MyStoryBölüm 3 / 3

Bölüm 3 / 3

BÖLÜM 3 – İLK UMUT

--1994 – Aysima 5 Yaşında-- İlkbahar, köyün üzerine sessizce gelmişti. Kış boyunca çıplak kalan ağaçların dallarında taze yeşil yapraklar görünmeye başlamış, badem ağaçları beyaz çiçeklerini açmıştı. Sabahları horoz seslerine serçelerin cıvıltısı karışıyor, toprak yağmurdan sonra mis gibi kokuyordu. Aysima, avlunun bir köşesinde dizlerini karnına çekmiş oturuyordu. Elinde hâlâ Emine Nine'nin aylar önce diktiği bez bebek vardı. Kumaşı eskimiş, saç yerine dikilen yün ipler çözülmeye başlamıştı ama küçük kız onu hiç yanından ayırmıyordu. Bebeğin saçlarını küçük parmaklarıyla düzeltti. "Bugün seni de okula götürebilsem..." diye fısıldadı. Henüz okula başlamamıştı ama mahalledeki biraz daha büyük çocukları her sabah sırtlarında çantalarıyla yürürken gördükçe içinde tarif edemediği bir merak büyüyordu. Bir gün onların arasına katılacağı düşüncesi bile kalbini heyecanlandırıyordu. O sabah Emine Nine yine elinde küçük bir bohçayla geldi. "Aysima kızım!" Küçük kız koşarak kapıya yöneldi. "Nine!" Yaşlı kadın gülümseyerek bohçayı açtı. İçinden kırmızı kurdeleli, ikinci el ama tertemiz bir hikâye kitabı çıkardı. "Bunu torunum büyüyünce bana bırakmıştı. Artık senin olsun." Aysima kitabı iki eliyle aldı. Sanki dünyanın en değerli hazinesi kendisine verilmişti. "Ben okuyabilir miyim?" "Şimdilik resimlerine bakarsın. Yakında harfleri de öğreneceksin." Küçük kızın gözleri parladı. "Gerçekten mi?" "Elbette." Emine Nine onun başını okşadı. "Sen öğrenmeyi seven bir çocuksun." Bu cümle, Aysima'nın uzun süre duyduğu en güzel söz oldu. Öğleden sonra Ayfer tandırın başında çalışırken Aysima sessizce kitabın sayfalarını çeviriyordu. Her resme uzun uzun bakıyor, kendi kendine hikâyeler uyduruyordu. Bir prenses... Bir kuş... Bir dere kenarında oynayan çocuklar... Onlar gülerken o da istemsizce gülümsedi. Ayfer göz ucuyla kızına baktı. "Bitirdin mi şu patatesleri ayıklamayı?" Aysima hemen toparlandı. "Şimdi yapıyorum anne." Kitabı dikkatlice kapatıp sedirin üzerine bıraktı. Henüz oyun çağındaydı ama ev işlerinin de küçük bir yardımcısı olmuştu. Şikâyet etmiyordu. Çünkü kimsenin yükü olmak istemiyordu. Günler ilerledikçe köyde okulların açılacağı konuşulmaya başlandı. Çocuklar yeni önlüklerinden, çantalarından bahsediyordu. Bir akşam sofrada sessizlik hâkimdi. Aysima cesaretini toplayıp babasına baktı. "Baba..." Selim kaşığını bırakmadan, "Ne var?" diye sordu. "Ben de okula gidecek miyim?" Adam kısa bir süre sustu. Ayfer, kızının yüzüne bakmadan ekmeği bölmeye devam etti. "Nasılsa zamanı gelince gidersin." Selim'in sesi ne sertti ne de yumuşaktı. Sadece ilgisizdi. Aysima başını salladı. İçinde küçücük de olsa bir umut yeşermişti. Demek ki o da diğer çocuklar gibi okula gidecekti. O gece uyurken bez bebeğine fısıldadı. "Ben