Bölüm 2 / 12
2. Tek Çözüm
"Seni evlendireceğiz!" Mahir birkaç saniye boş boş baktı. Ablasının bomba haber diye sunduğu zaten askerlikten sonraki en büyük meselesiydi. Annesi "işin var, askerliğini yaptın. Tek başına yaşamana razı değilim" diyerek konuyu sürekli gündeme taşıyor, her defasında memleketten birbirinden "pırlanta" gelin adaylarıyla tanışması için ısrar edip duruyordu. Umutsuzca omuzlarını düşürdü. Okulu henüz bitmişti, şu an aile kurmak için hiç vakti yoktu. Senenin yarısını şehir dışlarında, fuarlarda seminerlerde geçiriyordu. Memleketten bir kızı alıp İstanbul'a götürse mecburen uzun uzun yalnız bırakması gerekecekti. Bu durumda hem aklı geride kalır hem de o kızcağız gurbet yerde yalnızlık çekerek mutsuz olurdu. "Abla durumu bilmiyorsun sanki, ben nasıl evleneyim. Anneme şimdi söylesek beni buradan baş göz etmeden salmaz, hiç açma konuyu lütfen." Esma , kardeşinin endişelerini de, yengesinin kaygılarını da çok iyi biliyordu. Fakat onun da aklında bir süredir dolanan şahane bir fikir vardı. "Yengem seni memleketten evlendirmek istiyor değil mi, huyunu suyunu bilelim diye?" Mahir ablasının ısrarına anlam veremese de cevapsız bırakmadı. "Evet, ben de ona hak veriyorum" "Tamam işte, ben hem huyu suyu belli hem de bize çok yakında yaşayan bir kız biliyorum." Genç adam bir müddet duyduklarını aklında tartmak için bekledi. Bu zamana kadar türlü mazeretlere sığınıp evlilikten kaçmıştı. Çünkü yanlış bir seçim yaparak pek çok kişinin hayatını zora sokmaktan korkuyordu. Şimdi ise önünde çok daha beter bir zorluk vardı. Fundayı durdurmazsa olacakları düşünmek bile istemiyordu. Derin bir nefes aldı, helal süt emmiş aklı başında bir hanımefendi ile hayatını birleştirse en kötü ihtimalle ne olabilirdi ki. Duruşunu dikleştirip ablasına döndü "Tamam, senin münasip bulduğunu ben de isterim. Annem zaten dünden razı." Esmanın yüzü hevesle aydınlandı. "Çok güzel olacak inşallah. Her şeyde bir hayır vardır demişler. Bak görüyor musun yengemin diller döküp" yapamadığını iki fotoğraf yaptırı veriyor" Mahir ablasına esefle baktı. Adamın halinden anlamazmış gibi eğleniyordu bir de. Esma kardeşinin ne kadar hassas olduğunu unuttuğu için kendine kızdı "Tamam, üzülme artık herşey olacağına varır. Senin bir suçun olmadığına ben inanıyorum. Cahil bir kadın değil sonuçta, senin hayatında biri olduğunu görünce umudunu keser, kendi yolunu bulur. Bu onun için de en zararsız seçenek" Ablasının inanarak sarf ettiği sözler Mahir'in içine bir nebze su serpmişti. Neden sonra aklına gelen şeyle gözlerini araladı "Abla söylediğin kız bize yakın yaşıyorsa ben tanıyor muyum?" Esma bu soruyu bekliyordu elbette. Ama şimdilik vereceği bir cevap yoktu. "Canım sen biraz sabret, kim olduğunu söylemeden önce kızın hayatında biri var mı öğreneyim olur mu?" Mahir anlayışla başını salladı. Başkasıyla alakası olan bir kızın konusunu etmek bile yakışık almazdı. "Çok teşekkür ederim abla, gerçekten ne yapacağımı bilmez haldeydim. Dönmeden evvel konuyu netleştirsek de bir an önce harekete geçsek olur mu?" Mahir'in hevesli halleri Esma'ya şaka malzemesi verse de kendini tuttu. "Tamam, merak etme. Ortak bir tanıdığımız var ona sorar öğrenirim ilk fırsatta." Mahir gözlerine şimdi sorsan der gibi bakınca, gözlerini devirmeyi ihmal etmedi. Günsüz de doğmamıştı ama bu neyin acelesi diye düşündü. İçeri geçip salondan telefonunu aldı. Çocukların uyuduğu odadan hiç ses gelmediğine göre kocası da uyuya kalmış olmalıydı. Gürültü etmeden dışarı çıktı. Mahir'in üzerine kilitlenen bakışlarını görmezden gelip adımlarını arka bahçeye yönlendirdi. Telefonu ikinci çalışında cevaplanmıştı. "Esma, hayırdır neden