
Lorin
Romantik Dram
Besleme kızın aşkı
Yetim kız Lorin, besleme verildiği konaktan yüklü diye kovulur fakat gerçek başkadır.
İlk 5 bölüm web'de ücretsiz · toplam 12 bölüm
1. Bölüm
1. Bölüm
Lorin’in Anlatımıyla
At arabası durdu. Şoför başını bile çevirmeden, “İn,” dedi.
Elimdeki eski bohçayı sımsıkı kavrayıp konağa baktım. Büyük, soğuk bir taş yığınıydı. Yüzü soğuktu…
Evim değildi ama artık burada yaşayacaktım.
Merdivenleri önden çıkan şoför kapıyı çalınca açıldı. İçeriden bir kadın çıktı.
Uzun boyluydu, yüzü sertti.
Önce yüzüme, sonra üstüme başıma baktı. Tiksinmiş gibi kaşlarını çattı.
“Bunu mu yollamışlar?”
Yanındaki genç hizmetçi de beni inceleyip halime güldü.
“Şuna bak! Dilenci gibi.”
Üstüm başım eski, ellerim soğuktan çatlamış, yara içindeydi. Ben de biliyordum. Ama yapacak bir şey yoktu.
Kahya kadın elini uzattı.
“Bohçayı at. Buraya çöp getiremezsin.”
Korkup daha sıkı sarıldım. İçinde anamdan kalma yazma, babamın mendili bir de küçükken komşumuzun kızının yenisini alınca bana verdiği bebeğim vardı.
Geçmişimden sadece bunlar kalmıştı.
“Ne olur atmayın, başka bir şeyim yok.”
İtiraz etmeme öfkelenip bohçamı zorla çekti. Tuttum ama gücüm yetmedi. Elim boş kaldı.
Kadın bohçamı yanında durak kıza verip etrafa baktı, sonra içeri doğru seslendi.
“Hülya!”
Genç bir kız çıktı. Üzerinde hizmetçi elbisesi vardı. Yüzü diğerleri gibi sert değildi.
“Bunu al götür, odana yerleştir. Yıkanıp paklansın, temiz elbiselerden ver. Pislik
içinde gezdiğini hanım görmesin.”
“Bunu al götür, odana yerleştir. Yıkanıp paklansın, temiz elbiselerden ver. Pislik
içinde gezindiğini hanım görmesin.”
Hülya kolumdan çekip “Gel,” dedi.
İçeri girdim. Her şey bana yabancıydı.
Hülya yürüdü, ben de peşinden gittim.
Arada dönüp bana baktı. “Ağlama,” dedi.
Ağladığımın farkında bile değildim. “Ben de buraya ilk geldiğimde ağladım. Ama
alışıyorsun.”
Hiçbir şey söylemedim. Alışmak istemiyordum, ben evimi istiyordum ama gidecek evim yoktu.
Babam ölünce üvey annem beni kendi çocuklarının yanına sığdıramayıp buraya satmıştı.
Hülya yürürken konuşmaya devam etti. “Kahyaya ters gidersen fena bağırır ama söylediğini yaparsan sana dokunmaz.”
Her kelimesi ile daha çok korkuyordum.
Bir kapıyı açtı. Küçük, dar bir oda gözüktü. İçinde iki yatak, köşede bir sandalye.
“Burası bizim odamız.”
Benim odam değil. Bu dünyada yersiz yurtsuz biriydim ben.
Hülya odadaki dolaptan bir takım kıyafet çıkarıp yanıma geldi.
“Üstünü değiştir. Sonra mutfağa
gideriz.”
Odadan çıktığında elime tutuşturduğu tertemiz kıyafetlere baktım.
Tıpkı bu ev ve herşey gibi kıyafetler de sanki bana düşmandı.
Daha giyinmem bitmeden Hülya odaya daldı.
“Elini çabuk tut, hanım seni görecek.”
Yakamın düğmelerini alel acele ilikleyip peşine takıldım.
Hanımın karşısına çıkmaya da korkuyordum ama ne dedilerse yapmaya mecburdum.
Büyük bir kapının önünde durduk. Hülya kapıyı tıklayıp içeri girdi.
Geniş bir oda. Yerde büyük halılar, duvarlarda işlemeli perdeler… Köşede mücevher gibi süslü bir soba yanıyordu ama ben hiç durmadan üşüyordum.
