MyStoryBölüm 3 / 4

Bölüm 3 / 4

3.BÖLÜM

/ 12 yıl sonra /

İnsanoğlu çabuk unuturdu. Unutmam dediği ne varsa, hiç olmamışçasına unuturdu. Günler geçiyordu, aylar geçiyordu ve hatta yıllar geçiyordu. Zeliş, geçen bu yıllarda evin gelini değil kızı olmuştu. Büyümüştü, güzelleşmişti ve bir bakan bir daha bakar olmuştu. Büyüdükçe Baran'ın kocası olduğu gerçeği kalbine yerleşmiş, benimsemiş ve sahiplenmişti. Fakat Baran için bu aynı değildi.

O da İstanbul'un bir köşesinde büyümüş, düşünceleri değişmiş ve çok başka bir insan olmuştu. Kendi gerçeklerini inkâr eder olmuştu. Öyle ki bu geçen yıllarda tüm ailesi gelip onu görmüş, özlem gidermişti; bir tek Zeliş'i görmemişti. Bu on iki yıl boyunca yılda toplasan ancak dört beş kere Zeliş ile konuşmuş ve artık Baran'ın kalbinde olmayan Zeliş, aklından da silinmeye başlamıştı.

Zeliş her sabah yaptığı gibi uzun masayı donatırken, bir sabah daha Baran'ın dönme hayaliyle uyanmıştı. Baran'ın okulu bu yıl bitecekti ve Zeliş, Baran'ın ona geleceği için yerinde duramıyor, her geçen gün bu umuda biraz daha bağlanıyordu. Avludaki çiçekleri sularken bile gözü yoldaydı; her araba sesinde kalbi duracak gibi oluyor, her kapı gıcırtısında nefesini tutuyordu. Geceleri yatağına uzandığında, on iki yıldır görmediği kocasının yüzünü hayal etmeye çalışıyor ama elinde sadece sararmış bir fotoğraf ve Instagram'daki uzak kareler kalıyordu.

Zeliş yaptıkları pişileri masaya koyarken, Mizgin ablası da demledikleri çayı masanın ucuna koymuştu. Berfin taş merdivenlerden koşa koşa indiği sırada Zeliş, adım seslerinden onun geldiğini anlamıştı.

"Yavaş in, düşeceksin," diye uyarıda bulunan Zeliş'i aldırmayan Berfin çoktan yanlarına ulaşmış ve elindeki makyaj çantasını masanın ortasına bırakmıştı.

"Bugün hanginize makyaj yapacağım?" diye hevesle soran Berfin ile Mizgin gözlerini belertti.

"Kız Allah aşkına, senin yüzünden abimle kavga yapıyoruz, bana elleşme," diyen Mizgin ile Berfin dudak büktü.

"Gerçekten abim kırılan hayallerimin başrolü. Elinde süt kuzusu gibi karısı var, makyaj yapmama izin vermiyor," dedi yakınarcasına. Zeliş kıkırdadı buna.

"Belki de süt kuzusu gibi karısı olduğu için izin vermiyordur."

Berfin son üç yıldır Zeliş ve Mizgin'i makyaj mankeni bellemiş, onlar da tüm denemelerini yapıyordu. Çok da güzel yapıyordu kız ve bunu paraya dökmek istiyordu; fakat babası karşı çıkıyordu, aşiretimize yakışmaz diye.

"Yok vallahi Zeliş'e yap," diyen Mizgin eliyle Zeliş'i gösterdi. "Bir gün yeğenim olduğunda ona yapacağım, bakalım o zaman ne yapacak abim?" dedi, ilk bulduğu sandalyeye oturup dudak bükerken. Mizgin'in bir an yüzündeki gülücükler solarken bunu sadece Zeliş fark etmişti.

Mizgin ve Azat'ın çocuğu olmuyordu ve her ikisi de yıllardır tedavi görüyorlardı, fakat hiçbir sonuç alamıyorlardı. Şu an Berfin'in bunu demesi, fark etmese de Mizgin'in kalbinde bir sızı yarattı. Zeliş, Mizgin'in dolan gözlerine dayanamadı ve boğazını temizledi. Hemen konuyu değiştirmek istercesine araya girdi.

