Bölüm 5 / 7
Yeni Bir Yuva
Elif’in dudakları titredi, gözlerinden yaş süzüldü: — “Ben… bunları hak edecek ne yaptım ki.” dedi kısık sesle.
Devran bir anlığına başını çevirdi, yüzünde en ufak bir yumuşama yoktu: — “Artık geçmişi bırak geleceğe bak bakalım seni neler bekliyor dedi. Ama unutma, bu evlilik bir oyun değil. Benim sözümden çıkanın nefesi bile kesilir.”
O an arabada sessizlik yeniden çöktü. Elif başını yana çevirip gözyaşlarını gizledi. Diyar arkadaki arabada gözlerini onların aracından ayıramıyor, kardeşi gibi gördüğü Elif’i yalnız bırakmamaya yemin ediyordu.
Konvoy, ağır ağır Mardin taşlarının arasında yükselen Bozdağ Konağı’nın önünde durdu. Konağın kapısı açıldığında içeriden kadınlı erkekli kalabalık fısıldaşmalarla dizilmişti. Gözler, yeni gelini görmek için sabırsızca bakıyordu.
Elif, arabadan indiğinde ayakları titriyordu. Başını kaldırmaya dahi cesaret edemedi. Kendisini yabancı bir dünyanın eşiğinde hissetti. Konağın yüksek taş duvarları, sanki özgürlüğünü yutacak dev gölgeler gibiydi.
Devran, bir an bile duraksamadan önden yürüdü. Omuzları dik, yüzü sertti. Arkasında Elif, yanında ise gözlerini hiç ayırmayan Diyar vardı. Cemşit Kahya kalabalığı sustururcasına gür sesiyle bağırdı: — “Bozdağ gelini geldi!”
Avluda derin bir sessizlik oldu. O sırada yaşlı kadınlar dualar mırıldandı, gençler meraklı bakışlarını gizlemeden süzdüler.
Konağın taş merdivenlerinde onları karşılamak için Hüseyin Dede belirdi. Bastonuna yaslanarak ağır ağır yürüdü. Yüzünde yılların sertliği vardı. Elif’in eline bakıp sonra Devran’a döndü: — “Elif Gelin sen bu evi şereflendirdin. Allah mutluluğunuzu daim kılsın,dedi Devran,a dönerek bu ocağa gelin girdi, burası onun cehennemi de olur cenneti de. Buda senin elinde.”
Devran başını eğmeden sadece dudaklarının ucuyla cevap verdi: — “Bilirsin dede ben sana benzerim dedi.” Bırakta Artık bundan sonrasına ben kara veriyim dedi. Elif, o an kalbinin sıkıştığını hissetti. Bu evde nefes alabilecek mi, yoksa her adımda daha da daralacak mıydı?
Eşiği geçerken Elif’in içi ürperdi. Çocukluğunda duyduğu bütün töre hikâyeleri, bütün fısıltılar kulaklarında yankılandı. “Gelin olarak girdiğin ev, ya mezarın olur ya yuvandır.”👍
Ayağı taşa takılır gibi oldu, neredeyse sendeleyecekti. Diyar hemen koluna girip fısıldadı: — “iyimisin cnm… Oturmak istermisin dedi. Ne olursa olsun yanında olacağım.”
Elif’in gözlerinden sessiz yaşlar süzüldü. Konağın kadınları, onu süzerken fısıldaşmalar başladı. Kimisi merhametle, kimisi kıskançlıkla baktı.
Devran arkasına dönüp kısa, sert bir bakış attı: — “kulağını iyi aç Elif. Bu eşikten girdin mi, artık geriye dönüş yok.”
Elif o anda sustu. Dudaklarını ısırdı, kalbinde hem korku hem de bilinmez bir güç kabarıyordu. İçinden sadece şunu geçirdi: “Allah’ım… Ben nasıl bir yere geldim sen yardım et ya Rabbim dedi.
Ve o an, Bozdağ Konağı’nın ağır kapıları, Elif’in ardında kapanırken, kaderinin zinciri de kapanmış oldu.
Avlunun ortasında büyük masalar kurulmuştu. Yemekler, kahveler, şerbetler ikram ediliyordu. Davul-zurna gürledikçe gençler halaya kalkıyordu. Gelinle damat masaya oturtuldu. Masanın üstünde sade bir şerbet, kenarda kuru yemiş tabakları duruyordu. Devran sırtını dikleştirip çevreye sert bir bakış attı; gülmedi. Elif başını eğdi, parmaklarını kucağında kenetledi.
Devran alçak ama keskin bir sesle eğildi: — Yalandan ağlamayı bırak. Sevinmen lazım seni vererek kan davasından kurtuldu ailen buna sevinmelisin dedi.