MyStoryBölüm 4 / 5

Bölüm 4 / 5

MERHAMET

Mahinur'un sözleri mutfakta yer yer kahkaha tufanı estirmiş, yer yer düşüncelere sürüklemiş olsa da o, diğer kızların aksine söylediklerinde en ufak bir abartı görmüyordu. Sabah başına bir kova kirli su döktüğü yabancı adamın yüzündeki sert ifade hâlâ gözünün önündeydi. Şehirde yaşayan insanların kendilerini herkesten üstün görmeye alışkın olduklarını düşünür, böyle insanlara karşı da içinde açıklayamadığı bir mesafe hissederdi.

Belki de bunun sebebi çocukluğundan beri sürekli ezilmeye çalışılmasıydı. Kimsenin karşısında boyun eğmemeye o kadar alışmıştı ki, karşısındaki kişinin kim olduğu onun için hiçbir anlam taşımıyordu. İster köyün en zengin ailesinin oğlu olsun, ister sıradan bir çoban; haksız bulduğu bir durumda söyleyeceğini mutlaka söylerdi.

Tam o sırada mutfağın kapısından içeri Emine Hanım girdi. Üzerinde sade ama tertemiz yöresel kıyafeti vardı. Saçlarına düşen beyazlar yaşını belli etse de yüzündeki sıcak ifade, onu gören herkese güven veren bir ana şefkati taşıyordu.

İçeri girer girmez önce kazanların başına uğradı, yemeklerin tadına baktı, yaşlı kadınlarla kısa kısa sohbet etti. Ardından gözleri istemsizce Mahinur'u aradı. Genç kızın önlüğünün ipinin çözüldüğünü fark edince sessizce arkasına geçti, ipi yeniden bağladı ve omzuna sevgiyle dokundu. Bu hareket mutfaktakilere sıradan görünüyordu ama Mahinur için yıllardır değişmeyen bir alışkanlıktı. Çünkü Emine Hanım, onu ne zaman görse mutlaka üstünü başını kontrol eder, üşüyüp üşümediğini sorar, aç kalıp kalmadığını anlamaya çalışırdı.

Mahinur arkasını dönüp Emine Hanım'ı görünce yüzündeki sert ifade bir anda yumuşadı. "Emine ana, sen niye yoraysun kenduni. Başum tutti demadun mi az evvel bağa? Biz her bişeyi hazir ettuk zatema" diyerek elindeki bıçağı bırakacak gibi olduysa da Emine Hanım eliyle durmasını işaret etti. Gülümseyerek, "Ben oturursam içim rahat etmez kizum. Hem şu pilavun tuzina bakayum dedum." diye karşılık verdi.

Sonra gözlerini Mahinur'un yüzünde birkaç saniye gezdirdi. "Sabah erkenden geldun yine. Evde işun yok miydi?" diye sorunca Mahinur, cevap vermeden önce kısa bir an duraksadı. "Her zamanki gibi işte." demekle yetindi. Onu yıllardır tanıyan Emine Hanım ise bu kısa cevabın arkasında daha uzun bir hikâye olduğunu biliyor ama herkesin içinde konuyu açmamayı tercih ediyordu.

Mahinur'un annesi Gülbahar ile Emine Hanım, genç kızlık yıllarında aynı sokaklarda büyümüş, aynı çaylıklarda çalışmış iki yakın dosttu. Gülbahar'ın ince sesiyle söylediği türküler, düğünlerde oynadığı horon ve güler yüzü köyde hâlâ anlatılırdı. Ancak Mahinur henüz kundaktayken geçirdiği ağır bir hastalık onu hayattan koparmış, geriye ise annesinin yüzünü bile hatırlayamayan minicik bir kız çocuğu bırakmıştı.

Emine Hanım o günleri düşündükçe içi hâlâ burkulurdu. Arkadaşına verdiği son söz hiç aklından çıkmamıştı. "Benim kizuma göz kulak ol." demişti Gülbahar, hastane odasında güçlükle konuşurken. Aradan geçen yirmi yıldan fazla zamana rağmen Emine Hanım bu sözü kendince tutmaya çalışmış, Mahinur'un okul masraflarına gizlice destek olmuş, bayramlarda yeni elbiselerini kendi kızıymış gibi hazırlatmış, cebine harçlık sıkıştırırken de bunu kimseye belli etmemeye özen göstermişti.

