MyStoryBölüm 5 / 5

Bölüm 5 / 5

5.bölüm

Helois malikânede uzanmış, hiçbir şey yapmadan tavana bakıyordu. Rose kapının eşiğinde durmuş, onu sessizce izliyordu. Markizi uzun zamandır ilk kez bu kadar sakin görmek içini rahatlatıyordu. Yine de yaklaşan baloyu hatırlatmak zorundaydı. “Madam, prensesin doğum günü yaklaşıyor. Hazırlık yapmayacak mısınız?” Helois doğrulup Rose’a baktı. “Haklısın Rose, ama daha erken.” Ardından misafir odasına geçip dinlenmeye devam etti. Rose daha fazla üstelemeden odasına döndü.

Krallığın diğer köşelerinde ise balonun heyecanı giderek büyüyordu. Uzak ülkelerden elçiler, tüccarlar, soylular ve saray mensupları gelmeye başlamıştı. Akşam yaklaşırken Helois arabasının hazırlanmasını emretti. Rose da hemen hazırlanıp markizin peşine takıldı. Birlikte terziye girdiklerinde, içeride bulunan sosyete kadınlarının bakışları bir anda üzerlerine çevrildi. Üç yıldır ortalarda görünmeyen markizin yeniden ortaya çıkması, hazırlanan kıyafetlerden çok daha fazla dikkat çekmişti. İçlerinden biri hızla Helois’in yanına geldi. “Markiz, sizi tekrar görmek ne güzel. Hele yüzünüzde böyle bir tebessüm görmek…” Helois kadını tanıdığında gülümsedi. “Vikontes Marilyn. Sizi görmek benim için de çok güzel. En son hamileydiniz diye hatırlıyorum.” Marilyn şaşkınlığını gizleyemeden gülümsedi. “Evet… Üç yaşında şimdi oğlum.” Helois bir an durdu. Üç yıl. Zamanın nasıl geçtiğini ancak şimdi fark ediyordu. “Umarım doğumunuzu ziyaret etmemiş olmamı affedersiniz. En kısa zamanda bunu telafi etmek isterim.” Marilyn hemen onun elini tuttu. “Olur mu hiç öyle şey? Size asla gücenmediğimi bilmenizi isterim.” Helois’in bakışları ellerine indi. Marilyn bunu fark edince elini geri çekti. “Sizi gördüğüme gerçekten çok sevindim, markiz. Dilerim bundan sonraki davetlerde sizi daha sık görürüz. Sanırım yarınki baloya da geleceksiniz.” Helois başıyla onayladı. “Evet.” Marilyn birkaç kelime daha söylemek ister gibi oldu, fakat vazgeçip diğer kadınların yanına döndü.

Bir süre sonra terzi içeri girdi. Önce gecikmesi için Helois’ten özür diledi, ardından onun için özel olarak hazırlanan elbiseyi getirdi. Helois elbiseyi gördüğü anda gözlerini ondan ayıramadı. Kumaş, şarap kadar koyu bir kırmızıya sahipti; ışık vurdukça ay ışığı gibi parlıyor, gecenin kendisi kadar sakin bir zarafet taşıyordu. Helois’in zihninden tek bir düşünce geçti: Tam benim için yaratılmış. Rose da elbiseye hayranlıkla bakarak, “Markiz, adeta sizin için yaratılmış,” dedi. Helois bu kez Rose’la aynı şeyi düşündüğünü fark edince hafifçe gülümsedi. Prova tamamlandığında elbiseyi de yanına alarak malikâneye döndü. Yorgunlukla karışık belirsiz bir gelecek kaygısı, gece boyunca onu yeniden tavana bakmaya mahkûm etti. Ertesi gün yalnızca bir prensesin doğum günü kutlanmayacaktı. Soyluların, tüccarların ve saray çevresinin aynı çatı altında buluşacağı; dostlukların, anlaşmaların ve çıkarların birbirine karışacağı uzun bir gece başlayacaktı.

Sabah olduğunda malikânelerin çoğu telaş içindeydi. Hizmetkârlar odalar arasında koşuyor, arabalar hazırlanıyor, elbiseler son kez kontrol ediliyordu. Markizin malikânesinde ise Rose’un ayak seslerinden başka pek az şey duyuluyordu. Helois sakin bir şekilde kahvaltısını ederken Rose evin son hazırlıklarıyla ilgileniyordu. Kahvaltısını bitiren Helois, Rose’u yanına çağırarak banyosunun hazırlanmasını istedi. Uzun ve sıcak bir banyodan sonra hazırlanmak üzere odasına çekildi. Rose ise günlerdir süren hazırlıkların yorgunluğuyla, yaklaşan gecenin heyecanını hissetmekte bile zorlanıyordu.

Akşam saatleri geldiğinde Helois arabasına binerek saraya doğru yola çıktı. Rose ise malikânede kalıp dinlenmeyi tercih etti. Sarayın yüksek kapıları Helois için açıldığında, üç yıldır uzak kaldığı dünyanın bütün ağırlığı bir anda karşısına çıktı. İçeri adım attığında kalbinin hızlandığını hissetti. Kendisini oraya ait değilmiş gibi hissediyordu; buna rağmen herkes onun bu dünyanın en doğal parçası olduğunu biliyordu. Kralın kanından gelen grandükün kızı, merhum markinin dul eşi ve krallığın en köklü ailelerinden birinin temsilcisiydi. Saray onun için hiçbir zaman yabancı olmamıştı. Yabancılaşan, kendisiydi.

