MyStoryBölüm 4 / 6

Bölüm 4 / 6

4.Bölüm

4. Bölüm Bir Konağa İki Yabancı Zişan’ın elleri ayakları buz kesti ve ne diyeceğini bilemedi. Bir müddet beklemek zorunda kaldı ve babasına bakarak gözleri kızarık bir şekilde baktı. Babasının yüzü taş kesilmişti ve ilk defa Zişan’a buz gibi bir suratla baktı. Sanki karşındaki kızı değil de bir başkasına bakıyor gibiydi. Zişan bu bakışları hak edecek asla bir şey yapmamıştı. Zişan başını asla eğmedi ve daha dik tutmaya çalıştı. “ Sen baba beni oraya hangi yüzle gönderiyorsun? Bir kız evlat olarak mı, yoksa borcunuzu ödemek için mi? Ne için gönderiyorsun?” Zişan konuştukça adamın yüz ifadesi değişiyordu. Zişan bu duruma daha fazla katlanamadı ve babasının suratına daha fazla bakmak istemedi. Son günlerde iyice tiksinmeye başlamıştı. “Merak etme baba. Demirhan adını asla unutmayacağım ve sizde bir gün benim soyadımızı unutmayacaksınız.” Zişan babasının yüzündeki ifadeyi görmek istemediği için bakışlarını babasının suratından hemen çekti ve yanından hızlıca ayrıldı. Arkasında bıraktığı adam, ilk kez kızının yalnızca kendisine öfkelenmediğini fark etti. Zişan’ın içinde büyüyen şey, sıradan bir kırgınlık değildi. Bu, bir gün bütün hesapları önlerine serebilecek kadar derin bir öfkeydi. Bu öfke hafife alınmayacak bir öfkeydi, belki de yıllar sonra ancak dinebilecek bir öfke... Üç gün sonra Viran Karahan Konağına gelin olacaktı. Viran Karahan’ın karşısına çıkacak olan kadın, başını eğerek kaderini kabul etmiş bir gelin olmayacaktı. O, kendisini bir anlaşmanın bedeli yapan herkese karşı içinde hesap tutan bir Demirhan kızıydı. Üç Gün Sonra Demirhan Konağında sabah seyrinde davullar çalınmaya başlamıştı. . Herkesin yüzünde bir gülümseme vardı. Büyükler kan davasının biteceğine inanıyor, erkekler iki aşiretin artık birbirine silah doğrultmayacağını konuşuyordu. Herkes düğünün olmasına sevinse de evlenecek olan iki kişinin hayatının mahvolacağından kimse bahsetmiyordu. Zişan aynanın karşısında oturmuş kendine bakıyordu. Turuncu saçlarını önlerini iki parçasını salmış ve topuz yapmıştı. Aynanın karşısına baktığında mutsuz birini görüyordu. İstemsizce baştan aşağı kendisine baktı ve bitkin bir Zişan gördü. Üzerindeki gelinlik tonlarca ağır gibiydi. Ayağa kalktığında yürüyemeyecek gibiydi, üstündeki gelinlik vücuduna ağırlık yapıyor gibiydi. Her şey özeli bir şekilde hazırlanmıştı ve bu kadar hazırlığın hepsi kendi içindi. Fakat Zişan'a göre bu gelinlik bir mutluluğun değil, başkalarının onun adına verdiği kararın simgesiydi. Kendini daha fazla bu tantananın içinde görmek istemiyordu. Bir an önce bu çilenin bitmiş olmasını diliyordu. Yanında duvağını düzenleyen kadınlardan birinin kendisine gülümsediğini gördü ama kendisinin verecek bir cevabı yoktu. Zişan’ın gülümsemesini elinden almışlardı ki kimseye güvencesi yoktu artık. Tek başınaydı o bu hayatta, tek tabancaydı. Bugün daha yeni fark ediyordu. En mutlu olması gereken günde kendisini ağlayacak kadar buruk hissettiğinde görüyordu. Zişan’a gülümseyen kadın bir anda konuşmaya başladı. “ Çok güzel olmuşsun gelin hanım.” “ Güzel olmak yetmiyor, insanın bahtının da güzel olması gerekiyor.” Zişan aynadaki yansımasına bakarak konuşmaya başladı. “ Güzel görününce mutlu olmuş olmuyorsun.” Gerçekten de öyleydi. Her güzel ya da yakışıklı olan insan mutlu değildi ve bazılarının da bahtı da güze olmuyordu. Kadının yüzündeki gülümsemesi bir anlığına dondu, böyle bir şey duymayı beklemiyordu demek ki. Bir şey söyleyemeden odadan çıkmak zorunda kaldı. Kimsenin bir şey demesine izin vermiyordu. Diyecek yüzlerinin de olmadığını düşünüyordu. Zişan yalnız kaldığında eli boynundaki kolyeye gitti ve boynundaki kolyeyi yıllar önce annesinin verdiğini hatırladı. Annesi kolyeyi boynuna taktığında onun ileride bir yuva kuracağından bahsetmişti. Şu anda dışarıdan