Bölüm 3 / 10
AŞK VE ÖFKE
On dakika kadar sonra reyon şefi, damatlığın olduğu kılıfı Nefise’nin eline tutuştururken taksiyle gidip gelmesini, taksi fişini almayı unutmamasını tembihledi. “Adres ve müşterinin ismi bu kartta yazıyor.”
Taksiyle yola çıktığında dalgındı. Gökalp’i ikinci defa görecek olması nedeniyle kalbinin bir yarısı rengarenkti, havai fişekler patlıyordu; diğer yarısı ise kapkaraydı. Sevdiği adam evleniyordu. Hayatının kalan kısmında başka bir kadına sarılarak uyuyacak, her sabah onunla uyanacak, onunla yaşlanacaktı. Hatta bebekleri bile olacaktı. Bu düşüncelerle tekrar ağlamaya başlayacakken taksi şoförünün sesini işitti. “Hanımefendi C kapısı burası.”
Teşekkür edip arabadan indiğinde başını kaldırıp önünde duran plazaya baktı, Strong Towers. Yarım, hüzünlü bir tebessümle gözlerini elinde tuttuğu kartvizite çevirdi. Gökalp Altay, HAN MİMARLIK. Sevdiği adamın isminin yazdığı kartı okurken Gökalp’in iki yıl önceki sözlerini anımsadı. “O, Maslak’ta gördüğümüz plazalar var ya, işte onlardan birinde kendi ofisim; bir sürü çalışanım olacak.
Etrafımda saygıyla eğilen insanlar olmasına rağmen beni her ziyarete geldiğinde sana kapıyı açan ben olacağım. Okulun bittiğinde de iş aramak zorunda kalmayacaksın çünkü sen gelmeden odan hazır olacak.”
Nefise ıslanan kirpiklerine, acı çekmesine rağmen gülerken kendi kendine mırıldandı “Hayaline ulaşmışsın, ama bensiz.”
Evden çıkarken arka cebine sıkıştırdığı peçeteyi çıkartıp gözlerini sildi. Kendinden emin dik duruşuyla kapıdan içeriye girdiğinde karşısındaki bankoya ilerledi. Görevliye Han Mimarlıktan Gökalp Altay için geldiğini söyledi.
Görevli yaptığı görüşmenin ardından Nefise'nin kimliğini alıp ziyaretçi kartını teslim etti. “21. Kat efendim,” dedi.
Gökalp’e ulaşmak için attığı her adımda Nefise'nin kalbi daha çok yandı. Sebep her ne olursa olsun ona gelmek, ıstıraplı olacağını bile bile közde çıplak ayakla yürümeye benziyordu. Ziyaretçi kartıyla turnikeden ve güvenlik cihazından geçmesinin ardından asansöre ulaştığında arkasını dönüp çıkış kapısına baktı. Geri dönse miydi? Ama geri dönerse işini kaybederdi ki paraya ihtiyacı vardı. İçinden kendi kendini yüreklendirecek sözleri tekrar etti. “Yapabilirsin Nefise, sen güçlü bir kadınsın. Başına bundan daha kötüleri de geldi, yine atlatırsın. Sadece beş on dakika sık dişini.”
Gelen asansör kabinine binip yirmi birinci kata ulaştığında kapı açıldı.
Karşısında, arkasında mimarlık şirketinin isminin yazdığı yeni bir banko vardı.
Takım elbiseli görevli kadına elindeki içi dolu elbise kılıfını gösterdi. “Gökalp
Bey’in damatlığını getirmiştim.”
Görevli “Sizi çok az bekleteceğim.” diyerek elindeki telsiz telefonundan tek bir tuşa dokunup birisini ararken Nefise çevresine bakındı. Gördükleri mimarlık şirketinin güçlü ve önemli bir şirket olduğunu gösteriyordu.