Balo salonu yavaş yavaş doluyordu. Helois merdivenlerden aşağı indiğinde konuşmaların bir kısmı kesildi. Ellerindeki kadehlerle ona bakan erkeklerin arasında hayranlık, merak ve fırsat kollayan bakışlar vardı. Kadınların bakışlarında ise şaşkınlık, özlem ve bazı yüzlerde gizlenemeyen kıskançlık okunuyordu. Helois bu bakışların hiçbirine aldırmadan salonun diğer tarafındaki yakın arkadaşı Düşes Penelope’nin yanına geçti. Penelope onu görür görmez kollarını açtı. “Hayatım, gelmişsin!” Helois gülümseyerek yanına oturdu. “Balo düşündüğümden daha sakin.” Penelope şarabından bir yudum aldı. “Kral henüz gelmediği için.” Bu sözün ardından ikisi de salona bakarak sessizce gülümsedi.

Aradan biraz zaman geçtikçe salonun havası değişti. Müzikler yükseldi, gösteriler başladı, operacılar sahne aldı ve kahkahalar mermer duvarlarda yankılandı. İnsanlar sırayla Helois’in yanına gelip başsağlığı diliyor, ardından onun yeniden ortaya çıkışını ve güzelliğini konuşuyordu. Dans vakti geldiğinde Helois salonun kenarında durarak genç erkekleri ve kadınları izlemeyi tercih etti. Tam o sırada büyük prens yanına yaklaştı. “Bu dansı bana lütfeder misiniz?” Helois’in yüzünde hafif bir gülümseme oluştu. “Genç ve yakışıklı bir beyefendinin teklifini geri çevirmek kabalık olurdu doğrusu.” Elini prense uzattı. Müziğin ritmine ayak uydururken, üç yılın ardından dans etmeyi hâlâ hatırladığını fark etti. Bu küçük keşif bile içini beklemediği kadar ısıttı. Salonun dört bir yanında insanlar onları izliyordu. Helois’in yeniden dans etmesi, bazılarına göre markizin hayata döndüğünün işaretiydi. Bekâr lordların bir kısmı fırsat kollasa da henüz yeni dul kalmış bir kadına doğrudan yaklaşmanın uygun olmayacağını biliyorlardı.

Salonun diğer ucunda ise William bir duvara yaslanmış, elindeki purosundan ağır bir nefes çekerek kalabalığı izliyordu. Bir eliyle tuttuğu kâğıtlara arada bir notlar düşüyor, gözlerini salondaki kişiler arasında gezdiriyordu. Kral da özellikle gazetecilerin bulunduğu tarafa sık sık bakıyor, onların neyi not aldığını merak ediyordu.

Bir süre sonra prensesin doğum günü pastası salona getirildi. Müzik kesildi ve kalabalık yavaşça kralın etrafında toplandı. Kral öne çıkarak kadehini kaldırdı. “Bugün, güzeller güzeli prensesimin on beşinci yaş gününü kutlamaktan ve aynı zamanda onu krallığın sosyetesine takdim etmekten büyük mutluluk duyuyorum.” Salon alkışlarla doldu. Prenses gülümseyerek başını eğdi. İnsanlar onun etrafında toplanırken Helois’in dikkati kalabalığın biraz ötesinde duran Kont Elias’a kaydı. Onunla konuşması gerektiğini biliyordu. Helois yanına giderek, “Kontum,” dedi. Elias dönüp onu gördüğünde yüzünde sıcak bir gülümseme belirdi. “Ah, Helois… Seni görmeyeli ne kadar da güzelleşmişsin.” Helois, Elias’ı çocukluğundan beri tanıyordu. Ona yalnızca saygı değil, babacan bir yakınlık da beslemişti. Krallığın en büyük tüccarlarından biri olan kont, sarayla kurduğu ilişkileri her geçen yıl daha da güçlendiriyordu. Kendi üçüncü oğlunu büyük prensesle evlendirmeye hazırlanıyordu. Böyle bir evlilik, ailesini kraliyet çevresine daha da yaklaştıracak ve ticari gücünü artıracaktı. Helois bunun farkındaydı. Elias’la arasındaki eski dostluğu yeniden kurmak istiyordu; çünkü sarayda dostlukların bile bazen bir değeri, bir karşılığı vardı.

Elias ise onu baştan aşağı süzdü. Bakışlarında ilk anda merhamete benzeyen bir ifade vardı. “Daha çok gençsin,” dedi. “Tekrar evlenebilirsin.” Helois’in yüzündeki ifade yavaşça dondu. Söylenen sözün ardındaki anlamı anlaması yalnızca birkaç saniye sürdü. Kont, kendi üçüncü oğlunu büyük prensesle evlendirmeye hazırlanıyordu. Helois içinse başka bir hesap yapıyordu. Onu kendisi istiyordu.

Helois, karşısındaki adama baktı. Birkaç saniye önce zihninde taşıdığı bütün eski hatıralar, o sıcak ve babacan yakınlık bir anda anlamını değiştirmişti. Elias’ın sesi hâlâ aynı sakinlikteydi. Salon ise müzik, kahkahalar ve kadeh sesleriyle doluydu. Kimse aralarındaki birkaç kelimenin Helois’in içinde neyi yıktığını bilmiyordu. Helois kendisini bir anda, cenaze günündekinden bile daha yalnız hissetti.

Uygulamada reklamsız oku