Bölüm 4 / 5
Bölüm 4 – Sınıfın Arka Sırasındaki Kız
1995 – Aysima 6 Yaşında Sonbahar, köy yollarını yeniden sararmış yapraklarla doldurmuştu. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte horozlar ötmeye başlamış, ince bir sis tabakası tarlaların üzerine çökmüştü. Kerpiç evlerin bacalarından yükselen duman, serin havaya karışıyordu. Bugün diğer günlerden farklıydı. Bugün Aysima ilk kez okul formasını giyecekti. Aslında forma yeni değildi. Emine Nine'nin torununun yıllar önce giydiği lacivert önlük yıkanıp ütülenmiş, boyu Aysima'ya göre biraz kısaltılmıştı. Kumaşı eskimişti ama tertemizdi. Aysima önlüğü eline alınca uzun uzun baktı. Parmak uçlarıyla yakasını düzeltti. Yüzünde, uzun zamandır görülmeyen masum bir heyecan vardı. Ayfer mutfakta kahvaltıyı hazırlıyordu. Küçük kız usulca yanına yaklaştı. "Anne..." Ayfer başını kaldırmadan, "Ne var?" diye sordu. "Nasıl olmuş?" Aysima önlüğünü göstermek için kendi etrafında küçük bir dönüş yaptı. Kadın birkaç saniye baktı. "Kirletmeden gel." dedi yalnızca. Ne "çok yakışmış" dedi... Ne de gülümsedi. Aysima'nın yüzündeki heyecan küçücük de olsa sönmüştü. Yine de ses çıkarmadı. Çünkü artık beklentilerini sessizce içine gömmeyi öğrenmeye başlamıştı. Kapının önünde Emine Nine bekliyordu. Elinde küçük bez bir çanta vardı. "Haydi bakalım öğrencim." Aysima'nın yüzü yeniden aydınlandı. Kadının elini tuttu. İkisi birlikte köy okuluna doğru yürümeye başladılar. Yol boyunca karşılarına başka çocuklar da çıktı. Kimisi annesinin elini tutuyordu. Kimisi babasının omzuna yaslanmış yürüyordu. Aysima onları sessizce izledi. Bir an kendi elini tuttuğu yaşlı kadına baktı. Sonra gülümsedi. Emine Nine bunu fark etti. "Kafanı kurcalayan bir şey mi var?" Aysima başını iki yana salladı. "Yok." Aslında vardı. O da bir gün annesiyle okula gelmenin nasıl bir his olduğunu merak ediyordu. Köy okulu tek katlı, eski ama bakımlı bir binaydı. Bahçesinde büyük bir ceviz ağacı vardı. Çocuklar koşturuyor, kahkahalar yükseliyordu. Aysima bir an olduğu yerde durdu. Bu kadar çok çocuğu bir arada ilk kez görüyordu. Kalbi hızla atmaya başladı. "Ben... içeri girebilir miyim?" Emine Nine eğilip gözlerinin içine baktı. "Orası artık senin de okulun." Bu söz, küçük kızın içindeki bütün korkuyu biraz olsun hafifletti. Zil çalınca öğrenciler sınıflarına girdi. Sınıfın kapısında güler yüzlü bir kadın duruyordu. "Hoş geldiniz çocuklar." Adı Nermin Öğretmen'di. Kırklı yaşlarının başındaydı. Yumuşak bakışlı, sakin sesli bir kadındı. Her çocuğu tek tek karşılıyor, isimlerini soruyordu. Sıra Aysima'ya geldi. "Adın ne güzelmiş." "Aysima." Küçük kız utangaçça başını eğdi. "Hoş geldin Aysima." İlk kez biri adını böyle sıcak bir sesle söylemişti. Nermin Öğretmen onun omzuna hafifçe dokundu. "Hadi bakalım, istediğin sıraya otur." Aysima sınıfın en arka köşesindeki sıraya geçti. Kimsenin dikkatini çekmemek istiyordu. İlk ders boyunca neredeyse hiç konuşmadı. Sorular soruldu. Diğer çocuklar ellerini kaldırdı. O ise sessizce öğretmenini dinledi. Defterini özenle açtı. Kalemini dikkatlice tuttu. Yazdığı ilk çizgileri defalarca silip yeniden yaptı. Yanlış yapmaktan korkuyordu. Nermin Öğretmen sıraların arasında dolaşırken Aysima'nın defterinde durdu. Çizgiler diğer çocuklara göre çok daha düzgündü. "Kimin defteri bu?" Aysima ürkekçe elini kaldırdı. "Benim." Öğretmen gülümsedi. "Çok özenli çalışmışsın." Sınıftaki birkaç çocuk dönüp ona baktı. Aysima'nın yanakları kızardı. Hayatında ilk kez yaptığı bir şey fark edilmişti. Teneffüste çocuklar bahçeye koştu. Aysima ise sınıfta kaldı. Pencereden