Bölüm 5 / 12
5. bölüm
Emir Aslan Yenilmez
Kulüpteyim... Kalabalık gecelerden birini yaşıyoruz. Işıklar, yüksek volümlü müzik, içki ve parfüm kokuları; artık içmekten sallanmaya başlayan bedenler... Yoğun ama bizim için sakin, sorunsuz bir gece. Bulunduğum yer kulübe en hâkim nokta olan asma kat balkonu; kurduğum imparatorluğu izliyorum. Garsonların hızı, güvenlik ekibinin dikkati, müşterilerin memnuniyeti... Her şey olağan seyrinde, ta ki çalan telefonuma kadar.
Cebimdeki telefonun titremesi ile elimdeki kadehi masaya bıraktım. Ekranda "Başkomiser Engin" ismini görünce içimdeki huzursuzluk bir buz dağı gibi büyüdü. Mekânın gürültüsünden uzaklaşmak için odama geçtim.
"Efendim Baş komiser?" dedim.
"Sakin olmanızı rica edeceğim öncelikle ama hastaneye gelmeniz gerekiyor. Kardeşiniz Karan..."
Gerisini duymadım. O şatafatlı ışıklar gitti, yerini bir karanlık aldı... Ne yüksek ses ne müşterilerin uğultusu; hiçbir şey duymuyordum artık.
"Feci şekilde darp edilmiş. Yol kenarına atılmış, ölüme terk edilmiş. Bir sivil bulup müdahale etmeseydi şu an çok farklı şeyler konuşuyor olurduk. Hemen gelin."
Resmen yer ayağımın altından kayıyordu. Telefon elimden düşecek gibi oldu. Karan, benim canım... O kimseye zarar vermez, kimse ile bildiğim bir husumeti yok. Kim, neden ona dokunmaya cüret etti?
Yakın korumama işaret çakıp çıkacağımızı anlattım. Direktifimi hemen anladı ve zaten hareketlerimden anlamış olacak ki sorgulayan bakışlar atıyordu. Hızla çıkışa doğru ilerledik.
Hastaneye ulaştığımda kalbim artık yerinden çıkmak üzereydi. Hastanenin o bembeyaz, soğuk koridorları sanki ölüm kokuyordu. Koridorda bir sağa bir sola yürüyen polislerin arasından Başkomiser Engin’e doğru ilerledim.
"Ağır şekilde darp edilmiş ve bir araçtan yol kenarına atılmış. Genç bir kadın bulmuş ve orada müdahale edip ambulansı aramış. Ambulans gelene kadar başından ayrılmamış. Bulunduğunda ve buraya getirildiğinde bilinci kapalıydı. Şu an için başka da görgü tanığı yok."
Karan’a içeride müdahale ediliyor. Müdahale odasının kapısında sabırsız bekleyişim sürerken içeriden doktor çıktı. Hemen yanına doğru ilerledim.
"Derhâl ameliyata alıyoruz, iç kanama şüphemiz var. Detaylı inceleme fırsatımız yok, ivedilikle açıp bakmam gerekiyor. Şu an için hayati tehlikesi çok yüksek."
Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Kimdi bu kadar hınçla Karan’ı bu hale getiren? Karan’ın düştüğü bu durum benimle alakalı olabilir miydi? Buraya getiren kimdi? Merakla hastane polisinin odasına doğru ilerledim.
Masa kenarındaki sandalyede genç bir kadın; saçları dağılmış, ellerinde tırnaklarının kenarlarına kadar işlemiş kan var. Kardeşimin kanı bu... Üzerindeki o ucuz, uyduruk kıyafeti de kanlı. O saatte sokakta olmasını sorgulatacak cinstendi. Bir suçlu gibi mi yoksa bir kahraman mı, çözemiyorum. Bu kadın kimdi? Gecenin o saatinde o izbe sokakta işi neydi? Bu kız bir piyon mu yoksa gerçekten tesadüfen oradan geçen biri mi?