Konağın sıcağı benim içimdeki soğuğu kırmaya yetmiyordu.
Kahya ile yan yana koltuklarda oturan hanımı gördüm. Üzerinde pahalı bir elbise vardı. İnce, uzun parmaklarıyla kahve fincanını tutuyordu.
Bana baktı. Sonra yüzü değişti.
Bir şey demedi ama o bakışı hissettim. Benden rahatsız oldu. Oysa üstümü başımı da yeni giymiştim. O da mı beni dilenciye benzetmişti?
Fincanı yerine koydu. Kahyaya döndü.
“Nereden buldunuz bunu?”
Kadının sesi sakindi ama beni baştan aşağı süzerken gözleriyle ölçüp biçiyordu. Burada olmamdan hoşlanmadığını anladım.
Kahya saygıyla eğildi. “Köyden, hanımım. Yetim. Beyin uzaktan akrabasıymış.”
Kadın başını hafifçe salladı, fincanını tabağına bıraktı. Yüzüme daha dikkatli baktı.
“Kaç yaşında?”
Sanki ben burada yokmuşum gibi konuşuyorlardı. Kahya hemen cevap verdi. “Bilmiyoruz hanımım. Ama çok
küçük değil.”
Kadın bir süre sessiz kaldı ama bakışları hâlâ üzerimdeydi. Rahatsız edici bir şekilde inceliyordu beni, sanki bir kusur arıyormuş gibiydi. Elini koltuğun kolçağına koyup tırnaklarını tahtaya hafifçe vurdu.
Sonra kahyaya doğru eğildi ama gözleri hala üzerimdeydi.
“Etrafta dolaşmasın, mutfaktan çıkarma sakın. Bir sıkıntı çıkarırsa senden
bilirim.”
Bende ne gördü de bu kadar öfkelendi, anlayamıyordum.
Kahya başını eğdi. “Emredersiniz,
hanımım.”
Hanım yüzünü benden çevirip fincanını eline aldı, dudaklarına götürdü. Bizimle işinin bittiğini anladım.
Kahya, Hülya’ya dönüp başıyla kapıyı
işaret etti. “Çıkın.”
Koridorda yürürken Hülya bana iyice sokulup fısıldadı. “Hanımın gözünü korkuttun.”
Gözlerimi hayretle ona çevirdim. Ne demek istediğini anlayamamıştım.
Ben sahipsizlik yüzünden yerdeki karıncadan bile korkuyordum ama o niye benden korkuyordu ki?
“Hanım neden korkacak?”
Hülya dudaklarını büzüp etrafı kontrol etti, sesi daha da kısıldı.
“Güzelliğinden korktu,” dedi. “Evde iki bekar oğlu var. Bir de bey...”
Cümlesini yarım bırakınca merakla sordum.
“Ne var beyde?”
Etrafına bir kez daha göz gezdirip, kulağıma eğildi.
“Çok çapkın. Şimdi biraz uslanmış ama
zamanında kırdığı cevizlerin hesabı yok.”
“Evde iki bekar oğlu var. Bir de bey nasıl desem çok çapkın. Şimdi biraz uslanmış ama zamanında kırdığı cevizlerin hesabı yok." Bütün bunların benim güzel olmamla ilgisini anlayamıyordum.
“Benden neden korkuyor?” dedim.
Hülya güldü. “Ayy, çok safsın sen!” Etrafı bir kez daha kolaçan edip fısır fısır anlatmaya başladı. “Anlarsın ya canım.” Anlamıyordum. Belli ki o bunu komik buluyordu. Benim içinse hiçbir şey komik değildi. Tepkisiz kaldığımda daha açık anlatmaya başladı. “Büyük oğlan...
Levent Bey,” dedi.
“Serseri gibi gezer, gece eğlenceden dönmez. Çok yakışıklı, ama asla güven olmaz. Kadınlara tatlı sözler söyleyip alacağını aldıktan sonra unutup sonra unutur gidermiş.”
Köyde kadınlara erkekler selam bile vermezdi. Buranın evleri gibi insanları da başka dünyadan gibiydi demek.
