağa kaldırdı ve eve doğru sürüklemeye başladı. Mutfaktan geçerken, koridora girerken ve odamın kapısına vardığımızda tek kelime etmedi. Kapıyı arkamdan çekerken anahtarın kilitte dönüş sesi, o geceye ait duyduğum en kesin ses oldu.

Odamda yere oturdum ve sırtımı yatağın kenarına dayadım. Yanağım sıcaktı ve her kalp atışımla birlikte zonkluyordu. Bir süre kapıya doğru ne yapacağımı bilemeden dinledim ve yan odadan babamın sesinin, kısık ama hiddetli şekilde annemle konuştuğunu duydum. Ne dediklerini anlamıyordum. Sadece annemin ara ara "Allah aşkına" ve "çocuğun hâline bak" dediğini seçebildim.

Çok sonra, belki bir saat, belki daha fazla geçtikten sonra kapıdaki anahtar usulca döndü. Annemin terliksiz ayaklarının yere basışını, yatağın yanına çöküşünü ve elinde ıslak bir bez olduğunu hissettim. Soğuk bez yanağıma değdiğinde irkildim ama kaçmadım.

"Seni çok mu vurdu?" diye fısıldadı.

"Hayır ana, geçer."

"Ben babanı bilirim, bu gece ne kadar öfkeli olsa da sabaha yumuşar." Elini saçlarımın üzerine koydu ve parmaklarının titrediğini hissettim. "O parayı da ben sana vermiş sayarım kızım. Kaçmak istemeni de anlıyorum. Ama sen neyi göze alıyordun, hiç düşündün mü? Bu dünyada tek başına, hiçbir şeyin sahibi olmadan nereye kadar giderdin?"

"Bilmiyorum ana. Ama bu evde kalırsam Mahmut'a vereceksiniz beni. Duydum, hepsini duydum."

Annem cevap vermedi. Elini saçlarımdan çekmedi ama durdu ve bir süre sonra sesi yine çok kısık çıktı. "Sabaha kadar uyumaya çalış, bir şeyler yapacağım."

"Ne yapacaksın?"

"Bilmiyorum," dedi ve bunu söylerken ilk kez bana yalan söylemediğini anladım. Kapıyı kilitlemeden çıktığını, ayak seslerinin koridorda yavaşça kaybolduğunu duydum. Kapı açık kalmıştı, bunun bir iyilik mi yoksa unutkanlık mı olduğunu çözemedim.

Sabaha karşı, ezanın hemen öncesinde uykuya dalmış olmalıyım ki dışarıdan gelen araba seslerine uyandığımda ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordum. Motor sesleri alçak ve ağırdı, bu mahallede pek duyulmayan türden arabalardı. Önce bir kapı kapandı, ardından bir ikincisi ve üçüncüsü. Sonra sokak kapımızın demir halkası öyle kararlı bir şekilde vuruldu ki o vuruş bile saygı gerektiren birinin geldiğini haber veriyordu.

Annem koşarak odama girdi. Üzerinde sabah namazı için giydiği başörtüsü hâlâ yarım bağlıydı. "Berfin, kalk kızım, çabuk yüzünü yıka, saçını topla. Şahoğlu konağından Cemal Ağa gelmiş."

Cemal Ağa'nın adını bu şehirde bilmeyen yoktu. Mardin'in en büyük arazilerinin, en eski konaklarından birinin sahibiydi ve adı bile bir odanın havasını değiştirirdi. Babam onu yıllar önce tanıdığını, bir düğünde elini öptüğünü gururla anlatırdı ama Cemal Ağa'nın bu evin kapısını çalması kesinlikle olacak bir şey değildi.

"Burada ne işi var?" diye sordum. "Babamdan bir şey mi istiyor?"

Annem bir süre sustu ve nefesini yutkunduğunu duydum. "Seni istiyor kızım."

"Beni mi? Ne için?"

"Oğluna. Serhan Ağa'nın ikinci eşi olarak." Bunu söyler söylemez sesi kısıldı. "Daha ne olduğunu ben de bilmiyorum, baban içeride oturuyor. Sen de gel, seni sorarlarsa konuşurlar."