Kafamda senaryolar saniyeler içinde yazıldı. Belki de bir hayat kadınıydı, o bölgede müşteri bekliyordu, belki de birilerinden kaçıyordu. Belki de bu işin, kurgulanmış bu işin bir parçasıydı. Benden para koparmak için kurulan tezgâh için eklenmiş bir piyon...
"Kim görmüş kardeşimi atanları? Ben de konuşmak istiyorum. Bir de bana anlatsın bakalım!" diye gürledim.
"Kimsin sen? O saatte orada ne işin vardı? Kim gönderdi seni? Karan’ın yanında ne arıyordun?"
Sesim hastanenin koridorlarını inletti. Ona bakarken, o kanlı ellerini ve kıyafetlerini gördükçe ona hiç masum biriymiş gözüyle bakamıyordum. O saatte sokakta olan bir kadının masum olma ihtimali, benim dünyamda imkânsızdı. O bir maşa veya hayat kadını ya da daha aşağı bir şey olarak düşündüm.
Araya polis memurları girdi. Kadının ifadesini verdiğini, gerekli bilgilerin kendisinden alındığını, benim de sorguya çekme hakkımın olmadığını söylediler.
Kızın gözleri dolmuştu. Ağlamaklı bir suratla odayı terk etti. Korumam Hamza’ya takip ettirmesini işaret ettim.
Karan ameliyattayken bu kızın ifadesini almam gerekiyordu. Direktiflerimi verip eve geçtim. Hem ilk ağızdan anne ve babamı da haberdar etmek istiyordum; telefon ile arayıp haber vermeyi doğru bulmadım. Ben eve geçerken de kızı yoldan aldıklarını ve eve getirdiklerini öğrendim. Gel bakalım sokak kızı; kimsin, nesin anlayalım.
Eve ulaştığımda sabah olmuştu. Hastaneden aldığım bilgiye göre de ameliyat devam ediyordu. Annemler hâlâ uyanmamışlardı. Bu iyiydi... Önce kızla olan konuşmamı yapacaktım. Güvenlikten gelen bilgiye göre giriş yapmışlar, geliyorlar. Salona geçtim ve hizmetçiye gelen kızı salona almasını söyledim. Kızı hizmetçi içeriye yönlendirdi. Evet, artık sorularımı cevaplaması gerekiyordu. Ayağa kalktım ve kıza doğru döndüm. Üzerinde hâlâ aynı kıyafet... Karan’ın kanları olan... Zaten gergin olan bedenim daha fazla gerildi.
"Sabah olayı ilk duyduğumda çok sinirliydim. Sanırım sizi biraz korkuttum. Ama olayı bir de sizin ağzınızdan dinlemek istiyordum, otur!" dedim.
Alık alık suratıma bakıyor. Hâlâ anlamıyorum; tuhaf biri, deli bir cesaret var yeşil gözlerinde.
"Konuş!" dedim.
"Ben ambulansı çağıran kişiyim. Kardeşiniz çok lüks bir araçtan çöp gibi atıldı. Yanına koştum, müdahale etmeye çalıştım. Nabzını kontrol ettim. Sonrasında da ambulansı aradım."
Gergin olduğu belli; burada olmak onu ya korkutuyor ya da öyle görünmek için çabalıyor. Eğer rolse bütün bunlar gerçekten başarılı. Ama hâlâ önyargılarım devrede.
"Orada ne işin vardı senin gecenin o saatinde? Kimsin sen? Para mı istiyorsun?"
"Ben sadece ambulansı çağırdım. Gece çalıştığım yerden çıkıp evime gidiyordum. Şu durumda ben hiç kimseyim. Sizin hayatınız o kadar ucuz ki her şeyi para ile satın alabileceğinizi düşünüyorsunuz. Paran sende kalsın, benim uykum var, evime gitmek istiyorum..." dedi.
Hâlâ çözemiyorum. Daha fazla konuşmamın bir anlamı olmadığını anladığımdan üst katlara yöneldim. Önce kendi odama gidip üzerimdeki kıyafetlerden kurtulup daha rahat bir şeyler geçirdim. Sonra tekrar salona döndüğümde annemler de oradaydı. Olayı anlattım ve hızla hastaneye gitmek üzere yola çıktık.