tekrar aradın, sesimi duymadan duramıyor musun?" Halime daha birkaç saat önce görüştükleri için arkadaşına takılmayı bir borç bilmişti. Ama Esma ondan geri kalmayacaktı "İşim düştü canım, durduk yere aramıyorum" Halime arkadaşına küçük bir kahkaha sundu. "Demek işin düştükce arıyorsun beni. Söylediğin iyi oldu bak, ben de beni sevdiğini düşünecektim." "Seviyorum da yani yarım saatte bir arayacak kadar değil." Halime Esma’nın sesindeki sabırsız tınıyı fark ediyordu , bu kez ciddiyetle sordu. "Söyle Canım, senin için ne yapabilirim?" "Halime konu biraz ciddi, Mahir evlenmeye karar verdi, yengem ne zamandır söylüyor biliyorsun." "Oo, hayırlı uğurlu olsun. Çok sevindim. Belli bir aday var mı?" "Benim aklımda biri var , sen tanıyorsun. Kızın biri ile alakası var mı diye sana soracaktım, illaki duymuşsundur?" "Kimden söz ediyorsun, vallahi çok merak ettim." "Şule var ya, Kemal abimin asistanı," Esma heyecanla kızın Mahir'e münasip olduğunu duymak istiyordu fakat beklediği cevabı alamadı. "Şule olmaz maalesef, onun sevdiği var." Esma'nın hevesi kursağında kalmıştı "Yaaa, geçen yüzük falan görmeyince olur gibi gelmişti." "Çocuk asker diye ailesi vermek istemiyor ama ayıramayacaklarını da biliyorlar. Öyle sürüncemede anlayacağın." "Yazık olmuş, inşaallah yumuşar ailesi." "İnşaallah canım." "Bu durumda bizim oğlana başka aday lazım." "Esma, ne bu acele çocuk daha 25?" "Bazı konular var , şu an anlatmam uygun olmaz ama bizim bir an evvel Mahir'in başını bağlamanız gerek helal süt emmiş bi kızla." Halime bir süre sessizliğini korudu. Esma arkadaşının aklından adayları geçirdiğini bildiği için konuşmadan bekledi. Çünkü bir konuya elini attıysa koparmadan bırakmazdı arkadaşı. "Hmmm Esma aslında biri var." Esma hevesle yerinde zıpladı. "Evvet , biliyordum senin zulada münasip gelin adayları biriktirdiğini. Söyle bakalım bizim oğlanı kime veriyoruz?" Halime'nin sesi Esma kadar hevesli çıkamıyordu. "Dur dur, hemen sevinme. Kemal'in vefat eden ağbeyinin kızı var hani çok gelirdi küçükken bize." "Kimi diyorsun sen, Sonay mı?" Sonay mini mini, çok sevimli bir kızdı da Mahir'in dirseğine bile gelmezdi boyu. "Yok yok, o gecen sene evlendi, kardeşi var küçük, adı Günay." Günay, Sonay'dan da mı küçüktü yani? Olsun önemli olan huy güzelliğiydi. Mahir öyle şeylere takılmazdı herhalde. "Geçen yıl 'iç mekan tasarımı'nı bitirmişti. DGS ye baş vurmuş iç mimarlığı kazanmış. Babaanne kıyameti kopardı, bu kadar okumak yeter, yuvasını kursun diye." Esma duyduklarını bir araya getirmeye çalışırken sessizce devamını bekledi. "Kendi büyük emicesinin halasının torununun görümcesinin kaynının torunu mu ne bir oğlan varmış. Sıralamayı karıştırmış olabilirim her neyse. Vericem uzağa gitmemiş olur diye tutturdu. Günay asla evlenmem, zorlarsan evden kaçarım demiş. Kemal abin duyunca tepesi attı. Hafta sonu almaya gidecek yeğenini. Bizde durur, okulunu da okur, kimse ilişemez yeğenime dedi" "Allah razı olsun abimden, Zorla evlendirmek nedir Allah aşkına, o kız evlenip mutsuz olsa daha mı iyi!" "Eski kafa işte anlatamıyorsun. Şimdi Kemal'e ses çıkaramıyorlar ama bekar da bekletmezler biliyorum. Günay delidolu ama çok iyi kızdır. Yıllardır kahrını çekiyor babaannesinin. Bi gün isyan ettiğini bilmiyorum ama iş evliliğe gelince orda dur demiş babaanneye." "Tamam, güzel de sen Mahir' isteyeceğini nereden biliyorsun, kız belki evliliğe toptan karşı?" "Değildir, evleneceği oğlan altın kafese hapsedecek diye istemiyordu. Konuşmuştuk biz, onu kısıtlamayacak biri olsa bu gün evet der." "E oldu o zaman bu iş." "İşte o kadar kolay olmuyor o işler, bizimkilerden kız almak pek kolay değil malum laz mantığı." "Ben