MyStoryBölüm 5 / 5

Bölüm 5 / 5

Bölüm 5 – Sessizliğin Dili

1996 – Aysima 7 Yaşında Kış, köyün üzerine ağır ağır çökmüştü. Sabahları pencerelerin camları buz tutuyor, çatılardan sarkan ince buzlar güneş doğana kadar parlıyordu. Soğuk, yalnızca dışarıda değil, Aysima'nın yaşadığı evin içinde de hissediliyordu. Artık okula alışmıştı. Sınıfın en sessiz öğrencilerinden biriydi ama aynı zamanda en çalışkanlarından da... Nermin Öğretmen, her ödevi teslim ederken onun defterini biraz daha dikkatli inceliyor, satırların arasındaki özeni fark ediyordu. Bir gün ders sonunda öğrencileri tek tek tahtaya kaldırdı. Toplama işlemleri yapıyorlardı. Bazı çocuklar heyecandan yanlış yapıyor, bazıları arkadaşlarının yardımına ihtiyaç duyüyordu. Sıra Aysima'ya geldiğinde sınıfta kısa bir sessizlik oldu. Küçük kız tebeşiri eline aldı. Soruyu dikkatlice okudu. Sonra yavaş ama emin hareketlerle işlemi çözdü. Sonucu yazıp arkasını döndüğünde Nermin Öğretmen gülümsedi. "Doğru." Sınıftan hafif bir alkış yükseldi. Aysima başını eğdi. Alkışlanmak hoşuna gitmişti ama herkesin ona bakması yine de utanmasına neden oluyordu. Okul çıkışında Zeynep koluna girdi. "Bugün çok iyiydin." Aysima gülümsedi. "Sen de." "Yarın bizim eve gelsene." Bu teklif karşısında duraksadı. "Babam izin vermez." "Annen?" Aysima cevap vermedi. Zeynep de daha fazla üstelemedi. İkisi köy yolunda bir süre sessizce yürüdüler. Ayrılacakları sokağa geldiklerinde Zeynep el salladı. "Yarın görüşürüz." Aysima da aynı sıcaklıkla karşılık verdi. Bu küçücük dostluk, onun çocukluğundaki en güzel şeylerden biri olmaya başlamıştı. Eve vardığında her zamanki işler onu bekliyordu. Sobaya odun taşımak... Tavuklara yem vermek... Avluyu süpürmek... Diğer çocuklar sokakta kartopu oynarken o, elindeki süpürgeyle sessizce çalışıyordu. Pencereden yükselen çocuk kahkahaları kulağına geldikçe istemsizce dönüp bakıyordu. Bir anlığına onlara katılmayı hayal etti. Sonra süpürgesini biraz daha sıkı tuttu. İşini bitirmeden dışarı çıkamayacağını biliyordu. Akşam yemeğinde Selim her zamanki gibi sessizdi. Ayfer çorbayı kaselere doldurdu. Kimse gününün nasıl geçtiğini sormadı. Kimse okuldan bahsetmedi. Oysa Aysima'nın anlatacak çok şeyi vardı. Öğretmeninin verdiği yeni hikâye kitabını... Çözdüğü soruyu... Arkadaşlarıyla oynadığı oyunu... Hepsi boğazında düğümlenip kaldı. Yemeğini sessizce bitirdi. Artık konuşmanın bir şeyi değiştirmeyeceğini yavaş yavaş öğreniyordu. Ertesi hafta okulda küçük bir okuma yarışması düzenlendi. Kazanana yeni bir hikâye kitabı hediye edilecekti. Aysima kitabı görünce gözleri parladı. Eski de olsa ona göre dünyanın en güzel hediyesiydi. Günlerce çalıştı. Her akşam gaz lambasının ışığında satırları tekrar etti. Yanlış okuduğu kelimeleri defalarca düzeltti. Yarışma günü geldiğinde elleri titriyordu. Adı okunduğunda yavaşça ayağa kalktı. Derin bir nefes aldı. İlk cümlede sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı. Fakat öğretmeninin cesaret veren bakışlarını görünce kendine güveni yerine geldi. Metni sonuna kadar duraksamadan okudu. Sınıf sessizliğe büründü. Ardından alkış sesleri yükseldi. Nermin Öğretmen kitabı uzatırken, "Bunu hak ettin." dedi. Aysima iki eliyle kitabı aldı. Sanki kırılacak kadar değerli bir şey taşıyordu. O gün eve koşarak döndü. Kapıyı açar açmaz kitabını annesine gösterdi. "Bak anne... Ödül kazandım." Ayfer hamur yoğuruyordu. Kısa bir bakış attı. "Masanın üzerine koy da kirlenmesin." Başka hiçbir şey söylemedi. Aysima bu kez üzülmedi. İçinde garip bir sakinlik vardı. Annesinin sevinmeyeceğini artık tahmin edebiliyordu. Asıl üzücü olan, buna alışıyor olmasıydı. Akşam Emine Nine uğradığında kitabı ona gösterdi. Yaşlı kadın kapağını okşadı. "Demek ödül aldın." Aysima gururla başını salladı. "Öğretmenim verdi." "Benim akıllı kızım." İşte bu söz... Belki başkaları için sıradan iki kelimeydi. Ama Aysima için dünyanın en değerli ödülüydü. Yaşlı kadının yanına