Bölüm 4 / 6
Berçem'in Gelişi
Berçem derin bir nefes aldı. “Doğru. Burada kalırsa şimdi anlamaz ama zamanla anlar babası tarafından istenmediği. Fırat Ağa istemiyor görmüyor bile. Eğer bizimle gelirse ona gözümüz gibi bakarız. Benim yanımda büyür. Hem ablamın büyüdüğü ev orası.
Asude Hanım uzun uzun Berçem İn yüzüne baktı yavaşça başını salladı. “Peki. Birde adı baran olsun fırat ve berfin bu ismi düşünmüşlerdi dedi. Berçem baran ismini duyunca birde ablasının istediği isim olduğunu duyunca gözyaşları kendiliğinden aktı. Asude hanım berçem Kızım ne zaman isterseniz gidebilirsiniz. Ben de gideyim Sevde hanımla konuşayım Sen git, torunu mu hazırla Ama bil ki kapımız her zaman açık. Ben zaten sık sık ziyarete gelicem ihtiyacın olursa ne zaman istersen arayabilirsin beni. Deyince berçem başını olumlu yönde sallayıp odadan çıktı.
O gün öğleden sonra, konağın avlusunda sessiz bir hazırlık başladı. Sevde Hanım küçük çanta hazırladı, bebek için birkaç parça zıbın, battaniye, Berfin’in kokusunun sindiği bir yazma. Berçem bebeği kucağına alırken, minik parmakların kendi parmağına dolandığını hissetti. O anda içinden bir fırtına koptu ama geri adım atmadı.
Fırat o sırada üst kattaki Terastan sessizce izliyordu Çocuğun götürüldüğünü biliyordu ama ne gidip engelledi ne de bir şey söyledi. Sadece gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. İçinde hâlâ acı vardı, hâlâ kabul etmemişti. Kader bebek gitmeden sarılıp öptü kokladı yeğenini Abisi olmasaydı o bakardı ama abisi bebeğin varlığını kaldıramıyordu. Kaderin elinden de birşey gelmiyordu hem babasıda böyle uygun görmüştü.
Berçem, annesiyle avludan çıkarken arkasından sadece asude Hanımın duası ve kader'in ağlaması yükseldi. “Allah seni de onu da korusun kızım.
vardıklarında babasının evinin avlusunda yengesi ve abisi onları karşıladı taziyede hemen sonra abisi Civan ve babası dönmek zorunda kalmıştı şimdi civan eşi ranayla Annesini ve kız kardeşini karşılıyordu. Avludan içeri geçtiler berçem bebeği alıp odasına götürdü orada ilk kez huzurla uyudu.
Berçem de geceleri onu kucağına alıp ninni söyleyerek büyütmeye başladı. Zaman ağır ağır geçti. 6 ay boyunca Berçem, o minik yavruya hem anne hem teyze olmuştu. İçindeki acı, sabırla yoğruldu.
Aradan geçen 6 ay neredeyse bir hafta gibi geçmişti.
Bu sırada Dağlı Konağı’nda hayat yavaş yavaş normale dönüyordu. Fırat, yasın ve acının içinden çıkıp ayağa kalkmaya başlamıştı. Önce işleriyle ilgilenmeye başladı, sonra evin işlerine.
Artık odaya kapanmıyor, avluya çıkıp insanlarla konuşuyordu. Ama her akşam güneş batarken, içi yanıyordu; bir zamanlar yüzüne bile bakmak istemediği o çocuk, şimdi uzaklarda büyüyordu.
Berfinin yokluğu ve acısı onu bambaşka bir insana çevirmişti. Sinirli tahammülsüz sert öfkeli bir adam olmuştu
Bir akşam, Asude Hanım ona sessizce, “Fırat, Berfin’in emaneti yılmaz konağın da Berçem sahip çıktı. Sen de kendini toparladın. Belki bir gün gidip görürsün,” hatta getirirsin ne dersin dedi.
Fırat o an başını önüne eğdi. Gözlerinde pişmanlıkla birlikte bir umut da vardı. “Belki… Belki bir gün,” diye fısıldadı.
Dağlı Konağı’nda yasın siyah örtüsü yavaş yavaş kalkıyor, yerini ağır bir sessizliğe bırakıyordu.
Fırat, ilk zamanlar Berfin’in yasını tutmak için kendini bazen odasına bazende çiftlik evine kapatıyordu. Ama geceleri hâlâ yalnız kalıyor, duvardaki fotoğrafa bakıp derin nefesler çekiyordu.
O hafta konağın baş odasında aşiretin ileri gelenleri toplandı. Davut Ağa, Şeref Bey, iki amcaoğlu ve Selim Bey bir aradaydılar. Ağır bakışlar Fırat’ın üzerinde geziniyordu. En son sözü Davut Ağa aldı:
“Fırat Ağa,” dedi tok bir sesle, “acını biliyoruz. Hepimiz üzüldük. Ama bu aşiret sahipsiz kalmaz. Çocuğun Yılmazların yanında büyüyor, sen burada kendini her şeye kapatmışsın, Ağalık böyle yürümez Senin toparlanman, hem emanete hem aşirete sahip çıkman gerek.”
Şeref Bey de araya girdi: “Eskiden feyyaz Ağa’nın oğlu Berat seninle bir sofraya oturamazdı. Şimdi herkes senin zayıf düştüğünü konuşuyor. Ağalık Berat’a kalacak diyorlar. Sen istemezsin ama bu işin şakası yok. Kendine gel evlat.”
Selim Bey ağır ağır bastonuna yaslandı. Gözleri oğluna dolu dolu bakıyordu. “Oğlum,” dedi kısık ama sert bir sesle, “ölenle ölünmüyor. Berfin’i toprağa koyduk, Allah rahmet eylesin.
Ama hayat devam ediyor. Çocuğun orada, sen burada. Bu böyle gitmez. Eğer ağalık yapmak istemiyorsan bana bir şey söylemek düşmez zira ağalık zorla yaptırılmaz, ama yok, ağa benim ben varken kimseye söz düşmez diyorsan, toparlan kendine gel. Ağalık yapmak kolay değil.”
Fırat başını öne eğdi, dişlerini sıktı. “Baba…” dedi, sesi kısıldı, “ben yaşıyorum daha ölmedim ağalığı o sarhoş berata asla bırakmam. Bebeğe gelince ona bakacak gücü bulamıyorum. Bebeği kucağıma alırsam…” sustu, gözleri doldu.