"Uzatma dedim Berfin, bana yaparsın." Zeliş uyarıda bulunarak Berfin'e bakarken, Berfin kafa sallamakla yetindi. Zeliş'i ablasından ayırt etmiyordu. Bir sürü abisi vardı, hiç ablası yoktu ama Mizgin'i de Zeliş'i de ablası bellemişti.

"Aslında sana yapmam daha iyi, Baran abim geldiğinde sana böyle ilk bakışta aşk olsun," dedi Berfin hayallere dalarak.

Zeliş bu düşünceye iç çekerken, Mizgin ise gözlerini kıstı ve kızın art arda iç çekmesine baktı.

"Yanmış bu, su ver," dedi Mizgin ima ile. Berfin kahkaha atarken, Zeliş utancından yerin dibine girmiş, yanakları kızarmıştı. Elini yanağına götürdü, avuçlarının altındaki sıcaklığı hissetti. Baran'ın adı geçtiğinde hâlâ böyle oluyordu işte; on iki yıl geçse de kalbi aynı heyecanla çarpıyordu.

Mizgin ile Berfin kendi aralarında gülüşürken, bu kez merdivenlerden Delal Hanım indi.

"Allah muhabbetinizi arttırsın, sabah sabah keyfiniz yerinde," dedi kızlarına bakarak.

"Yerinde tabii anne. Abim gelecek ya, yengemi şimdiden bir panik, heyecan bastı," dedi Berfin dalga geçerek. Delal Hanım, utancından yerin dibine girmiş Zeliş'e baktığında elinde olmadan o da güldü.

"Tövbe estağfurullah. Kızım ayıptır, baban gelecek duyacak," dedi Delal Hanım yine de kızını uyararak. Berfin omuz silkerken, Rezan Ağa ve Azat çalışma odasından çıkmış onlara doğru geliyorlardı.

"Günaydın kızlarım," dedi Rezan Ağa ve masanın başına oturdu.

"Günaydın baba..." Hepsi aynı anda günaydın derken, Delal Hanım'ın da oturması ile herkes masada yerini aldı. Rezan Ağa masada gözlerini gezdirdi ve kaşlarını çatıp Delal Hanım'a baktı.

"Nerede yine bu zibidiler?" dedi ikiz oğullarından bahsederek. Delal, karşısında oturan oğluna bakarken Azat tek elini yukarı kaldırdı, 'ben karışmıyorum' der gibi.

"Ağam, sabah işleri varmış gittiler, okulla ilgilidir," dedi kadın, oğullarını babalarının dilinden kurtarmak adına. Fakat Rezan Ağa hiç inanmamış, dümdüz bakmaya devam ediyordu karısına.

"O okul bu sene de bitmesin, değil onları şirketin başına koymak, sanayideki dükkânın başına bile koymam," dedi Rezan Ağa işaret parmağını sallayarak. Delal Hanım kafasını sallarken yine Azat ile göz göze geldi ve kafasını salladı oğluna, 'sen dur' der gibi baktı.

"Diğer zibidi de İstanbul'u birbirine katıyor," dedi Rezan Ağa. Bu defa Azat'a baktı ve söylendi. "Bir ara onlardan sen böyle çıktın. Ben bunlarla baş edemiyorum," dedi Rezan Ağa kınarcasına.

Zeliş, Baran'ın konusu geçer geçmez dikkat kesilmişti, fakat ardını getirmeyen Rezan Ağa ile yerinde dikleşti. Ellerini kucağında birleştirdi, nefesini tuttu. Mizgin neden dikleştiğini anladığı için gülmemek için dudağını ısırdı ve babasına döndü.

"Hayırdır baba, yine bir şey mi yapmış bizim oğlan?" dedi kız, Zeliş'in merakını gidermek adına.

"Daha ne yapsın kızım, sözde okul bitirmeye gitti. Okulun havuzu mu ne varmış, nasıl becerdiyse havuzunu yakmış."

Delal Hanım duyduğu ile kafasını sağa doğru büktü.

"Okulda havuz mu varmış?" dedi kadın hayret ederek. Azat ise kafasını iki yana salladı.

"Anacığım, garip olan okulda havuz olması değil, oğlunun su dolu havuzu yakabilmesi," dedi Azat.

"Hep senin yüzünden Azat," dedi Rezan Ağa bu sefer Azat'a dönerek. "Sen dedin gönderelim diye."

