MyStoryMyStory
Günahkar Kalpler

Günahkar Kalpler

Romantik Dram

44 okunma12 bölüm · ~2 saat🌹 Romantik

Karadeniz usulu Aşk

Mantık evliliği için çıktıkları yol, aşkın en derin bataklığına çıktı .

İlk 5 bölüm web'de ücretsiz · toplam 12 bölüm

1. Bölüm

1. İstenmeyen Misafir

Genç adam, gece vakti büyük bir gürültüyle uyandı. Bir yandan ziline basılıyor, bir yandan kapının tokmağı dövülüyordu.

Aceleci adımları kapıya yönelirken, üzerinden çıkardığı tişörtü hızlıca giyindi.

Apartmanda yaşlı bir teyze torunu ile beraber kalıyordu. Kapısı can havli ile çalınmaya devam ederken, aklına gelen yardımına ihtiyaç duyabilecekleri oldu.

Kim o demeden açtığı kapı, arkasında beklenmedik bir sürprizi saklıyordu.

Aylardır peşini bırakmayan, eniştesinin ablası Funda şimdi de zil zurna sarhoş halde kapısına gelmişti.

Daha gördüklerini algılayamadan kucağına yığılan genç kadınla neye uğradığını şaşırdı.

"Mahir… ben sana geldim.”

Sımsıkı boynuna dolanan kolları ayırmaya çalışırken bir yandan da acaba hâlâ uyuyor muyum diye düşünüyordu. Yaşadığı saçmalık olsa olsa bir kabus olabilirdi ama burnuna dolan kadın parfümüne bulanmış alkol kokusu, kabul olmayacak kadar gerçek hissettiriyordu.

Aklını başına toparlayıp nihayet boynuna sarılan kolları kendinden koparabildiğinde öfkeyle çıkıştı.

"Sen ne arıyorsun burada! Bu ne hal?"

Kadın ağlayarak sızlanmaya devam ederken, adamın boynuna sarılmak için tekrar uzandı.

“Lütfen bir kez sarılayım lütfen. Sana çok ihtiyacım var.”

Az evvelki şaşkınlığını atan genç adam, kadının bir kez daha sarılacağını fark eder etmez hızla geri çekildi.

“Funda abla kendine gel!”

Kadın, işittikleri ile iğrenç bir şey görmüş gibi suratını buruşturup cırladı.

"Abla ne yaaa, ne ablası! Yeter artık, bırak bu masum ayaklarını. Sana geldim, ihtiyacım var diyorum, neyini anlamıyorsun!"

Genç adam, duyduklarının dehşetini aklına sığdıramazken dişlerini sıkıp konuştu.

"Bak, sen ne dediğinin farkında değilsin. Git desem gidebilecek halin yok. O yüzden ben gidiyorum şimdi, sen de kafanı toplar toplamaz evine gidersin. Bir daha da sakın karşıma çıkma."

Kadın hızla başını iki yana salladı.

"Beni reddetme nolur, bak istemezsen sana yaklaşmam ama çok kötü şeyler yaşadım bu gece. Yalnız bırakma beni."

Bir damla ilgi için yalvaran kadına hızla sırtını dönen genç, ateşten kaçar gibi uzaklaşarak birkaç parça kıyafet alıp evden çıkmak için hızla yatak odasına yollandı. Eline geçirdiği çantaya, yarın ihtiyaç duyacağı ne varsa alıp tıkarken bir yandan da bu işten nasıl kurtulacağını düşünüyordu. Eniştesi Tarık'ı arayabilirdi belki. Ama durumu nasıl açıklayacaktı ki, her şey fazlasıyla saçmaydı. Ablan bana göz dikti, aylardır peşimde dolanıyor demekten, hiçbir suçu olmasa bile utanıyordu.

Çantası ile işini bitirip salona döndüğünde çoktan koltuğa kedi gibi kıvrılmış, uyuklayan kadına iç çekerek baktı. Aralarındaki uçurumu inatla görmezden gelip yok yere rezil etmişti kendisini. Mahir, hayat boyu haramın her türlüsünden kaçmış bir adamdı. Funda’nın ilgisini fark ettiği günden beri umut vermemek için elinden geleni yapıyor, kadının her defasında “bana ismimle seslen” diye düzeltmesine rağmen ısrarla abla diyordu. İşlerin bu noktaya geleceğini bilse belki daha sert çıkar, tavırlarını görmezden gelmek yerine açık açık benden sana yar olmaz derdi ama olan olmuştu artık. Zamanı geri alamayacağına göre, evden kaçmak en iyi fikir gibi geldi o an. Kadın da uyandığında kendi giderdi artık.

Bu düşüncelerle post-ite "Kapıyı kilitliyorum, çanaktaki yedek anahtarla açar gidersin. Bu gece olanları olmamış gibi yapacağım. Sakın tekrar edeyim deme," yazarak dış kapıya yapıştırdı.

