Bölüm 4 / 10
Komiser ve Ekibi
“Bu senin değil mi?”
Elimdeki küçük siyah parçayı Kaan'a doğru kaldırdım.
Kaan cevap vermedi.
“Baksana!”
Sesim titriyordu. Hâlâ birkaç dakika önce gördüğüm o kadın gözümün önündeydi. Toprağın içinden çıkan el, saçlarının arasından görünen yüzü…
İçimdeki ürperti beni ele geçirmişti.
Duvarın üzerinde duran su şişesine yöneldim. Boğazımdaki düğüm beni boğuyor gibiydi. Şişeyi elime alıp dibine kadar kafama diktim.
Kaan hâlâ susuyordu.
Tekrar ona döndüm.
Elimdeki parçanın Kaan'a ait olduğunu bilmenin verdiği ürperti, gördüğüm cesetten bile daha kötüydü.
Her an bahçede gezen, dibimden ayrılmayan bu adam şimdi bana yabancı geliyordu.
“Kaan, bu senin mi?”
Gözlerini elimden ayırmadan yutkundu.
“Bilmiyorum.”
“Nasıl bilmiyorsun?”
“Duru…”
“Hayır. Bana Duru deme. Şuna bak.”
Parçayı biraz daha yaklaştırdım.
“Senin anahtarlığında da bunun aynısı var.”
Kaan başını kaldırdı.
“Benim anahtarlığımda böyle bir şey yok.”
“Var.”
“Yok.”
“Gördüm.”
“Ne zaman gördün?”
“İlk taşındığım gün. Anahtarları verirken elindeydi.”
Kaan birkaç saniye düşünür gibi yaptı.
Sanki kafasının içinde bir şeylerle savaşıyordu.
“Tamam.”
Bir an durdu.
“Benim olabilir.”
Kalbim daha hızlı çarpmaya başladı.
“Olabilir mi?”
“Evet.”
“Peki nasıl oldu da cesedin yanında buldum ben bunu?”
Kaan öylece bana bakıyordu.
Hâlâ yüzündeki ifadeyi çözememiştim.
“Sen bu kadını tanıyorsun.”
Bu kez gözlerini bana çevirdi.
“Evet.”
“Kim?”
“Duru, şimdi sırası değil.”
“Ne demek sırası değil?”
Sesim yükseldi.
“Bahçende bir kadın ölü bulunmuş. Sen kadını tanıyorsun. Yanında da senin olabilecek bir anahtarlık parçası var. Daha ne olması gerekiyor?”
Kaan'ın yüzü gerildi.
“Ben mi öldürdüm?”
Sesi yüksek tondan çıkmıştı.
“Ben sana öldürdün demedim.”
“E, o zaman… Burası benim evim, benim bahçem. Bana ait her şeyin görünmesi doğal değil mi?”
Bir süre yalnızca bahçedeki rüzgârın sesi duyuldu.
Sonra Kaan cesede doğru baktı.
Yüzündeki bilinmezlik kaybolmuştu.
Az önce bana bağıran adam gitmişti. Yerine, toprağın altında yatan kadının kim olduğunu bilen ve bununla ne yapacağını bilemeyen bir adam kalmıştı.
“Onu son gördüğümde…”
Sesi yarıda kaldı.
“Ne?”
Kaan gözlerini kapattı.
“Hiçbir şey.”
Başını iki yana salladı.
“Polisi arıyorum.”
Telefonunu çıkardı.
Bu kez tereddüt etmeden arama yaptı. Ben ise olduğum yerde öylece dikiliyordum. Dizlerim hâlâ titriyordu.
Bir süre sonra uzaktan siren sesi duyuldu.
İçimdeki bütün korku yeniden kabardı.
Kaan bana baktı.
“Duru.”
“Ne?”
“Ne olursa olsun, gerçeği anlat.”
Kaşlarımı çattım.
“Zaten anlatacağım.”
“İyi.”
“Sen de anlat.”
Kaan cevap vermedi.
Polisler kısa süre içinde bahçeye girdi.
Önde otuzlu yaşlarının sonlarında, sert yüz hatlarına sahip bir komiser vardı. Arkasında iki erkek polis ve bir kadın polis ilerliyordu.
Komiser bahçeye girer girmez durdu. Önce cesedin bulunduğu yere baktı. Sonra bahçenin girişine. Sonra da kapının önünde toplanmaya başlayan mahalleliye. Yüzünü buruşturdu.
“Hayda…”
Yanındaki uzun boylu polis ona baktı.
“Ne oldu komiserim?”
Komiser başını kalabalığa doğru çevirdi.
“Gelir gelmez, seyircilerimiz de toplanmış.”
Ardından ekibine döndü.
“Çakal!” diye seslendi.
Uzun boylu polis hemen cevap verdi.
“Efendim komiserim?”
“Alanı kapat.”
“Emredersiniz.”
Polis hemen bahçenin girişine yöneldi.
Komiser bu kez genç erkek polise baktı.
“Çömez.”
“Komiserim, ben çömez değilim artık.”
“Tamam. O zaman tecrübesiz evladım.”
Genç polis gülmemek için dudağını ısırdı.
“Efendim?”
“Sen de kalabalığı dağıt.”
“Tamam komiserim.”
Kadın polis elindeki çantayı açarken komiser ona döndü.
“Civciv.”
Kadın polis kaşını kaldırdı.
“Bana mı diyorsunuz?”
“Burada başka civciv mi var?”
Kadın polis gülümsedi.
