Bölüm 1 / 1
Hüküm
Karahan Konağı’nda yedi yıldır bir bebek ağlamıyordu.
Bu sessizlik artık bir eksiklik değil, verilmiş bir hüküm gibiydi.
Lavin için “yedi yıl”, takvimden silinen günler değil; ömründen kopup giden parçalardı. Bu topraklarda bir kadının değeri sevgisiyle ölçülmezdi. Çocuğu yoksa sözü de hükmü de eksik sayılırdı.
Konağın bakışları artık ona acımıyordu. Sadece eksiklerini arıyordu.
Fısıltılar kulağına ulaşmasa da ne söylendiğini biliyordu.
“Bir erkek evlat yoksa bu soy nasıl devam edecek?”
“Azad Ağa’nın adı var ama devamı yok…”
Her geçen gün yaklaşan sonu haber veriyordu.
Ve beklenen kırılma, o gün kapıyı çaldı.
Rojin Ana ağır adımlarla odaya girdi. Yüzündeki sert ifadenin ardında, çoktan verilmiş bir kararın soğukluğu vardı.
— Lavin gelin…
Kısa bir sessizlikten sonra o cümleyi kurdu.
— Bu konağa bir kuma gelecek.
Sözler odanın ortasına bırakılmış ağır bir taş gibi çöktü.
Lavin’in nefesi kesildi.
— N… ne dediniz?
— Yedi yıldır bekledik. Sabrettik. Ama Karahan soyunun devam etmesi gerekiyor.
Lavin’in gözleri doldu.
— Azad… Azad buna izin vermez.
Rojin Ana tek kelime bile yumuşamadı.
— Azad Ağa da bu kararın arkasında.
O cümle Lavin’in yüreğine saplandı.
Tam o sırada kapı açıldı. Azad içeri girdi.
Her zamanki gibi dimdikti. Ama gözleri Lavin’e değdiği an yaşadığı o küçücük duraksama, içindeki fırtınayı ele veriyordu.
Lavin doğruca Azad’ın karşısına geçti. Bir anda yakasına yapıştı. Gözleri öfke, kırgınlık ve çaresizlikle doluydu.
— Bu doğru mu?
Azad yutkundu.
— Doğru.
Tek kelime… Ama o tek kelime, Lavin’in yüreğinde yıllardır kurduğu yuvayı paramparça etti.
Lavin’in parmakları hâlâ Azad’ın yakasındaydı.
— Sen de kabul ettin.
Azad gözlerini ondan kaçırdı.
— Mecbur kaldım.
Lavin acıyla güldü.
— Mecbur mu kaldın… Yoksa beni feda etmeyi mi seçtin?
Azad çenesini sıktı. Sesi her zamankinden daha sert çıkıyordu.
— Lavin… Mesele sadece sen ve ben değiliz. Bu aşiretin, bu konağın, bu soyun yükü benim omuzlarımda. Herkes benden bir varis bekliyor.
— Demek soyun uğruna benim aşkımı feda ediyorsun, Azad Ağa.
Azad cevap vermedi. Yalnızca Lavin’in ellerini usulca yakasından çekti. Bu dokunuşta sevgi vardı ama çaresizlik daha ağır basıyordu. Bir adım yaklaştı.
— Bu konaktaki yerin değişmeyecek. Sen benim karımsın… Ve hep öyle kalacaksın.
Lavin gözlerini kapatıp acı bir nefes verdi.
— Seni başka bir kadınla paylaşırken bunun bana teselli olacağını mı sanıyorsun?
Azad’ın boğazı düğümlendi. Söylemek istediği onlarca cümle vardı. Ama hiçbirinin yaşanacak gerçeği değiştirmeyeceğini biliyordu.
Lavin’in sesi bu kez öfkeyle yükseldi.
— Bir kez olsun beni seçebilirdin!
Azad gözlerini kapattı.
— Bu bir seçim değil.
— Mecburiyet.
Lavin başını iki yana salladı.
— Hayır… Bu bir seçimdi. Ve sen beni seçmemeyi seçtin.
Bu söz, Azad’ın içine saplanan görünmez bir hançer gibiydi. Bir an daha orada kalırsa bütün direncini kaybedeceğini hissetti. Arkasını dönüp kapıya yürüdü.
— Azad…
Adımları durdu. Ama dönmedi.
Lavin’in titreyen sesi arkasından son kez yükseldi:
— Bir gün… Beni değil, bu düzeni seçtiğin için pişman olacaksın.