Annemin elinden tutarak salona doğru yürüdüm. Koridorun sonuna vardığımda erkek seslerini ayırt edebiliyordum. Biri babamdı, yüksek ve kabaran bir neşeyle konuşuyordu. Başka bir ses yaşlı ve ağırdı, her kelimesini tartarak söylüyordu. Üçüncü ses ise babamı sık sık yönlendiren, ona çay ya da oturacak yer gösteren bir adamdı. Annem beni kapının eşiğinde bırakıp mutfağa döndü ve ben, salonun halısına ayağımı koyduğumda herkesin konuşmayı kestiğini fark ettim.

"Kızım Berfin," dedi babam. Adımı gerçekten uzun zamandır bu kadar kibar söylememişti. "Gel kızım, otur şuraya. Cemal Ağa'mız bizi şereflendirmiş."

Oturacağım yeri elimle yokladım ve kenarındaki minderi bulup oturdum. Odanın havasında ağır bir erkek kolonyası, çay buharı ve yeni cilalanmış tahta kokusu vardı. Cemal Ağa'nın bana baktığını hissettim. Bu bakışın dün akşam Salih'inkine benzemediğini, daha uzun ve daha ölçülü olduğunu fark ettim. Beni değerlendiriyordu ama pazarlıkta bir hayvanı yoklar gibi değil, yine de benim için aynı sonuca varacak türden bir değerlendirmeydi.

"Maşallah," dedi sonunda. Sesi tok ve yavaştı. "Şerif, kızın adı Berfin demek. Kaç yaşında?"

"Yirmi iki ağam, yirmi ikisini bitirdi."

"Sağlıklı mı? Bir hastalığı var mı?"

"Gözünden başka bir şeyi yok ağam. Evin işini bilir, yemek yapar, çamaşır yıkar. Edepli bir kızdır, sesini yükseltmez."

Bu cümleyi söyleyen babamdı ama başka birinden bahsediyor gibiydi. Sesimi yükseltmediğim doğruydu, çünkü o evde sesimi yükselttiğim her seferde ona ne olduğunu çok iyi biliyordum. Yanağımdaki tokat izi hâlâ sızlıyordu ve kimsenin bunu fark etmemesini ya da fark etse de bir şey söylememesini istiyordum.

"Şerif, lafı uzatmayacağım," dedi Cemal Ağa. "Oğlumun evine bir kadın gerekiyor. Karısı çocuk doğuramıyor, soyumuzun devam etmesi lazım. Muhtar Halil sizin kızınızdan bahsetti, ben de kendi gözümle görmeye geldim. Kızını istiyorum. Başlığını da ağır ödeyeceğim."

Babam hemen cevap vermedi. Bardağını tabağa bıraktığında cam sesinin hafifçe sarsıldığını duydum. "Ağam, sizin gibi büyük bir aileden talip çıkması bizim için şerefin ötesinde. Ama biz Hacı Mahmut'a söz vermiştik. Altın da alınmıştı, hani ağzımızdan çıkan lafı geri alamayız."

"Mahmut'a ne kadar borcun var?" Cemal Ağa soruyu bir hesap sorar gibi, hiç duraklamadan sordu. Babamın yutkunduğunu duydum.

"İki bilezik, bir de çeyrek altın aldım ağam. Dükkânın kirası vardı, faiz işledi."

"Ben onun iki katını öderim. Mahmut'a da borcunu kendi elimle gönderirim. Başlık olarak da yüz elli bin lira veriyorum. Bu yeterli mi?"

"Yüz elli bin lira," dedi Muhtar Halil, ilk kez konuşuyordu. "Şerif, kızın bakımı da var, kolay bir şey değil ama Cemal Ağa cömert davranıyor, bunu bilirsin."

"İki yüz bin olsa ağam," dedi babam birden ve sesinde, daha önce hiç duymadığım bir iştah vardı. "Kızın bakımı için bile bir şey yok, elbise, çeyiz, hepsi benden. Hem Mahmut Hacı'ya haber vermek de bir külfet."

Dışarıdan bir araba geçti ve kulaklarımda ilk kez hiçbir şey olmadı. Odadakilerin konuşmasını, bana ait olmayan ve benimle ilgili olan bir pazarlığı sakin sakin dinliyordum. Bir hayvan pazarında koyunun dişi kontrol edilirken fiyat konuşulur gibi konuşuyorlardı. Babam bana bir saat önce hırsız demişti, şimdi iki yüz bin liralık değerli bir mal gibi anlatıyordu.

"Peki bakire mi?" diye sordu Muhtar Halil, hiç tereddüt etmeden. "Bunu sormak zorundayım Şerif, kusura bakma."