okumayı öğreneceğim." Ertesi gün Emine Nine onu köy okulunun önüne götürdü. Ders başlamamıştı. Bahçede birkaç çocuk top oynuyordu. Pencereler açıktı. Sınıflardan tebeşir kokusu geliyordu. Aysima demir kapının önünde durdu. "Ne kadar güzel..." diye mırıldandı. "İçeride ne yapıyorlar?" "Öğreniyorlar." "Neyi?" "Hayatı." Yaşlı kadın gülümsedi. "Okumayı, yazmayı... İnsan olmayı." Aysima uzun süre okul binasına baktı. Küçük yüreğinde tarif edemediği bir heyecan vardı. Belki burası onun için yeni bir başlangıç olacaktı. Dönüş yolunda birkaç çocuk yanlarına geldi. İçlerinden kıvırcık saçlı bir kız gülümseyerek elini uzattı. "Ben Zeynep." Aysima önce utandı. Sonra usulca elini uzattı. "Ben... Aysima." "Sen de yakında okula başlayacak mısın?" Başını salladı. "Evet." "Ben sana sıramı gösteririm." Bu teklif, Aysima'nın yüzünü aydınlattı. İlk kez yaşıtı biri onunla arkadaş olmak istemişti. Eve dönerken yol ona her zamankinden kısa geldi. Akşam güneşi kerpiç evlerin üzerine turuncu bir örtü gibi serilmişti. Aysima avluda oturmuş kitabına yeniden bakıyordu. Resimlerin altındaki harfleri parmağıyla tek tek takip ediyor, anlamını bilmediği şekilleri ezberlemeye çalışıyordu. Emine Nine uzaktan onu izledi. Kendi kendine gülümsedi. "Bu kızın gözlerinde öğrenme isteği var." Sonra sessizce iç geçirdi. "Yeter ki kimse o ışığı söndürmesin." O sırada evin kapısı açıldı. Selim, elinde katlanmış bir kâğıtla içeri girdi. Ayfer'e uzattı. "Köy okulundan vermişler." Ayfer kâğıdı açtı. "Ne yazıyor?" "Yeni eğitim yılı için kayıt günü belli olmuş." Aysima bunu duyunca heyecandan yerinden kalktı. Gerçekten okula başlayacaktı. Fakat Selim'in yüzündeki düşünceli ifade, yaklaşan günlerin hiç de kolay geçmeyeceğinin ilk işaretiydi. Aysima bunu henüz fark etmedi. Ama kaderi, okulun kapısından içeri adım atmadan önce bile sessizce yön değiştirmeye başlamıştı. Aysima o gece uzun süre uyuyamadı. Emine Nine'nin getirdiği kitabı defalarca açıp kapattı. Sayfaların arasından yükselen eski kâğıt kokusu bile ona mutluluk veriyordu. Harflerin hiçbirini okuyamıyordu ama her satırın içinde keşfedilmeyi bekleyen bir dünya olduğuna inanıyordu. Pencerenin önüne oturup gökyüzüne baktı. Ay, ince bir hilal hâlinde bulutların arasından görünüyordu. Küçük kız kendi kendine fısıldadı. "Ben de okuyacağım... Sonra sana masallar anlatacağım." Bunu ayla mı, bez bebeğiyle mi, yoksa yalnızlığıyla mı konuşarak söylediğini kendisi de bilmiyordu. Ertesi sabah erkenden uyandı. Ayfer tandırın başındaydı. Aysima usulca yanına yaklaştı. "Anne, bugün sana yardım edebilir miyim?" Ayfer kısa bir bakış attı. "Şu odunları diz." Küçük kız hiç vakit kaybetmeden avlunun köşesindeki odunları taşımaya başladı. Bazıları boyundan uzundu. İki eliyle kavrayıp sürükleyerek tandırın yanına getiriyordu. Nefes nefese kalmıştı ama yine de