Mahir'i tanıyıp da kız vermek istemeyecek birini bilmiyorum ama tabi kısmet bu işler." "Evet, Kemal de çok ister bence. Bildiğimiz tanıdığımız çocuk. O yüzden aklıma geldi." "Halime kızın fotoğrafı falan varsa atsana, göstereyim Mahir'e." "Fotoğrafla olmaz o iş, nasıl olsa Kemal getiriyor kızı, siz de gelince bir tanışma ayarlarız gençlere belli etmeden." İki arkadaş güzelce planlarını kurup veda ettiler. * * * Mahir avluda volta atarken hem ablasını bekliyor hem düşünüyordu. Evlenmek fikri gittikçe aklına yatmaya başlarken her işte bir hayır vardır deyip kendini rahatlatmayı denedi. Konu bu şekilde ifşa olmadan kapatılır giderdi inşaallah. Esma arka bahçeden çıkınca hevesle yüzüne baktı. Yüzünün ifadesinde kurtuluş biletini arıyordu. Esma oğlanı heveslendirmemek için ifadesini toparladı, Halime gençlere sezdirmeyelim dediyse bir bildiği vardı. "Abla aradın mı tanıdığını, ne diyor, münasip miymiş kız?" Esma bu soruya yarım cevap vermeyi seçti, çünkü Günay'ı ifşa etmek istemiyordu. "Yok, malesef canım. Kızın sevdiği varmış, asker diye vermiyormuş ailesi." Mahir'in omuzları çökse de umursamıyormuş gibi yaptı. "Hayırlısı olsun abla, sen öyle deyince bana iyi fikir gibi gelmişti ama zaten durumum kızın kulağına gitse belki istemez beni." "Ne varmış durumunda, kulağa gidecek! Sen yanlış birşey yapmadın, eğme başını. Helalinle bir an önce kavuşmak istemen suç mu?" Bu esnada henüz uyanmış, kapıya çıkan Tarık da duymuştu söylediklerini. Esma arkası dönük olduğu için kocasını göremiyor, konuşmaya devam ediyordu. "Emin ol Funda için de evlenmen daha iyi olacak, öbür türlü hala umudunu koruyup daha da ileriye giderse neler yapar kestiremiyorum." Mahir bir ablasına bir Tarık'a bakıyordu. Durum öyle çirkin bir hal almıştı ki, kendini dedikoducu gibi hissetti o an. Hatta daha kötüsü, ablasının kalbini çalıp orta yerde bırakmaya çalıştığını bile düşünebilirdi. Ne yapardı o zaman bilemedi. Tecavüzcüsüyle evlendirilen kızlar gibi boynunu büküp teslim olsa bir sonları yoktu ki. Her yaptığını sineye cekip sevgisinin hatrına tahammül etmeye çalışsa kumaşları farklıydı. Hayata baktıkları yer bu kadar zıtken olmazdı asla. Kadını alıp evine soksa ne mutlu olur, ne de mutlu edebilirdi. Kadının da öyle bir niyeti yoktu belki de. Onca zenginliği bırakıp Mahir'in köy evine gelecek değildi ya. Üstelik babası fol yok, yumurta yokken neler neler demişti. Biliyordu öyle bir evliliğe zinhar rızası yoktu. Hele annesi, örfümüzü adetimizi bilsin diye gelinini memleketten alayım istiyordu. Önüne gelin diye Funda’yı çıkarsa belki de evlatlıktan redderdi Mahiri. İçi ürperdi. O kadını gelin diye falan getirmek istemiyordu. Gerekirse ülkeyi terk eder yine de kabul etmezdi bunu. İnşaallah "ablamı alman lazım" demez diye dua ederek, derin bir nefes alıp abisinden gelecek tepkiyi bekledi. Tarık bir kez daha utanca bulandığını hissediyordu. Şu an gözlerine ürkek gözlerle bakan tertemiz çocuğa resmen musallat olmuştu ablası. Çocuk o kadar temizdi ki ablasının yaptıklarından bile kendini suçluyor, evlenmek istenmeyecek kişi olmaktan korkuyordu. Dışarı çıkıp yüzleşmeye utandığını hissetti adam, fakat hiçbir şey söylemeden içeri girse bu kez Mahiri suçlar gibi olacağını düşündü. Belli ki çocuğun hiçbir suçu yokken ablasından kurtulmak için evlenmeye bile karar vermişti. Boğazını temizleyerek birşey duymamış gibi kamelyaya ilerledi. Söylemesi gerekenleri toparlamak için zamana ihtiyacı vardı. Gözlerini kaçırarak geçti oturdu. Mahir suçlu çocuklar gibi süklüm püklüm ardından ilerleyip karşısına oturdu. Kocasının varlığını ancak fark eden Esma da ne diyeceğini bilemedi, söylediklerinde niyeti