“Kimse bir şey demez mi?” Başını iki yana salladı. “Bey oğulları bunlar. Kim ne diyebilir?” Hülya devam etti. “Küçük oğlan daha fena,” dedi. “Beyefendi gibi durur ama içi başka. Şöyle bakar...” Elleriyle gözlerini daralttı. “Sessiz sessiz, insanın içini okur gibi. Bir şey diyecek sanırsın, ama demez.”
Yürümeye devam ettik. Hülya hızını kesmedi.
“Geçen sene burada bir hizmetçi vardı.” “Ne olmuş ona?” diye sordum. Hülya omzunu silkti. “Kimse anlamadı. Kız bir gün var, bir gün yok oldu.
Yollamışlar.” İçim ürperdi. Beni de yollarlarsa gidecek tek yerim yoktu.
“Nereye?”
“Bilmem ki. Ne kimse arkasından konuştu, ne de o ses etti. Bir sabah kalktık, gitmişti.” Bunu söylerken rahat görünüyordu ama ben korkudan yürümeyi unutacak haldeydim.
“Oğlanlar da babaya çekmiş işte. Hanım gençken çok güzeldi, derler. Bey de peşinde pervane. Ama sonra... gözünü açmış. Hanımın akrabasını gebe bırakmış bile dediler. Sonra kız bebeği düşürmüş, uşaklardan biriyle evlendirip göndermişler.”
Anlattığı korkunç bir şeydi ama Hülya kahkaha attı. “Ama hanım bir şey diyememiş tabii. Bey ne derse o olur!”
Kendi kendime mırıldandım. “Bundan korktu demek...”
Hülya duydu. Gözlerini kıstı. “Öyle ya, yoksa neden seni mutfaktan çıkarmasın?”
Bunu düşünmek bile istemedim. Güzelliğim başıma dert mi olacaktı? Tam o sırada mutfağın kapısına vardık. Hülya omzunu düzeltti, yüzüne kayıtsız bir ifade takındı. “Hadi bakalım,” dedi. “Mutfağa hoş geldin.”
Kapıyı açtı. İçeri girdik.
Sıcak hava yüzüme çarptı. Kuzinedeki odunlar çıtırdıyordu. Tencereler kaynıyor, tezgâhların üstü doluydu.
Ortada iki hizmetçi kız vardı. Biri et doğruyor diğeri sarma sarıyordu.
Başlarını kaldırdılar.
İlk geldiğimde beni dilenciye benzeten kızları tanıdım.
Gözlerini üzerime diktiler. Ama bu sefer şaşırmışlardı.
“Sen kapıdaki kız mısın?” dedi biri, uzun boylu olan. Kaşlarını kaldırıp beni süzdü.
Diğeri, elindeki bıçağı ete vurarak güldü.
“Vay be, temizlenince insan gibi olmuş!”
Başımı eğdim. Ne diyeceğimi bilemedim.
“Adın ne senin?”
Tombul olanı sorduğunda cevap verdim.
“Lorin.”
Ben de onları merak ediyordum ama çekindim.
Tobul olan konuştu.
“Bir değişikmiş.”
Adımı annem koymuştu, seviyordum. Cevap vermeyip boynumu büktüm. Kız devam etti.
“Ben Sevim, bu da Havva.”
Uzun olan, elini beline koydu. “Yemek yapmayı biliyor musun bari?” “Biliyorum,” dedim kısık sesle.
“Anamdan ne gördüysem o kadar.”
Diğeri dudak büktü. “Bir de sana iş öğreteceğiz ha... Neyse, bulaşıkları yıkamaya başla.”
Tezgâhın yanına geçtim. Duvarında iki tane su çeşmesi vardı. Biz köyde kuyudan su çekip kullanıyorduk. En zengin bir iki hane evine su bağlatmış diyorlardı ama ben ilk kez görüyordum.
Hülya yanıma yaklaşıp çeşmelerden ufak olanını gösterdi. “Bundan sıcak su akar. Kuzine yanarken çok dikkat et. Kendini haşlama sakın.” Bir de ısınmış su mu akıyordu yani? Şaşkınlığımı fark etmeden anlatmaya devam etti.
Hangi teknede yıkayıp nasıl durulayacağım, kurulanmışları nereye kaldıracağım hepsini öğretti. Tekrar kendi işine dönmeden önce iyice kulağıma eğilip alçak sesle konuştu.
“Sadece işini yap, dikkat çekme.
Hanımın dediği gibi eyrafta da gözükme.”