Azat derin bir nefes aldı. Arada kalmaktan sıkılmıştı.

"He baba, tamam haklısın," dedi geçiştirerek.

*

Zeliş, Delal Hanım'ın kahvesini uzatırken, gümüş tepside çoktan erkekleri işe yollamışlar, kendileri de salonda kadın kadına oturuyorlardı. Gümüş tepsiyi orta sehpaya bırakan Zeliş, Delal Hanım'ın çaprazındaki tekli koltuğa oturdu. Tam o sırada Delal Hanım'ın telefonu çaldı. Kadın telefonu açar açmaz "oğluşum" dedi. Zeliş hemen yerinde dikleşti. Delal Hanım sadece Baran'a böyle açardı telefonu.

Zeliş, belki Baran'ın sesini duyarım umuduyla gözlerindeki pırıltılarla bakıyordu Delal Hanım'a.

"Oy! Demek sonunda geliyorsun," dedi Delal Hanım eliyle dizlerine vurarak. Mizgin Zeliş'e baktığında, Zeliş elini kalbine götürmüştü heyecanla.

"Ay nasıl burnumda tütüyorsun oğlum," diyen Delal Hanım ile Zeliş onaylar gibi kafasını salladı. Delal Hanım'ın anlık bakışları Zeliş'e dönerken, Zeliş'in gözlerindeki o merakı fark etti. Kadının yüreği sızladı; on iki yıldır sabırla bekleyen bu kızın içindeki umudu görüyordu.

"Hem tek biz değil, bak karın da çok özledi seni. Çok küçüktünüz, birbirinizi tanımadınız. Gel artık da evini yuvanı bil, karını tanı."

Delal Hanım'ın dediğinden sonra Zeliş merakla kulak kesildi. Baran'ın ne söyleyeceğini çok merak ediyordu, fakat sesi dışarıya gelmiyordu.

"Bak dur, sana karını vereyim," diyen Delal Hanım telefonu Zeliş'e uzattığında, Zeliş dört ay sonra onun sesini duymanın heyecanı ile yerinden zıpladı ve hızla telefonu Delal Hanım'ın elinden alıp kulağına götürdü.

"Alo," dese de telefondan ses gelmiyordu. Sadece boş bir uğultu, bir kopukluk. Zeliş telefonu kulağından uzaklaştırdığında, telefonun çoktan kapanmış olduğunu gördü. Bütün sevinçleri içinde solup giderken yüzündeki gülümseme sadece bir şaşkınlığa dönüştü ve koca bir hayal kırıklığı kaldı geriye.

"Kapattı," dedi Zeliş sessiz bir şekilde ve telefonu Delal Hanım'a geri uzattı. Sesi o kadar ince, o kadar kırılgandı ki, salondaki herkesin yüreği burkuldu. Mizgin ve Berfin kızın yüzündeki o hayal kırıklığına üzülürken, Delal Hanım içinden oğluna sövüyordu.

"Herhalde işi vardı kızım, okuldaydı zaten." Delal Hanım kızı avutmak ister gibi konuştu ama kızın ikna olmadığı dolan gözlerinden belliydi. "Malum şimdi mezun falan oluyor, koşturuyordur oğlum."

Zeliş anlayacağını anlamış, kalbi paramparça olmuştu bile. Kız yavaşça kafasını salladı ve salondan dışarıya çıktı. Teras katındaki merdivenlere ilerledi ve taş merdivenlerin ortasında durup olduğu yere çöktü. Gözünden akan yaşlara engel olamazken elinin tersi ile onları sildi. Baran kendi sesini bile ondan esirgiyordu. Anne ve babasının zoru ile zaten onunla konuşuyordu.

Zeliş onu Instagram'dan takip ediyordu ama Baran, Zeliş'in Instagram'ı bile olduğunu muhtemelen bilmiyordu. Bu aile Zeliş'in şansıydı. Sıkmıyorlar, Berfin'den ayırt etmiyorlardı. Berfin'e ne yaptılarsa, Mizgin'e ve Zeliş'e de onu yapmışlardı. Rezan Ağa aşirete karşı gelip 'kızlar okumaz' öngörüsünü yıkmış, kendi kızını okuttuğu gibi Mizgin ve Zeliş'i de liseye kadar okutmuştu. Hatta üniversiteye gönderebileceğini söylediği halde Zeliş ve Mizgin kabul etmemişti. Çünkü biliyorlardı, aşiretin babalarının üstüne geleceğini. Gitmemeyi seçmişlerdi isteseler de.