"Elbette ağam, bizim evde böyle bir şey olmaz."

"Bana bir şey soran var mı?"

Kendi sesimi duyduğumda ben bile şaşırdım. Yüksek bir ses değildi ama odadaki bütün konuşmalar bir anda durdu. Babamın derin bir nefes alıp bana döndüğünü hissettim.

"Berfin, sus."

"Bırak konuşsun Şerif," dedi Cemal Ağa. Sesinde öfke yoktu, daha çok meraklı bir bekleme vardı. "Dinleyelim bakalım, ne diyecek bu kız."

Elimi dizime koyup parmaklarımı sıktım. Yüzümün kızardığını, avuçlarımın terlediğini hissediyordum ama durmadım. Bu odadaki herkes benim hakkımda konuşmuştu ve ben konuşmazsam bir daha hiç konuşamayacaktım. "Ağam, ben kimin evine gideceğimi bilmek istiyorum. Mahmut'un evine mi, sizin oğlunuzun evine mi? İkisinde de kimse bana ne istediğimi sormamış. Biri beni borç için alıyor, diğeri bir şey için. O şeyin ne olduğunu da bilmiyorum."

"Oğlum karısına iyi bakar, evinde kimse aç kalmaz kızım. Yüzün gülecek, rahat edeceksin."

"Oğlunuzun karısı var mı?"

Odada kısa ve çok ağır bir sessizlik oldu. Babamın nefesini duydum, hızlanmıştı. Cemal Ağa cevap vermeden önce bir süre sustu ve bu susuş, söylenecek cümleden önce bana her şeyi anlattı.

"Var."

"Onun haberi var mı beni almanızdan?"

"Olacak."

"Yani onun yanına beni, bir iş için getiriyorsunuz." Sesim bu kez titremedi. Çocukluğumdan beri biriktirmiş olduğum bütün sözler, bir anda boğazıma toplanmıştı. "Karısı çocuk doğuramıyor, ben doğuracağım. Sonra ne olacak ağam? Çocuk olunca beni de bir köşeye mi koyacaksınız?"

"Berfin!" Babam yerinden kalkıp bana doğru bir adım attı. Elinin havada durduğunu, bana vurmak üzere kalktığını ve Cemal Ağa'nın orada oturuyor olması yüzünden indiremediğini hissettim. Bu, dün geceki öfkesinin yarısından bile fazla olmasa da, tepemde bir bıçak gibi asılı kaldı. "Ağamın karşısında bu nasıl konuşma!"

"Otur Şerif," dedi Cemal Ağa ve sesi bir kez daha, ilk defa, sertleşti. "Kız doğru söylüyor, ben de aynı şeyi sorardım. Oğlum birazdan gelecek. Kızı bir de kendi gözüyle görsün, kendi ağzından konuşsunlar. Kimse zorla..."

Cümlesini bitiremedi. Sokak kapısı, sanki bir kunduz kuyruğuyla vurulmuş gibi, yumrukla patlatılırcasına çalındı. Ardından babamın adı yüksek sesle haykırıldı. Bu ses Salih'in sesiydi, dün akşamki nazik tonu gitmiş, yerine gergin bir telaş gelmişti.

"Şerif! Aç şu kapıyı Şerif!"

Babam bir an donakaldı. Sonra ayak sesleri avluya doğru koşturdu, sürgünün çekilişi, kapının gıcırdayarak açılışı ve arkasından avlunun taşlarında ağır ağır yürüyen birinin bastonunun sesi geldi. Her adımda bastonun ucu taşa vuruyor, ardından yavaş ve tehditkâr bir ritimle adımlar yaklaşıyordu. Salonun kapısına geldiklerinde havada ağır bir kolonya ve ilaç kokusu belirdi.

"Selamünaleyküm," dedi yaşlı, kısık ama çok kesin bir ses. "Cemal Ağa burada demek. Hayırdır, benim gelinime misafir mi geldin?"

Cemal Ağa cevap vermeden önce bir süre durdu ve minderin üzerinde hafifçe doğruldu. Baston sesi tam önümde, benden bir adım ötede kesildi. Yaşlı adamın ağır nefesi yüzüme çarpıyordu.

"Bu kız bana söz verildi Cemal Ağa," dedi Hacı Mahmut. "Altınını da saydım."

Uygulamada reklamsız oku