Geceyi ofiste geçirip sabah ettiğinde işler tahmin ettiğinden çok daha beter bir hal aldı.

Uyanınca gidersin dediği kadın evden gitmek bilmemiş, üstüne üstlük kayıp olduğu için ailesi her yerde Funda’yı aramaya başlamıştı. El mahkum, Tarık’a “ablan benim evimde” demek zorunda da kalan Mahir, hayatının en utanç verici anını yaşadığını zannetmiş, ama yanılmıştı.

Kadın, kendisini almaya gelen Tarık’la gitmemek için Mahir’in sırtından sarılıp, kollarını beline doladığında utançtan öleceğim sandı. Kadının kuş gibi pırpır atan kalbini sırtında hissediyor, hızla alıp verdiği nefesler gömleğini delip tenine değiyordu. Tarık'ın “abla, çocuğu rahat bırak” deyip bir patates çuvalı gibi, Funda’yı çekip alması ile rahat bir nefes verse de henüz yaşayacağı utançlar bitmemişti. Ertesi gece Funda, telefonuna birbiri ardına mesaj atmaya başladı. Önce görmezden gelmeyi düşünen Mahir, mesajların arkası kesilmeyince son kez cevap verip bu konuyu kapatmak istedi fakat mesaj kutusuna girer girmez onu hayatının en büyük utancı karşıladı.

Funda, yabancısı olan genç bir erkeğin telefonuna asla yollanmaması gereken türden fotoğrafları, hiç çekinmeden Mahir’e atmıştı. Genç adamın ateşe değmiş gibi ekranı kapatması ile telefonun yatağın ayak ucuna fırlatması bir oldu. Hem süt ablası, hem halasının kızı olan Esma ile beraber ailesini ziyaret etmek için gittiği köy evinin odası, gördükleri yüzünden adeta cehennem çukuruna dönmüştü. Kadın bunu nasıl yapabilirdi! Bu hadsizlikti! Saygısızlıktı! Karşısındaki insanın prensiplerini hiçe saymaktı!

Bir toz zerresi kadar tanımaya çalışmamıştı Mahir’i. Neredeyse çırılçıplak haldeki fotoğraflarını gördüğünde ne olacağını zannetmişti ki! Şimdiye kadar harama göz ucu ile bile bakmamış adamı, böyle mi kandıracaktı!

Kanmak bir yana midesi bulanıyordu. Yüzünü ellerine gömüp derin bir nefes aldı. Kendisi ile başbaşa olduğu şu odada bile utançtan kıvranıyordu. Yanlış bir şey daha yapmaktan Allah'a sığınan Mahir, sabah olur olmaz ablası Esma ile konuşup bu işi kökten çözmeye karar verdi.

***

Esma, Mahir'in bir sıkıntısı olduğunu fark ediyordu. Köy evinde, ailecek yaptıkları kahvaltıda normalde yediğinin aksine azıcık yemişti ve tuhaf bir biçimde Tarık ile baş başa kalmaktan kaçıyor, hatta göz göze gelmekten bile çekinir gibi görünüyordu.

Esma, baş başa kaldıkları ilk anda, Mahir’e neler olduğunu sormaya karar verdi. Konu özel bir mesele olabilirdi; Mahir evlilik yaşına gelmiş genç bir adamdı. Belki de gönlüne düşmüş biri vardı. Eğer öyleyse kardeşinin mutlu olması için elinden geleni esirgemezdi.

Tarık çocukları öğlen uykusuna yatırmaya gittiğinde eline iki fincan çay alarak kamelyaya, Mahir'in yanına gitti. İşin tuhaf yanı Mahir de onu bekliyor gibi gözüküyordu.

"Hah abla geldin mi?"

Esma’nın beni mi bekliyordun demesine fırsat vermeden gözleri evin kapısında, konuşmaya devam etti genç adam.

"Tarık abim nerde, çocukların yanında öyle değil mi? İki bardak getirmişsin?"

Esma anlayışla tebessüm ederek konuştu.

"Sakin ol Mahir, bir hallerin var görüyorum da çözemiyorum. Tarık’la aranızda ne var sizin?"

Mahir derin bir nefes alarak masanın üzerine koyduğu ellerine indirdi bakışlarını. Söylemesi lazımdı, söyleyecekti ama nasıl, onu bilmiyordu işte.

Vakit kazanmak için çayından bir yudum alarak ablasına baktı.

"Abla konu ben ve abim değil maalesef ama onunla da ilgili. Nasıl anlatılır inan bilmiyorum. Ben bir hata yaptım, şimdi de işin içinden nasıl çıkarım hiç bilmiyorum, anlatması bile zor."

Esma, kardeşinin endişeli hallerini görse de büyük bir hata yapmayacağını adı gibi biliyordu.