dışarıyı izliyordu. Bir süre sonra yanına Zeynep geldi. "Neden çıkmıyorsun?" "Bilmiyorum." "Hadi gel." "Ya oyun bozarsam?" Zeynep gülümsedi. "Öğrenirsin." Küçük kız, arkadaşının uzattığı eli tuttu. Bahçeye birlikte çıktılar. İlk başta sadece izledi. Sonra ip atlayan kızların yanına geçti. İpi birkaç kez ayağına doladı. Diğer çocuklar gülecek sandı. Ama Zeynep yalnızca, "Bir daha dene." dedi. İkinci denemede başardı. Üçüncüde daha da iyi oldu. Aysima istemsizce güldü. O kahkaha, belki de aylar sonra ilk kez bu kadar içtendi. Günler birbirini kovalamaya başladı. Aysima okulu çok seviyordu. Her sabah erkenden kalkıyor, defterlerini özenle çantasına yerleştiriyordu. Dersleri dikkatle dinliyor, verilen ödevleri eksiksiz yapıyordu. Nermin Öğretmen bunu fark etmişti. Bir gün sınıfta küçük bir okuma çalışması yaptırdı. Sıra Aysima'ya geldiğinde sesi önce titredi. Ama birkaç cümle sonra kendine güvenmeye başladı. Metni yanlışsız okuyunca sınıfta kısa bir alkış yükseldi. Öğretmen, "Aferin sana." dedi. Bu iki kelime, Aysima'nın bütün gününü güzelleştirdi. Akşam eve döndüğünde elinde öğretmeninin verdiği yıldız çıkartması vardı. Kapıyı açınca heyecanla annesine seslendi. "Anne!" Ayfer tandırın başındaydı. "N'oldu?" "Öğretmen bana bunu verdi." Küçük yıldızı avucunda gösterdi. "Çünkü çok güzel okudum." Ayfer yıldız çıkartmasına birkaç saniye baktı. Sonra yeniden işine döndü. "İyi." Hepsi buydu. Aysima'nın parmakları yavaşça kapandı. Yıldızı cebine koydu. Biraz sonra Selim de eve geldi. Ayfer, "Kız bugün öğretmeninden yıldız almış." dedi. Selim çizmelerini çıkarırken umursamazca, "Ders çalışsın zaten." cevabını verdi. Ne bir soru sordu... Ne de kızına baktı. Aysima sessizce odasına geçti. Yıldız çıkartmasını defterinin ilk sayfasına yapıştırdı. Sonra uzun uzun onu seyretti. Belki evde kimse önemsemiyordu. Ama o küçük yıldız, ilk kez bir şeyi başarabileceğini kendisine fısıldıyordu. Aradan birkaç hafta geçti. Bir gün Nermin Öğretmen öğrencilerden aileleriyle ilgili kısa bir resim yapmalarını istedi. Çocuklar renkli kalemlerini çıkardı. Kimi annesini çizdi. Kimi babasıyla top oynarken kendini. Kimi bütün ailesini el ele... Aysima uzun süre boş kâğıda baktı. Sonra küçük bir ev çizdi. Evin önüne tek bir kız çocuğu yaptı. Yanına da yaşlı bir kadın... Başka kimseyi çizmedi. Nermin Öğretmen sıraları gezerken resmin önünde durdu. "Evinizde kimler yaşıyor Aysima?" Küçük kız sessizce cevap verdi. "Annem... babam..." Öğretmen resimde onları göremeyince şaşırdı. "Peki bu yanındaki kim?" Aysima'nın yüzünde hafif bir tebessüm oluştu. "Emine Nine." Nermin Öğretmen hiçbir şey söylemedi. Sadece küçük kızın saçlarını usulca okşadı. O an anladı ki... Bazı çocukların resimlerinde eksik olan kişiler, aslında hayatlarında da eksikti. Ve o günden sonra Nermin Öğretmen, sınıfın arka sırasında sessizce oturan o ay yüzlü kızla biraz daha yakından ilgilenmeye karar verdi. Ertesi sabah Aysima, öğretmeninin saçını okşadığı anı düşünerek uyandı. Hayatında ilk kez bir yetişkin ona acıyarak değil, değer vererek dokunmuştu. O küçücük hareket, bütün gece zihninden çıkmamıştı. Sessizce yatağını topladı. Ayfer çoktan uyanmış, mutfakta sabah hazırlıklarını yapıyordu. "Anne, ben kümesteki yumurtaları toplayayım mı?" diye sordu. Ayfer kısa bir bakış attı. "Dikkat et de kırma." Aysima hemen avluya çıktı. Sabahın serinliği yüzüne vurdu. Tavuklar ayaklarının dibinde dolaşıyor, ara sıra gıdaklayarak birbirlerini kovalıyordu. Yumurtaları tek tek sepete yerleştirirken sanki çok önemli bir görev yapıyormuş gibi özen