bakıldığında bir yuva kuruluyor olarak düşünülebilirdi ama içeriden durum aslında sanıldığı gibi değildi. Bunu gören herkesin fark edeceğini biliyordu. Zişan bugün o yuvanın kendisini harap edeceğini ya da zehir edeceğini bilmiyordu. Kapı birden açıldı ve içeriye annesinin girdiğini gördü. İçeriye girdiğinde kızının gözlerinin birden dolmaya başladığını gördü, bunda kendisinin payı da oldukça büyüktü. Kızının evlenmesine engel olamadığı için büyük bir pişmanlık duyuyordu. Kızının yanına oturdu ve kızının avuçlarını elleri arasına alarak avuçları içine aldı. “ Keşke senin için başka bir yol bulabilsem de seni bu evlilikten kurtarsam kızım.” Zişan, annesinin suratına baktı ve annesinin de kendi gibi gözlerinin dolduğunu gördü. Annesini zaman zaman suçlasa da onun da elinden bir şey gelmediğini biliyordu. Zişan başını eğmek zorunda kaldı ve birkaç saniye konuşmadı. Sustu. Zaten de içinden artık konuşma isteği gelmiyordu. Sanki son günlerde sessizlik yemini etmiş gibiydi ve bugünden sonra artık Viran Karahan ile evli olacaktı. Hayatı birden bire değişecekti ve kendi benliğini bulamayacak gibi hissediyordu. Viran Karahan’ın kendi hayatını karartmasından korkuyordu. Belki de eski benliğine kavuşamamaktan korkuyordu, bilemiyordu. Bildiği tek bir şey vardı, o da artık hayatının eskisi gibi olmayacağıydı. “Keşke bende artık bu evden korkmadan cesur bir şekilde çıkabilmek isterdim.” Annesinin yüzündeki ifadeden pişman olduğunu görebiliyordu. Gözleri istemsizce doluyor ve gözyaşlarına bir yenisi ekleniyordu. “Beni affedebilecek misin kızım?” Zişan, annesinin sorusuyla neye uğradığını şaşırdı. Böyle bir tepki beklemiyordu. Annesinin kendisini affettirmek istemesi Zişan’ın kalbini dağladı. Aslında kendisi de biliyordu annesinin bir suçunun olmadığını ama içten içe yine de yediremiyordu. Zişan yine de annesine karşı kızgındı, hemen affetmeyi beklemiyordu. O yüzden kendisine biraz süre vermesi gerektiğini biliyordu. Bu son dediğine diyecek bir şey bulamadı. Annesini belki affedebilirdi ama babasına karşı olan öfkesi büyüktü, kolay kolay affedemeyecekti. Annesine doğru döndü ve dudaklarını araladı. “ Seni affetmek için zamana ihtiyacım olduğunu biliyorsun anne.” Mahide Hanım, Zişan’ a anlayışla baktı. Bu bir minnet duygusu içeriyordu. Zişan tamamen affetmem de diyebilirdi. Mahide Hanım kızına sarıldı. Gözyaşları sel olup akarken tam o sırada kapı tıklatıldı. Anlaşılan odadan çıkma vakti gelmişti. Dışarıdan yüksek bir ses yükseldi. “ Gelin çıkacak.” Zişanla annesi göz göze geldi. Zişan dışarı çıkıp o insanların yüzünü görmek istemiyordu. Yine de annesinin suratına baktı. Annesi kızından ayrıldı ve kızının duvağını hızlıca kapatarak kızının koluna girdi. Kızını hızlıca kapıya doğru yöneltti ve içten bir şekilde gülümsedi. Kızının kolunu destek verircesine sıvazladı, Zişan’ın buna ihtiyacı olduğunu biliyordu. Zişan annesinin kollarında yavaşça merdivenlerden aşağı doğru inmeye başladı. İlk defa hayatında birazdan Viran Karahan ile karşı karşıya gelecekti. İçinde istemsiz bir korku yatıyordu kendince belli etmese de. Karahan Konağının avlusunda dimdik bir vaziyette Viran Karahanlı, tüm heybetiyle duruyordu. Siyah takım elbisesi üzerinde son derece çık olmuştu ve asil duruşuyla avluda Zişan’ın aşağıya inmesini bekliyordu. Yanına gelen kişilerin tebriklerini alıyor ve sık sık bakışlarını konağa çeviriyordu. Yanındaki amcası Virana doğru dönerek konuşmaya başladı. “ İki aşiretin de kaderi değişiyor bugün ne dersin Viran?” “ Kaderi sadece Allah değiştirir, insan sadece yön verebilir amca.” Amcası, Viran’ın son derece öfkeli yüzünü izlemeye başladı. Viran, kendi bildi bileli hep öfkenin içerisinde bulmuştu kendini. Az sonra inecek olan kadın hayatını değiştirecek miydi bunu kendisi de bilmiyordu ki. Sadece yaşayıp görecekti.

Uygulamada reklamsız oku