Bölüm 3 / 6
3.Bölüm
3. Bölüm Zişan’ın odası ise bir kargaşaya dönmüştü. Yatağın bir köşesine atılmış gelinlikler, duvaklar ve sandıktan çıkarılmış çeyizler vardı. Bunca hazırlığın hepsi Zişan içindi, bir tek evliliğe hazır olmayan Zişandı. Zişan yatağının bir köşesine kıvrılmış, gözleri pencerenin önündeki dağlara dalmıştı. Düşünceler peşini bırakmıyordu, evlenmemek için türlü bahaneler üretiyordu ama babası sana mısın demiyordu. İki gündür evde düğün telaşı vardı ve Zişan yatağından çıkmayı bırak o günden sonra bir mecburiyet dışında odasının dışına bile çıkmıyordu. Bugün de zorla çeyiz hazırlığı yapılacak diye telaşa sokmuşlardı. İçindeki yangını kimseye anlatamıyordu. Ev olarak bildiği konak, bir gecede başına yıkılmıştı. İki gümdür evin içinde ölü gibiydi ama kimse halini fark etmiyordu. Daha doğrusu görmezden geldiklerini düşünüyordu Zişan. Kapının aralandığını duydu ama dönüp bakma gereği duymadı. Kendilerine saygı göstermeyen kimseye bundan sonra asla saygı duymayacaktı. İki gün önce kendine böyle bir söz vermişti ve o sözü tutmak için elinden geleni yapacaktı. İçeri annesinin girdiğini biliyordu. Kapıyı tıklatma sesinden ve adım atma şeklinden annesinin olduğunu anlamak çok zor değildi. Annesi, yatağın köşesine kadar geldi ve kızının yanı başına oturdu. O da kızının evlenmesini istemezdi. Özellikle de düşmanının oğullarına gelin etmek istemezdi ama elden ne gelirdi? Zişan’ın salık olan saçlarını okşayarak ikiye ayırıp saçlarını örmeye başladı. Kızı daha yirmi iki yaşındaydı ki küçücüktü. Onu vermelere kıyamazdı, kocasına vermemeleri için çok direndi. Çok fazla itiraz etti ama kocası ağalarla oturup kabul ettikten sonra bir adım geri atmıyordu. Kızının saçlarını melik ördükten sonra kendisine doğru çevirdi. Zişan’ın tek bir saç teline kıyamazken şimdi nasıl düşmanlarının eline verecekti? “ Kızım.” diye seslendi. Öyle bir seslenişti ki Zişan annesinin yüzüne bakma gereği hissetti. Annesinin de kendisine son derece üzüldüğünü biliyordu. Zişan annesine daha fazla dayanamadı ve gözleri dolmaya başladı. Annesi de kendisiyle birlikte ağlıyordu. “ Anne ben daha küçüğüm. Evlenmek istemiyorum ki, okumak istiyorum.” “ Babana direndim ama karşı gelemedim annem.” “Sana bir şeyler hazırladım. Karahan Konağı'na giderken lazım olur. “ Zişan bir an annesine ne diyeceğini bilemedi. Daha sonra da annesinin de babasına boyun eğmek zorunda olduğunu gördü. Zişan yine de içine sindiremeyerek daha doğrusu hazmedemeyerek annesine döndü ve konuşmaya başladı. “ Sende mi hemen kabullendin anne? Söylesene çok mu meraklısın beni düşman evine göndermeye?” Zişan’ın bu denli açık sözlü konuşması annesinin kalbini ağrıtmıştı. Annesi ondan bu kadar ağır sözler duymazdı. Zişan’ın annesi kızına ne cevap vereceğini bilemedi. Evliliğe karşı gelse de, sonucunun bir şeyi değiştirmeyeceğini biliyordu, artık yıllardır sonunda öğrenebilmişti. Kadının gözleri doldu ve istemsizce dudaklarını ısırdı. “Zişan, yavrum benim kabul edip etmemem neyi değiştirir söylesene kızım?” Zişan itiraz etmedi. Doğru, annesinin töreye karşı çıkması hiçbir şeyi değiştirmezdi. Çünkü doğuda kadınların lafının hiçbir hükmü yoktu. “ Belki hiçbir şeyi değiştirmezdi ama en azından senin benim için sesini yükselttiğini bilirdim. Bu bile yeterdi, benim için emin ol.” Annesinin dudakları titremişti, kalbi çıkacak gibiydi. “ Ben sadece seni korumaya çalışmıştım.” Zişan’ın gözleriyle acıyla doldu. Zişan sadece kendini korumak istemişti, bir başkasına berdel olmak istememişti. Bir başkasının kendisini korumasına da ihtiyacı yoktu, kendisini kendi koruyabileceğini düşünüyordu. “ Senin koruma anlayışın beni bir başka düşmanının önüne atarak yem etmek mi?” “O adam artık düşmanımız olmayacak. Bu evlilikle kan davası bitecek.” “Ya benim içimde bitmek bilmeyen savaş anne? O ne olacak?” Annesi içindeki acıyla susmak zorunda kaldı, kızına