“Buyurun komiserim.”
“Sen de olay yeri incelemeye yardım et. Fotoğraflar, izler, toprak… Ne varsa.”
“Tamam.”
Komiser üçünü birden süzdü.
“Üç Çakal, iş başı. Haydeee!!!” dedi, ciddi bir tonda. Sonra, “Alanı kapatın,” diye emretti.
Etrafındakiler hemen harekete geçti. Bahçenin girişine sarı şerit çekildi.
Fakat dışarıdaki mahalleli geri çekilmek yerine birbirine sokulmaya başladı.
Bir kadın boynunu uzatıp bahçenin içine bakıyordu.
“Ne olmuş?”
Çakal denilen uzun boylu genç polis, hemen döndü.
“Hanımefendi, lütfen geri çekilin.”
“Ceset mi var?”
“Evet.”
“Kimmiş?”
Komiser uzaktan seslendi.
“Cevap verme.”
“Emredersiniz.”
Kadına döndü. “Burayı tek edelim!” Şeritin etrafındakileri uzaklaştırmaya başladı.
Kadın şaşkınlıkla baktı.
Komiser başını iki yana salladı. “Bunlarla uğraşılmaz.”
Mahalleli biraz daha çoğaldı.
Bir adam: “Komiserim, biz burada oturuyoruz. Belki bir şey görmüşüzdür.”
Murat hemen ona döndü.
“Güzel. O zaman birazdan hepinizle konuşacağız.”
Adam memnuniyetle başını salladı.
“Tabii.”
“Şimdi değil.”
Adamın yüzü düştü.
“Ne zaman?”
“Ben söyleyince.”
“Tamam.”
Adam geri çekildi.
Yanındaki kadın hemen fısıldadı:
“Ben dün gece bir ses duydum.”
Murat bunu duydu.
“Ne sesi?”
Kadın bir anda sustu.
“Şey…”
“Hanımefendi?”
“Kapı sesi.”
“Kaçta?”
“Gece.”
Murat gözlerini kapattı.
“Çok yardımcı oldunuz.”
Kadın gururla başını salladı.
“Rica ederim.”
Murat başını gökyüzüne kaldırdı.
“Allah'ım sabır…”
Sonra ekibine döndü.
“Şu mahalle birazdan komple ifade verecek. Haberiniz olsun.”
Ben hâlâ duvarın yanında oturuyordum.
Komiser yanıma geldi.
“Cesedi kim buldu?”
Elimi kaldırdım.
“Ben.”
“Adınız?”
“Duru Kasım.”
“Cesedi siz mi çıkardınız?”
“Toprağı ben kazdım.”
Komiser kaşlarını kaldırdı.
“Nasıl?”
“Toprak yumuşaktı. Önce kumaş gördüm. Sonra keserle kazarken sert bir şeye çarptım. Ellerimle kazmaya devam ettim. Sonra…”
Boğazım düğümlendi.
“Bir el gördüm.”
Komiser birkaç saniye yüzüme baktı.
“Tamam.”
“Ben onu gördüm…”
“Biliyorum.”
“Yüzünü…”
“Bakmayın artık.”
Sesi bu kez yumuşaktı.
“Bundan sonrasını ekip halledecek.”
Arkasındaki kadın polise baktı.
“Civciv.”
“Efendim?”
“Duru Hanım'ın yanında kal.”
Kadın polis yanıma geldi.
“Gel Duru Hanım.”
Ayağa kalktım.
Komiser cesedin bulunduğu alana geçti.
Tam o sırada iki araç daha bahçenin önünde durdu.
Birinden olay yeri inceleme ekibi indi.
Diğer araçtan adli tıp görevlileri çıktı.
Komiser araçlara baktı.
“Tam kadro olduk.”
Uzun boylu genç polis bizim tarafa geldi.
“Adli tıp da geldi komiserim.”
Murat başını salladı.
“Bir savcı kaldı.”
Sonra kalabalığa baktı.
“Onu da bekliyoruz. Sonra mahalleye numara verip bilet satacağız.” Oldukça sinirlenmişti mahallelinin meraklı tutumlarına.
Memur gülümsememek için yüzünü çevirdi.
Murat ona baktı.
“Gülme.”
“Gülmüyorum.”
“İyi. Çünkü komik değil.”
Olay yeri inceleme ekibi alanı genişletti.
Fotoğraflar çekilmeye başladı.
Toprağın yapısı, kazılan bölüm, kumaş parçası ve cesedin çevresi tek tek görüntülendi.
Adli tıp görevlileri cesedin bulunduğu alana geçti.
Komiser birkaç adım ötede onları izliyordu.
“Hiçbir şeye dokunulmayacak.”
Olay yeri inceleme görevlilerinden biri başını salladı.
“Tamam komiserim.”
“Toprak da dahil. Sonra biri çıkar, ‘Ben bir şey görmedim ama ayağımı bastım’ der.”
Genç polis hemen:
“Komiserim, o kadar da olmaz.”
Murat ona döndü.
“Sen sus Çömez. Daha dün bir delil poşetini ters çevirdin.”
“Yanlışlıkla oldu.”
“Delil de yanlışlıkla kayboluyordu.”
Kadın polis: “Komiserim, fotoğrafları tamamlıyorum.”
“İyi. Sen olmasan bunlarla baş edemem.”
Kadın polis: “Ben olmasam ne yapardınız?”
Murat hiç düşünmeden cevap verdi.
“Emekli olurdum.”