MyStoryBölüm 5 / 10

Bölüm 5 / 10

Tanık

Komiser, adli tıp görevlilerinden birinin yanına yaklaştı.

“Kesin bir şey istemiyorum ama ilk bulguları hemen istiyorum.”

Görevli başını salladı.

Komiser cesede bir kez daha baktı. Kadının solgun yüzünde ölümün sessizliği vardı. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi. Sonra ekibine döndü.

“Bu caniyi istiyorum. Ölü kadını değil, yapanı.”

Sesindeki sertlik bir anda bütün bahçeye yayıldı.

“Savcı ne zaman geliyor?”

Uzun boylu polis telefonuna baktı.

“Yolda olduğunu söylediler.”

“Güzel. Kimse buradan ayrılmayacak.”

Sonra Kaan’a döndü.

“Beyefendi.”

Kaan başını kaldırdı.

“Adınız?”

“Kaan Güneşli.”

“Cesedi daha önce gördünüz mü?”

“Evet. Duru bulduktan sonra baktım.” Kaan çok tedirgindi. Sesi titriyor ne diyeceğini kestiremiyor gibiydi. Kadını tanımaktan mı yoksa gizlediği bir şeyden mi ben de anlamıyordum.

Komiser devam etti: “Tanıdığınız biri mi?”

Kaan derin bir nefes aldı.

“Evet.”

“Kim?”

Kaan’ın bakışları cesede kaydı.

“Cansu…”

Komiserin kalemi havada asılı kaldı.

“Cansu?”

“Evet.”

“Soyadı?”

Kaan sustu. “Bilmiyorum,” dedi şaşkınca.

Murat başını hafifçe yana eğdi.

“Tanıdığınız birinin adını biliyorsunuz ama soyadını bilmiyorsunuz.”

Kaan cevap vermedi.

“En son ne zaman gördünüz?”

“Bir ay kadar önce.”

Murat birkaç saniye onu süzdü.

“Peki. Bunu birazdan ayrıntılı konuşacağız.”

Kaan’ın yüzü gerildi.

“Komiser…”

“Buyurun.”

“Ben bu kadını öldürmedim.”

Murat’ın ağzının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

“Ben de size öldürdünüz demedim.”

Kaan sustu.

Murat devam etti:

“İnsanlar genelde söylemediğim şeylere cevap vermeye başlayınca meraklanırım.”

Kaan bakışlarını kaçırdı.

“Bir ay önce gördünüz, doğru mu?”

“Evet.”

“Peki neden burada?”

“Bilmiyorum.”

“Güzel.”

Kaan kaşlarını çattı.

“Güzel mi?”

“Değil.” Omuz silkti. “Polislikte bazen kötü şeylere de güzel diyoruz. Meslek hastalığı.”

Tam o sırada telefonum çaldı.

Ekranda Aysun’un adı vardı.

“Alo?”

“Duru!”

Sesinden ağlamak üzere olduğu belliydi.

“Ne oldu sana? Sosyal medyada gördüm. Mahallede ceset bulunmuş!”

Gözlerim doldu.

“Ben buldum.”

Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu.

“Ne?”

“Ben buldum Aysun.”

“Sen… cesedi sen mi buldun?”

“Evet.”

“Ben geliyorum.”

“Aysun, gelme…”

“On beş dakikaya oradayım.”

Telefon kapandı.

Gerçekten de çok geçmeden bahçe girişinde göründü. Nefes nefese koşarak geldi. Sarı şeridi görünce durdu.

“Duru!”

Bana doğru ilerlemek istedi ama memurlardan biri önünü kesti.

“Hanımefendi, durun.”

“Arkadaşım orada.”

“Biliyorum.”

“Yanına gideceğim.”

“Gidemezsiniz.”

“Ben suçlu değilim.”

Genç polis hiç bozuntuya vermeden cevap verdi:

“Ben de değilim. Ama ikimiz de şeridin arkasındayız.”

Aysun ona ters ters baktı.

“Ben sadece arkadaşıma sarılacağım.”

