MyStoryBölüm 3 / 4

Bölüm 3 / 4

Kaderin Ağları

Zelal, zaman kaybetmeden ilk Mardin otobüsüne bilet aldı.

Staj yaptığı hastanedeki arkadaşına kısa bir mesaj gönderdi:

“Acil ailevi sebeplerden dolayı bir süre gelemeyeceğim.”

Daha fazlasını yazacak gücü yoktu.

Ev arkadaşına da durumu aceleyle anlattı, birkaç parça eşyasını valizine doldurdu.

Sabah saat yedi buçukta hareket edecek otobüse bindiğinde önünde onu tüketen uzun bir yol vardı.

O sabah saat ona doğru Dr. Hakan her zamanki gibi kadın doğum servisine geldi.

Koridora girer girmez istemsizce etrafına baktı.

Ama Zelal yoktu.

Bir süre bekledikten sonra yakındaki stajyer hemşireye döndü.

— Zelal bugün gelmedi mi?

Genç hemşire başını iki yana salladı.

— Ailevi bir durum olmuş hocam. Apar topar Mardin’e gitmiş. İşlerini halledince dönecekmiş.

Hakan’ın yüzündeki tebessüm yavaşça silindi.

İçine çöken huzursuzluğun nedenini anlayamıyordu.

“Anladım…” diyebildi sadece.

Onun için bunun kısa bir ayrılık olduğunu sanıyordu.

Otobüs kilometrelerce yol alırken Zelal gözlerini bir an olsun kapatamadı.

Aklında yalnızca babası vardı.

“Ya yetişemezsem?”

“Ya bana hakkını helal etmeden giderse?”

“Ya beni hiç affetmediyse?”

Her düşünce yüreğini biraz daha sıkıştırıyordu.

Sessizce ağlıyor, bir yandan da durmadan dua ediyordu.

“Allah’ım… Babamı bana bağışla.”

Saatler geçtikçe yolculuk uzuyor, Zelal’e ise otobüs bir türlü ilerlemiyormuş gibi geliyordu.

Uzun süren yolculuğun ardından otobüs gece vakti Mardin’e ulaştı.

Şehrin tabelasını görür görmez yüreği burkuldu.

İçinden derince fısıldadı.

“Ah Mardin… Senden özgür olmak için kaçmıştım… Şimdi babam için geri dönüyorum.”

Şehrin girişinden itibaren Karahan soyadı her yerdeydi.

Fabrikaların tabelalarında…

Kamyonların kasalarında…

Depoların duvarlarında…

Bu topraklarda kimin hüküm sürdüğünü anlamak için başka hiçbir şeye gerek yoktu.

Zelal istemsizce ürperdi.

Daha şehre adımını attığı anda içine tarif edemediği bir sıkıntı çökmüştü.

Sanki görünmeyen bir el onu yeniden geçmişine çekiyordu.

Terminalden indikten sonra köy minibüsüne bindi.

Yarım saat sonra köyün girişinde indiğinde valizini eline aldığı sırada karşısında tanıdık bir yüz belirdi.

Karahan Konağı’nın kahyası…

Gaffur Efendi.

Zelal’in kaşları çatıldı.

Onu burada görmek hiç normal değildi.

— Gaffur Amca… Siz burada ne arıyorsunuz?

Gaffur Efendi her zamanki ciddi tavrıyla yaklaştı.

— Gel kızım.

Babanın yanına götüreyim seni.

Zelal başını iki yana salladı.

— Gerek yok.

Ben giderim.

Gaffur Efendi itiraz kabul etmedi.

Valizi usulca elinden aldı.

— Olmaz.

Gece vakti tek başına yürümezsin.

Zelal daha fazla üsteleyemedi.

Derin bir sessizlik içinde peşinden yürümeye başladı.

Attığı her adımda içindeki sıkıntı biraz daha büyüyordu.

Sanki yalnızca baba evine değil…

Kaderine doğru yürüyordu.

Yıllar sonra evinin kapısını yeniden gördüğünde gözleri doldu.

Kapıyı kardeşi Baran açtı.

— Ablam…

Baran sarılır sarılmaz gözyaşlarına boğuldu.

— Seni çok özledim.

Zelal de kardeşine sımsıkı sarıldı.

— Ben de seni…

İçeri girdiğinde annesi Efnan onu karşıladı.

Henüz söylenmemiş ama herkesin bildiği bir gerçek vardı: Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Uygulamada reklamsız oku