Bölüm 3 / 4
Yakalanma
"Cemal Ağa..." Cemal başını kaldırdı. "Ne var?" "Zeynep... Köyden gitmiş Kaçmış yani." Cemal ayağa kalktı. "Ne dedin sen?" Bircan başını öne eğdi. "Sabah erkenden çıkıp gitmiş." Cemal öfkeyle avluda volta atmaya başladı. "Kim göndermiş onu?" Davut Ağa oğluna sert bir bakış attı. "Bağırıp çağırmayı bırak. Önce ne olduğunu söyle." Cemal ise sakinleşemiyordu. Onun için Zeynep'in köyden gitmesi, kontrolünü kaybetmek demekti.
Kasaba otogarında insanlar valizleriyle koşuşturuyor, otobüs anonsları peş peşe yapılıyordu. Otobüsü öğleden sonra kalkacaktı, annesinin verdiği küçük çantayı iki eliyle sıkıca tutuyordu. İstanbul otobüsünün peronuna doğru yürürken kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu. Tam bilet kontrol noktasına yaklaşmıştı ki uzaktan tanıdığı iki siluet dikkatini çekti. Harun... Ve Ömer... İki kardeş kalabalığın arasında onu arıyordu. Zeynep'in nefesi kesildi. İlk kez gerçekten yakalanabileceğini hissetti. Kalabalığın arasına karışarak görünmemeye çalıştı. Fakat Harun'un bakışları bir anda onun üzerinde durdu. "Orada!" Ömer de dönüp baktı. Üç kardeşin yolları, otogarın kalabalığında yeniden kesişmişti. Zeynep'in kaderini değiştirecek hesaplaşma artık kaçınılmazdı...
Kimsenin dikkati, peronun köşesinde gözyaşlarını içine akıtan yirmi bir yaşındaki genç kıza çevrilmiyordu. Zeynep, annesinin verdiği küçük çantayı göğsüne bastırmıştı. Dudaklarından durmadan aynı dua dökülüyordu. "Allah'ım... Ne olur yetiş bana." Tam İstanbul otobüsünün kapısı açılmıştı ki kalabalığın arasından yükselen bir ses yüreğini sıkıştırdı. "Zeynep!" Olduğu yerde donup kaldı. Başını çevirdiğinde Harun ile Ömer'i gördü. İki kardeş nefes nefese kalmıştı. Belli ki otogara yetişebilmek için hiç durmadan gelmişlerdi. Harun'un yüzündeki öfke, Zeynep'i daha da korkuttu. "Demek kaçıyordun..." Zeynep gözyaşları içinde başını iki yana salladı. "Abi... Ne olur bırakın gideyim nolur" Harun etrafına baktı. İnsanların dikkatini çekmek istemiyordu. "Burada konuşmayacağız. Eve gidiyoruz." Zeynep son kez hareket etmek üzere olan otobüse baktı. İstanbul'a giden kapı gözlerinin önünde kapanıyordu. İçindeki umut da o otobüsle birlikte uzaklaşıyordu.
O sırada tarlada çalışan kadınlar çapalarını yapmaya başlamıştı. Elif, etrafına bakındı. "Bircan, Zeynep nerede? Sabah da göremedim." Bircan'ın yüzü bembeyaz kesildi. Ellerindeki çapayı yere bıraktı. "Galiba... köyden gitmiş." Kadınların hepsi aynı anda ona döndü. "Ne dedin sen?" Bircan, korkuyla yutkundu. "Sabah erkenden evden çıkmış. İstanbul'a gitmek için." Bu söz, kuru otların arasına düşen kıvılcım gibi yayıldı. "Kaçmış mı?" "Remzi'nin kızı mı?" "Niye kaçsın?" Daha birkaç dakika içinde herkes farklı bir şey söylemeye başlamıştı. Kimisi "Sevdiğine kaçmıştır." diyordu, kimisi "Evde bir şey oldu kesin." diye fısıldıyordu. Elif ise bunların hiçbirine inanamıyordu. "Zeynep böyle bir şey yapmaz." Meryem de başını salladı. "Biz onu çocukluğundan beri tanıyoruz." Bircan ise gözlerini yere indirdi. İçindeki vicdan azabı her geçen dakika büyüyordu Köyde ise dedikodu rüzgâr gibi yayılmıştı. Kahvenin önünde oturan yaşlılardan biri, "Remzi'nin kızı kaçmaya kalkmış." dedi. Diğeri başını salladı. "İşin aslını bilen yok." Hiç kimse gerçeği bilmiyordu. Tarlada çalışan Elif ile Meryem de haberi duyduklarından beri inanamıyorlardı. "Zeynep gerçekten gitmiş mi?" "Kimse kesin bir şey bilmiyor." İkisi de şaşkındı. Bircan ise onlardan uzak duruyor, göz göze gelmemeye çalışıyordu. İçindeki vicdan azabı büyüyor, yaptığı hatanın sonuçlarından korkuyordu. Davut Ağa konağın avlusunda sessizce oturuyordu. Cemal ise huzursuzdu. Bircan'ın söyledikleri aklından çıkmıyordu. "Eğer gerçekten köyden gittinse.." Sözünü tamamlayamadı. Davut Ağa oğlunun dalgınlığını fark etti. "Nedir seni düşündüren?" "Hiç." Ama ilk kez Cemal'in içinde tarif edemediği bir tedirginlik vardı. Elif ile Meryem ise akşam eve dönerken Zeynep'in yokluğunu konuşuyorlardı. "Sence gerçekten kaçtı mı?" "Buna inanamıyorum." İkisi de Bircan'a döndü.
Sen nerden duydun diye sordular ona Bircan'ın yüzü bembeyazdı. Sorulara kısa cevaplar veriyor, sabah ona bakmaya giderken abilerini onu almak için çıkarken gördüm ve duydum diye yalan uydurdu. Vicdanı her geçen dakika biraz daha ağırlaşıyordu. Akşam üzeri eski kamyonet köy meydanına girdi. Motorun sesi birçok kişinin dikkatini çekti.