MyStoryBölüm 5 / 12

Bölüm 5 / 12

5. Gönül İşi

​Mahir, kızın elinde tabak üstüne üstüne gelmesiyle ne yapacağını bilememişti.

​Allah'tan kız başını yerden kaldırmıyordu da panik halini görmüyordu.

​Bir kendisine gittikçe yaklaşan kıza, bir de sırıtarak onları izleyen kadınlara baktı. Onlar böyle bakarken ne yapacağını düşünüyorlardı ki? Utanarak yere eğdi başını.

​Kız iyice yaklaşınca ayağa kalktı. Belli ki hanımlar konuşsunlar diye plan yapmıştı.

​Kendisi kızı görmüş, beğenmişti zaten. Tekrar bakıp utandırmaya gerek yoktu.

​Biraz da kız rahatça baksın diye başını hiç kaldırmamaya karar verdi.

​Önüne doğru uzatılan tabağı da iyice yaklaştığında fark edebilmişti bu yüzden.

​Günay, varlığıyla hiç ilgilenmeyen adama kalbinden içerledi.

​Tamam, yılışsa daha rahatsız olurdu muhakkak; ama insan yanına gelmiş kıza bir "Hayırdır?" olsun demez miydi ya!

​Elinde tabak kalakalmıştı öyle. Gözleri dolu dolu olunca öfkeyle tabağı daha da uzattı bu kez:

​"Yengem, 'Bunlar pişsin, tuzuna bakalım' dedi."

​Tabak el değiştirmeyle arkasını döndü. Az evvel pişene kadar bekler, en azından tanışırız diyordu.

​Ama adam öyle ilgisizdi ki bir saniye daha durmak gelmedi içinden.

​Onu beğenmeyeni, o hiç beğenmezdi. Kısmet değildi demek. Biriken gözyaşlarını geri yollayıp saklanmak ister gibi tekrar çocukların yanına çöktü.

​Mahir, kızın sert çıkan sesini beğenilmemesine yorunca bütün tersliklerin üst üste geldiğini düşündü.

​Kız da haklıydı. Kir pas içinde gözüküyordu. İki dakika dursa belki konuşurlardı. Öyle bir hışımla uzaklaşmıştı ki zaten ne desin, ne yapsın bilemeyen çocuk arkasından bakakalmıştı.

​Pişen köfteleri ablasının masasına götürüp soru sormalarına fırsat tanımadan ateşin başına döndü.

​Konuşacak ne vardı? Kız zaten bütün gün yüzüne bir kez bile bakmamış, ablasıgillerin yaptığı emrivakiye bile iki dakika katlanmamıştı.

​Bir el boğazını sıkar gibi nefessiz kalınca kendini tuhaf hissetti. Ne vardı bu kadar abartacak, anlamıyordu. Üç çocuğu ile onu baş başa bırakıp terk etmiş değildi ya.

​Böyle içerlemeye hakkı yoktu. Ama işte iki dakika bile vermeden çekip gitmesi oturmuştu içine. Bir de azarlar gibi çıkmıştı sesi.

​Beğenmediyse de beğenmemişti. Emrivakiyi yapan Mahir miydi ki azarlıyordu?

​İyice içine büzüştü adam. Evlilik yolunda ilk tecrübesi fena halde can yakıcı olmuştu. İlk günden beri diline dolanan "Bir bakışa, bir gülüşe aldanmamalı" sözü suratına suratına çarpıyordu şimdiden.

​Kız ne bakmıştı, ne gülmüştü. Ama arkasını dönüp giderken yine de kalbi yerinden sökülür gibi olmuştu.

​İmtihan mıydı bu? Yoksa ah mı almıştı? Mahir de bakmamıştı, hiç gülmemişti. O zaman neyin bedelini ödüyordu ki?

​Derin derin soluyup nefessizlikten yanan içini serinletmek istedi. Az evvel nasıl olsa beğenmez demişti de, şimdi emin olunca içine düşen ateş kolayla serinleyen cinsten değildi.

​Çok geçmeden yanına gelen abileri ile biraz dağıldı aklı.

​Halime de Esma da olanlardan hiçbir şey anlamamıştı. Konuşsun diye yolladıkları kız bir saniye beklemeden ayrılmıştı genç adamın yanından. O zamandan beri de ikisinin yüzünden düşen bin parçaydı.

​Yemek yendikten sonra yoldan geldiklerini bahane edip hızlıca evlere dağılmaktan başka yapacak bir şey kalmamıştı maalesef.

​Bu günü hiçbiri böyle hayal etmemişti.

​Çocuklar uyuyup etraf sakinleştiğinde Halime, Günay'ın kullandığı odaya girdi.

​Biraz evvel Esma kardeşiyle konuşmak için telefonu eline almış, sonucu da Halime'ye haber etmişti.

​Mahir, "Benim için uygun; ama kız benden hoşlanmadı sanırım, ısrar etmeye gerek yok" derken sesli sesli yutkunup hüznünü bastırmaya çalışıyordu.

