MyStoryBölüm 5 / 7

Bölüm 5 / 7

GARİP DUYGULAR

Burak, Mahinur’un bu ergen haliyle "büyük adam" tavırlarına kahkahayı bastı. Elini ince omzuna vurup yola kaydırdı: — Âlem adamsın valla Mahir! Hadi yürü, Mehmet Abi kahveyi açmıştır, ocak seni bekler. ​İkili kahvehaneye doğru yürürken Mahinur’un aklı hâlâ Ege’deydi. Adamın yakasından tutup silkelediği o anı, o deniz yeşili gözlerin bir anda nasıl buğulandığını düşündükçe içi ürperiyordu. "Herif gözümün içine öyle bir baktı ki... Anladı mı acaba? Yok canım, anlasa 'tövbe tövbe' deyip itmezdi. Kesin acıdı, ondandır o kesin!" diye düşünüp bıyık altından neyse ne yırtık ya dayaktan diye kıkırdadı.

​Kahveye vardıklarında Mehmet Abi her zamanki gibi belini tutarak tezgâhın arkasında kıvranıyordu. Mahinur hemen önlüğünü beline bağlayıp ocağın başına geçti. Çayları tazeledi, tepsiyi kaptığı gibi masalara seğirtti. Mahallenin yaşlıları, dünkü kavganın üzerine Mahinur’un Ege’ye kestirdiği raconu Burak'tan duymuş olacak ki ona "Aslanım Mahir", "Helal olsun sana delikanlı" diye takılmaya başladılar. Mahinur keyiften dört köşe olmuştu; çay ikram ederken omuzları iyice kabarıyordu. Üstelik mahallede bir kaç genç kız daha sağa sola çay dağıtırken önünü kesmiş. Cilveli harektle konuşmaya çalışmış. Hatta bir kız onun için kek bile pişirip vermişti. mahinur kızdı ama kızlardan bile olsa ilk kez bu kadar ilgi görmek onu biraz incinse de içten içe cok hoşuna gitmişti. Mahalleye geldiğinden beri artık ezik sinen o Mahinur yoktu. O artık mahallenin bıçkın delikanlısı ve kızların hoşlandığı ve ilgi gösterdiği mahir'di. Ama için içinde kormuyor değildi. Ya bir gün kız olduğumu anlarlarsa. Ya bu Ege denen yeşil gözlü dev kafayı bana takıp mahalleyi bana dar ederse. Mahinur sıkıntıyla nefes verdiğinde gözü duvardaki saate ilişti. Zaman nasıl geçti anlamıştı ama çoktan çıkış saati gelmişti. Burak da dahil herkes dağılmaya başlamıştı. Ama bu gün ilk gün kadar yorgun hissetmiyordu kendini. Mahinur, akşam kahvehanedeki son masanın da çay bardaklarını toplayıp tezgâha dizdikten sonra belini tutup hafifçe geriye doğru esnedi. Omurgasından gelen "küt" sesiyle rahatlayarak derin bir nefes aldı: — Şükür, bugün de kazasız belasız bitti! Önlüğünü çıkarıp kasketini kafasına hafif eğik biçimde geçirdi. Bıçkın adımlarla evinin yolunu tuttu. Fakat tam sokağın köşesini dönüp evine varmak üzereydi ki önünde ansızın Burak belirdi: — Ha, Mahir! Tam zamanında geldin valla! Mahinur adımlarını yavaşlatıp şaşkınlıkla baktı: — Hayırdır abi, ne oldu? Burak, o an mahallenin sert, ağabey canlısı tavrından sıyrılmış, son derece sevimli ve sıcak bir çocuksu ifadeye bürünmüştü. Esmer teniyle tezat oluşturan bembeyaz dişlerini ortaya çıkaran o içten gülümsemesi, çenesindeki hafif gamzeyi belirginleştiriyor; gözlerinin kenarı tatlıca kırışıyordu. O her zamanki ciddi duruşundan eser kalmamıştı. Burak gülümsemesini genişletip sordu: — Yüzme biliyorsun değil mi Mahir? Mahinur, bu sorunun arkasından nasıl bir felaketin geleceğini zerre tahmin edemeyerek anında gaza geldi. Göğsünü kabartıp gururla atıldı: — Tabi! Ben lisede yüzme yarışmasında iki... Lafın tam burasında beyninde şimşekler çaktı! "Ulan Mahinur, lafın gerisini düşünmeden yarışmayı anlatıyorsun, salak!" panik hat tavan yaptı. Anında fren yapıp kekelemeye, lafı çevirmeye başladı: — Ya... Yani, şey... Yüzme yarışması oldu iki kere okulda... Çok istedim ama ben pek bilmediğimden katılamadım öyle! Sadece bacak çırparım, azıcık kurbağalama falan yani... Sesinin titremesine engel olmaya çalışarak, gözlerini kaçırıp ekledi: — H-hayır dır abi, niye sordun ki? Burak yine o sevimli, masum gülümsemesini takınıp neşeyle yanıtladı: — Akşam çocuklarla deniz kıyısına gidip yüzelim dedik. 