Bölüm 5 / 6
5.Bölüm
5. BÖLÜM Viran amcasına cevap verdi ve susmasını sağladığını düşünüyordu. Oysaki susağını sandı ama durum tam olarak beklediği şekilde olmadı. Amcası tam tersine susacağına devam etmek istedi. “ Sende bu kızla evlenip yeni bir hayat kuracaksın evlat. Geçmişi geride bırakman gerektiğini sen de biliyorsun.” Viran amcasına döndü ve eliyle susmasını işaret etti. Şu anda kendi düğünü vardı ama o kendine göre saçma sapan meselelerle ilgileniyordu, olacak iş değildi. Viran’ın çenesi kasıldı ve hiç beklemeden direkt amcasına girişmek istedi. “ Bazı şeyler hiçbir zaman geride kalmaz.” “ Her şeyi öfkeyle çözmen mümkün değil.” Viran amcasına bir an anlayışla baktı ve doğru söz söylediğine kanaat etti. İçinden bir şey söylemek gelmediği için sustu. Tam o sırada da Zişan’ın annesiyle merdivenlerden inmeye başladığını gördü. Belki de amcasının dediği gibi hayatına bakmalı ve yeni bir sayfa açmalıydı, bilemiyordu. Zişan’ı merdivenlerden indiğini gördüğünde yüzündeki ifade silindi ve yerine sert bir bakış geldi. Amcasına da cevap vermeyi ihmal etmedi. “ Sen benim içimdeki öfkeyi dert etme. Anlık, gelip geçici. Ben de yıllardır açılmayan defterleri kapatmaya çalışıyorum.” Yaşadığı acıları kendisi de unutmak istiyordu. Geçmişi değiştiremezdi, geçmiş onun elinde değildi. Önündeki hayat onundu ama onu yönetebilirdi. Zişan merdivenlerden indiğinde hızlıca yanına gitti. Zişan’ın gözlerinden yaşların aktığını fark etti. Gözyaşlarını durdurmak istedi ama elinden bir şey gelmiyordu. Kendisi de bu töreye boyun eğmek zorunda kalmıştı. Yine de katı ve sert bir adam olarak dursa da, içinden bir parça kopmuştu. Karşısındaki kadına üzülmüştü, vicdanı sızlamıştı. Gözyaşlarını silmek istedi ama bunu yapamazdı. Bir kere o bir ağaydı, böyle bir şey yakışık almazdı. Zişan’ın duvağı kapalıydı ve yüzü tam seçilmiyordu. Sadece dikkatli bakan biri ağladığını görebilirdi. Zişan’ın ağladığı gözünden kaçmadığına göre kendisi de farkındalığı yüksek biri olarak görüyordu. Viran aşağı inip karşısına dikilen geline baktı. Zişan, ne zayıf ne de sıska bir vücuda sahipti. Zişan’la anlatılan şeyleri birçok kişiden duymuştu ancak kendisi daha test etmemişti. O yüzden de denemeden karar vermek istemiyordu. Yalnızca çevreden aldığı birkaç duyum vardı, inatçı ve dik başlı olduğunu biliyordu. Ama henüz karşısındaki kadının yüzü bir kez olsun bile görememişti. Zişan’ın adımları Viran’ın tam karşısında durmuştu. Mahide Hanım, kızını Viran’ a emanet etti ve kızının elini Viran’ın eline bıraktı. Mahide Hanım, konuşmaya başladı. “ Kızımı sana emanet ediyorum damat bey. Gözün gibi bak.” Viran’ın bakışları Zişan’ın eline kaydı ve sonra dönüp Mehida Hanım’ a baktı. Emanete hıyanet etmezdi ama kızı kendisini zorlayacağı için kesin bir şey de demek istemedi. Yine de Mediha Hanım’ın gönlü rahat olsun diye içinden geleni değil de Mediha Hanım’ın duymak istediklerini söyledi. “Emanetinin kıymetini bilirim Mediha Hanım. Bizde emanete hıyanet edilmez.” Dedi. Sözleri kibar görünüyordu. Fakat sesindeki soğukluk, avludaki birkaç kişinin birbirine bakmasına yetti. Zişan elini Viran Ağanın eline bıraktığında bir buz kütlesinden ibaret olduğunu biliyordu. Karşısındaki adamın elinin soğukluğu bile kalbinin üşümesine neden olmuştu. Yine de diyecek bir şey bulamadı ve ürkek görünmek istemiyordu. O dik başlı ve inatçıydı. Evliliğinde de bu şekilde olacaktı, asla kendinden ödün vermeyi düşünmüyordu. Viran ise onun elini kavradı. Ne sertçe sıktı ne de nazik davranmak için çaba gösterdi. Onun için bu, yapılması gereken bir törendi. Ekstra bir çaba göstermedi. Kendileri için