MyStoryBölüm 3 / 12

Bölüm 3 / 12

3. bölüm

Telefonun çalma sesine uyandığımda öğle saatlerini çoktan geçmişti. Kimin aradığını göremesem de telefonu açtım. Karşıdan gelen ses, dünyalar tatlısı Sevgi annemin sesiydi.

Sevgi anne, çocuk esirgeme kurumunun gönüllü annelerinden biriydi. Onu çok severdim; onun şefkati çocuk yüreğimin en derinlerinde gizliydi.

Kurumda sorumlu ekibin dışında Sevgi anne gibi birçok gönüllü annemiz vardı. Onlar, kurumun soğuk ekibi gibi bu durumu sadece bir iş olarak görmedikleri için bize gönülden davranırlardı. Çok ağladım koynunda. Sesi, günümü ışık gibi parlattı.

​"Neva yavrum! Nasılsın güzel kızım? Çok özledim, hani gelecektin?" dedi Sevgi anne.

​İçim pır pır oldu, sesi ılık ılık içime aktı. "Ben de seni çok özledim Sevgi annem. Çok yoğundum, gelemedim ama söz, en kısa zamanda gelip dizlerinde yatacağım."

​Sevgi anne: "Gel yavrum, arayı çok açtın bu sefer. Hatta Aslı ile konuştuk; senin sürekli bahane uyduracağını, emrivaki yapmamız gerektiğini söyledi. Perşembe günü bendesiniz. Sana bir sürprizimiz var."

​"Tamam annem, gelirim," deyip telefonu kapattım. Aslı, kurumdan en yakın arkadaşım. Geçen sene iş yerinde tanıştığı Ilgaz ile mutlu bir evlilikleri var. Aslı benden iki yaş daha büyük; onu da benim gibi kurum kapısına bırakıp gitmişler.

İkimizi de hırçın olduğumuzdan mı yoksa şansımız olmadığından mı bilemiyorum, evlatlık alan olmadı. İnsanlar evlatlık alma konusunda artık eskisi kadar istekli değillermiş, bunu bir makalede okumuştum. Belki de hayat gerçekten çok pahalı olduğu için ya da birinin sorumluluğunu almak meşakkat istediğinden artık pek evlat edinmek istemiyordur insanlar.

​Akşam yine vaktinde ulaştığım işime dört elle sarılıyorum. Grup içeriğimiz; gitarda Kerem, basgitarda Can, bateride Okan ve solist Nev... Çok uyumlu, çok sevilen bir grup olduk. Grup adımız: Eksik Nota. Azıcık, biraz namımız var bu âlemde.

​Günler rutin bir şekilde devam ediyor. Bu arada çıkışta artık korumalardan biri eve bırakıyor beni. Bunun için Aykut Bey'e gerçekten minnettarım.

Perşembe günü öğle sularında uyandım; bugün benim izin günüm. Hafta sonları, özellikle cuma ve cumartesi akşamları gece hayatının en hızlı olduğu günler; o yüzden ben bir gün öncesinden izin yapıp enerji depolamak için perşembe gününü seçiyorum. Ve tabii ki bugün randevum var, Sevgi anneme gideceğim.

Hızlıca hazırlanıp çıkıyorum evden. Nasılsa Sevgi anne "Şunu da ye, bunu da ye," diye bir ton hazırlık yapmıştır. Saat iki gibi Sevgi annemin evine vardığımda Aslı çoktan gelmişti.

Güzel bir masa hazırlamışlar; hasretle sarılıyoruz. İkisi de yumoş yumoş... Hasret giderdikten sonra sohbet muhabbet konu sürprize geliyor.

Evet... Aslı hamileymiş! Gerçekten çok mutlu oldum, teyze oluyorum. Aslı gerçekten çok güzel bir anne olur; bence bebeği çok şanslı. Biz aile sevgisi, dahası anne sevgisi alamadık belki ama aile olmanın kan bağı ile değil can bağı ile nasıl olduğunu birlikte öğrendik. Ve tabii Sevgi annemiz bizi sarıp sarmaladı. Düştük, o koştu; o öptü acıyan yerlerimizi.