kötü değildiyse de bir şekilde mahcup hissediyordu. Derince bir nefes alıp ikisinin ortasına oturdu. Tarık bakışlarını önce tam karşısındaki Mahir'e, sonra karısına yönlendirdi. İkisinin yüzü de allak bullak olmuş gözüküyordu. Ama hayır, ablasının bu insanları hala üzüp durmasına izin vermeyecekti. "Şu ifadelerinizi düzeltir misiniz artık. Sizi suçladığım falan yok. Ablam zekasını bütünüyle işine harcadığı için özel hayatında sadece kalbini kullanıyor." Karşısındaki ikilinin ifadesi hiç de rahatlamış gözükmüyordu. Derin bir nefes alıp devam etti. "Bakın mazeret olarak söylemiyorum bunu. Ablam yaşına rağmen bir türlü olgunlaşmadı. Ne kadar faydası olur bilemiyorum, ben annemlerle konuşurum. Seni rahat bırakmasını isterler. Eğer evlenirsen umudunu keser ama sadece ablam içinse acele etme. Onu bir süre daha görmezden gelmeye çalış. Bir yerden mecburen sonra pes eder." Esma kocasının evlenirsen umudunu keser sözleriyle daha da heveslendi. Üstelik çok münasip bir aday da vardı. Geriye gençlerin birbirini görüp beğenmesi kalıyordu sadece. Mahir ağır ağır başını salladı. Tarık korktuğu gibi bir tepki vermemişti neyse ki, hatta başkasıyla evlenirsen poblem kalmaz demişti. Ama işte manavdan karpuz seçmek gibi de olmuyordu o işler. Ne okul, ne iş hayatında etrafındaki kimseye o gözle bakmamıştı hiç. Annesinin münasip gördüğü memleketten kızları da mutsuz etmek korkusuyla geri çevirmişti. Keşke zamanında gözlerimi açsaymışım diye düşündü bir an. Okuldan birkaç kişinin üzerindeki bakışlarını fark etmiş, itina ile görmezden gelerek "olmaz" mesajını açıkca vermişti. Zaten aşka oldum olası inanmıyordu. Ne lisede öğretmeninin okuttuğu klasiklerde, ne de ablasıyla izlediği filmlerdeki romantik aşıklarda kendini bulamıyordu. Mantıksızdı bir kere. İnsanın aşk için gözünün dönmesi, bir insanı kendi hayatına katmak için önüne gelen ne varsa yakıp yıkması kabul edilemezdi. Böylesi delilikten Allah'a sığınmıştı her daim. Durduk yere hayatını zora sokan Funda’nın davranışları bile aşktan nefret etmesine yetip de artıyordu. Mahir bir bakışa, bir gülüşe, bir göz süzüşe aldanmaktansa önce tanımak istiyordu. Sevmeye kişiliğinden başlamak. Güvenmek sonra. Saygı duyabilmek. Şefkatle sarmalayıp, sadakatle bağlanmak. Sevinciyle mutlu olup derdiyle kederlenmek. Hayatı birbirinin penceresinden görebilmek. Evlilik bunlar varsa güzeldi. Böylesi güzel bir evlilik için de yol arkadaşı çok önemliydi. Birden yüzü aydınlandı. Oturuşu dikleşirken derin bir soluk verdi. Artık emin olmuştu. Evlenmeyi gerçekten istiyordu. Funda'nın tacizleri olmasa bile bütün kalbi ile yoldaşını arayacaktı. Hem Tarık’la konuşmuş olmanın, hem de artık gerçekten ne istediğini biliyor olmanın mutluluğunu yaşayarak günü tamamladı genç adam. Konuyu şimdilik annesine yansıtmak istemiyordu, zira duysa parmağına yüzük takmadan salmazdı memleketten. Köyden annesinin bulacağı kızın dört dörtlük olacağına emindi aslında. Ama öyle birini kendi toprağından koparıp bir de büyük şehirde uzun uzun yalnız bıraktığında, kızın bununla baş edemeyeceğini tahmin ediyordu. Evleneceği kişi kendi ayakları üstünde durabilen, Mahir'in dışında meşgalelere sahip biri olamalıydı ki, mecburi ayrılıklarında bocalamasın. Odasına çekilmiş konuyu kendi zihninde tartıp dururken telefonunun ekranına artık ezberlediği numaradan bir çağrı düştü. Saat telefon görüşmesi yapmak için asla uygun değildi, aslında bu kadınla görüşmek için hiç bir şey uygun değildi. Bir estağfurullah dökülürken dilinden verdiği karardan aldığı kuvvetle çağrıyı cevaplamaya karar verdi. Kaçmak belli ki çözüm olmuyordu. Hızlı adımlarını sessiz tutmaya çalışarak avluya ilerledi.