'Mahir’i de al getir, çocuk tüm gün çalıştı bunaldı' dediler. Mahinur’un içinden o an devasa bir feryat koptu: " İyi halt ettiniz! Aldın mı sepetten bir hıyar daha Mahinur! Ulan deniz ne, yüzmek ne! Suyun içinde bandaj mı kalır, erkeklik mi kalır? Çıplak çırılçıplak yakalanacağım heriflere!" Yüzü korkudan kireç gibi olsa da çaktırmamak için zoraki bir tebessüm oturtmaya çalıştı. Beyni arka planda saniyede bin km hızla geçerli bir bahane üretmek için mesai yapmaya başladı. Burak, Mahinur’un bocaladığını görünce sabırsızlıkla omzunu dürttü. O sevimli gülümsemesiyle ısrar etti: — Hadi oğlum, naz yapma sakın! Gece yüzmenin tadı bir başkadır. Hem korkma, ben çok iyi yüzerim, sana bir şey olmasına izin verir miyim hiç? Mahinur devasa bir ikilemin ortasında kalmıştı. Zihninde alarm zilleri çalıyor, "Sudan çıktığım an her şey ortaya çıkar, kız olduğum anlaşılır!" diye ecel terleri döküyordu. Tam her şeyi gözü alıp reddetmek üzere ağzını açmıştı ki... Sokağın başından motoru bağıran bir arabanın sesi yükseldi! Araba bir sağa bir sola yalpalar atarak, frensiz bir biçimde üzerlerine doğru hızla geliyordu. Burak kaldırım tarafındaydı ancak Mahinur yolun tam kıyısında dikiliyordu. Kontrolden çıkan araç dosdoğru Mahinur’un olduğu tarafa yönelince Burak durumun vehametini anında kavradı. — Dikkat et Mahir! Burak bir refleksle öne fırlayıp Mahinur’u belinden yakaladığı gibi kendine doğru çekti. Arabanın yan aynası Mahinur’un sırtını teğet geçip rüzgarıyla saçlarını savururken, ikisi birlikte savruldu. Ancak o ani çekmeyle Mahinur’un bol gömleği yukarı kaydı ve Burak’ın eli doğrudan Mahinur’un çıplak beline sarıldı. Aynı saniyelerde Mahinur’un göğsü de Burak’ın geniş göğsüne sertçe çarptı. O an zaman durdu. Burak’ın gözleri şaşkınlıkla kocaman açıldı, zihninde adeta şimşekler çaktı. Sert, kemikli ve kuru bir erkek vücuduyla karşılaşmayı beklerken; avucunun altında narin, incelikle kıvrılan ipek gibi bir bel vardı. Çarpışmanın etkisiyle hissettiği o şaşırtıcı yumuşaklık ve pürüzsüzlük, Burak’ın içindeki tüm dengeleri altüst etti. Göğsünün ortasında, daha önce hiç tatmadığı garip bir kıpırtı, tuhaf bir sıcaklık dalgası yayıldı. İnsan nasıl bir erkeğin beline dokunduğunda böyle hisseder? Bir erkeğin vücudu nasıl bu kadar kadınsı ve zarif olabilir? İstem dışı bir refleksle avucundaki o ince beli hafifçe sıktı. Ancak birkaç saniye sonra bilinci yerine geldiğinde içinden kendine okkalı bir küfür bastı: "Ne yapıyorsun sen sikik beyinli ne saçmalık! Ne yapıyorum lan ben!" Anında dehşetle Mahinur’u geriye doğru fırlatırcasına bıraktı. Yüz ifadesi darmadağın olmuştu; gözleri panik, kafa karışıklığı ve utançla doluydu. Hızla kendini toplamaya çalışıp yutkundu: — İ-iyi misin Mahir? Ardından Mahinur’un yüzüne bakamamaktan korkar gibi başını hızla sokağın sonuna çevirdi. Uzaklaşan aracın arkasından bağırıp durumu örtpas etmeye çalıştı: — Pis sarhoşlar! Az kalsın çarpıyorlardı çocuğa! Mahinur ise neye uğradığını şaşırmıştı. Birkaç saniye içinde hem canından olmaktan son anda kurtulmuş hem de Burak’ın göğsüne yapışmıştı. Ancak Burak’ın yüzündeki o aşırı korkmuş, allak bullak olmuş ifadeyi görünce şaşkınlığı bir kat daha arttı. Adam sarhoş sürücüden çok benimle temas edince şoka girdi sanki... diye düşündü. Anladı mı acaba? Yine de korkudan titreyen sesiyle toparlandı: — Allah razı olsun abi... Sayende kurtulduk, valla ucuz atlattık. Bu cümleleri söylerken gözü gayriihtiyari karşı sokağın girişine kaydı. Orada, karanlığın içinde siyah bir araba duruyordu. Ama Mahinur’u asıl şaşırtan, arabanın hemen yanında dikilen ve endişeyle, adeta nefesini tutmuş halde kendisine bakan Ege’yi görmek oldu! Ege, Mahinur’un kendisini fark ettiğini anladığı an yüzündeki o telaşlı ifadeyi bir anda sildi. Kendini fark ettirmiş olmanın getirdiği bir sinirle, saniyeler önceki o gözle görülür endişesini umursamaz bir tavrın arkasına gizledi. Hızla lüks arabasına bindi, motoru çalıştırıp geri geri sokaktan hızla uzaklaştı. Mahinur bir yanda neye uğradığını şaşıran Burak, diğer yanda sokağın başında kendisini izleyen Ege... İki ateş arasında kalmış gibi öylece bakakaldı.

Uygulamada reklamsız oku