Bölüm 5 / 7
Gerçekler
Hacer’in yüreği sıkıştı. O gece, o evde söylenecek birkaç cümle yalnızca bir ailenin değil, bütün köyün kaderini değiştirecekti...
Akşamın karanlığı köyün üzerine çökerken Remzi Efendi'nin evindeki sessizlik daha da ağırlaşmıştı. Hacer, kapının önünde ellerini birbirine kenetlemiş bekliyordu. Yüreği sıkışıyor, kızına gelecek her sözden korkuyordu. Kapı çalındı. Köyün yaşlı ebesi, elindeki bohçayla ağır adımlarla içeri girdi. "Hoş geldin ebe ana..." dedi Hacer, sesi güçlükle çıkıyordu. Ebe, Zeynep'in bulunduğu odaya geçti. Evde nefesler tutulmuştu. Dakikalar saatler gibi uzadı. Avluda volta atan Remzi Efendi'nin sabrı tükeniyordu. Harun ile Ömer de babalarının yüzüne bakıyor, hiçbir şey söyleyemiyorlardı. Zehra ise mutfak kapısının yanında sessizce dua ediyordu. Bir süre sonra ebe odadan çıktı. Yüzü her zamankinden daha ciddiydi. Remzi Efendi hemen ayağa kalktı. "Konuş ebe." Yaşlı kadın derin bir nefes aldı. "Zeynep kız... bakire değil." Sanki zaman durmuştu. Kimse tek kelime edemedi. Hacer'in dizlerinin bağı çözüldü. "Ne olur..." diye fısıldadı. "Kimse duymasın." Tam o sırada Harun ile Ömer içeri girdi. İkisi de ebenin son cümlesini duymuştu. Remzi Efendi'nin bakışları bir anda Zeynep'in odasına çevrildi. "Gerçek neyse bugün öğreneceğim." Hacer, eşinin önüne geçti. "Ne olur... Önce kızımızı dinleyelim." Remzi Efendi'nin sesi sertti ama içinde kırılmış bir babanın acısı da vardı. "Çekil Hacer." Odadaki sessizlik, dışarıdaki rüzgârın uğultusuna karışıyordu. Zeynep, gözleri kıpkırmızı olmuş hâlde kapının önünde duruyordu. Titreyen sesiyle konuşabildi. "Baba... Ben isteyerek yapmadım." Kimse konuşmadı. "Cemal..." Adını söylemesi bile boğazını düğümledi. "Davut Ağa'nın oğlu Cemal bana bunu yaptı." Bu söz, odadaki herkesi derinden sarstı. Harun yumruklarını sıktı. Ömer başını iki eli arasına aldı. Zehra koşarak ablasının yanına geldi ve elini tuttu. "Abla..." Zeynep kardeşine sarıldı. Hacer gözyaşları içinde kızının önünde duruyor, onu korumaya çalışıyordu. Evde yükselen sesler avluya kadar ulaşıyordu. Kimse o gece sakin değildi. Ebe, ağır adımlarla evden ayrıldı. Tam kapının önünde iki komşuyla karşılaştı. "Hayırdır ebe ana? Bu saatte Remzi'nin evindeydin." Yaşlı kadın cevap vermedi. Sessizce yürüyüp gitti. Fakat suskunluğu bile köyde dedikoduların başlamasına yetmişti. Ertesi sabah çeşme başında kadınlar fısıldaşıyordu. "Gece ebe Remzi'nin evindeymiş." "Bir şey olmuş." "Allah sonlarını hayretsin." Elif ile Meryem bu sözleri duyunca birbirlerine baktılar. "İnanmıyorum." dedi Elif. "Zeynep böyle bir şeyin içinde olamaz." Bircan ise biraz ileride, başı önünde sessizce oturuyordu. Her fısıltı kulağına bir yük gibi çöküyordu. Vicdanı artık susmasına izin vermiyordu. Aynı saatlerde Davut Ağa, konağın avlusunda Cemal'i karşısına aldı. "Köyde konuşulanların aslı nedir?" Cemal sustu. "Ben sana soru sordum." Cemal ilk kez babasının gözlerinin içine bakamadı. Davut Ağa'nın yüzü sertleşti. "Bircan bana her şeyi anlattı." Bu söz üzerine Cemal'ın rengi değişti. Davut Ağa derin bir nefes aldı. "Eğer anlattıkları doğruysa, yalnız bir kıza değil, iki aileye ve bütün köye ateş düşürdün." Konağın avlusunda ağır bir sessizlik oluştu. O sessizlikte herkes aynı şeyi hissediyordu. Bu yaşananların artık geri dönüşü yoktu.
BÖLÜM 5 – KÖYE GELEN YABANCI Sabah güneşi köyün taş evlerinin üzerine usulca doğarken, dün gece yaşananların ağırlığı hâlâ herkesin yüzüne sinmişti. Çeşmenin başında su dolduran kadınlar alçak sesle konuşuyor, kimse adını açıkça söylemese de aynı aileyi işaret ediyordu. Elif, testisini doldururken konuşmaları duydu. "Gece Remzi Efendi'nin evine ebe gitmiş." "Allah hayır etsin." Meryem, fısıltılardan rahatsız olmuştu. "İnsanlar bilmediği şeyi konuşmayı ne kadar seviyor." Elif içini çekti. "Zeynep'i çocukluğumuzdan beri tanıyoruz. Ben onun kötü bir şey yapacağına inanmıyorum." İki genç kız sessizce evlerine dönerken köyde yayılan dedikoduların artık durdurulamayacağını hissediyorlardı.