Yazar Parem
6 Temmuz 2026
Ne münasebet geliyormuş yahu, eşkıya mısınız siz😠

Romantik Dram
AŞK, EN PARLAK IŞIKTA BAŞLAR.
Bazen en parlak Kutup Yıldızı, kendi içindeki imkansızlıktır. Neva, sahnelerin tozunda ve alkış seslerinin arasında kendi gerçeğini aramaktan yorgun düştüğünde, kaderin ona sunduğu oyunla yüzleşmek zorundadır. Sesine sığdırdığı aşk, ona huzur mu getirecek yoksa hayatını geri dönülmez bir şekilde mi değiştirecek? Yıldıztozu, sanatın ve tutkunun sınırlarını zorlayan bu romanda, okuyucuyu hayallerin bedeliyle yüzleştiriyor. Sahnede bir yıldız gibi parlayan Neva'nın, kendi gökyüzünde yönünü bulma mücadelesine tanık olmaya hazır mısın?"
İlk 5 bölüm web'de ücretsiz · toplam 12 bölüm
1. Bölüm
Şafak yeni sökmek üzereydi. Siyahın kızıla, kızılın ışıklı bir pırıltıya döndüğü muhteşem dakikalar... Aslında geceyi severdim ama sabah da ayrı bir güzeldi. Gece çalışıp gündüz uyuyan biri için ikisi de özlemle aranan gece ve gündüz... Çünkü herkes uyurken sen uyanık, onlar uyanıkken sen uykuda.
Hayat hiç adil olmadı bana. Elimde olan sadece çok güvendiğim ve ekmeğimi kazandığım sesim var. Bir çocuk esirgeme kurumunun kapısına bırakılmış şanssız çocuklardan biriyim. Liseye kadar okudum aslında; seviyordum okumayı, hatta hayalim eczacılık fakültesiydi. Ama maalesef olmadı.
On sekiz yaşında kurum, "Ee, artık büyüdünüz, başınızın çaresine bakın," dediğinde sudan çıkmış balık gibi olmuştum ama mecburen toparlanmam lazımdı.
İstanbul'un köhne mahallelerinden birinde bir oda kiraladım kendime. Yakınındaki bir kafede iş buldum. Ufak tefek kazandığımla bazen aç bazen tok, hayatımın garip seyrine daldım.
Kendimi bildim bileli hep kurumun korunaklı duvarlarının arkasındaydım. O yüzden sokakları, insanların gözündeki o gizli hesapları, tebessümlerin arkasına sığınmış o gizli hesapları, iyiliğin altındaki asil kötülüğü okumayı hiç bilmiyordum.
Dünyayı, kafeme gelen müşterilerin küçük gülümsemelerinden ibaret sanacak kadar çaylaktım ve gelecekte üstüme çökecek o karanlıktan habersizdim.
Sanki hayat bana asıl büyük tokadını atmak için kuytuda bekliyordu. Bense; bana yaklaşan o fırtınanın gürültüsüne kulaklarımı tıkamış gibiydim.
Ama o kadar saf, o kadar korumasızdım ki insanların içindeki o derin kötülüğü, üzerime doğru gelen gölgeyi sadece bir sabah ürpertisi sanıyordum.
Şimdilerde ise bir barda sabaha kadar şarkı söylüyordum. Hoş, sarhoş olduktan sonra kimsenin beni dinlediğini düşünmesem de para kazanmak zorundaydım. Ama hayatımda bir sıçrama olsun istiyordum. Destek olacak kimsem yok ama böyle de devam edemezdim. Yalnızlığımı kimsesizliğime katıp ayakta kalmaya çalışıyorum. Yaklaşık bir yıl kadar ne iş bulduysam çalıştım. Yarı aç yarı tok bir şekilde idare ettim ama asla pes etmedim.
Çalıştığım mekândaki rutubet kokusu, ucuz alkol kokusuna ve sigara dumanına karışırken sesim titredi. Sahnede değil de sanki kendi cenazemde ağıt yakıyor gibiydim. Kimse bakmıyordu, kimse duymuyordu. Masaların gürültüsü, kahkahalar ve boş kadeh sesleri arasında sesim bir hayalet gibi süzülüp kayboluyordu. O an anladım; en büyük yalnızlık, kalabalıklar içinde bağırırken kimsenin seni duyamamasıydı.
Sahneden indiğimde parmaklarım mikrofonu kavramaktan kaskatı kesilmiş, yorgunluktan uyuşmuştu. Mekânın ağır kokusunu üzerimde taşıyarak kendimi dışarı attım. Gece ayazı bir tokat gibi yüzüme çarptığında, gözpınarlarımda biriken yaşın bile donduğunu hissettim. Yürüdüm... Sokak lambalarının titrek, sarı ışığı altında kendi gölgemden başka sığınacak kimsem, tutunacak tek bir dalım yoktu. Karnımdaki o bildik açlık sancısı, ruhumdaki o devasa boşluğun yanında neydi ki?