​Ablası yüzünü görmediği için başarılı da oluyordu neyse ki.

​Günay için durum biraz daha zordu. Halime ne düşündüğünü sorduğunda oğlanı beğenmediğini, içinin ısınmadığını söylerken gözyaşlarını tutamamıştı.

​Çünkü asıl, adamın kendisini beğenmediğini düşünüyordu ve kendi olumlu konuşup adam istemezse fena halde gururu incinirdi.

​Halime o gözyaşlarını bulunduğu müşkül duruma yorup bir gram bile ısrarcı olmadı:

​"Sakın kendini hiçbir şeye mecbur hissetme. Biliyorsun, ben ailenin kötü geliniyim. Senin için daha kötü bile olurum gerekirse. Kemal amcan ve ben hayattayken kimse seni istemediğin şeylere zorlayamaz. Meryem, Rumeysa neyse sen de o'sun bizim için." deyip sımsıkı sarıldı genç kıza, sonra da dinlenmesi için yalnız bıraktı.

​Geçen birkaç günün ardından Günay, amcasına okulu açılana kadar çalışmak istediğini söyledi.

​Kemal yeğenini kendi şirketine alırdı da etraf hısım akraba ile doluydu, kız rahat edemezdi. Bu durumda geriye en güvendiği Tarık'ın şirketi kalıyordu.

​Tarık teklifi memnuniyetle kabul etti. Aynur Hanım'a asistan olur, hem mesleği için aşinalık kazanırdı genç kız.

​Böylece Günay, şirket sahibini Esma'nın kocası zannederek işe başladı.

​İlk günler oldukça heyecan verici geçmişti. Aynur Hanım işinin ehli, oldukça disiplin sahibi bir kadındı ve onun ritmine uymak her babayiğidin harcı değildi.

​Neyse ki Günay yorulmak bilmiyor, genç zihni her söyleneni havada kapıyordu.

​Aynur Hanım üç saat sonra imalathanedeki ustabaşının da katılacağı haftalık durum değerlendirmesi toplantısını yapacaklarını söylediğinde yine çok sevindi.

​İşin mutfağı her zaman ilgisini çekmişti. Şimdilik bilgisayar başında idare etse de gerçek bir mimar olduğunda her şeyi görmek, dokunarak tasarlamak istiyordu.

​Saat gelip not defteri ve tabletiyle Aynur Hanım'ın peşine takıldığında büyük toplantı salonuna geçtiler. Neredeyse bütün sandalyeler doluydu. Aynur Hanım ona masanın sonunda boş bir yeri gösterip kendisi ilerideki yerine oturdu.

​İki yanındaki arkadaşlarına selam verip usulca yerleşti genç kız. Bu ilk şirket toplantısıydı. Heyecan ve merakla konuşulacakları beklerken ajandasına karakalem bir şeyler çizerek vakit geçirdi.

​Mahir, kendisini beğenmediğini söyleyip konuyu kapattıran kızın kendi şirketlerinde işe başlayacağını duymuştu çoktan.

​Tarık, Kemal abi'nin yeğeni için Aynur Hanım'ın asistanlığını düşündüğünü söylediğinde ne tepki vereceğini bilememişti.

​Kız üzerini bir çırpıda çizip atmamış gibi bir de şirkette işe başlıyordu.

​"Küçük hanım rahatsız olmazsa ben hiç olmam" diye düşünüp sessizliğini korudu.

​Yine de kaç gündür yapılması gereken toplantıyı erteleyip duruyordu karşılaşmamak için.

​Kaç gündür gözlerinin önünden gönderemediği kapkara gözler şimdi kanlı canlı karşısında olunca tepki vermeden profesyonel davranmak nasıl mümkün olabilirdi?

​Odasında volta atıp durmayı bırakarak derin bir nefes verdi.

​Mahir bu değildi. Bir bakışa, bir gülüşe kapılmamak için verdiği söz orada öylece duruyordu.

​Ablası evlenmek niyetiyle bakmasını söylemese hiç oralı olmazdı. Öyle söyleyince kalkanlarını indirmiş, o gülüşün içine akmasına izin vermişti.

​Ama şimdi kız herhangi biri olmuştu tekrar.

​Mahir kıymetini bilip kıymetlisi olacağı helalini bekliyordu. O kızı da Allah sahibine bağışlasındı artık.

​Ablası evlilik niyetiyle bak deyince öyle gözünde büyütmüş, beğenilmeyince de bir miktar üzülmüştü.

​Şimdi gidecek ve o kızın aslında umrunda olmadığını kendine gösterecekti.

​"Bismillah" deyip kendini dışarı attı. Hızlı adımları alt kattaki geniş toplantı salonunu bulduğunda çoğu kişi gelmişti zaten.

​Gözlerine onu aramaması komutunu verip orta yere bir selam bırakarak yerine oturdu.