Berfin'e telefon aldılarsa Zeliş'e ve Mizgin'e de aynısını almışlardı. Rezan Ağa gelinlerinin nerede ne yapacaklarını bildiklerinden emindi ve onlara güveniyordu. Zeliş Instagram'ını ilk açtığında Rezan Ağa'dan izin almış ve Rezan Ağa ise, "O deyyus Baran açıyorsa sen de aç," demişti kıza destek olarak.

Zeliş zaten görüyordu çocuğun fotoğraflarını. Ne yapsın, orada sırf huzuru bozulmasın Baran'ın diye söylemiyordu Delal Hanım ile Rezan Ağa'ya. Gece kulüplerinden çıkmıyor, her gün başka bir yerde fotoğraf atıyordu. Kimi zaman bir kızın omzuna yaslanmış, kimi zaman bir bardak tutarken... Zeliş bunları içi acıya acıya uzaktan izlerken, bir gün ona dönme umudu ile savaşıyordu. Her fotoğrafı saatlerce inceliyor, arka plandaki detaylara bakıp nerede olduğunu tahmin etmeye çalışıyordu. Mutsuz muydu, mutlu muydu, anlamıyordu. Ama içinde bir ses, Baran'ın aslında oralara ait olmadığını fısıldıyordu hep. İnanıyordu ki Baran bir gün dönecekti, Azat ve Mizgin gibi mutlu bir evlilikleri olacaktı.

Ama Baran dönse de Zeliş'i sever miydi? Zeliş bilmiyordu. Kendi başına merdivenlerde oturup ağlayan Zeliş'in yanına Mizgin çöktü ve hemen diğer tarafına da Berfin. İki kız da ona kollarını dolarken, Zeliş onlara sarılıp ağladı o merdivenlerde. Hıçkırıkları taş duvarlarda yankılandı; ne Delal Hanım ne Rezan Ağa duysun istedi, ama sesi tutamadı. Mizgin onun saçlarını okşarken bir şey demedi; Berfin ise sessizce elini tuttu. O an üçü de biliyordu ki bu acı, sadece bir başlangıçtı. Yarın daha fazla ağlayacağını bilmeden sustular.

*

Bir sabah daha... Zeliş kahvaltı masasını donatırken, yine her zamanki gibi Mizgin ona yardım ediyordu. Normalde konakta beşten fazla hizmetli vardı ama Mizgin ve Zeliş kahvaltıları kendileri hazırlamayı seçiyorlardı. Seviyorlardı iki kız sabah erkenden mutfağa girip bir şeyler yapmayı; günün geri kalanında zaten hizmetliler yapıyordu.

Zeliş gözleri dalmış bir şekilde çayları doldururken yanağından alınan makas ile irkildi ve sıcak suyun bir kısmını masaya döktü. Neyse ki çaydanlığı elinden düşürmedi, ama elinin üstüne sıçrayan birkaç damla ile canı yandı. Yine de aldırmadı; dünden beri içindeki yangının yanında bu neydi ki?

"Heyecanlandın değil mi yenge, beni gördün diye?" dedi Mirza hınzırlıkla. Gözlerinin içi gülüyordu, üzerindeki dağınık tişört ve yeni uyanmış saçlarıyla tam bir afacandı.

"Bir heyecanlandı bir heyecanlandı, eli ayağı titriyor," dedi Miran ise kardeşi ile dalga geçerek. İkizler ciddi anlamda konağın neşesiydi. Zeliş dünden beri dalıp gidiyor, yüzü gülmüyordu ama dünden sonra ilk defa yüzü güldü. Bu iki yaramaz, ne zaman içi sıkılsa onu güldürmeyi başarırdı.