Başımı salladığımda “Ben çamaşır haneye gidiyorum, çarşaflar kurumuştur,” deyip mutfaktan çıktı.
Önümde hazırladığı ılık suya bakarken düşündüm.
Burada tutunmak zorundaydım ama en ufak hatamda kapının önüne konacağımı biliyordum.
Bulaşıkları dikkatlice yıkamaya devam ederken içeri Kahya geldi.
Kahya içeri girince herkes işine dikkat verdi. Sarma saran kız elini hızlandırdı, et doğrayan bıçağını tahtaya daha hızlı kullanmaya başladı.
Ben de elimdeki tabağı daha dikkatli ovdum. Sanki hepimiz bir sınavdaydık. Kahya mutfağın ortasında durdu, etrafa göz gezdirdi. Sonra bana döndü. Birkaç adım yaklaşıp elimdeki tabağa baktı. Sonra tezgâhtaki yıkadıklarıma göz gezdirdi. Kaşlarını çattı. “Bunları mı
yıkadın?”
Başımı salladım.
Bakır tabaklardan birini aldı, havaya kaldırdı. İşığa tutup suratını ekşitti.
“Bu mu temiz?” Dikkatlice yıkamıştım ama yeterli gelmemişti demek ki.
Kahya tabağı hızla tezgâha bıraktı.
“Bunların hepsini baştan yıka.” Önüme bakarak başımı salladım. Ellerimdeki çatlaklar suda sızlamaya başlamıştı ama ses çıkarmadım. “Elin iş tutmaya alışsın,” diye ekledi.
“Bu konakta yarım yamalak iş yapılmaz.”
Diğer hizmetçiler sessizdi. Kimse araya girmedi.
Ben de hiçbir şey söylemedim. Ellerim acısa da tekrar yıkayacaktım. Başka çarem yoktu.
Kahya son bir kez daha bakıp kapıya yöneldi. “Bitince yerleri de sil,” dedi çıkarken.
Kapıyı kapatıp çıktı.
Tek tek tabakları tezgahtan aldım.
Suya daldırıp yeniden ovmaya başladım.
Kapı kapanır kapanmaz uzun boylu hizmetçi burnundan soluyarak başını kaldırdı. “Sanki mutfakta oturup keyif çatıyoruz,” diye mırıldandı. Diğeri de kızmıştı.”Bir gün kendisi girip çalışsın
bakalım.”
Ben konuşmadım. Tabakları dikkayle ovmaya devam ettim. Bir daha hata yapmayacaktım.
Kapı tekrar açıldı. İçeri bir uşak girdi. Elinde meyve dolu büyük bir sepet vardı, ağır olduğu belliydi. Sepeti tezgâha bırakmadan önce gözleri mutfağı taradı.
Sonra bana döndü.
“Yeni gelen sen misin?”
Başımı salladım.
Benimle konuşurken hizmetçi kızlardan tombul olan Sevim’le göz göze geldi. Hafifçe gülümsedi. Kız gözlerini kaçırdı ama yanakları pembeleşti..
Uşak, börek tepsisinden bir parça kopardı. Ağzına atmadan önce gözlerini tekrar bana çevirdi. “Sana ne iş verdiler?” “Bulaşık,” dedim.
Başını salladı.
”Zor iş.”
Daha fazla konuşmadım. O ise taze böreği çiğnerken gözlerini benden ayırmadı.
Sonra uzun olan Havva’ya döndü. “Sen sabah yukarıda mıydın?”
Et doğrayan kız başını çevirdi. “Evet,” dedi ama sesi tedirgindi. “Ne yaptın orada?”
Kız bıçağı elinden bıraktı. “Toz aldım.”
Uşak dudaklarını büktü. “Başka?”
Kız gözlerini kaçırdı. “Başka bir şey yok.”
Uşak güldü. “Peki, hanımın biblosu
neden yok?”
Kızın rengi attı. “Bilmiyorum,” dedi. Ama sesinde bir titreme vardı.
Uşak keyifle çiğnediği böreğin son lokmasını yuttu. “Hanımın biblolarına nasıl önem verdiğini biliyorsun. Kim kırdıysa sabah halıya diz çöküp özür diler.”
Kız eliyle masaya vurdu. “Ben bir şey
yapmadım!”