​Gayet iyi idare ediyordu şimdilik. Bir ara ayağa kalkıp ekranda dönen görüntülerle ilgili konuşması gerekti.

​Onu da yakınındaki ustabaşı ve Aynur Hanım'a bakarak halletti.

​Sahi, kız Aynur Hanım'a asistan olmuştuysa yanında oturması gerekmez miydi?

​Kendisine hiç lazım olmayan bu bilgiyi merak etmeyi kenara bırakıp toplantıya odaklandı.

​Oldukça verimli bir toplantı olmuştu. Yani en azından elini sıkan ustabaşı öyle söylüyordu.

​Eşyalarını toparlayıp çıkacağı zaman Aynur Hanım onu durdurdu:

​"Mahir bey, asistanımla tanıştırayım sizi. Geleli birkaç gün oluyor ama siz şirkete gelmediğiniz için bugüne kaldı."

​İşte ilk sınavı önüne gelmişti. Bir saniyede yaptığı hesaplama henüz hazır olmadığını hissettiriyordu.

​"Aynur hanım, şimdi önemli bir iş için ofise geçmem gerekiyor. Yarım saat kadar sonra gelseniz, orada tanışsak olur mu?"

​Aynur Hanım memnuniyetle kabul edip adama müsaade ederek, gittikçe boşalan salonda kıpırtısız oturan asistanının yanına geldi.

​Kız varlığından habersiz gibi boş boş bakıyordu. Parmağını şıklatıp dikkatini çekmeye çalışınca uykudan uyanır gibi irkildi:

​"Affedersiniz, dalmışım."

​"Evet, fark ettim. Birazdan tanışma için Mahir beyin ofisine çıkacağız. O zamana kadar topla kendini, kahve falan iç. İş yerinde ciddiyetsizlikten hazzetmem."

​"Zeki kız ama çok tecrübesiz" diye düşünüp salondan çıkarken ardında bıraktığı kızın dağılmış halini ilk toplantıya yormuştu.

​Günay, kaç dakikadır nefesini tuttuğundan emin değildi. Aynur Hanım'ın şıklattığı parmakla hipnozdan uyanır gibi olmuştu.

​İşle güçle kendini oyalayıp zihninin kuytusuna gömdüğü adam orada filizlenip sarmaşık olmuş, her yeri kaplamıştı sanki.

​Adamın Esma'nın kuzeni olduğunu biliyordu ama ne iş yapar hiç sormamıştı. Tarık Bey gelip gidiyor, önemli belgeleri o imzalıyordu.

​Hızla elindeki tabletten şirketin web sitesine girdi. Adam kurucu ortaklardan biriydi ve tasarım ekibini yönetiyordu.

​Bakışları takım elbiseli fotoğrafına kaydı bir anda. Piknikteki salaş halinden ne çok farklıydı!

​O her şeyi yerine göre beğenen biri olmuştu. Pikniğe süslü gelip kasıntı dursa hiç hoşuna gitmezdi.

​"Öyle gelseydi keşke" diye geçirdi içinden. Görünüşte kız adamı reddetmiş ama asıl reddeden soğuk tavrıyla adam olmuştu.

​Yanağına süzülen iki damlayı öfkeyle sildi. Bu kadar üzülecek ne var, anlamıyordu. Gönül işiydi bu, herkes onu beğenecek diye kural mı vardı?

​Adam yüzüne bakmayıp umursamaz davranarak en az yaralayacak şekilde istemediğini belli etmişti.

​Belki de ablasının zoruyla gelmişti pikniğe. İstemediğini belli etmek için öyle salaş giyinmişti. "Ah!" diyerek elinin ayasını alnına geçirdi.

​Bu ihtimali hiç düşünmemişti. Adamın ta en başından gönlü yoktu ki. İyi ki erkenden anlamıştı da yanında kalıp konuşmaya çalışmamıştı.

​İçten içe minnet duydu adama. Durumu herkes için en zararsız şekilde çözmüştü demek. Yalnız, ilk günden reddedilmekten olsa gerek, kızın kalbinde ufak bir sızı kalmıştı.

​O da zamanla geçerdi elbet.

​Üstelik şimdi aynı çatı altında çalışacaklarsa geçmek de zorundaydı.

​Acilen tavırlarına çeki düzen vermek için kendini uyardı. Ne olduysa olmuş, herkes için geride kalmıştı artık.

​Belki abdest alsa biraz ferahlardı.

​Bu düşünceyle lavaboya ilerlediğinde katlı kollarını indiren Mahir'le karşılaştı.

​Kızı görünce adam da duraksamıştı bir an. Aynur Hanım'a söylediği önemli işi olan namaz için abdest tazelemek istemişti.

​Kızı burada görmeyi beklemese de artık normale dönmeleri gerekiyordu.

​Madem karşılaşmışlardı, bu işi bir an evvel çözeyim diye en buyurgan sesiyle, kızın yüzüne bakmadan konuştu:

​"Beni takip et!"

Uygulamada reklamsız oku