verebilecek bir cevabı da kalmamıştı. Zişan dışarıya doğru nefesini üfledi, içindeki acı bir türlü hafiflemiyordu Ne yaparsa yapsın ailesi yangına körükle gidiyordu. Annesine bağırmak çağırmak geliyordu içinden ama o da kıyamıyordu. Kendi içinde sıkışıp kaldığını görebiliyordu ama bazen bu da yetmiyordu. “ Bana bir şey söylesene anne? Sence Viran Karahan nasıl biri?” Annesi sorusuna cevap veremedi. Verilecek bir cevap da kalmamıştı. “Serttir. Öfkelendiğinde kimse karşısında duramaz, derler.” Zişan olduğu yerde çakılı kaldı. Az önce duydukları gerçekten doğru muydu? Daha Viran Ağayla tanışmak nasip olmamıştı. Gerçekte böyle bir adamsa bir şekilde mücadele edebilirdi de zalim bir adamla asla ve katiyen yaşayamazdı. Yine de düşündüğü soruyu sormaktan çekinmedi. Annesinin vereceği cevabı oldukça merak ediyordu. “ Peki Viran Karahan zalim bir adam mıdır?” Yanı başındaki annesi artık bir adım kadar uzağındaydı. Annesi gözlerini ve bakışlarını kaçırmak zorunda kaldı. Zişan annesinin sessizliği karşısında alabileceği en büyük cevabı almıştı aslında. Zişan için söylenebilecek çok bir söz kalmamıştı. Sadece anladığına dair başını salladı. “ Anladım anne.” Diyecek tek bir söz bile kalmamıştı. Annesiyle daha fazla konuşmak istemiyordu, gözü annesini de dahi görmek istemiyordu. “ Kızım, ne olursa olsun dikkatli ol. Her sözüne karşılık verme.” Zişan annesinin sanki Viran Ağaya karşı sözünü dinlemezse dövecek gibi davranması sinirlerini bozuyordu. Zişan’ın dudaklarında acı bir gülümseme belirdi. “ Ben onun her dediğini yapmayacağım anne. Bu da böyle bilinsin.” Annesi kızına doyasıya sarılmak istedi. Kızının sarılmak istemeyeceğini düşünmesine rağmen yine de kızını kendisine doğru çekti ve kokusunu içine çekerek içtenlikle sarıldı.
Zişan ilk başta kendisine hâkim olmaya çalıştı. Çünkü annesinin kendisine sarılmaya hakkı olmadığını düşünüyordu. Yine de kendisine hakim olmadı, bu onun bu evdeki son sarılması olabilirdi. Bir anda annesine sımsıkı sarıldı. Kokusunu içine çeke çeke bir müddet koynunda ağladı. Tam o sırda kapının önünde bir ses duyulmaya başladı. Anne kız birbirinden ayrıldı ve Zişan gidip kapıyı atı. Kapının önünde yardımcıları bekliyordu. “ Zişan Hanım. Viran Ağa sizi aşağıda bekliyor.” Zişan, Viran Ağayla ilk tanışmasını bu şekilde yapacağını bilmiyordu. Zişan yardımcıya doğru döndü ve konuştu. “ Geliyorum.” Zişan merdivenlerden doğru aşağıya inmeye başladığında annesinin arkasından seslenmeye başladığını duydu ama asla arkasını dönmedi. “Zişan, ne olur dikkat annecim kendine.” “ Merak etme anne. Kimseye kendimi ezdirmem.” Koridorun sonunda babası onu bekliyordu. Aşağıda da kendi eceli olacak olan Viran ağa bekliyordu, sanki iki ucu boklu değnek gibiydi. Demirhan Ağanın elinde beyaz bir kağıt vardı ve Zişan yanına geldiğinde ise zarfı ona uzattı. “Düğün üç gün sonra olacak ve bitecek.” “Demek beni gözden çıkarmak bu kadar kolay sanırım. Beni bu kadar acele mi göndermek istiyorsun evden?” Demirhan Ağa için de kolay değildi. Herkes kolay dese de o gizliden gizliye ağlayan bir adamdı, kimseye belli edemezdi. “ Evliliğin gecikmesi demek aşiretin aralarındaki anlaşmanın bozulması demek.” “ Tabi benim hayatım kimsenin umurunda değil. Yeter ki sizin anlaşmanız bozulmasın, töreniz batsın.” Babasının çenesi istemsizce gerildi ve gözleri bir anlığına karardı. Kızıyla bağırarak konuşmaya başladı. “ Zişan.” diye bağırdı avlunun içinde. Zişan’ a daha önce hiç bağırmamıştı. Zişan’ a ilk kez bugün bağırmıştı. Zişan bu sefer gerçekten babasına çok gücenmişti. “ Efendim baba. Gerçeği söylemek mi canını yakıyor baba?” Demirhan Ağa, kızına öfkeyle baktı ve kızına doğru yaklaştı. Bir an vuracak gibi oldu ama sonra sustu. “ Karahan Konağına gittiğinde benim soyadımı taşıyacağını asla unutma ve ona göre davran. Sakın benim soyadımı rencide edecek tavırlar sergileyerek beni rencide etme.”