Sevgi annenin çocuğu olmamış; çocuk olmadı diye eşi onu terk edip başka bir kadınla evlenince o da ortada kalmış. Uzunca bir dönem kadın sığınma evlerinde yaşadıktan sonra iş bulup hayatını düzene sokmuş. Çok şirin bir örgü-yün işleri atölyesi var. Hem örgü için gerekli malzemeleri satıyor hem de el örgüsü ürünler yapıp satıyor. Küçük bir tuhafiye gibi.

Sevgi annem ve Aslı'ya yaşadığım olayları detayları ile anlattım. İkisi de benim için çok endişelendiler. Aslı'nın o yüzündeki tanıdık koruyucu ifade yerine yerleşti.

​Sevgi annem: "Kızım, böyle adamların öfkesi aslında korkularındandır. Kardeşini koruyamadığı için kendine kızıyordur. Sen yine de dikkat et; onların o pırıltılı dünyası bizim gibi küçük dünyaları olan insanları yorar."

​Aslı: "Valla Sevgi annem haklı ama şu adamın yakışıklılığına dikkat çekmeden geçemeyeceğim. Magazinlerin bayağı ilgi odağı bu adam ama bakışları buz gibi... Ne yani, şimdi bu adam senin peşinde mi?"

​"Aslı, ya ne yakışıklısı Allah aşkına! Ben ne diyorum, sen ne anlıyorsun? Adam diyorum, beni diyorum kaçırdı diyorum. Olaylar toplamında kafana takılan tek soru bu mu yani?"

​İlerleyen saatlerde Ilgaz da bize katıldı. Gülmeli, kahkahalı, şakalaşmalı güzel geçen bir günün geç saatlerine kadar birlikte vakit geçirdikten sonra Ilgaz ve Aslı beni evime bıraktı. Mutlu, huzurlu bir uyku çektim.

​Cuma gündüzleri grup olarak bir saatliğine restoranda canlı müzik performansı veriyoruz. Bu bizim düzenli ek işimiz. Ayrıca nadir de olsa düğünler ya da partilerden ara sıra ek iş alıyoruz.

Buradaki işimiz bitince erken olmasına rağmen kulübe gittik. Çocuklarla aram çok iyi ama Kerem ile daha yakınız. Kerem’in koruyucu tarafı bazen beni çok yorsa da iyi niyetli olduğuna inanıyorum.

Arada dalıp giden bakışlarını yakaladığımda, göz göze gelip ne olduğunu soran bakışlarım ve kafa sallama hareketim stabildir; ama cevap alamıyorum tabii.

Sahne öncesi provalarımızda Kerem sadece müzik ortağım değil; hangi notada nefesimin daralacağını, hangi şarkı sözünde gözlerimin dolacağını bilen tek kişi. Onunla aramızdaki bağ müziğin çok ötesinde.

​Aykut Bey yanımıza pek uğrar oldu. Listelerimizi eskiden biz hazırlardık ama şu an birebir müdahale etmeye başladı. Özellikle çok sevilen, Kerem ile yaptığımız düetlere el atar oldu.

Sahne öncesi provası yaparken aklımıza gelen şarkıları deneriz; uyarsa listemize ekleriz. "Ben Bir Tek Adam Sevdim O da Sensin" şarkısını söyleyip sahneden indim.

​"Aykut abi nasıldı? Bu şarkıyı da listeye alalım mı?" diye sordum. Aykut Bey, önce gözlerini benden kaçırdı, sanki biraz sesi titreyerek: "Nev, sen neyi okursan oku, biz sadece dinleyelim," dedi.

​Kerem'e döndüm: "Aykut abi de bugün çok formunda, bizi şımartıyor," dedim. Ama Aykut Bey'in içinde kopan fırtınaları bilemezdim.