Uşak göz kırptı. “İyi o zaman. Soran
olursa, ben de duymamış olurum.”
Sanki uzun boylu kızın hata yapmasından zevk alıyordu.
Kızın yüzü kıpkırmızı oldu. “Defol git
mutfaktan!”
Uşak kahkaha atıp kapıya yöneldi.
Çıkarken bana tekrar göz ucuyla baktı.
Güleç gözüküyordu ama tehlikeli bir adam olduğunu anlayıp hemen gözlerimi kaçırdım.
Akşam vaktine kadar elim sudan çıkmadı.
Ben yıkadıkça yeni bulaşık çıkıyor, işim hiç bitmiyordu.
Akşam sofrası için herkes telaş içindeydi.
Kızlar da harıl harıl koşturuyordu.
Sevim, servis tabaklarına sarmaları dizerken homurdandı. “Kimse de demiyor ki, ‘Kızlar yoruldunuz, oturun biraz. Dört kişi için bu kadar hazırlık fazla’ demiyor.’”
Havva başını kaldırmadan, “Dilin değil elin çalışsın!” diye tersledi.
Sevim gözlerini devirdi. “Zaten özene bezene diziyoruz, kahya illa bir kusur bulur şimdi.”
Ben de tezgâhın başında börekleri tabağa yerleştiriyordum. Her şeyin muntazam olması gerekiyordu. Kızlar titizlendikçe elim ayağıma dolaşıyordu.
Tam o sırada kapı hızla açıldı. Kahya içeri girdi. Mutfaktaki konuşmalar bir anda kesildi.
Gözleriyle her yeri taradı. Doğrudan masaya gidecek olan servis tabaklarına yürüdü. Sarmaların dizilişine bakıp kaşlarını çattı.
“Şunlara bak!” dedi sertçe. “Böyle mi diziyorsun sarmayı? Uçları ip çekilmiş
gibi bir hizaya diz!”
Sevim elindeki maşayla sarmaları aynı hizaya getirmeye çalışırken Havva salatanın üzerine limon kabuğundan gül yapıyordu.
Ben de elimdeki börek tabağını sıkı sıkı tutuyordum. O an ne oldu bilmiyorum.
Kahyanın sesi yükselince elim titredi. Tabağı iyice kavrayamadım. Börekler yere düştü.
Gözlerim büyüdü, yüreğim korkudan ağzıma geldi. Mutfakta ölüm sessizliği oldu.
Kahya derin bir nefes aldı. Bana doğru bir adım attı.
“Ne yaptığını sanıyorsun?”
Konuşamadım. Bacaklarım titredi, özür dilemeye bile cesaret edemedim.
Sevim usulca yanıma sokuldu, fısıltıyla “Topla çabuk,” dedi. Ama kahya hâlâ bana bakıyordu.
Tam azarlayacaktı ki, Hülya elindeki sürahiyi kenara bırakıp tezgâhtaki fazladan böreklerin olduğu tepsiyi çekti.
“Elimizde yedek var,” dedi. “Ben hemen hallederim.”
Kahya gözlerini kıstı. “Öyle mi?”
Hülya tabakları dikkatlice yerleştirirken başını eğdi. “Evet, hanımım.”
Kahya yere düşen böreklere baktı. Sonra gözlerini bana çevirdi.
“Böreği yere düşüren kimse, cezasını
çeker.”
Ne ceza verecek korkusuyla irkildim.
Sevim’in eli havada kaldı, Havva bile başını kaldırıp kahyaya baktı.
“Al böreği yerden” dedi kahya.
“Düşürdüğünü yiyeceksin.”
Bölümler
Bunları da seveceksin

Bana İhanet Ettiğin O Gece
Romantik Dram

Kara Yazgının Kızı
Romantik Dram

18+ BOKSÖRÜN KIZIL ATEŞİ
Romantik Dram

18+ Patronumla Yasak Aşk (Avukatın Şehveti) - Tamamlandı
Romantik Dram

21+ Ağa'nın Miras Eşi
Romantik Dram

21+ Ağanın Gül Güzeli 🔥 (Tamamlandı)
Romantik Dram

21+ İskoçun Ateşli Ganimeti (Zoraki Evlilik- Tamamlandı)
Romantik Dram

Acil Koca Aranıyor
Romantik Dram