"En başından başla istersen."

Mahir bakışlarını boşluğa çevirip biraz düşündü. En başı neresi, kestiremiyordu. Bir çırpıda söylemek en kolayıydı.

"Abla, Funda'nın bana ilgisi var. Geçen gün açıkça söyledi bunu."

Esma her şeyi umardı da bunu hiç beklemezdi. Gözleri duyduklarının dehşetiyle açıldı.

Mahir ablasının halini görse de hız kesmeden devam etti.

"Dün gece de evime geldi."

Esma bir anda ayağa fırladı. Evime geldi demek de ne oluyordu. Mahir nasıl bir hataya saplanmıştı öyle. Bunu duymaya hazır mı değil mi bilemiyorken kardeşi devam etti.

"Abla sakin ol, o gelince ben gittim. Evde beraber kalacağımı düşünmedin herhalde."

Yutkundu kadın. Tepesinden kaynar sular boşalmış gibi hissediyordu. Usulca yerine otururken konuştu.

"Bana onu kabul ettiğini söyleme nolur."

Sesi yalvarır gibi çıkmıştı. Mahir ablasını rahatlatmak ister gibi hızla karşılık verdi.

"Yok abla, yemin ederim aklımdan bile geçmez. İlk günden beri etrafımda dönüp durdukça abla diyorum, görmezden geliyorum. O gün açık açık söyleyince de tersledim. Kapat bu konuyu dedim."

"Gece geldi diyorsun?"

"Geldi, üstü başı perişandı, alkol de almıştı belli ki. Git desem gidecek hali yoktu. Abimi aramaya utandığım için ben gittim evden. Bu konuyu bir daha açma diye kapıya da not yazdım ama..."

Esmanın algıları iyice zayıflamıştı. Duyduklarını sindirmek ister gibi sordu.

"Ama?"

Mahir anlatırken o anı tekrar yaşıyormuş gibi ruhu daraldı. Bu konu ablasına nasıl anlatılırdı ki!

"Ama şimdi de telefon numaramı bulmuş. Mesaj atıp duruyor." Kısa bir an ablasına bakıp başını tekrar öne eğdi. “Bir de uygunsuz fotoğraflar.” Esma hiddetle bir kez daha ayaklandı. Bu kadının hiç sınırı yoktu anlaşılan. Kardeşini ona yem edemezdi ama öncelikle bilmesi gereken tek bir şey vardı. Alacağı cevaptan korksa da samimiyetle sordu.

"Mahir bana doğruyu söyle, çekinmene mahcup olmana gerek yok. Eğer sen de ona karşı bir şeyler hissediyorsan bilmem gerek."

Mahir aniden gelen soru karşısında duraksadı. Bir insan birinden hoşlandığında nasıl hissettiğini bilmiyordu ki. Kadının sırtında bıraktığı sıcaklık hissi nefsine hoş gelmişti belki, ama bu neyi ispat ederdi? Teni ilk kez yabancı bir kadına öylesine yakın oluyordu.

Genç adamın suratında dolanan kara bulutlar ablasını yenilgiyle sandalyeye geri oturttu. Hiç dili varmasa da bir kez daha ısrar etmek zorundaydı.

"Birini severken hatasız ya da kusursuz diye sevmeyiz. Bana dürüstçe cevap ver Mahir, onu seviyor musun?"

İşte bu sorunun cevabını biliyordu genç adam. Kadını asla sevmiyordu, ona dair tek bir olumlu hissi bile yoktu.

"Hayır abla, yemin ederim sevmiyorum. Hatta tiksiniyorum.”

Esma duyduklarına sevinse de tam olarak içi rahat etmiyordu. Konu çok ince bir çizgi üzerindeydi. Kocasının ailesi ile ilişkileri zaten pamuk ipliğine bağlıyken bir de bu konunun ortalığa saçılması çok can sıkıcı olabilirdi.

"Tamam o zaman. Açıkçası seviyorum desen aranızda duracak değildim ama güzel bir haber olmazdı benim için. Şimdilik bu konu aramızda kalsın, Tarık’a yansıtmadan çözmenin bir yoluna bakalım, olur mu?"

"Abla zaten ne diyeceğiz abime, öylece konuşulur bir konu değil ki bu."

Esma hak verdiğini belli etmek için başını salladı. Bir yandan da çözüm yolu bulmak için beynini zorluyordu.

Aklına gelen fikir ile birden yüzü aydınlandı.

"Buldum!"

Ablasının heyecanı genç adama yansıyınca tebessüm ederek sordu.

"Hayırdır abla, söyle ben de bileyim."

Esma yerinde kıpırdayıp oturuşunu dikleştirdi. Işıl ışıl gözlerini kardeşinin gözlerine dikti.

"Seni evlendireceğiz!"

Bölümler