şikâyet etmedi. Ayfer uzaktan onu izledi. Kızının yorulduğunu görüyordu. İçinden geçen küçücük merhamet duygusu yüzüne yansımadan kayboldu. "Yeter." dedi sadece. Aysima'nın yüzünde hafif bir tebessüm oluştu. Bu tek kelime bile onun için bir teşekkür gibiydi. Öğleden sonra Emine Nine yeniden uğradı. Elinde eski bir kumaş çanta vardı. "Gel bakalım." Aysima heyecanla yanına koştu. Çantanın içinden küçük bir yazı tahtası, birkaç tebeşir ve minicik bir silgi çıktı. "Artık çalışmaya başlayabiliriz." Aysima şaşkınlıkla baktı. "Ben daha okula gitmedim ki." "Gitmeden öğrenmeye başlamak zarar vermez." Yaşlı kadın avludaki taşın üzerine oturdu. Tebeşiri eline aldı. Tahtaya büyükçe bir çizgi çizdi. "Bak..." "Bu, 'A' harfi." Aysima dikkatle izledi. Küçük parmaklarıyla aynı şekli çizmeye çalıştı. İlk denemesi eğri oldu. İkincisi de... Üçüncüsünde ise harf, ilk kez gerçekten bir "A"ya benzemeye başladı. Emine Nine'nin yüzü aydınlandı. "İşte oldu." Aysima sevinçle güldü. Belki de uzun zamandır ilk kez bu kadar içten gülüyordu. O sırada sokaktan geçen Zeynep onları gördü. Koşarak avlu kapısına geldi. "Ne yapıyorsunuz?" "Emine Nine bana harf öğretiyor." "Ben de biliyorum." Zeynep yere çömeldi. Bir dal parçasıyla toprağa kendi adını yazdı. Aysima hayranlıkla baktı. "Sana da öğretirim." O gün iki küçük kız uzun süre toprağa harfler çizdi. Bazen yanlış yaptılar. Bazen kahkahalarla sildiler. Aysima, ilk kez yaşıtı biriyle vakit geçirmenin ne kadar güzel olduğunu hissediyordu. Akşamüstü Selim eve dönerken avludaki yazıları fark etti. Kaşlarını çattı. "Bu da ne?" Aysima heyecanla ayağa kalktı. "Baba, bak! 'A' yazmayı öğrendim." Selim birkaç saniye yere baktı. Sonra ayağıyla toprağın üzerindeki bütün harfleri ezdi. "Boş işlerle uğraşacağınıza eve yardım edin." Sesi yüksek değildi ama sertti. Zeynep sessizce evine döndü. Emine Nine derin bir iç çekti. Aysima ise ezilen harflere baktı. Sanki yalnızca toprağa çizilmiş bir harf değil, az önce içini dolduran sevinç de silinmişti. Yine de ağlamadı. Yere çömeldi. Selim içeri girdikten sonra tebeşiri yeniden eline aldı. Toprağa aynı harfi bir kez daha çizdi. Bu kez daha düzgün... Daha kararlı... Emine Nine bunu görünce gülümsedi. "Bazen insanlar yazdıklarını siler kızım." "Ama öğrenmek isteyen insanın içindekini kimse silemez." Aysima yaşlı kadının sözlerini tam olarak anlayacak yaşta değildi. Fakat o cümle, yıllar boyunca kalbinin en derin yerinde yaşayacaktı. Gece olduğunda küçük yazı tahtasını yatağının yanına koydu. Parmaklarını üzerine gezdirirken gözleri yavaş yavaş kapandı. Ertesi hafta kayıt günü gelecekti. Ve Aysima, hayatında ilk kez evinin duvarlarının dışındaki bir dünyaya adım atacaktı. O dünya ona yalnızca okumayı yazmayı değil... Kendisini fark edecek ilk insanlarla tanışmayı da getirecekti.

Uygulamada reklamsız oku