MyStoryBölüm 4 / 4

Bölüm 4 / 4

Hükmün Bedeli

Zelal, babasını ayakta görünce olduğu yerde donup kaldı.

Annesinin telefonda söylediği o korkunç sözler kulaklarında yeniden yankılandı.

Babanın durumu ağır… Hemen Mardin’e gel.

Bir an ne düşüneceğini bilemedi. Sonra kendini tutamayarak koştu ve babasına sarıldı.

— Babam… Beni affet. Yol boyunca öleceksin diye içim içimi yedi. Bir daha seni göremeyeceğim sandım.

Ferhat Erbey, kızının kolları arasında taş kesilmiş gibi duruyordu.

Yüzünde en ufak bir duygu kırıntısı yoktu. Kollarını kaldırıp ona sarılmadı. Ne saçını okşadı ne de teselli edecek tek kelime söyledi.

Sadece sert bakışlarını uzaklara dikmiş, sessizce bekledi.

Yıllar, sevgisini göstermeyi ona unutturmuştu.

Zelal derin bir nefes aldı. İçini kemiren korku bir anlığına dindi. Babasının hayatta olması, bütün kırgınlıkların önüne geçmişti.

Ardından annesine döndü.

— Canım annem… Seni öyle özledim ki…

Efnan, kızına sarıldığı anda gözyaşlarına hâkim olamadı. Titreyen elleriyle kızının saçlarını okşuyor, hıçkırıklarını içine gömüyordu. Sanki tek bir sarılışla ondan af dilemeye çalışıyordu.

Kısa süre sonra herkes yerine oturdu.

Az önceki sıcak kavuşmanın yerini ağır bir sessizlik aldı.

Zelal’in yüzündeki tebessüm yavaş yavaş kayboldu.

Evde boğucu bir hava vardı.

Kimse konuşmuyor…

Onun gözlerinin içine bakmıyordu.

İçini açıklayamadığı kötü bir his kapladı.

Bakışlarını annesine çevirdi.

— Anne… Madem babam iyi, beni neden böyle apar topar çağırdın? Bana neden yalan söyledin?

Sözleri odanın içinde yankılandı.

Ama cevap veren olmadı.

Efnan başını öne eğdi.

Gözyaşları usulca yanaklarından süzülüyordu.

Zelal bu kez odadakilere baktı.

— Bir şey oldu… Ne oluyor?

Bakışları telaşla odanın içinde dolaştı.

Sonra bir anda durdu.

— Merdan nerede?

Yine cevap veren olmadı.

Ferhat Erbey gözlerini kapattı.

Çenesindeki kaslar gerildi.

Omuzlarına çöken yük, onu her zamankinden daha yaşlı gösteriyordu.

Yavaşça kızına baktı.

Konuşmak istiyordu.

Ama biliyordu…

Ağzından çıkacak her kelime, kızını kendi elleriyle ateşe sürmek olacaktı.

Gözlerini kapattığı anda iki gün önce yaşananlar zihninde yeniden canlandı.

İki Gün Önce…

Gaffur Efendi, Karahan Konağı’ndan aldığı emirle doğruca Ferhat Erbey’in evine geldi.

İçeri girer girmez Ferhat Erbey ayağa kalktı.

— Hoş geldin, Gaffur Efendi.

Gaffur Efendi selamı aldı.

Hiç vakit kaybetmeden konuştu.

— Celal Ağa’nın selamı var.

Bu tek cümle bile odanın havasını değiştirmeye yetmişti.

Ferhat Erbey sessizce bekledi.

Gaffur Efendi tok ve kararlı bir sesle devam etti.

— Celal Ağa’nın hükmü budur.

— Borçların kapanacak.

— Oğlun Merdan da kurtulacak.

Ferhat Erbey’in kaşları çatıldı.

— Nasıl?

Gaffur Efendi gözlerini ondan ayırmadı.

— Bunun bir bedeli var.

Kısa bir sessizlik oldu.

— Kızın Zelal…

— Azad Karahan’a gelin gelecek.

Ferhat Erbey’in nefesi kesildi.

— Benim kızım…

Sesi ilk kez bu kadar güçsüz çıkmıştı.

— Muğla’da okuyor.

— Bu topraklardan kurtulmak için yıllarca savaştı.

— Dönmez.

Gaffur Efendi’nin yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı.

— Sen de bilirsin, Ferhat Erbey.

— Celal Ağa hükmünü verdi mi geri dönüş olmaz.

— Bu bir istek değildir.

— Bir hükümdür.

Kısa bir an durdu.

Sonra son sözü söyledi.

— Kızın dönecek.

— Onu Mardin’e getireceksin.

Arkasına bile bakmadan çıktı.

Kapı kapanınca evin içine ağır bir sessizlik çöktü.

Ferhat Erbey uzun süre kıpırdamadı.

Yumruklarını öyle sıkmıştı ki parmaklarının boğumları bembeyaz kesilmişti.

Ömrü boyunca kimsenin önünde eğilmemişti.

Ama ilk kez çaresizlik dizlerini kırıyordu.

Cebinden sigara paketini çıkardı.

Titreyen parmaklarıyla bir sigara yaktı, derin bir nefes çekti.

Bir yanında oğlu vardı…

Diğer yanında kızı…

O an anladı.

Bir evladını kurtarmanın bedeli, diğerini göz göre göre ateşe göndermekti.

Efnan titreyen sesiyle sessizliği bozdu.

— Bey… Yapma.

— Benim kızım yıllarca bunun için mücadele etti.

— Okudu.

— Hayatını kurdu.

— Bu toprakların baskısından kurtuldu.

— Onu yeniden o ateşin içine atma.

Ferhat gözlerini açtı.

Yüzündeki sert ifade ilk kez çatladı.

— Bunu istediğimi mi sanıyorsun, Efnan?

— Ama elimde başka yol yok.

— Borçlarımız kapanacak.

— Merdan da kurtulacak.

Sesi giderek kısıldı.

— Bir oğlumu ölüme bırakamam…

Kısa bir sessizliğin ardından güçlükle devam etti.

— Ama kızımı da kendi ellerimle bu kadere göndermeye yüreğim dayanmıyor.

Uzun süre tek kelime etmeden oturdular.

Defalarca çıkış yolu aradılar.

Ama Celal Ağa’nın hükmünün karşısında hiçbir çare bulamadılar.

Gecenin ilerleyen saatlerinde Efnan derin bir nefes alıp telefonunu eline aldı.

Parmakları güçlükle numarayı çevirdi.

Telefon birkaç kez çaldı.

— Anne…

Zelal’in sesini duyar duymaz gözlerini sımsıkı kapattı.

Ve ömründe ilk kez kızına yalan söyledi.

— Zelal…

— Babanın durumu çok ağır.

— Hemen Mardin’e gel.

Uygulamada reklamsız oku