gösteriyordu. İçeri döndüğünde sepeti masaya bıraktı. Ayfer yumurtalara göz gezdirdi. Hiçbiri kırılmamıştı. Kadın hiçbir şey söylemedi ama sepeti yeniden kontrol etmedi. Bu bile Aysima için küçük bir güven işaretiydi. Okulda günler hızla geçmeye başladı. Artık harfleri tanıyor, kısa kelimeleri okuyabiliyordu. Her yeni öğrendiği kelime, ona sanki yeni bir pencere açıyordu. Bir gün Nermin Öğretmen sınıfa ince kapaklı birkaç hikâye kitabı getirdi. "Bu kitapları sırayla okuyacağız." dedi. Çocukların gözleri parladı. Kitapların kapağında rengârenk çizimler vardı. Nermin Öğretmen ilk kitabı Aysima'ya uzattı. "Bunu önce sen oku. Bitirince arkadaşlarına anlatırsın." Aysima şaşkınlıkla kitabı aldı. "Ben mi?" "Evet." "Korkuyorum öğretmenim." "Korkmak öğrenmeye engel değildir." Bu söz, küçük kızın içine işledi. Akşam eve döndüğünde yemeğini bitirir bitirmez odasının köşesine çekildi. Gaz lambasının loş ışığında kitabın ilk sayfasını açtı. Bazı kelimeleri okuyabiliyor, bazılarında ise durup uzun uzun düşünüyordu. Her takıldığında parmağıyla harfleri takip ediyor, tekrar tekrar deniyordu. Kapının önünden geçen Selim, kızını kitabın başında görünce durdu. "İşin gücün bitti mi?" Aysima irkilerek ayağa kalktı. "Bitti baba." "Öyleyse yarınlık odunları da hazırla." "Tamam." Kitabı hemen kapattı. İçinde küçük bir hayal kırıklığı vardı. Ama itiraz etmedi. Odunları taşırken aklında hâlâ hikâyenin yarım kalan sayfaları dolaşıyordu. Ertesi gün teneffüste Nermin Öğretmen onu yanına çağırdı. "Kitabı okuyabildin mi?" Aysima mahcup bir ifadeyle başını eğdi. "Hepsini bitiremedim." "Neden?" "Eve gidince işler vardı." Öğretmen birkaç saniye sessiz kaldı. "Üzülme." Sonra masasının çekmecesinden küçük bir ayraç çıkardı. Üzerinde mavi çiçekler vardı. "Kitabını burada bırakabilirsin. Her gün ders bitince yarım saat sınıfta okuyabilirsin." Aysima'nın gözleri büyüdü. "Gerçekten olur mu?" "Elbette." O günden sonra okul çıkışlarında herkes evine giderken Aysima yarım saat daha sınıfta kalmaya başladı. Sessizlik içinde kitap okuyor, anlamadığı kelimeleri öğretmenine soruyordu. Bu yarım saat, günün en sevdiği zamanı olmuştu. Bir cuma günü okulda küçük bir resim sergisi düzenlendi. Her öğrenciden hayalini çizmesi istendi. Çocukların kimi doktor oldu, kimi pilot, kimi çiftçi çizdi. Aysima uzun süre düşündü. Sonra büyük bir ağaç resmetti. Ağacın altında küçük bir ev vardı. Evin penceresinden sarı bir ışık taşıyordu. Kapının önünde ise el ele tutuşmuş iki kişi vardı. Resimde yüzler belirgin değildi. Nermin Öğretmen çizime uzun uzun baktı. "Bunlar kim?" Aysima omuz silkti. "Bilmiyorum." "Peki neden el eleler?" Küçük kız duraksadı. "Çünkü... kimse yalnız olmasın istedim." Öğretmen cevap vermedi. Sadece resmin sağ alt köşesine küçük bir yıldız çizdi. Aysima o yıldızın ne anlama geldiğini bilmiyordu. Ama ilk kez kurduğu bir hayal, biri tarafından güzel bulunmuştu. O akşam Emine Nine uğradığında Aysima heyecanla resmini gösterdi. Yaşlı kadın dikkatle inceledi. "Ne güzel çizmişsin." "Ben böyle bir ev istiyorum." "Nasıl bir ev?" "Kavga olmayan." Emine Nine'nin gülümsemesi yavaşça kayboldu. Küçük bir çocuğun kurduğu hayalin oyuncak ya da şeker değil, huzurlu bir ev olması yüreğini burkmuştu. Yaşlı kadın eğilip Aysima'nın alnına küçük bir öpücük kondurdu. "İnşallah bir gün tam da böyle bir evin olur." Aysima başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Akşam güneşi yavaş yavaş dağların arkasına çekiliyordu. O an bunu sadece güzel bir temenni sandı. Oysa yıllar sonra o söz, hayatının en büyük gerçeğine dönüşecekti.