​Sahne saatim yaklaşınca hazırlanmak için odama doğru yol aldım. Aslında burası benim kulisim. Dar, aynası ışıklı ama aynaya iliştirilmiş resim yüzümde güller açmasına sebep oluyor.

Kurumdayken çekilmiş bir kare; Sevgi annemin Aslı ve bana sarıldığı, gülücüklerin sesi yükselen bir resim... Makyaj ve kostüm olayını hallettikten sonra hazırım.

​Sahnede bir taburenin üzerinde oturmak her zaman tercihim oluyor. Sahnede Kerem'in bir ritüel haline getirdiği, sihirli ellerini gitarına dokundurup bir "es" vermesiyle gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım ve şarkıya giriş yaptım:

​"Derdin ne benimle söylesen

Elimden ne geldiyse verdim ya

Söyle daha kim sever gül belalıysa

Eğer yüreğin varsa sev durma

Ben kaçtım kaç kere

Hislerimden öteye

Bana inan

Sen sattın kaç kere

Vurdun attın yerlere

Dayandım inan

Ben sana gelemem gelemem gelemem

N'olur anla"

​Mekânın müdavimlerinin beni dinlediklerinde yüzlerinde oluşan haz, yüzümü güldüren ve kendime olan güvenimi pekiştiren en önemli unsur. Listedeki şarkıları art arda yaşarcasına, bazen de haykırarak seslendiriyorum.

Her şarkıda bir "ben" buluyorum illaki; kendi içimde bir yerlere dokunuyor şüphesiz. Şarkıları sadece seslendirmek değil, yaşamak işte tam benlik.

​Mekânda kolay kolay hırgür çıkmaz. Aykut Bey'in kontrollü olması ve her şeyi bizzat kendisinin takip etmesi bu konuda önemli bir unsur. Gelen müşterilerden özellikle tek gelen kadınlar, "fırsatçı" olarak nitelendirdiğimiz erkekler tarafından asla kaçırılmaz.

Bir erkek bir kadını rahatsız ediyorsa önce kadının tepkilerine bakılır. Rahatsız ise bu kesinlikle vücut diline yansır; işte o zaman korumaları devreye sokar Aykut Bey. Hatta bir keresinde iki kadın kavga etmeye başladı. Kadınlardan birinin eşi diğer kadını tartaklıyor, "Ben Rizeliyim, karımla kimse tartışamaz!" deyip kadını itiyor. İtilen kadın onların dışarı atılmasını istedi. Aykut Bey hemen müdahale etti.

​Ben kesinlikle dışarı atar diye düşünmüştüm ama o çok akıllıca bir hamle yapıp kadına: "Ben sizin ortamınızı değiştireyim, siz daha rahat eğlenin, onlar da burada kalsınlar. Eğer şimdi ben onları dışarı atarsam dışarıda bağıracaklar ve ben bir de bununla uğraşmak zorunda kalacağım. Lütfen anlayışlı olmanızı rica ediyorum sizden," diye ricada bulundu.

Ortamlarını değiştirdi, kadını VIP dediğimiz kısma aldı. Çünkü onları dışarı attığı anda atıldıklarını hazmedemeyip olay çıkarmaya devam edeceklerdi.

​Gece tüm hızıyla devam ederken biz de aralıklarla sahne almaya devam ettik. Gecenin sonunda artık sahneden son inişimde, yorgun ve bitkin bir şekilde kulise doğru ilerledim. Kapıdan girmek üzereyken Aykut Bey'in peşimden elinde bir bardak su ile geldiğini gördüm.

​"Bugün sesin daha bir dertliydi Nev, bir sorun mu var?" diye sordu. "Yok bir şey abi," diye sorusunu cevapladım. Ufacık biraz suratı buruştu. "Çok yoruldun, hadi bir an evvel hazırlan da çocuklar seni evine bıraksın," dedi. Kısa sürede toparlanıp evimin yolunu tuttum.

Uygulamada reklamsız oku