Komiser Murat araya girdi. “Hanımefendi, burası olay yeri,” diyerek sert bir şekilde çıkıştı. Ben de Aysun’a doğru ilerledim.

“Arkadaşımın yanına bile gidemiyor muyum?”

“Şimdilik hayır.”

“Komiser misiniz siz?”

“Evet.”

“Ben de Aysun.”

Murat başını salladı.

“Memnun oldum Aysun Hanım. Tanıştığımıza göre şimdi sizi dışarıda tutabilir miyiz?”

Aysun istemeden güldü.

“Ben ciddi konuşuyorum.”

“Ben de. Arada şaka yapıyorum ki kafayı sıyırmayalım.”

Sonra bana baktı.

“Duru iyi mi?”

“Şimdilik ayakta.”

Aysun hemen seslendi:

“Duru!”

“İyiyim.”

“Hiç iyi görünmüyorsun.”

“Ben de farkındayım.”

Murat araya girdi:

“İkiniz de sakin olun. Biri ceset bulmuş, diğeri koşarak gelmiş. Şimdi üçüncü bir ambulans çağırmayalım.”

Aysun ona baktı.

“Çok komiksiniz.”

“Meslekte fazla mesai yapınca insanın mizahı da bozuluyor.”

Aysun sonunda sarı şeridin arkasında kaldı.

Ben ilk kez o anda yalnız olmadığımı hissettim.

Öte yanda Kaan telefonunu çıkarmıştı.

“Ben Kaan.” Bir süre dinledi.

“Evet. Yardımına ihtiyacım var.”

Kısa bir sessizlik.

“Buraya gelmen gerekiyor.”

Sonra sesini alçalttı. “Cansu’yu öldürmüşler. Ceset benim bahçemde bulundu.”

Telefonu kapattığında Murat yanına gitti.

“Avukat mı?”

Kaan başını salladı.

“Evet. Arkadaşım.”

“İyi düşünmüşsünüz.”

Kaan komisere baktı.

“Ben bu kadını tanıyorum.”

“Onu tanıdığınızı anladık.”

“Evet arkadaşımdı. Ama neden burada olduğunu bilmiyorum.”

Murat tam cevap verecekken sokağın başında bir araç durdu.

“Savcı.”

Savcı araçtan indi. Cesedin yanına geldi. Murat hemen yanına giderek olayın ilk bilgilerini aktardı.

“Cesedi Duru Kasım bulmuş. Toprağı kendisi kazmış. Cesedin yanında bir kumaş parçası ve anahtarlık parçası bulunmuş. Kaan Güneşli ise kadını tanıdığını söylüyor. Adının Cansu olduğunu biliyor ama soyadını bilmiyor.”

Savcı kısa bir bakışla olay yerini süzdü.

“Olay yeri inceleme?”

“Çalışıyor. Adli tıp da ilk incelemeyi yapıyor.”

“Tamam. Çalışmalar bitsin. Tutanakları istiyorum ayrıca bu iki kişiyi de hemen getirin.”

“Tabii savcım.”

Murat ekibine döndü.

“Yusuf!”

Uzun boylu polis hemen yanına geldi.

“Efendim komiserim?”

“Adli tıp işi bitirince toparlanın. Kaan Bey’le Aysun Hanım’ı da gözünüzün önünden ayırmayın.”

Sonra genç polise döndü.

“Çömez.”

“Efendim?”

“Yusuf abinin yanında kal.”

“Emredersiniz.”

Kadın polise baktı.

“Civciv, sen de mahallelinin ağzını yokla. Bir şey gören duyan var mı?”

Kadın polis başını sallayıp uzaklaştı.

Mahalleli ise çoktan şeridin arkasında birikmişti. Fısıldaşmalar, sorular, telefon kameraları…

Murat başını kaldırıp kalabalığa baktı.

“Allah aşkına herkes evine dönsün! Burada dizi çekmiyoruz!”

Kimse kıpırdamadı. Murat dişlerini sıktı.

