
Aysima
Romantik Dram
"Yüzü ay gibi güzeldi... Ama kaderi, geceden bile karanlıktı." Bazı insanlar bir ömre sığacak acıyı çocukluğunda yaşar. Aysima ise daha gözlerini dünyaya açtığı gün kaderine yenik düşmüştü...
Doğduğu gün istenmeyen bir bebekti Aysima... Çocukluğu sevgisiz, gençliği acılarla geçti. Her defasında hayata tutunmaya çalıştı ama kader onu yeniden karanlığa sürükledi. Tam her şey bitti dediği anda karşısına çıkan bir adam, ona ilk kez sevginin ne olduğunu öğretecekti. Peki yıllarca kırılmış bir kalp yeniden güvenebilir miydi? "AYSİMA", acının, sabrın ve yeniden doğuşun yürek burkan hikâyesi...
İlk 3 bölüm web'de ücretsiz · toplam 3 bölüm
1. Bölüm
Bölüm 1 – Ay Gibi Doğan Çocuk
"Bazı çocuklar oyuncaklarla büyür... Bazılarıysa sessizce taşıdıkları yaralarla."
Gece, köyün üzerine ağır ağır çökmüştü. Sonbaharın son günleriydi. Rüzgâr, çıplak dalları birbirine vuruyor, eski kerpiç evlerin arasından uğuldayarak geçiyordu. Ara sıra uzaktan bir köpek havlıyor, ardından her yer yeniden sessizliğe gömülüyordu. Köyün en eski evlerinden birinin önünde ise alışılmadık bir telaş vardı. Evin içinden yükselen sancılı çığlıklar, gecenin sessizliğini paramparça ediyordu. "Dayan kızım... Az kaldı..." diye seslendi ebe kadın, ter içindeki Ayfer'in alnını silerken. Ayfer cevap vermedi. Gözlerini tavana dikmiş, dişlerini sıkarak sancıya direnmeye çalışıyordu. Kapının önünde volta atan Selim ise her çığlıkta daha da huzursuz oluyordu. Elindeki sigarayı art arda yakıyor, bitmeden yenisini çıkarıyordu. Komşusu Hasan omzuna dokundu. "İnşallah bu sefer oğlun olur." Selim derin bir nefes verdi. "Olacak." Sesinde dua değil, emir vardı. "Bu defa olacak." Çünkü iki yıl önce doğan ilk bebeği birkaç günlükken yaşamını yitirmişti. Selim o günden beri tek bir şey söylüyordu. "Bana soyumu sürdürecek bir erkek lazım." Ayfer bunu biliyordu. Herkes biliyordu. Evde günlerdir tek konuşulan buydu. Saatler geçmişti. Ayfer'in sesi artık kısılmıştı. Gücünün son damlasını da tüketmiş gibiydi. Ebe kadın bir an durdu. Sonra heyecanla bağırdı. "Hadi Ayfer! Bir kez daha!" Ayfer bütün gücüyle bağırdı. Ve birkaç saniye sonra... Küçücük bir ağlama sesi duyuldu. İncecik... Ama bütün evi dolduran kadar güçlü... Ebe kadının yüzüne istemsizce bir tebessüm yayıldı. "Maşallah..." Kollarındaki bebeğe baktı. Ay ışığı, küçük pencereden içeri süzülüyor, bebeğin yüzüne vuruyordu. Bembeyaz teni... Minicik burnu... Uzun kirpikleri... Sanki yeni doğmuş değil de uyuyan bir melekti. Ebe kadın hayranlıkla fısıldadı. "Yüzü ay gibi..." Sonra derin bir iç çekti. "Allah bahtını da güzel etsin." Kapı açıldı. Selim heyecanla içeri girdi. İlk sorduğu şey bebeğin iyi olup olmadığı değildi. "Kız mı?" Ebe kadın birkaç saniye sustu. Sonra başını eğdi. "...Kız." O küçücük kelime, odadaki bütün havayı değiştirdi. Selim'in yüzündeki umut yavaş yavaş silindi. Dudakları sıkıldı. Omuzları düştü. Bir süre hiçbir şey söylemedi. Sonra öfkeyle dışarı çıktı. Kapı öyle sert kapandı ki duvardaki eski çerçeve sallandı. Ayfer gözlerini kapattı. Yanağından sessizce bir damla yaş süzüldü. Ne bebeğine baktı... Ne de onu kucağına almak istedi. Ertesi sabah köyün kadınları geçmiş olsun demek için eve gelmeye başladılar. Biri çorba getirmişti. Diğeri süt. Bir başkası küçük bir yelek örmüştü. Bebeği gören herkes aynı şeyi söylüyordu. "Aman Allah'ım..." "Ne kadar güzel." "Maşallah." "Yüzü ay gibi parlıyor." Yaşlı komşulardan Emine Nine bebeğin yüzüne uzun uzun baktı. Sonra gülümsedi. "Adını Aysima koyun." Ayfer şaşkınlıkla baktı. "Neden?" "Aysima..." "Ay yüzlü demektir." "Ona çok yakışır." Odadaki kadınlar da