sokuldu. Başını omzuna yasladı. Emine Nine saçlarını okşarken hiçbir şey söylemedi. Bazen sevgi, uzun cümlelerden daha güçlüydü. O gece yatağına uzandığında ödül olarak kazandığı kitabı göğsüne bastırdı. Dışarıda rüzgâr uğulduyordu. Ev yine sessizdi. Ama bu sessizlik artık eskisi gibi değildi. Çünkü okulda onu bekleyen bir öğretmeni... Yolunu gözleyen bir arkadaşı... Kapısını çalacak bir Emine Nine'si vardı. Hayatı hâlâ zordu. Ev hâlâ soğuktu. Fakat küçücük kalbinde ilk kez dış dünyanın da bir parçası olduğunu hissettiren insanlar vardı. Yine de farkında olmadığı bir değişim başlamıştı. Aysima artık canı yandığında ağlamıyordu. Üzüldüğünde konuşmuyordu. Sevincini bile sessiz yaşamayı öğreniyordu. Kimseye yük olmamak için duygularını içine gömüyor... Her geçen gün biraz daha sessizleşiyordu. Ve o sessizlik, yıllar sonra yaşayacağı acılara karşı farkında olmadan ördüğü ilk zırh olacaktı. Birkaç gün sonra okulda kar yağışı nedeniyle dersler erken bitti. Çocuklar sevinç çığlıkları atarak bahçeye koştular. Kimisi avuçlarına kar dolduruyor, kimisi birbirine kartopu atıyordu. Zeynep uzaktan seslendi. "Aysima! Hadi gel!" Aysima önce çantasına baktı. Sonra eve döneceği yolu düşündü. Biraz gecikirse babasının kızacağını biliyordu. Yine de ilk kez kendine birkaç dakika izin verdi. Yere eğilip avuçlarına bembeyaz kar aldı. Parmaklarının arasında yavaşça ezdi. Ne kadar soğuk olursa olsun hoşuna gitmişti. Zeynep küçük bir kartopu yapıp ona doğru attı. Kartopu omzuna çarpıp dağıldı. Aysima önce şaşırdı. Ardından yıllardır içinde saklı duran çocuk kahkahası dudaklarından döküldü. İki kız kısa süre boyunca karların içinde koşturdu. Ne var ki mutluluğu uzun sürmedi. Okulun çıkış kapısına geldiğinde güneş epey yükselmişti. Aysima'nın içini tanıdık bir telaş kapladı. Koşarak eve doğru yola çıktı. Kapıyı açar açmaz Selim'in sert sesi duyuldu. "Nerede kaldın sen?" Aysima nefes nefeseydi. "Okul erken çıktı... Çocuklar..." Sözünü tamamlayamadı. Selim sert bakışlarını üzerinden çekmedi. "Evde yapılacak iş varken oyun mu oynuyorsun?" Küçük kız başını eğdi. "Özür dilerim baba." Selim başka bir şey söylemedi. Avluyu işaret etti. "Kovayı doldur." Aysima montunu bile çıkarmadan çeşmeye koştu. Soğuk su ellerini uyuşturuyordu. Az önceki kahkahası çoktan kaybolmuştu. O gece gaz lambasının ışığında ödül kitabını açtı. Fakat satırlara odaklanamıyordu. Aklında babasının yüzü vardı. Kendi kendine düşündü. "Demek ki çok gülmemek gerekiyor." Bu düşünce küçük yaşta zihnine yerleşti. O günden sonra sevindiğinde bile gülüşünü kısa kesmeye başladı. Ertesi hafta Nermin Öğretmen bunu fark etti. Ders arasında Aysima'yı yanına çağırdı. "Bir süredir eskisi kadar gülmüyorsun." Küçük kız cevap vermedi. "Seni üzen bir şey mi var?" Başını hafifçe iki yana salladı. "Yok öğretmenim." Bu doğru değildi. Ama doğruları anlatmanın bir şeyi değiştirmediğini öğrenmeye başlamıştı. Öğretmen daha fazla üstelemedi. Masasının çekmecesinden küçük, kırmızı kurdeleli bir kalem çıkardı. "Bunu sana vermek istiyorum." Aysima şaşkınlıkla baktı. "Neden?" "Çünkü yazmayı çok seviyorsun." Küçük kız kalemi iki eliyle aldı. Hayatında ilk kez yalnızca başarılı olduğu için değil, emek verdiği görüldüğü için bir hediye alıyordu. O gün eve dönerken çantasını her zamankinden daha dikkatli taşıdı. Kalemin kırılmasından değil... Kendisine ilk kez ait hissedilen o güzel duygunun kaybolmasından korkuyordu. Gece herkes uyuduktan sonra çantasını usulca açtı. Kırmızı kurdeleli kalemi çıkardı. Defterinin en arka sayfasına titrek harflerle tek bir cümle yazdı. "Bir gün ben de öğretmenim gibi iyi bir insan olmak istiyorum." Yazdığı cümle eğri büğrüydü. Bazı harfler birbirine karışmıştı. Ama o satır, Aysima'nın kurduğu ilk gerçek hayaldi. Henüz bilmiyordu... Hayat, onu bu hayalden çok uzaklara savuracaktı. Fakat o küçücük kızın içinde filizlenen iyilik duygusunu hiçbir acı tamamen yok edemeyecekti.

Uygulamada reklamsız oku