MyStoryBölüm 3 / 10

Bölüm 3 / 10

O kadın

Çığlık atmak istedim. Ama boğazımdan çıkan ses, çığlıktan çok acı bir hırıltıya benziyordu.

Bir anda geriye doğru fırladım. Ayaklarım birbirine dolandı ve olduğum yere düştüm.

“Allah'ım!”

Ellerim titriyordu. Gözlerimi kapatmak istiyordum ama kapatamıyordum. Toprağın içindeki kadın gözümün önünden gitmiyordu.

Bir kadın vardı.

Bahçemde.

Toprağın altında.

Ölü bir kadın.

“Yardım ediiiin!” diye tekrar bağırdım. Bu kez sesim oldukça tiz ve canlı çıktı. Hem de bütün mahalleyi ayağa kaldıracak kadar.

Yukarıdan bir pencere açıldı. “Yine mi bağırıyorsun?”

Kaan.

Tabii ki Kaan.

Başımı kaldırıp bakamıyordum.

“Duru?” Kaan'ın sesi bu kez farklıydı. Bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı. Balkona çıktığını duydum. Kafamı usulca yukarı kaldırdım bir an göz göze geldik.

“Ne oldu?”

Cevap veremedim.

Kaan aşağıya baktı. Bulunduğu yerden toprağın içini göremezdi. Sadece eşelenmiş toprağı ve yerde oturan beni görebiliyordu.

“Duru, ne yaptın sen?”

“Ben...”

Sesim titredi.

“Bir kadın var.”

“Ne kadını?”

“Burada…”

Elimle toprağı gösterdim.

Kaan birkaç saniye olduğu yerde kaldı.

Sonra hızla arkasını dönüp gözden kayboldu ve kısa sürede yanıma geldi. Yanıma geldiğinde yüzü bembeyazdı.

“Duru.” Bana doğru eğildi. “İyi misin?”

Başımı salladım.

Ama iyi değildim. Hiç değildim.

“Ben onu buldum.”

“Biliyorum.”

“Toprağın içindeydi.”

Kaan gözlerini toprağa çevirdi.

O ana kadar cesedin yüzünü fark etmemişti.

“Tamam. Önce sen kalk.”

Elini bana uzattı. Eline baktım, sonra tekrar toprağa.

“Yapamıyorum.”

“Duru, bana bak.” Başımı kaldırdım.

“Buradan uzaklaşalım.”

Kaan kolumdan tuttu.

Ayağa kalkmaya çalıştım ama dizlerim boşaldı.

Kaan beni yakaladı.

“Tamam.”

Bu kez sesi çok daha yumuşaktı.

“Ben buradayım.”

Beni yavaşça kaldırdı. Bir an sendeledim.

Kaan hiç düşünmeden kollarını bana doladı. Başımı göğsüne yasladım. İlk kez ona karşı koymadım. Ağlamaya başladım.

“Ben bunu görmek istemedim.”

“Biliyorum.”

“Bir el gördüm.”

“Tamam.”

“Sonra kol…”

“Tamam Duru.”

Saçlarımı hafifçe okşadı.

“Bakma oraya.”

Gözlerimi kapattım.

Bir süre öyle kaldık.

Sonra Kaan beni bahçenin kenarındaki taş duvarın üzerine oturttu.

“Burada kal.”

“Sen nereye gidiyorsun?”

“Su getireceğim.”

Birkaç dakika sonra elinde suyla geri geldi.

Şişeyi açıp bana uzattı. Ellerim titredi. Kaan şişeyi elimden aldı.

“Ben tutarım.”

Bir yudum içtim. Sonra şişeyi elinden alıp kafama diktim koca bir yudum aldım.

“Yavaş.”

Şişeyi elimden aldı. Biraz daha kendime gelmiştim. “Şimdi polisi arayalım,” dedim.

“Gerçekten mi?”

“Ne demek gerçekten mi?”

Kaan cevap vermeden cesede doğru yürüdü.

Ben de arkasından baktım. Kaan çömeldi. Önce toprağa baktı. Sonra kadının yüzünü görebilmek için biraz daha yaklaştı.

Bir anda hareketsiz kaldı.

Elini dizinin üzerinde sıktı.

Yüzündeki ifade değişti.

“Kaan?”

Cevap vermedi.

“Ne oldu?”

Kaan yavaşça ayağa kalktı.

Kadının yüzünden gözlerini ayırmadan konuştu.

“Ben bu kadını tanıyorum.”

“Kim?”

“Bilmiyorum.”

“Tanıyorum dedin.”

“Tanıyorum.”

“Kim olduğunu biliyorsun.”

Kaan bana döndü.

“Duru, bırak şimdi.”

“Nasıl bırakayım? Kadın senin bahçende ölü yatıyor!”

“Biliyorum.”

“Kim bu?”

“Önemli değil.”

“Nasıl önemli değil?”

Kaan'ın yüzündeki şefkat bir anda kayboldu. Az önce beni kollarında tutan adam gitmişti. Yerine ilk gün tanıdığım o aksi Kaan gelmişti.

“Yeter artık!”

Sesindeki sertlikle sustum. “Ben sadece…”

“Senin merakın yüzünden buradayız zaten!”

Bir an donup kaldım.

“Ne?”

Kaan nefesini sertçe verdi.

“Her gördüğün şeyi kurcalamak zorunda mısın?”

“Ben ceset buldum!”

“Bulmasaydın!”

“Ne demek bulmasaydın?”

Kaan cevap vermedi. Bana bakıyordu. Öfkeliydi. Ama gözlerinde başka bir şey daha vardı. Korku.

“Polisi aramamız gerekiyor.”

“Biliyorum.”

“O zaman neden aramıyorsun?”

Kaan telefonunu çıkardı.

Ekrana baktı.

Parmağı arama tuşunun üzerinde kaldı.

Ama basmadı.

“Ne bekliyorsun?”

Kaan cevap vermedi.

Tam o sırada gözüm toprağın kenarındaki küçük siyah nesneye takıldı. Az önce fark etmemiştim. Yavaşça ayağa kalktım.

“Bu ne?”

Kaan'ın bakışları hemen elimdeki şeye kaydı.

Küçük, siyah bir anahtarlık parçasıydı.

Kaan'ın anahtarlığında gördüğüm parçanın aynısı.

Başımı kaldırdım.

Kaan bana bakıyordu.

Bu kez yüzündeki öfke yoktu. Sadece korku vardı. Ben de elimdeki parçaya baktım.

Sonra Kaan'a.

“Bu senin değil mi?”

Kaan cevap vermedi.

Ve o sessizlik...

Her şeyden daha fazla şey söylüyordu.

Uygulamada reklamsız oku