Ameliyat başlayalı üç buçuk saat geçmiş olmasına rağmen hâlâ devam ediyordu. İçeriden hiçbir haber alamamış korumalar. Annem ağlıyor. Babamla konunun üzerinden geçtik ama o da şu an için net bir şekilde kimin bunu yapabileceğini öngöremiyor. Uzun beklemenin ardından doktor çıkıyor ameliyathane kapısından.
Doktor: "Tahmin ettiğim gibi, aldığı darbeler neticesinde ciddi bir iç kanama başlamıştı. Dalakta küçük bir yırtılma ve batın bölgesinde yaygın kanama vardı. Müdahalemizi yaptık, kanamayı durdurduk, gerekli onarımları yaptık."
"Peki hayati tehlike? Uyandı mı? Ne zaman görebiliriz?"
Doktor: "Şu an için durumu stabil. Çok ağır darbeler almış ve vücudu çok hırpalanmış. Ciddi travmalar almış ama genç ve güçlü olması büyük avantaj. Şimdilik bir süre yoğun bakımda tutacağız. Organların toparlanmasını bekleyeceğiz ve bu süreçte uyutacağız. İlk 72 saat bizim için yüksek önem arz ediyor. Zor kısmı atlattık diyebilirim. Eğer ambulans gelene kadar batın bölgesine baskı uygulanmasaydı, biz Karan Bey'i masada kaybedebilirdik. Karan Bey'e ilk müdahale eden kişi yaşaması için büyük bir şans vermiş."
Doktor konuşurken kulaklarım uğuldamaya başladı. Dalak yırtılması... Şiddetli iç kanama... Eğer o gece kuşu orada olmasaydı, Karan şimdi bir ceset torbasındaydı.
Doktor önümde durmuş o kızı övüyordu. Her kelime zihnime bir soru işareti saplıyordu. Bu dünyada kimse karşılıksız bir kahramanlık yapmazdı bana göre. Hele ki gecenin o saatinde, o ıssız sokakta tesadüfen gelen bir kadın... Kendi kibirim ve gururum, o kızın hâlâ her şeye rağmen masum olmadığına ikna ediyordu beni. Piyon olmakla suçladığım kadın... Bir şekilde Karan’ın hayatta kalmasını sağlamış.
Gözlerindeki o mağrur bakış, kafasını dik tutma çabası, para teklif ettiğimdeki o istemem havaları... Bunların hepsi tezgâh, kurgulanmış bir oyun bence. Karan’ın dayak yiyişinde dahli olmasa da üzerindeki pahalı kıyafetler yüzünden zengin olduğunu anlayıp o küçük beyni ile kendince planlar kurmuş olmalı.
Telefonumu çıkarttım, sadık adamlarımdan Oktay’ı aradım. Artık o çaresiz ağabey gitmiş; yerine kardeşinin intikamını almak için ona bunu yapanları bulma çabasına girmiş bir intikamcı vardı. Bunu yapanların yanına bırakmayacağım. O küçük farenin de...
"O kızı bulun. Hakkında her şeyi öğrenmek istiyorum. Detaylı bir araştırma yapın. Gittiği yere kadar izlediniz değil mi? Hangi çöplükte yaşıyor, arkasında kim var öğrenin. Bu kadın bir piyon mu, oyun mu oynuyor, ben bunu öğrenmeden bu oyun bitmeyecek."
Eğer bu bir tezgâhsa o melek yüzlü şeytanın maskesini ellerimle sökeceğim. Ama eğer gerçekten mucizeyse işte o zaman, ona olan önyargım geçebilirdi.
İki haftanın sonunda Karan yoğun bakımdan odaya alındı. Uykularında bile huzuru yoktu. Eminim o geceyi tekrar tekrar yaşıyordu. Döven adamlar elbette ki para ile tutulmuş köpeklerdi. Karan hiçbirini daha evvel görmediğini söyledi. Her kimse bunu yapan, çok organize bir iş yapmıştı. Araba sahte plakalı, adamlar satılık köpek... Ama bu işin peşini asla bırakmayacağım.