ayrılmış olan masaya oturdular ve nikâh memuru evlenmek için gerekli soruları sordu. Cevaplar verildi ve sıra Zişan’a gelmişti. Tüm avlu sessizleşti ve herkes Zişan’ın cevabını bekliyordu. Zişan’ın cevabı aslında baştan beri belliydi, cevabını herkes biliyordu. Şimdi masaya oturduysa cevabı belliydi, mecburen evet diyecekti. “Zişan Demirhan, Viran Karahan'la evlenmeyi kabul ediyor musunuz?” Zişan’ın dili lal oldu sanki. Sonra herkesin kendisine baktığını fark ettiğinde bir cevap beklediklerini gördü. Bir anlığına babasına baktı. Sonra annesine… Ardından karşısında duran adama. Viran'ın yüzünde en ufak bir yumuşama yoktu. Sanki vereceği cevabın onun için hiçbir önemi bulunmuyordu. Zişan’ın boğazı düğüm düğüm olmuştu ve istemediğini fark etti. Bu adamla gerçekten hiç mi hiç evlenmek istemiyordu. Yabancı bir adamın karısı olarak anılmak istemiyordu. Başını salladı Bu mecburiyetten verilmiş bir cevaptı. “ Evet.” Sesi asla bir kez olsun bile cevap verirken titremedi. Viran ise daha kısa bir cevap verdi. Viran’ da tam bu beklenirdi. Kendisi az ve öz konuşmayı severdi. “ Kabul ediyorum. Dedi. Kalabalık şaşırtıcı bir biçimde alkışladı ve bir anda kendini olmadığı bir yerde gibi hissetti. Davullar hızlıca kendiliğinden çalmaya başladı. Herkes bir anda oynamaya başladı, avluda bu evlilik coşkuyla karşılandı. İşte tam o sırada ise Zişan’ın kalbi kan ağlıyordu. Biraz sonra düğün bitecekti ve Zişan tek başına kalacaktı. Viran.’ la tek başına kalma fikri hoşuna gitmiyordu ama az sonra ikisi de birazdan yalnız kalacaktı. Tek başına olacak olması değil de yalnız kalacak olması onu üzüyordu. Viran Ağanın nasıl biri olduğunu bilmiyordu, yaşayıp görmeyi tercih etti. Herkes iki aşiret arasında düşmanlığın bittiğini sandı. Oysa ki düşmanlık iki kişi arasında yaşanmaya başlayacaktı, imse görmüyordu. İmzalar atıldıktan sonra Viran sağ cebinden bir kutu çıkardı. Kutunun içinde iki adet alyans vardı. Bir de diğer cebinden de tek taş çıkardı. Viran, Zişan’ın parmaklarını kendine doğru çekti ve oturduğu yerde başını kaldırdı. Viran, Zişan’ın parmağına ilk alyansı taktı, sonra da pırlanta yüzüğü. Zişan, eline takılan yüzüklere baktı. Elini doldurmuştu ama yüzükler parmaklarına dar gelmişti. Sıkıyordu fakat bunu söyleyerek daha ilk günden Viran ile yüz göz olmak istemedi. Bir yüzük. Küçücük bir halka. Ama sanki bütün hayatı o halkanın içine sıkıştırılmıştı. Kendisi de farkındaydı ama susmak zorundaydı. İşte düğün bu kadardı, bitmişti. İki üç saatlik için herkes seferber olmuştu ve ömürlük bilenmiştik için hazırlanılmış gibiydi. Nikâh bittiğinde Viran Zişan’ı büyük salona doğru götürmek istedi. Duvağı daha tam olarak kaldırmamıştı. Viran insanların peşinden gelmek istemesine karşı çıktı ve eliyle işaret etti. Onların peşinden gelmelerini istemiyordu ve Zişan’la yalnız kalmak istiyordu. Evlilikleri hakkında konuşmak istiyordu. Zehir mi olacaktı yoksa ikisi de birbirine alışmak için çabalayacak mıydı, bunu öğrenmek istiyordu. “Biraz yalnız kalacağız. “ dedi. Sesi tartışmaya kapalı gibiydi ve asla hayır kelimesini söylese de kabul etmeyecek gibiydi. O yüzden de asla sesini çıkaramadı ve peşinden gitmeye başladı. Salonun kapısı kapandığında dışarıdaki müzik boğuklaştı. Zişan, duvağının altından çevresine baktı. Yüksek tavanlar, koyu renkli mobilyalar, duvarlardaki eski aile fotoğrafları… Burası artık onun da evi sayılacaktı. Belki de evi olmaz da zindanı olurdu. Kim bilebilirdi ki? Hayatına bomba gibi giren bir adamın hayatını değiştireceğini nerden bilebilirdi? Bunu asla kimse bilemeyecekti, yaşamadan da asla göremeyecekti. Yaşayıp karar verecekti.