aynı fikirdeydi. Gerçekten de bebek, ismini daha o gün hak etmiş gibiydi. Fakat salonda oturan Selim, konuşmaları duyunca homurdandı. "İstediğiniz adı koyun." "Ne fark eder." Bu söz, Ayfer'in içini burktu. Çünkü kocasının sesinde tek bir damla sevgi bile yoktu. Günler geçtikçe ev yeniden eski sessizliğine döndü. Ama bu sessizlik huzurdan değil, sevgisizlikten doğuyordu. Aysima ağladığında çoğu zaman Ayfer yatağından bile kalkmıyordu. Ebe kadın birkaç kez uğrayıp: "Yeni doğan bebek sık sık emzirilmeli." dese de Ayfer isteksiz davranıyordu. Yorgundu. Kırgındı. Belki de doğumdan sonra içine çöken karanlıkla baş edemiyordu. Fakat küçük Aysima bunların hiçbirini bilmiyordu. O yalnızca acıktığında ağlıyor... Üşüdüğünde ağlıyor... Kucağa alınmak istediğinde ağlıyordu. Bazen komşu kadınlar gelir, onu severdi. Emine Nine her gelişinde aynı şeyi söylerdi. "Bu kızın yüzü ay gibi güzel." Sonra nedense sesi yavaşlardı. "Ama Allah bahtını da güzel etsin." Bu cümle zamanla köyde herkesin diline dolanacaktı. Henüz kimse bilmiyordu. Ama yıllar sonra insanlar Aysima'dan bahsederken başka bir cümle kuracaktı. "Yüzü ay gibi güzeldi..." "...ama kaderi gece kadar karanlıktı." Bir akşam Selim eve sinirli döndü. Tarlada işleri yolunda gitmemişti. Kapıyı sertçe açtı. Ayfer sessizce sofrayı hazırlıyordu. Aysima ise eski beşiğinde mışıl mışıl uyuyordu. Tam o sırada bebek uyanıp ağlamaya başladı. Selim öfkeyle döndü. "Şunu sustursana!" Ayfer hemen beşiğe yöneldi. Kucağına aldı. Fakat Aysima susmuyordu. Belki gazı vardı... Belki sadece annesinin sıcaklığına ihtiyaç duyuyordu. Selim yumruğunu masaya vurdu. "Bir kız doğurdun..." "Bir de gece gündüz ağlıyor." Ayfer'in gözleri doldu. Sessizce: "O daha bebek..." diyebildi. Selim hiddetle ayağa kalktı. "Bebekmiş..." "Oğlan olsaydı yine böyle ağlar mıydı?" Ayfer cevap vermedi. Çünkü bu evde cevap vermenin çoğu zaman daha büyük fırtınalara yol açtığını öğrenmişti. Aylar birbirini kovaladı. Aysima emeklemeye başladı. Sonra ilk adımlarını attı. Bir gün küçük ayaklarıyla sendeleyerek babasına doğru yürüdü. Yüzünde koskocaman bir gülümseme vardı. Belki babası onu kucağına alırdı. Belki saçını okşardı. Belki "Aferin kızım." derdi. Tam Selim'in dizine yaklaşmıştı ki... Adam ayağa kalktı. Hiç bakmadan dışarı çıktı. Kapı kapandı. Aysima olduğu yerde kaldı. Ne olduğunu anlayamamıştı. Gülümsemesi yavaşça silindi. Minik gözleri kapıya takıldı. Arkasından bakmaya devam etti. Ayfer mutfaktan bu manzarayı gördü. İçinde küçücük bir sızı hissetti. Ama yine de gidip kızını kucağına almadı. Çünkü kendi içindeki sevgiyi bile yıllar önce susturmayı öğrenmişti. O gece Emine Nine uğradı. Aysima'yı dizine oturttu. Saçlarını okşadı. Küçük kız ilk kez kahkaha attı. Emine Nine'nin gözleri doldu. "Bir çocuğun gülüşü evi bereketlendirir." Selim duymazdan geldi. Yaşlı kadın, Aysima'nın minicik ellerini avuçlarının içine aldı. İçinden bir dua etti. "Allah'ım..." "Bu yavrunun karşısına onu gerçekten sevecek insanlar çıkar." O dua, yıllar sonra bambaşka bir anlam kazanacaktı. Ama bunu henüz ne Emine Nine biliyordu... Ne de beşiğinde yeniden uykuya dalan küçücük Aysima... Dışarıda rüzgâr yeniden şiddetlenmişti. Ay bulutların arasına gizlenirken kerpiç evin penceresinden içeri sadece loş bir ışık süzülüyordu. Beşiğinde uyuyan küçük kız, iki elini yüzünün yanına koymuştu. Sanki bütün dünyanın kötülüklerinden habersizdi. Oysa kader, daha ilk nefesini aldığı gece onun için sessizce yazılmaya başlamıştı. Ve bu hikâye, yalnızca bir kız çocuğunun büyüme hikâyesi değil... Sevgisizliğin insan ruhunda açtığı derin yaraların hikâyesi olacaktı.