Yorgun ve bitkin bir şekilde evime gitmek için çalıştığım kafenin bulunduğu caddeyi arşınlarken bir vitrin camında yansımamı gördüm. Yüzüm çökmüş, gözlerimin altı morarmıştı ama bakışlarımda hâlâ o inatçı parıltı duruyordu. Kendi kendime fısıldadım: "Bu şehir beni yutamayacak!"
Biraz daha yürüdüm; köşeyi döndükten sonra belki de hiç görmemem gereken bir olaya şahit olmayı beklemiyordum. Donup kaldım. Allah'ım, bu nasıl bir şanssızlık, nasıl bir kader? Oysaki ben sadece hayatta kalmaya çalışan, sefil hayatımı sonlandırmaya bile cesareti olmayan, hayatın kıyısından tutunmuş bir gölgeydim. Bir gölge, bir eziktim işte. Ama bunu asla kimsenin görmesine izin vermezdim. Çok güçlü, çok gururlu bir profilim var dışarıdan bakınca.
Siyah lüks bir arabanın içinden atılan kanlar içindeki adamı görünce donup kaldım. Ne yapmalıyım şimdi? Ne yapılır Allah'ım, bana yardım et! Koştum, dizlerimin üzerine, yanına çöktüm. Bilinci kapalı, ağzı burnu kan içinde, kaşı patlamış... Nabız almaya çalıştım, çok az. Telefonum geldi aklıma. Allah'ım, ellerimin titremesi dursun lütfen, tuşlayamıyorum. Nihayet başarılı oldum. Karşıdan acil servis çalışanının sesi geldi:
"Nasıl yardımcı olabilirim?"
"Adam!.." dedim. "Adamı arabadan attılar. Kan, çok kan var. Nabız yok denecek kadar az, bilmiyorum belki de öldü. Ne yapacağım, ne yapmalıyım?"
"Lütfen öncelikle sakin olmalısınız, derin derin nefes alın. Konumunuzu belirledik, size yardıma gelecek ekip yola çıkıyor. Ama siz sakin olmalısınız. Şimdi bana söyleyin, yaralı nefes alıyor mu? Göğsü inip kalkıyor mu? Yaralıyı tanıyor musunuz?"
"Haa, hayır. Bilmiyorum. Bakamıyorum." Bir an duraksadım. "Evet, evet, kesik kesik nefes alıyor."
"Tamam, kanaması var dediniz. Kanamayı durdurmanız lazım. Yanınızda yaraya bastırabileceğiniz bir şeyler var mı? Yapabilir misiniz?"
"Evet. Hırkam var. Onu kullanacağım. Ben... Ben işten çıkmıştım, evime gidiyordum. Bir araba, siyah lüks, çok lüks bir araba; o arabadan attılar."
"Plakayı gördünüz mü?"
"Hayır, çok hızlıydı. Ben şoktan sanırım baktım ama görmedim. Çok korkuyorum, nerede kaldılar? Hâlâ kimse gelmedi!"
"Sakin olun, çok kısa bir süre içinde yanınızda olacaklar. Sizin adınız nedir, öğrenebilir miyim?"
"Adım Neva Ayaz."
"Tamam Neva, tekrar nabız almaya çalışır mısın? Derin bir nefes alıp tekrar dene. Lütfen yarasına tampon yapmayı ihmal etme, bu çok önemli."
"Tamam. Hâlâ çok az sanki. Kalbimin gürültüsünden anlayamıyorum... Lütfen ölme. Ölmeyeceksin! Duydun mu beni, ölmeyeceksin!" dedim.
Sonrasında siren sesleri duyuldu. Hâlâ sokakta tek başımayım, ah bir de tabii ki kanlar içindeki adam. Off, ne olmuş buna böyle? Gerçekten durumu çok kötü gözüküyor. Sonrası ambulans, ekipler; birden curcuna oldu ortalık. Şükür gelmişlerdi. Hemen nabzına baktılar. "Az da olsa nabız alıyorum," dedi görevli. Hemen sedyeye aldılar. Hızlıca damar yolu, boyunluk ve birkaç ufak tefek müdahale edip ambulansa yerleştirdiler. Ve anında o insanın içini ezen siren sesi yükseldi. Umarım iyi olur.
Ambulansın arkasından bakarken ensemde hissettiğim ses ile irkildim.
"Bizimle geliyorsunuz," dedi. Dönüp baktığımda uzun boylu, keskin bakışları olan, sanki yüzü hiç gülmeyecekmişçesine gergin bir ifadeyle göz göze geldim. İçim ürperdi. Sağ taraftan gelen ses sayesinde komiser olduğunu öğrendiğim heybetli cüsse, onun için sıradan ama bana göre sert bir hamle ile kolumdan tuttu. İstemsiz bir şekilde kolumu çekiştirdim ve gayriihtiyari sorumu yönelttim: "Neden?" Cevap gecikmedi:
"Görgü tanığı olarak."
Bu işin bana gelişini... Yani sadece evime gitmek, uyumak ve dinlenmek istiyordum. Ama tekrar baktığım gözler itiraz kabul etmekten çok uzaktı. Sessiz, itirazsız boyun eğdim. İtiştirilerek polis otosuna bindirildim. Hayır, suçluyum sanki! Kaba saba bir adam, çok pardon, kömösör. Kısa bir yolculuktan sonra hastaneye geldik. Komiser Efendi'nin denetim ve gözetiminde hastane polisinin odasına ulaştık.
Ellerimi kucağımda ovuşturarak gördüklerimi anlatmaya başlayacaktım ki kızıl renge bulanmış ellerim dikkatimi çekti. Ellerimdeki kanı fark edince ağlamaya başladım istemsizce.
Üzerim ve ellerim kan içindeydi. Anlatmaya çalıştım gördüklerimi. Zaten ne gördüm ki? Adamı attılar, gittiler. Ama stresten ölmek üzereydim. Hep korkmuşumdur polisten, karakoldan. Kimsesizlik zor; her şeyden ürker, her sese kulak kesilir insan. Savunma mekanizması devrededir hep.
İfadem alındı. Yazıcıdan çıktısını alıp memurun bana uzattığı kâğıdı imzalamak üzereyken arkamda bir hareketlilik oldu. Dönüp bakmak istemiyordum ama tabii ki baktım. Merak çok feci bir duygu. Her şeyi merak eden tarafıma da bir ara sövmeyi aklımın bir köşesine yazarak tüm vücudumla sesin geldiği yöne döndüm.
"Kim görmüş kardeşimi atanları? Ben de konuşmak istiyorum. Bir de bana anlatsın bakalım."
Yahu sanki ben patlattım kafasını adamın! Niye aferin diyen yok? Ben olmasam belki de... Of, dilim de varmıyor. Ben olmasam ölecekti belki. Sanki suçlu gibi sorgulanmak ağırıma gidiyordu. Tamam, polisler görevini yaptı, eyvallah. Ama abisi olduğunu anladığım bu adamın derdi ne benimle? Teşekkür etmek olmadığı çok açık.
Polisler de onun hiç dost canlısı olmadığına kanaat getirdiler ki araya girdiler: "Tamam beyefendi, hanımefendi ifadesini verdi. İşlemlerini yaptık. Sizinle konuşmasının hiçbir gerekçesi yok. Lütfen zorluk çıkartmayın," diye uyardılar.
Hızla müsaadelerini isteyip sert bakışların altında orayı terk etmek için harekete geçtim. Oysaki benim ne suçum vardı da bu muameleye maruz kaldığımı anlamıyordum.
Artık zorla tuttuğum gözyaşlarım da bana eşlik ederken koşar adım kendimi lavaboya attım. Kanlı ellerimi defalarca, derim soyulana dek yıkadım. Yüzümü de yıkayıp kendimi dışarı attım.
Ne yaşadım ben? Neden ben yaşadım? Artık çeneme kadar süzülen gözyaşlarımı elimin tersi ile silip bulanıklaşan gözlerimin netleşmesi için ovuşturdum.
Gerçekten korkuyordum; açtım ve bitkin bir haldeydim. Hastanenin kapısından çıkarken ayaklarım birbirine dolanıyordu, yürümekte zorlanıyordum. Durağa doğru adımlamaya başladım.
Bir taraftan da yaralı adama ne olduğunu; iyi olup olmadığını, yaşayıp yaşamadığını merak ediyordum. "Geri zekâlı ben, sana ne! Nasılsa nasıl. Seni nasıl suçladılar, gördün. Hâlâ iyi mi kötü mü derdindesin. Yok ya, iyilik yapmayacaksın bu devirde." Şu düştüğüm duruma bak.
Hoş, ben de akıllanmazdım. Orada öylece bırakıp gidemeyeceğime göre artık bir insanın canının kurtulmasında payım olduğunu düşünerek mutlu olmaya çalışacaktım. Evet, bir insan benim sayemde ölümden döndü. Bak, keyfim yerine geldi birazcık.
Tam kendime motive edici bir yol bulmuştum ki hızla yanımda duran arabanın fren sesi ile irkildim. Açılan kapıdan iki takım elbiseli adam indi.
"Bizimle geliyorsun bayan."
Yazar Parem
6 Temmuz 2026
Ne münasebet geliyormuş yahu, eşkıya mısınız siz😠

Romantik Dram

Romantik Dram

Romantik Dram

Romantik Dram

Romantik Dram

Romantik Dram

Romantik Dram

Romantik Dram