Yaklaşık üç hafta sonra Karan artık taburcu oldu. Tedavisi artık evimizde devam edecek. Eve gelir gelmez konumuz o kız... Hayır, annem de bir hassas bu konuda. Karan hastanede kaldığı süre içinde annem de bu konudan çok etkilenmiş. Sürekli "Ölme dedi, o beni hayata bağladı, sesi kulaklarımdan gitmiyor," diyor. Hayatını ona borçlu olduğu kafasında... Karan’ın bu hallerine kızamıyorum da; hayat ikinci bir şans verdi bize çünkü. Elimde kızla alakalı bir kanıtım da yok. O kadar araştırma yaptılar, sürekli izlettim. Tertemiz. Kimse bu kadar temiz olamaz. Çalıştığı ve yaşadığı yer bu temizliğe tezat.
İşe gitmeden önce Karan’ın odasının yolunu tuttum. Onu görmeden gitmemek alışkanlık oldu artık bende. Bir de bizim çitlembik gelseydi... Kardeşim Serra iki yıldır eğitim için Çin’de yaşıyor. Pekin Dil ve Kültür Üniversitesinden kabul edildi. Az kaldı ülkeye dönmesine. Tabii olanları ona haber vermedik, yoksa kimse tutamazdı oralarda onu.
"İyi akşamlar aslanım, bugün nasılsın?"
"İyiyim, sağ ol ağabeyim. Sen tabii kulübe gidiyorsun?"
"Evet. Sen de toparlan, eskisi gibi omuz omuza olalım."
"Abi, ben bugün dışarı çıkmak istiyorum. Neva’ya bir teşekkür için onu çalıştığı yerde ziyaret edeceğim."
Sinirden sağ şakağım atmaya başladı. Hayır, tamam kurtardı ama hâlâ aklanmadı benim gözümde. Kalkmış bir de teşekkür ziyaretine gidecek!
"Oğlum, daha iyileşmeden nereye? Asla olmaz!" dedim.
Ama tabii destek kuvvet arkadan yetişti. Anneme inanamıyordum; oysaki bütün şüphelerimi paylaştım onunla. Bu kızın tekin olmadığını, belki de bir piyon olduğunu düşündüğümü açık açık söyledim. Ama onlar başka âlemdeler. İstemesem de bu ziyareti yapacaktı Karan. Ters düşüp daha da kıymetli hale gelmesini istemiyordum. Ben uzak tutmaya çalıştıkça kıymete biniyordu. O avam kızı kendileri tanısındı...
Birkaç adamımı tembihledim; Karan’a eşlik edecek, yakın korumalık yapacaklar. Gözlerini dört açmaları konusunda sıkı sıkı tembihledim. Saniye saniye bilgi aktaracaklar. İçim hiç rahat değil. Hâlâ bu işin arkasında kim var belli değil. Emniyetten adamakıllı bir sonuç çıkmadı. Kafayı yemek üzereyim. Bize bunu kim yaptı? Bu kadar düşmanlık neyin nesi? Kafamda deli sorularla kulübe ulaştım.
Henüz erken, misafir kabul etmeye başlamadık. Rutin işler, görevlendirmeler ve gelir-gider durumlarının kontrolü... En sıkıcısı da tedarikçiler. Pazarlama yapmak adına var güçleri ile çaba sarf ediyorlar. Ama alım yaptığım yerler, özellikle içki tedarikçilerim sabit. Kolay kolay değiştirmiyorum. Piyasa sahte içkilerden geçilmiyor ve çoğunu gerçeğinden ayırt etmek çok zor... Ve kulübümün böyle bir skandalla anılmasını asla istemem.
Karan saat 21.00 gibi evden çıkmış. Önce bir çiçekçiye uğramış. O kızın getirdiği otlardan sonra çiçekler ona çok fazla ama neyse... Özellikle çok kalmamasını tembihledim. Hem sağlığı açısından hem de tehlikenin hâlâ devam etmesinden mütevellit bir an önce bu saçma teşekkür faslının bitip eve dönmesini istiyorum. En büyük korkumsa o kızın suçsuz olabilme ihtimali... Çünkü ben onu çoktan suçlu ilan etmiştim...