“Beni takip eder misiniz?” diyen görevlinin peşinden geçiş kartıyla bir koridora girdiler. Sonra aynı kartla başka bir kapıdan başka bir koridorda ilerlediler. Nihayet Gökalp’in odasının önünde durduklarında görevli kapıyı çalıp “Gel!” sesinden sonra içeriye girdi, yana çekilip eliyle Nefise'ye girebileceğini işaret etti. Çekimser adımlarla ondan istenileni yaptığında, karşısındaki masada teknik çizim kağıdının üzerinde elindeki pergel ve kurşun kalemle çizim yapan Gökalp görüş alanına girdi. Beyaz gömleğini dirseğine kadar katlayan genç adam sanki onun orada olmasını umursamıyormuş gibi işine devam etti. Görevli çıkıp kapıyı kapattığında Nefise varlığını göstermek için “Damatlığınızı getirmiştim.” dedi. “Nereye bırakmamı istersiniz.”
Gökalp çalışmasına devam ederken Nefise’ye bakmadan kurşun kalemi tuttuğu sağ eliyle “Şuraya.” dedi.
Onun bu tavrı Nefise'yi şaşırtmadı. Çünkü her şeye hazırlıklı gelmişti. Kısa bir an gözlerini kapatıp tekrar açtıktan sonra ona gösterilen ayaklı, iki tepeli ahşap askılığa ilerledi. Damatlığı kılıftan çıkartıp özenle askılığa astı, iyi günler dileyerek çıkış kapısına yürüdü. Bir an önce binadan çıkmak istiyordu. Fakat o, daha kapının koluna uzanırken Gökalp arkasından seslendi. “Bekleyin! Pantolonu deneyeceğim. Bakalım paça boyu istediğim gibi olmuş mu?”
Nefise üzüntüsünün yanında artan öfkesiyle dişlerini sıktı. Gökalp’in bilerek, ona işkence yapmak için beklettiğinin farkındaydı. Cevap vermeden geri döndü, pantolonunu giymesini bekledi. Gökalp ofisin içinde bulunan başka bir kapıdan girip üzerinde damatlığın pantolonuyla çıktığında “Bu, olmamış.” dedi. “Çok kısa yapmışsınız.”
Nefise göz göze gelmekten kaçınarak genç adamın paçalarına baktı. Kısa değildi. Hatta uzun bile sayılırdı. “Ama sen zaten pantolonunun paçalarını hep böyle yaptırırsın.” dedi. Farkında olmadan dudaklarından dökülen sözcüklerden sonra kendini cezalandırmak için tutamadığı dilini ısırdı.
Aldığı cevaptan sonra konuşmayan Gökalp tekrar içeriye gitti. Saniyeler sonra burnundan soluyarak geri döndüğünde pantolonu odanın ortasına fırlattı.
“Olmamış diyorsam, olmamış!”
Sevdiği adamla bir odada yalnız olması, geçmişin güzel anılarının kıskacında mahvolmuyormuş gibi bir de Gökalp’in sürekli terslemesi, pantolonu yere çarpması sabrını taşırdı. “Beni neden buraya çağırdın!” dedi. “Ayağına getirmek seni kesmedi mi?”
Nefise’nin sözleriyle Gökalp, aralarındaki mesafeyi kapatarak kolunu tuttu. “Sen bana hesap mı soruyorsun? Ne hakla! Kimsin sen, nesin!”
Kolu acıdığından neredeyse ağlamak üzereydi. Oysaki sevdiği eskiden kıyamazdı ona. Değil tenini acıtmak, kalbini kıracak tek kelime sarf etmezdi. Gökalp’i ilk defa bu kadar öfkeli, bu kadar acımasız görüyordu. Ona daima aşkla, sevgiyle bakan gözleri yine ilk defa bu kadar soğuk, merhametsiz bakıyordu. Ne ondan ayrıldığı gün ne de başka bir kadınla evleneceğini duyduğunda kaybetme duygusunu bu denli güçlü hissetmemişti. Çünkü artık birlikte olmasalar bile içinden bir his hep bitmediğini, bitemeyeceğini söylemişti. Ama bu karanlık soğuk bakış… Bu bakış onu sonsuza dek kaybettiğini ayan beyan tasdikliyordu.
