MyStoryBölüm 5 / 6

Bölüm 5 / 6

Fırat Ağa'nın Dirilişi

Selim Bey elini oğlunun omzuna koydu. “Evlat, sen gücünü bulmazsan, düşman gücünü gösterir. Davut Ağa’nın oğlu Berat sabırsız. Bu aşiretin ağası olmak için fırsat kolluyor. Senin durduğun yerde durmak, ona yol açmak demektir.”

Odada bir sessizlik oldu. Aşiretin ileri gelenleri birbirine bakıp başlarını salladılar. Bu aşiret yanındadır. Sen ayağa kalkarsan, herkes ayağa kalkar.” Fırat ise ellerinin arasına yüzüne kapattı; 6 aydır ilk defa, içinden bir umut ışığı yükseliyordu. Aşiretin ileri gelenleri birer birer dağıldı,

O sırada kapı hafifçe aralandı. İçeri Kader girdi; üstünde kahve rengi işlemeli uzun boylu bir elbise uzun saçları kahve rengi saçları örtünün altında hafif dalgalı yüzünde hem öfke hem özlem. Abisine doğru yürüdü. “Abi,” dedi, sesi titreyerek, “ben yeğenimi çok özledim. Ne olur getir onu. Onun kokusunu, gülüşünü özledim. Yengemin emaneti o. Sen böyle uzak durdukça biz de yüreğimizden uzak kalıyoruz. Onu geri getir.

Fırat, kardeşinin bu sözleri karşısında sustu. Bir an gözleri doldu, sonra yavaşça başını kaldırıp onlara baktı. Gözlerinde ilk defa buğulu bir kararlılık vardı. “Ben…” dedi, “ben toparlanacağım. Ama bana biraz daha zaman verin. O çocuk… Berfin’in emaneti. Onu Yılmazlar Dan alıp getireceğim. Ama önce yüreğimi hazırlamam lazım.”

Selim Bey derin bir nefes aldı. Bu aşiret yanındadır. Sen ayağa kalkarsan, Kader usulca yanına sokulup onun elini tuttu. “Abi,” dedi fısıltıyla, “ben de yanındayım. Yeğenimizi geri getireceğiz, söz mü?”

Fırat kardeşinin elini sıktı. “Söz,” dedi. “Onu geri getireceğim. Hem onu, hem kendimi.”

Konağın avlusuna sabah güneşi vuruyordu.6 ay boyunca yılmaz konağın ’da, Burhan Bey’in evinde kalan Baran o gün Dağlı Konağı’na dönecekti. Fırat, Kader’i yanına almış, arabayı hazırlamıştı. Kapıda bir telaş vardı; konakta herkes Baran’ının odasını hazırlıyordu.

Yılmaz konağına gelen Fırat ve Kader Burhan Beye baranı almak istediklerini haber vermişlerdi Berçem’in yüreği ise koca bir yangın yeriydi. 6 ay boyunca kollarında büyüttüğü, her gece ninniyle uyuttuğu o minicik Baran şimdi ondan alınacaktı.

Ablasının son emaneti, ona tutunarak hayatta kaldığı tek sebep elinden kayıp gidiyordu. Kollarında Baran, kapının önünde dikildi, gözleri doldu.

“Gitmeyecek!” dedi çatallaşan sesiyle. “Baba nolur gitmesin! Ben bakarım ona! Baran’ı bırakmam.”

O anda Burhan Bey ağır adımlarla ortaya çıktı. Yüzünde soğuk bir ifade vardı; aşiretin, geleneklerin ağırlığı taşıyordu sesini. “Kızım,” dedi sert bir sesle, “bu çocuk senin değil. Bu çocuk Fırat’ın oğlu, ablanın emaneti. Biz engel olamayız bu zamana kadar baktık yine bakarız ama onun yeri babasının yanıdır.

Berçem gözyaşlarıyla babasına döndü. “Baba… Ne olur verme. Ben ona çok alıştım. Baran da bana alıştı. Her sabah bana ‘sevdiğiyle’ bakıyor. Ne olur bırakma, gitmesin.”

Burhan Bey kızının gözlerinin içine uzun uzun baktı. Sonra tok bir sesle konuştu: “Eğer bu bebeğe annelik yapmak istiyorsan yol bellidir. Fırat’la evlenirsin. O zaman kimse bir şey diyemez, hem Baran’a annelik yaparsın. Hem de ayrı kalmamış olursun. Aksi hâlde bu bebek bu kapıdan çıkacak.”

Bu söz Berçem’in yüreğine hançer gibi saplandı. Mehmet’in yüzü bir an gözlerinin önünde belirdi. İstanbul’da çalışıyordu, nişanlıydılar. Hayaller kurmuşlardı. Şimdi ise babasının önünde, kollarında bir bebek, kulaklarında “Fırat’la evlenirsin” sesi…

Berçem kollarındaki Baran’a baktı. Küçük eller boynuna dolanmış, gitmek istemiyormuş gibi sıkıca sarılmıştı. Dudakları titredi. “Baran…” dedi fısıltıyla. “Seni bırakmak istemezdim.”

Kader arabadan inip Berçem’e yaklaştı. “Abiim… bekliyor arabada Biz Baran’ı çok özledik ve Artık babasıyla yaşasın istiyoruz biz ona senin gibi bakarız aklın kalmasın Annem var ben varım merak etme.

Uygulamada reklamsız oku