"Bayılıyorum sana," dedi Zeliş ve elindeki çaydanlığı masanın kenarına bırakıp çocuğun omzuna elini koyup sıktı. Zeliş bu konakta Berfin, Mirza, Miran ve Mizgin ile gerçekten kardeş olmuş, Azat'ı ise abi bellemişti. Zeliş şu an sahip olduğu her şeyi bu aileye borçluydu. Öz ailesini dahi on iki yıldır görmüyordu; ne durumdalar bilmiyordu. Merak ediyordu ama babasıyla karşılaşacak diye korktuğu için annesi ve kardeşlerinden de haber almıyordu. Biliyordu ki Rezan Ağa onları bırakmaz, mutlaka kol kanat gererdi, ama kendisi Rezan Ağa'ya "ailem nasıl" diye sormaya korkuyordu. Ne cevap alacağından değil, belki de hiçbir şey duymak istemediğinden.

"Biliyordum, 12 yıl önce bu yaşta olsaydım seni almıştım." Mirza göz kırparken Zeliş güldü. Çocuk henüz 18 yaşındaydı ama 24 yaşındaki Zeliş'e teyze gibi davranıyordu; tabii arada böyle şakalar yapmaktan da geri durmuyordu.

"Oğlum o senin yengen, yengen," dedi Miran dalga geçerek kardeşiyle. Miran da Mizgin'in yanağından aynı makası alıp oturdu masaya.

"Çek lan elini karımın üstünden!" diyen Azat masaya gelmiş ve kardeşinin eline vurup karısını alnından öpmüştü. O da yerine oturduğunda Miran burnunu havaya dikti.

"Senin karın olabilir ama benim sırma saçlı Mizgin'im." Miran abisine işaret parmağını sallarken Azat kaşlarını çattı.

"O parmağını senin bir tarafına sokturtma çocuk!" dedi Azat aynı şekilde işaret parmağını kaldırıp direkt Miran'ın gözüne soktu. Miran acıyla bağırırken Berfin'in avludan sesi duyuldu çığlık çığlığa.

"Abim geldi! Abim geldi, aşağı gelin! Yenge abim geldi!"

Bağıran Berfin ile Zeliş dâhil herkes şoka girmişti. Delal ve Rezan Ağa merdivenlerden aşağı hızlı adımlarla inerken herkes terasa koşmuş, Zeliş onların arkasından bir süre dona kalmıştı. Hiç beklemiyordu bunu. Kalbi deli gibi çarpıyor, elleri titriyordu. On iki yılın hayali, şu an birkaç adım ötesinde gerçek oluyordu. Zeliş yutkunurken titreyen bacaklarını hareket ettirdi ve koşar adım o da terasa gidip avluya tepeden baktı. O sırada büyük tahta kapılar adamların açması ile geriye kadar açıldı ve işte... 12 yılın ardından ilk defa göz göze geldiler Baran ile.

Daha doğrusu Baran ve Baran'ın elinden tuttuğu kadın ile. Kadının diğer elinde, beş altı yaşlarında bir kız çocuğu vardı.

Zeliş'in dünyası o an durdu. Taş duvara tutundu, parmakları soğuk taşı kavradı. Gözleri kadına, sonra çocuğa, sonra tekrar Baran'a gitti. Bir şeyler söylemek istedi ama boğazı düğümlendi. Mizgin'in bakışları istemsiz bir şekilde Zeliş'e döndü. Kızın yüzüne çoktan acı yerleşmişti ve Mizgin bu saatten sonra olacaklar ile ürperdi. Elini Zeliş'in koluna koydu, sıktı; ama Zeliş hissetmedi bile.

"Baba ben geldim," dedi Baran ve kadını elinden tutup içeriye soktu. "Sana gelinini ve torununu getirdim," dedi adam. Sesi gür ve kararlıydı; sanki yıllardır bu anı planlamış, prova etmiş gibiydi.

Zeliş terasın taş duvarını sıkarken Rezan Ağa elindeki bastonu yere vurmuştu iki kere. Tok ses avluda yankılandı. Adamın çatık kaşlarının altındaki bakışları önce oğluna, sonra yanındaki kadına, sonra da çocuğa kaydı. Derin bir nefes aldı; göğsü kabardı, indi.

"Allah yardım etsin," dedi dişlerini sıkarken. Bu konaktaki son huzurlu gündü ve Rezan Ağa bunun farkındaydı. Güvenerek yolladığı oğlu, o kıza karşı yüzünü kara çıkartmıştı. Şimdi oğlu düşünsündü.

Uygulamada reklamsız oku