“Neden ağlıyorsun? Ne bekliyordun! Gecenin bir yarısına kadar sevişip sabaha kadar kollarımda uyuduktan sonra sabah sesli bir mesajla, beni bok gibi ortada koyup giden kadını çiçeklerle mi karşılayacaktım?”
Duyduklarına dayanamayan Nefise hissettiği acıyla “Sus!” dedi. “Allah aşkına daha fazla konuşma.” Fakat Gökalp susmadı. Cebinden telefonunu çıkartıp Nefise’nin veda ettiği ses kaydını açtı. “Olmuyor Gökalp, yapamıyorum. Zaten baştan beri hep bir soru işareti vardı kafamda. Şu an daha iyi anlıyorum. Bizimkisi sadece alışkanlıktan ibaretmiş. Bu aşk değil. Üzgünüm ama artık ben yokum. Lütfen arama beni, peşime düşerek daha da zorlaştırma. Bitti.”
Ses kaydında geçen her kelimeyi ezberleyen Gökalp, Nefise’nin sesine eşlik ederek veda kaydını bitirdiğinde içinde kopan fırtınayla telefonu yere attı. Kolundan tuttuğu genç kadını sarsarak “Demek sadece alışkanlıktı ha!” dedi. “Senin için öyleydi belki ama benim için değildi. Ne kadar üzüleceğimi, nasıl yıkılacağımı, senden sonra ne hale geleceğimi hiç düşündün mü? Bu kadar mı değersizdim gözünde. Yüreğime ateş düşürüp kaçmak bu kadar mı kolaydı. Bunca yılında mı hatırı yoktu. En azından aşkıma saygı duyabilirdin. Bu aptalca kayıtla terk etmektense, yüzüme bakarak delikanlı gibi istemediğini söyleyebilirdin. En azından bu kadarını hak etmiştim”
Gökalp’in duygularıyla, ona verdiği zararla ilk defa yüzleşen Nefise damatlığı getirirken bunları duyacağına ihtimal vermemişti. Her şeyi düşünmüştü. Aşağılanmayı, terslenmeyi… Sonuçta evlenmek üzere olan bir adam için geçmişinde kalan bir gölgeydi artık. Onun içinde yara olarak kaldığını ve bunu bu kadar kolay şekilde ima edeceğini tahmin etmemişti. Neredeyse dağılmak, dizlerinin üzerine düşmek üzereydi. Tükenmekte olan mecaline rağmen Kolunu Gökalp'ten kurtaran Nefise üzgün olduğunu tekrarladı. “Böyle olmasını istemezdim. Ama mecburdum”
Konuştukça hata üzerine hata yapan Nefise durumu nasıl kurtaracağını düşünürken Gökalp ‘Mecburdum’ kelimesinde takılı kalmıştı. Kafasında oluşan soru işaretleri yüzünden bir şeylerden şüphelenmiş gibi “Neye mecburdun Nefise?” diye sordu.
Kırdığı pottan sonra Nefise ne cevap vereceğini şaşırdı. En doğrusu veda şeklinden dolayı böyle söylediğini ifade etmekti. “Yani yüz yüze konuşmak zor olacaktı.”
Bir şeyler döndüğü hissine kapılan Gökalp tekrar kolunu tuttu. “Benden ne saklıyorsun? Seni tanıyorum. En azından birazcıkta olsa tanıdığımı düşünüyorum. Anlatmadığın bir şeyler var. O gün, geceden sabaha kadar ne değişti, söyle!’”
İyice çıkmaza giren Nefise için odadan çıkmanın tek bir yolu kalmıştı. O nedenle onu Gökalp’e cevap vermekten kurtaracak kelimeler dudaklarından döküldü. “Çünkü başka birisine âşık olmuştum”