Azad’ın omuzları bir anlığına gerildi. Ama arkasına dönmedi. Tek kelime etmeden odadan çıktı.
Kapı ağır bir sesle kapanırken Lavin dizlerinin üzerine çöktü. Gözlerinden süzülen yaşlar artık bir evliliğin değil, bir aşkın yasını tutuyordu.
Ve o an anladı…
Kaybettiği sadece kocası değildi.
İnandığı adamdı.
O gecenin acısı konağın koridorlarında yankılanırken, alt katta çoktan yeni bir hesap yapılıyordu. Rojin Ana, günlerce Karahan Konağı’na yakışacak bir gelin bulmak için aşiretin güçlü ailelerini tek tek değerlendirdi; ancak kibirli bakışlarının süzgecinden hiçbir isim, o soğuk standartlarına denk gelip de geçemedi.
Çünkü bu konağa gelecek kadın yalnızca Azad’ın eşi değil, Karahan soyunun geleceği olacaktı. Celal Ağa’nın sabrı tükenirken, konağın üzerindeki o görünmez baskı her geçen gün daha da boğucu bir hâl alıyordu.
Akşamın koyu gölgeleri konağın üzerine düştüğünde, Rojin Ana aldığı kararların ağırlığıyla Celal Ağa’nın çalışma odasının önüne geldi. Kapıyı hafifçe vurdu.
— Gel.
Celal Ağa her zamanki gibi elleri arkasında, pencerenin önünde durmuş; geceye bürünen Mardin’in taş evlerini seyrediyordu. Rojin Ana içeri girdiğinde başını bile çevirmedi.
— Bir gelişme var mı?
— Baktığım hiçbir aile içime sinmedi.
Celal Ağa karanlığa bakan gözlerini eşi Rojin’e çevirdi.
— Bu konağa gelecek kadın sıradan biri olamaz. Bu yükü taşıyacak, ezilmeyecek kadar güçlü olmalı.
Odayı kısa, gergin bir sessizlik kapladı. Celal Ağa’nın bakışları yeniden uzaklara, hafızasının tozlu raflarına daldı. Unutulduğunu sandığı, üzerinin örtüldüğünü düşündüğü eski bir hesap zihninde canlı bir tablo gibi yeniden canlandı.
— Ferhat Erbey’in bir kızı vardı…
— Zelal…
— Evet. Muğla’da hemşirelik okuyor. Üç yıldır köye ayak basmadı.
— Onca köklü aile varken neden o?
Celal Ağa cevap vermek yerine elindeki bastonu sertçe taş zemine vurdu:
Tak…
— Çünkü onu seçiyorum.
Rojin Ana gözlerini şüpheyle kıstı.
— Bunun arkasında başka bir sebep var, biliyorum.
Celal Ağa bu kez de sessizliğini korudu, sadece kapıya doğru baktı.
— Gaffur Efendi!
Birkaç saniye içinde kapı açıldı.
— Buyurun ağam.
— Ferhat Erbey’in oğlu Merdan… Ne durumda?
— Kumar borcuna batmış ağam. Şimdi de hapiste, çıkamıyor.
— Doğrudur, dedi Celal Ağa soğukkanlılıkla.
Ağanın sesi odadaki havayı daha da dondurdu.
— Ferhat Erbey’e haber götür. Borçlarını ben ödeyeceğim. Oğlunu da hapisten ben çıkaracağım.
Bastonunu bir kez daha, bu kez daha büyük bir hınçla yere vurdu:
Tak!
— Karşılığında… Kızı Zelal… Karahan Konağı’na gelin gelecek.
Rojin ana bir an duraksadı, gözlerini Celal Ağa’dan bir saniye bile ayırmadı.
— Yani onun çaresizliğini, ailesinin zayıflığını kullanacaksın.
Celal Ağa’nın yüzünde tek bir kas bile oynamadı; bu düzende merhamete yer yoktu.
— Bazen bir soy duyguyla değil, güçle ayakta kalır.
Ardından odayı inleten son sözünü söyledi:
— Bu bir teklif değil… Bir hüküm.
Gaffur Efendi başını eğdi, emri aldı.
Artık geri dönüşü yoktu. Karar verilmişti. Muğla’da kendi elleriyle sıfırdan bir hayat kurmaya çalışan gencecik bir kızın kaderi, Mardin’in o sağır taş duvarları arasında çoktan yazılmıştı.