Mahinur ise Emine Hanım'ın kendisine gösterdiği bu ilgiyi hiçbir zaman suistimal etmemişti. Yardıma ihtiyacı olduğunda bile kapısını çalmaya utanır, verilen hediyeleri kabul ederken bile mahcup olurdu. Çünkü gururu, sahip olduğu en büyük zenginliğiydi. Üvey annesi Sümbül'ün her fırsatta, "Biz seni büyüttük." diyerek başına kakmasına rağmen kimseye yük olmamaya çalışmış, okul harçlığını çıkarmak için yaz aylarında çay toplamış, kışın komşuların dikiş işlerine yardım etmişti.

Liseyi bitirdiği gün eline aldığı diplomanın değeri başkaları için sıradan bir belge olabilirdi ama Mahinur için uykusuz gecelerin, nasır tutmuş ellerin ve vazgeçilmeyen bir inadın karşılığıydı. Buna rağmen üniversite sınavına girecek zamanı bir türlü bulamamıştı. Her yıl tam hazırlanacakken evde yeni bir iş çıkıyor, çay sezonu başlıyor ya da Sümbül başka bir bahane bulup onu kitaplarından uzaklaştırıyordu.

Mutfaktaki genç kızlar yeniden sohbete dalınca konu, yine dönüp dolaşıp evliliğe geldi. Hatice, elindeki hamuru yoğururken gülerek, "Mahinur, bu gidişle seni kimse alamayacak vallahi." deyince Fatma hemen söze karıştı. "Peşinden gelen çok da, alan çıkmayi." diyerek kahkaha attı.

Mahinur ise bu alaylara alışkın olduğu için yüzünü bile ekşitmedi. Bıçağını tahtaya ritmik hareketlerle vurmayı sürdürürken, "Ben pazarda satılan keçi miyim de biri gelsun alsun?" dedi. "Hem benim evlenmeye niyetim yok. Önce kendi ayaklarumun üzerinde duracağum. Sonra nasipte ne varsa o olur." Sözlerinin son kısmını daha yumuşak söylemişti ama gözlerindeki kararlılık değişmemişti. O bakışı gören herkes, Mahinur'un kolay kolay fikrinden vazgeçmeyeceğini anlayabiliyordu.

Emine Hanım genç kızın bu cümlesini duyunca fark ettirmeden gülümsedi. Çünkü Mahinur'un içinde yıllardır sakladığı üniversite hayalini bilen sayılı insanlardan biriydi. Birkaç ay önce gizlice aldığı deneme kitaplarını ona yine Emine Hanım vermiş, "Vakit buldukça çöz kizum. Kısmet olur, sen da okursun." diyerek yüreğine su serpmişti.

Mahinur o kitapları evde Sümbül görmesin diye eski bir sandığın içine saklıyor, gece herkes uyuduktan sonra gaz lambasının ışığında çözmeye çalışıyordu. Yorulduğu zamanlarda bile pes etmiyor, bazen defterinin üzerine uyuyakalsa da ertesi gece kaldığı yerden devam ediyordu. Hayatı boyunca kendisine ait bir oda bile olmamıştı ama yine de hayallerinden vazgeçmeye hiç niyeti yoktu.

O sırada bahçeden erkek sesleri yükselmeye başladı. Düğün için getirilen masaların yeri değiştirilecekti. Gençler yüksek sesle birbirlerine sesleniyor ve her birinin ağzından emir yüklü cümleler çıkıyordu.

Emine Hanım pencereye doğru yürüyüp avluya göz attıktan sonra tekrar mutfağa döndü ve hafif telaşlı bir ifadeyle, "Kizlar, birazdan kahvaltıyi arka bahçeye çıkaracağuz. Murat'un arkadaşlariyla Alihan da aşağidalar. Çaylari hazirlayun, sicak sicak götürelum." dedi.

Bu isim mutfakta bulunan kızların çoğunun yüzünü yeniden heyecanlandırırken Mahinur'un hiçbir şey ifade etmeyen bir merakla başını kaldırmasına sebep oldu. Az önce hakkında konuştukları şehirli adamın adının Alihan olduğunu ilk kez o anda öğrenmişti. Fakat hâlâ onun Uzun ailesinin büyük oğlu olduğundan habersizdi. Birkaç dakika sonra eline alacağı çay tepsisinin, sabah başından aşağı kirli su döktüğü adamla ikinci kez karşı karşıya gelmesine vesile olacağını ise henüz kimse bilmiyordu.

Uygulamada reklamsız oku