“Bakın, birazdan meraktan hepinizin ifadesini alacağım. O zaman çok eğleniriz.”

Kalabalık yavaş yavaş dağıldı.

Bir süre sonra kadın polis geri geldi.

“Komiserim.”

“Ne var?”

“Bir adam sizinle konuşmak istiyor.”

Bahçenin köşesinde yaşlı bir adam duruyordu.

Murat yanına gitti.

“Amca, ne gördünüz?”

“Gece bir araba gördüm.”

Yusuf hemen not defterini açtı.

“Kaçta?”

“On iki buçuk civarı.”

“Arabanın markası?”

“Eski model, koyu renkliydi.”

“Plaka?”

“Tamamını göremedim. Sonu on yedi olabilir.”

“İçinden biri indi mi?”

“Evet.”

“Kim?”

“Erkek.”

Murat’ın yüzü ciddileşti.

“Bahçeye girdi mi?”

Yaşlı adam bu kez Kaan’a baktı.

Ben de Kaan’a baktım. Kaan’ın yüzü bir anda bembeyaz olmuştu.

“Girdi.”

Murat bunu fark etti.

“Amca, o adamı daha önce gördünüz mü?”

“Gördüm.”

“Kimdi?”

Yaşlı adam bir kez daha Kaan’a baktı.

Sonra ağır ağır konuştu:

“Üst kattaki beyefendiye çok benziyordu.”

Yusuf’un kalemi durdu. Aysun’un yüzündeki ifade değişti. Ben Kaan’a baktım. Kaan ise yalnızca bana bakıyordu. Murat birkaç saniye sessiz kalmayı tercih etti. Sonra Kaan’a doğru yürüdü.

“Güzel.”

Kaan kaşlarını çattı.

“Ne güzel?”

Murat başını yana eğdi.

“Az önce kötü şeylere güzel diyordum ya…”

Bir adım daha attı.

“Bu sefer gerçekten güzel değil.”

Kaan’ın yüzü gerildi.

Murat not defterini kapattı.

“Çünkü elimizde bir ceset var.”

Kısa bir sessizlik.

“Bir tanık var.”

Bir adım daha yaklaştı.

“Bir anahtarlık parçası var.”

Kaan yutkundu.

“Ve şimdi gece yarısı bahçeye giren bir adam var.”

Kaan hiçbir şey söylemedi.

Murat gözlerini ondan ayırmadan konuştu:

“Benim canımı sıkan şey şu…”

Bir an durdu.

“Bu kadar tesadüf aynı bahçeye fazla geliyor.”

Tam o sırada Kaan’ın telefonu çaldı. Ekrana baktı. Anlaşılan avukatı arıyordu düşünerek ekrana bakmaya devam etti, telefonun ısrarı sonucunda dayanamayarak açtı. “Emin misin?” dedi şaşkınlıkla. Birkaç kelime sonunda Kaan’ın yüz ifadesi tamamıyla değişti.

Sonra telefonu kulağından indirdi.

Bana baktı.

“Komiser…” dedi, fısıldayarak

O ana kadar Kaan’da gördüğüm korkudan farklıydı bu. Yüzü bambaşkaydı, gerçekten dehşete düşmüştü.

“Ne oldu?” diye sordum.

Cevap vermedi.

Murat bir adım yaklaştı.

“Kaan Bey?”

Kaan başını kaldırdı.

“Cansu’nun kimliği bulundu.”

Murat’ın kaşları çatıldı.

“Kim bulmuş?”

Kaan’ın dudakları aralandı.

“Avukatım.”

“Ve?”

Kaan birkaç saniye sustu.

Sonra gözlerini bana çevirdi.

“Cansu’nun gerçek adı…”

Sesi kısıldı.

“Cansu değilmiş.”

O anda bahçedeki bütün sesler sanki bir anda kesildi.

Ben Kaan’a bakarken Komiser Murat’ın yüzündeki ifade değişti.

Çünkü Kaan’ın söylediği gerçek isim, Murat’ın da tanıdığı bir isimdi.

Uygulamada reklamsız oku